Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2008-2-156 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 10-14/175-66
Karar Tarihi : 8.2.2010
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
10
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Doç. Dr. Mustafa ATEŞ, Mehmet Akif ERSİN, İsmail Hakkı
KARAKELLE, Doç. Dr. Cevdet İlhan GÜNAY, Murat ÇETİNKAYA,
Reşit GÜRPINAR
B. RAPORTÖRLER : İbrahim AYDEMİR, Sinan ÇÖRÜŞ, Nur Seda KÖKTÜRK
C. ŞİKAYET EDEN : - Gizlilik talebi bulunmaktadır.
D. HAKKINDA SORUSTURMA YAPILANLAR: 20
- İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.
Temsilcileri: Av. Dr. Kemal EROL, H. Hüsnü BABALIK
Süleyman Saba Cad. (Spor Cad) Spor Apt. No: 62/4
Valideçeşme-Beşiktaş/İstanbul
E. DOSYA KONUSU: İzocam Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin dışlayıcı fiyatlandırma
politikaları ve bayilik sistemi aracılığıyla 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği iddiası.
F. İDDİALARIN ÖZETİ: Şikayet dilekçesinde özetle,
- İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin (İzocam) uzun birsüre boyunca mineral 30
taşyünü piyasasında, Türkiye’de, geniş ürün portföyü ile en büyük ve tek
üretici olarak kaldığı, bu süre boyunca taşyününü hep yüksek fiyatlardan
piyasaya sunduğu,
- 2008 yılı başından itibaren fiyatları %70 gerilettiği ve bu gerilemenin girdi
maliyetlerindeki %50’lik artışa rağmen yaşandığı,
- İzocam’ın, sadece rekabetle karşılaştığı ürünlerde kampanya yaptığı, ancak
diğer ürünlerde fiyatları arttırdığı, bayilere sözlü olarak rakiplerin tekliflerinden
daha düşük fiyatlarla tedarik yapılacağı yönünde teminatlar verildiği, 2008
öncesinde bayilerine %35 iskonto yapan İzocam’ın bu oranı 2008 sonrasında
%70’e çıkardığı, ancak bu iskontoları sadece rekabetle karşılaştığı ürünlerle 40
sınırladığı,
- İzocam’ın fiyatlandırmasının zararına fiyatlandırma yoluyla haksız rekabet
teşkil ettiği
belirtilerek 4054 sayılı Kanun’un hakim durumun kötüye kullanılması yoluyla ihlal
edildiğinin tespit edilmesi ve gereğinin yapılması talep edilmiştir.
G. DOSYA EVRELERİ:
Kurum kayıtlarına 22.07.2008 tarih ve 4676 sayı ile intikal eden başvuru üzerine
düzenlenen 8.8.2008 tarih ve 2008-2-156/İİ-08-EA sayılı ilk inceleme raporu
10-14/175-66
2
14.8.2008 tarih ve 08-50 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek, 08-50/755-M sayılı
karar ile İzocam hakkında önaraştırma yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 50
Yapılan önaraştırma kapsamında 17.10.2008 tarih ve 2008-2-156/ÖA-08-İA sayılı
önaraştırma raporu 21.10.2008 tarih REK.0.06.00.00-110/328 sayılı Başkanlık
önergesi 23.10.2008 tarih ve 08-60 sayılı Kurul toplantısında görüşülmüş ve 08-
60/957-M sayı ile İzocam hakkında soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
İzocam hakkında soruşturma açıldığına ve 4054 sayılı Kanun’un 43/2. maddesi
uyarınca ilk yazılı savunmalarını göndermelerine dair bildirim, 7.11.2008 tarih ve
4499 sayılı yazı ile yapılmış; İzocam’ın 17.11.2008 tarihli yazı ile dosyaya erişim
talep etmesi üzerine İzocam temsilcileri 28.11.2008 tarihinde dosyayı incelemişlerdir.
İzocam tarafından gönderilen ilk yazılı savunma ise 15.12.2008 tarih ve 8113 sayı ile
Rekabet Kurumu kayıtlarına girmiştir. 60
Yapılan incelemeler sırasında İzocam tarafından tesis edilen bayilik ilişkilerinin de
rekabete aykırı bazı sonuçlar doğurabileceği hususu tespit edilmiş, buna ilişkin
değerlendirmeleri içeren 25.2.2009 tarih ve 2009-2-156/BN-09-İA sayılı bilgi notu
5.3.2009 tarih ve REK.0.06.00.00-110/62 sayılı Başkanlık önergesi ile 09-09 sayılı
Kurul toplantısında görüşülmüştür. Rekabet Kurulu, 5.3.2009 tarih ve 09-09/189-M
sayılı kararıyla yürütülmekte olan soruşturmanın kapsamının adı geçen bayilik
ilişkilerinin rekabete etkisinin tespiti amacıyla bu konuyu da içerecek şekilde
genişletilmesine ve söz konusu soruşturmanın süresinin bitiminden itibaren 3 ay
uzatılmasına karar verilmiştir.
Soruşturma süresinin uzatıldığı ve kapsamının bayilik ilişkilerini de içine alacak 70
şekilde genişletildiğine ilişkin bildirim 20.3.2009 tarih ve 1140 sayılı yazı ile yapılmış,
İzocam’ın konuya ilişkin ilk yazılı savunma mahiyetindeki yazısı 27.4.2009 tarih ve
2964 sayı ile Kurum kayıtlarına girmiştir.
Soruşturma heyeti tarafından hazırlanan 23.7.2009 tarih ve SR/09-5 sayılı
soruşturma raporu İzocam’a ve Kurul üyelerine tebliğ edilmiştir.
İzocam tarafından Kurum kayıtlarına 21.8.2009 tarih ve 5911 sayı ile intikal eden yazı
aracılığıyla ikinci yazılı savunmanın sunulması için 30 günlük ek süre talep edilmiştir.
Rekabet Kurulu’nun 26.8.2009 tarih ve 09-39/973-M sayılı kararıyla bu talep kabul
edilmiş, Kurul Kararı İzocam’a 2.9.2009 tarih ve 3785 sayılı yazı ile tebliğ edilmiştir.
İzocam’ın ikinci yazılı savunması 28.9.2009 tarih ve 6975 sayı ile Kurum kayıtlarına 80
girmiş, raportörlerce hazırlanan 13.10.2009 tarihli “İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin
İkinci Yazılı Savunmasına Karşı Ek Görüş” İzocