(2709 S. K. m. 138) (5237 S. K. m. 43, 53, 62, 106) (5271 S. K. m. 253, 254)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dairemizce duruşma açılmasına karar verilerek, yapılan yargılama sonucunda;
İDDİA: Aliağa Cumhuriyet Başsavcılığının 03/02/2016 tarih ve 2016/125 Esas sayılı iddianamesi ile sanıklar M. Y. ile V. Y.'in TCK 106/2-c, 43/2.maddeleri gereğince cezalandırılmaları istenilmiştir.
YEREL MAHKEME HÜKMÜ: Aliağa 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/137 Esas, 2017/861 Karar sayılı ilamı ile;
Sanık M. Y. hakkında birden fazla kişi ile birlikte tehdit suçundan TCK 106/2-c, 43/1, 62.maddeleri gereğince 2 yıl 1 al hapis cezası ile cezalandırılmasına,
Sanık V. Y. hakkında birden fazla kişi ile birlikte tehdit suçundan TCK 106/2-c, 43/1, 62.maddeleri gereğince 2 yıl 1 al hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
SANIKLAR V. Y. VE M. Y. MÜDAFİİ İSTİNAF DİLEKÇESİNDE ÖZET OLARAK: "İzmir Ceza İnfaz kurumunda Hükmen Tutuklu bulunan ağabeyleri Ş. Y.'i ziyarete gittikleri esnada yanlarında bulunan ve hükmen tutuklu kişinin oğlu olan 3 yaşındaki küçük çocuğun X ray cihazından girdiği esnada iki kez sinyal vermesi üzerine sanıklarca küçük çocuğun kemer ve ayakkabısı çıkarılarak tekrar geçirilmiş ancak bu esnada” X Ray da görevli olmayan müştekilerin buna rağmen sanıkları dışarı çıkartıp içeri almak istememeleri üzerine dışarıda oldukları esnada görüşün açık görüş olması ve saat sınırı bulunması nedeni ile müvekkillerden Veysi müştekiye hitaben geç kaldıklarını ve görüş” haklarına tecavüz olduğu serzenişinde bulunmuş ise de müşteki B.in” bu sanığa hitaben ağır sözler söyleyerek tahkir etmiş ve bu esnada yaşanan arbede sonucu tutulan tutanak gereği sanıklar hakkında iş bu kamu davası ikame edilmiştir.
İlk derece yerel mahkeme yaptığı yargılama sonunda; Her iki sanığın iddia edildiği üzere: Sanıkların” müştekilere” karşı birden fazla kişi ile tehdit suçunu işledikleri sabit olduğu gerekçesi ile TCK 106/2-c, 43/1, 62. 53/1 a-c-d-e maddeleri gereği” sanıkların neticeten ayrı, ayrı 2 Yıl 1 Ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar vermiştir.
İlk derece mahkemesince verilmiş olan bu kararı usul ve yasaya uygun bulmadığımız gibi eksik inceleme sonucu verildiği inancı ile müvekkiller lehine bozulması için istinaf etme zaruretimiz doğmuştur.
İddiaya konu eyleme ilişkin müştekiler tarafından tanzim edilmiş olan tutanak tetkik edildiğinde; Sanıklar X Ray dan içeri girdikleri esnada X rayda görevli olmayan müştekiler müştekiler tarafından sebepsiz olarak sanıklar dışarıya çıkartılmış dışarıda oldukları esnada müştekiler tarafından sanıklara hitaben tavırlarını devam ettirmeleri halinde içeri alınmayacakları ihtar edilmiş bundan sonra sözde sanıklarca müştekilere tehdir içerikli sözlerin söylenmiş olduğu iddia edilmiştir. Tutanağın” olayı gerçek anlamda izah eden bir tutanak olarak kabul edildiğinde sözde tehdit içeren sözlerin içeride değil dışarıda olduğu iddia edilip tutanak tanzim edilmiştir.
Oysa gerek müştekiler ve gerekse tutanakta imzası bulunan ve gerçekte X Rayda asıl görevli olan memur M.ın anlatımlarında X Ray cihazından geçmekte olan 3 yaşındaki çocuğun geçişi esnasında sinyal verildiği görevli M.'ın uyarısı sonucu çocuğun kemerinin çıkartılarak tekrar geçtiğinde yine sinyal vermesi üzerine bu kez çocuğun ayakkabısının çıkartıldıktan sonra tekrar geçtiğinde sinyal vermediği ve geçişin sağlanmasına rağmen X Rayda görevleri olmayan müştekiler tarafından sebepsiz olarak” sanıkların dışarı çıkartıldığı bu esnada tehdit içeren sözlerin içeride ve kamera kaydı yapılan alanda söylendiği ifade edilmiş ise de, yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde sanıklar tarafından müştekilere hitaben tehdit içerikli sözler söylendiğine ilişkin tespit yapılamamıştır.
Nitekim mahkemede yemini tahtında dinlenmiş olan keza tutanakta da imzası bulunan X Ray da asıl görevli olması sebebi ile sanıklar ile bire bir muhatap olan Tanık M. D. hakim huzurundaki yeminli ifadesinde; " ..Küçük erkek çocuğunun ilk geçişte ayakkabısı ikinci geçişte kemeri sinyal verdi bizde bu şekilde geçemeyeceğini söyledik yanımıza infaz koruma memuru B. H. geldi bu sırada M. Y., B. H.e omuz vurdu bu nedenle sanıkları kapının dışına aldık orada sanıklar yabancı dil ile müştekiye yönelik bazı kelimeler kullandılar. Türkçede bazı kelime ve cümleler kurdular fakat olayın üzerinden zaman geçtiği için tam olarak ne dediklerini hatırlamıyorum ." demiştir.
Tanığın bu ifadesi irdelendiğinde; Olayın başlama sebebinin 3 yaşındaki küçük çocuğun X Ray dan geçişi esnasında sinyal verdiği bunun üzerine tanık M.'ın istemi ile” sanıklar tarafından sırası ile çocuğun ayakkabısının soydurulduğu yine sinyal vermesi üzerine kemerininde çıkartıldıktan sonra sinyal verilmediği ve bu durum neticesinde girişin gerçekleşmesi gerekir iken X Ray da görevli olmayan müştekiler tarafından sebepsiz olarak sanıkların dışarı çıkartılmasından sonra arbede yaşanmış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca tüm olayları çocuğun ayakkabı ve kemerinin sinyal verdiğini sanıkların yabancı dil ile sözde müştekilere karşı cümleler kurduğunu hatırlayabilen ve sanıklar ile asıl muhatap olan bu tanığın sanıklar tarafından müştekilere karşı gerçekten tehdit içerikli sözler söylenmiş olsa idi bunları unutabilmesi hayatın olağanlığı ile bağdaşamayacağı göz önüne alındığında savunma olarak beyan edilen sanık ifadelerinin gerçeği yansıttığı, iddia edildiği gibi tehdit içerikli sözler sarf etmedikleri, sabit olduğu halde sadece müştekilerin tutanak ve” kendi ifadeleri ile çelişen tanık beyanı ile keza kendi içerisinde de çelişen beyanlarına itibar edilerek sanıklara ceza verilmiş olması” şüpheden sanık yaralanır ilkesine uygun değildir.
Nitekim, sanıkların suçu işlediklerine ilişkin müştekilerin soyut iddiaları dışında dosya içeriğinde beyan belge delil olmadığı halde kararın gerekçe bölümünde raporda böyle bir tespit olmadığı halde bilirkişi raporu ile sabit olduğu gerekçesinin yazılarak hüküm tesis edilmiş olması da usul ve yasaya uygun olmadığı gibi eksik inceleme sonucu hüküm kurulmuş olduğunun açık bir ifadesidir.
İfadeler tetkik edildiğinde X Ray cihazında asıl görevli kişinin müştekiler değil Tanık olarak dinlenmiş olan M. D. olduğu çocuğu sinyal sebebi ile içeri almayan kişinin de doğal olarak tanık M. olduğu halde sanıklar tarafından M.a karşı hiç bir eylem ve söz söylenmemiş olmasına rağmen X Ray sinyalinden sonra olay yerine gelmiş olan Müştekinin görevi dışına çıkarak sanıkları tartaklayarak dışarı çıkartıp tahkir ettiği tanık M.'ın beyanlarından anlaşıldığı halde müştekilerin soyut ve başkaca delil ile desteklenmeyen beyanlarına göre mahkumiyet hükmü tesis edilmiş olması ceza hukukunun temel prensipleri ile de bağdaşmaz.
Müşteki B. Tarafından dışarı çıkartıldıktan sonra yaşlı anneleri ve küçük çocuk ile açık görüşe gelmiş olan sanıklar görüş saati bitmeden içeriye girme mücadelesi verdikleri esnada uzun yıllar” Almaya'da yaşamış olmaları sebebiyle” Türkçeyi düzgün konuşamayan sanıkların kendi aralarında uzatmayalım şeklinde konuşmalarını dahi bilmedikleri bir dil ile kendilerine küfür tehdit gibi yorumlayabilen müştekilerin soyut beyanları ile mahkumiyet hükmü tesis edilemeyeceği izahtan varestedir.
Tarafımızdan kabul edilmemekle beraber bir an için sanıkların tehdit suçunu işledikleri sübut bulsa dahi müştekilerin X Ray da görevli olmamalarına ve X Ray da görevli olan M.a karşı sanıklar tarafından hiç bir eylem ve söz söylenmemesine rağmen olay yerine gelip sanıkları zor kullanarak dışarı atan müştekilerin sanıklara karşı tutunmuş oldukları tavırların tahrik olarak kabul edilmemiş olması da ayrıca usul ve yasaya uygun değildir.
Tutanağın bizzat müştekiler tarafından tutulmuş olması tutanak mümzisi olarak imzası bulunan M. D.'in olay anında X Ray cihazında ki görevli olmasına rağmen kendisine hiç bir eylem ve sözde bulunulmamış olması, Bilirkişi raporunda sanıkların müştekileri tehdit ettiğine ilişkin bir tespitin yapılamamış olması bu durumda aksi sabit olmayan savunmalara göre sanıkların Beraati yönünde hüküm tesis edilmesi yerine mahkumiyet hükmü tesis edilmiş olmasında usul ve yasaya uygunluktan bahsedilemez.
Nitekim” yerel mahkemece sanıkların eylemi her ne kadar birden fazla kişi ile tehdit olarak değerlendirilmiş ise de yerel mahkemece yapılmış olan suç tanımlaması da yasaya uygun olmadığı gibi TCK 43/2 delaleti ile 43/1 maddesi gereğince cezada arttırım yapılmış olmasının da yasa ile telif edilebilir bir yanı bulunmamaktadır.
Sanıkların müştekilere karşı sözde tehdit olarak kullanmış oldukları iddia edilen söz "...hele siz bizi içeri almayın o zaman sizi görürüm..." şeklinde beyan edildiği ifade edilen söz tehdit içeren bir söz olmamakla beraber iddianamede de yazıldığı üzere söyleniş biçimi olarak (Görürüm) bu söz tek kişi tarafından söylenmiş söz olduğu halde hangi saik ve gerekçe ile eylemin birden fazla kişi ile tehdit olarak nitelendirilmiş olduğu hüküm fıkrasında açıklanamamıştır. Bu yönü ile de karar TC. Anayasası 138. madde başta olmak üzere usul ve yasaya uygun değildir.
Kendilerinde hiç bir kabahat olmamasına ve olayın mağduru olmalarına rağmen TC. Devleti ve kurumları ile görevlilerine karşı duydukları itibar ve saygı nedeni ile olaya müteakip sanıklar tarafından kurum müdüründen özür dilenmiş olması hususu mahkemece göz önüne alınmamış ve hatta bu savunmanın gerçek olup olmadığı da araştırılmamıştır. Bu yönü ile de karar usul ve yasaya uygun değildir.
Son olarak sanıklardan M. Y.'in sabıkasız oluşu mahkemedeki iyi hali göz önüne alındığında verilen cezanın ertelenmemiş olması ve keza bunun gerekçesinin de hükümde belirtilmemiş olması usul ve yasaya uygun değildir.
Nitekim Kararda suç nevinin Hakaret olarak yazılmış olması dahi yerel mahkemece dosyanın nasıl incelenmiş olduğunu ve savunmalarda arz ettiğimiz üzere hassas bir şekilde” tetkik edilmeksizin yargılama yapılıp karar verilmiş olduğu gerçeğini de ortaya koymaktadır.
Gerek arz ve izahına çalıştığımız ve gerekse yüksek mahkemece re'sen takdir edilecek sair tüm sebepler veçhile; “İstinaf talebimizin kabulü ile istinafa konu kararın ortadan kaldırılmasına, yargılamanın yüksek mahkemenizce duruşmalı olarak icrası ile sanıkların beraatine karar verilmesini, mahkemece bu talebimizin uygun görülmemesi halinde aynı gerekçeler ile istinafa konu kararın müvekkillerim lehine bozulmasına karar verilmesini vekil edenlerim adına saygı ile arz ve talep ederim.” şeklinde talepte bulunduğu anlaşılmıştır.
İSTİNAF YARGILAMA SÜRECİ:
Sanık V. Y. adına usulüne uygun davetiye çıkarıldığı, davetiye tebliğine rağmen sanığın duruşmaya katılmadığı anlaşılmıştır.
Sanık müdafii: "Daha önceki istinaf dilekçemizi tekrar ederiz, ayrıca müvekkilim adına istinaf dilekçesi veren Av. H. A.'nin istinaf taleplerine katılıyoruz, taraflar uzlaşmışlardır, uzlaştırma nedeniyle düşme kararı verilmesini talep ederiz," şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık M. Y. ilk derece mahkemesindeki savunmasında; "Üzerime atılı suçlamayı anladım. Benim abim Ş. Y. ceza infaz kurumunda hükümlü olarak kalmaktaydı olay günü yanımda kardeşim V. Y. ve annem ile hükümlü abimin çocuğu M. Y. ile abimi ziyarete gitmiş idik. Ceza infaz kurumu içerisinde x-ray cihazından geçişimiz esnasında alarm çaldığı için bir çok defa bizi tekrar geçirttiler bu nedenle aramızda bir tartışma çıktı. Tartışma esnasında ben bir takım sözler söyledim fakat tehdit cümleleri kurmadım. Yine iddianamede yazılı olan tehdit cümlesini de söylemedim. Kardeşim V. Y. gençtir onun böyle bir cümle kurup kurmadığını da bilemiyorum. Şu anda olay esnasında hangi cümleleri kurduğumu hatırlamıyorum fakat yukarıda söylediğim üzere herhangi bir tehdidim olmadı" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık V. Y. ilk derece mahkemesindeki savunmasında; "Müştekileri cezaevinde infaz koruma memuru olmaları hasebiyle tanırım, olay tarihinde ben İzmir 2 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan yakınım Ş. Y.'i ziyarete gitmiştim, x ray kapısından geçişim esnasında kapı uyarı verdi, infaz koruma memurları beni uyardı, bundan ötürü aramızda tartışma yaşandı, ben kendilerine tehtit içerikli herhangi bir söz söylemedim iddianamede bahsedilen sözü sarf etmedim, biz uzak yerden Gümüşpaladan geldik bizi niçin ziyaret için almıyorsun dedim, üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, bilirkişi raporuna ilişkin bir diyeceğim yoktur" şeklinde beyanda bulunmuştur.
İstinaf yargılaması aşamasında Ailağa Cumhuriyet Başsavcılığı Uzlaştırma Bürosuna uzlaştırma konusunda yazı yazılmış Müştekiler B. H. Y. ve E. K. ile sanıklar V. Y. ve M. Y.'in uzlaştıkları anlaşılmıştır.
BAM CUMHURİYET SAVCISI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA: "İlk derece mahkemesi olan Ailağa 2.ASCM'ce sanıklar M. Y. ve V. Y. haklarında birden fazla kişi ile tehdit suçundan dolayı cezalandırılmalarına karar verildiği, iş bu kararın süresi içerisinde sanıklar müdafii tarafından istinaf edildiği anlaşıldığından, diğer istinaf taleplerinin reddine, ancak sanıkların eylemlerinin birlikte tehdit suçunu oluşturduğuna dair delil bulunmadığı, eylemlerinin TCK 106/1-1.maddesinde belirtilen tehdit suçunu oluşturduğu, bu suçun da uzlaşma kapsamında olan suçlardan olduğu, istinaf aşamasında uzlaşmanın usulüne uygun olarak gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından uzlaşma sebebiyle açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi mütalaa olunur," şeklinde mütalaada bulunmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İddianame içeriği, müşteki beyanları, sanık savunmaları, tanık M. D.'in yeminli beyanı, 30/12/2015 tarihli tutanak, CD çözüm raporu ve tüm dosya kapsamına göre;
Olay tarihinde her iki sanığında İzmir Açık Ceza İnfaz kurumuna ziyaret amaçlı geldikleri kurum girişinde X-ray cihazının sinyal vermesi üzerine görevli infaz koruma memurları olan müştekilerce sinyalli şekilde kurum içine alınamayacaklarının söylendiği, sanıkların içeri girmek hususunda tepki göstererek ikazlara rağmen ısrar ettikleri, müştekilerce içeri alınamayacakları kendilerine defaatle söylenmesine rağmen sanıkların müştekilere "siz bizi bir içeri almayın o zaman sizi görürüm, buranın çıkışı da var, biz Mardinliyiz, biz Gümüşpalalıyız" şeklinde tehdit içerikli sözler söylediklerinin anlaşıldığı, yerel mahkemece sanıklar hakkında birden fazla kişi ile birlikte tehdit suçundan TCK 106/2-c, 43/2.maddesi gereğince mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmış ise de,
Olayın aniden geliştiği, sanıklar arasında daha önceden birlikte tehdit iradesinin mevcut olmadığı, eylemin bu haliyle birlikte tehdit olmayıp, TCK 106/1-1.niteliğinde suçu oluşturabileceği kabul edilmiş, bu suçun 6763 Sayılı Yasa gereğince uzlaştırma kapsamında kaldığı göz önüne alınarak, istinaf yargılaması aşamasında uzlaştırma işlemi yapılmış, tarafların uzlaştıkları anlaşılmakla, 6763 sayılı yasa ile değişik CMK 253-254.maddesi gereğince” sanıklar hakkında açılan kamu davasının ayrı ayrı düşürülmesine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle,
1-CMK 280/2.maddesi gereğince, Aliağa 2.ASCM'nin 2016/137 Esas, 2017/861 Karar numaralı, 05/10/2017 karar tarihli ilamındaki sanıklar M. Y. ve V. Y. haklarında birden fazla kişi ile birlikte tehdit suçundan verilen mahkumiyet kararlarının alt bendleriyle birlikte KALDIRILMASINA,
2-Her ne kadar sanıklar M. Y. ve V. Y.'in hakkında müştekilere karşı birden fazla kişi ile tehdit suçundan TCK 106/2-c, 43/2.maddesi gereğince kamu davası açılmış ve Aliağa 2.ASCM'ce 05/10/2017 tarihli ilamı ile TCK 106/2-c, 43/1, 62. maddeleri gereğince mahkumiyet hükmü kurulmuş ise de, dosyada toplanan deliller sanık savunmaları, müşteki beyanları, tanık anlatımları bir bütün olarak değerlendirildiğinde olayın aniden geliştiği, sanıklar arasında daha önceden birlikte tehdit iradesinin mevcut olmadığı, eylemin bu haliyle birlikte tehdit olmayıp, TCK 106/1-1.niteliğinde suçu oluşturabileceği kabul edilmiş, bu suçun 6763 Sayılı Yasa gereğince uzlaştırma kapsamında kaldığı göz önüne alınarak, istinaf yargılaması aşamasında uzlaştırma işlemi yapılmış, tarafların uzlaştıkları anlaşılmakla, 6763 sayılı yasa ile değişik CMK 253-254.maddesi gereğince” sanıklar hakkında açılan kamu davasının AYRI AYRI DÜŞÜRÜLMESİNE,
Yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
Dair, sanıkların yokluğunda sanık V. Y. müdafiinin yüzüne karşı, Cumhuriyet Savcısının huzuru ile mütalaaya uygun olarak, CMK 286/2.maddesi gereğince, KESİN olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/10/2018 (¤¤)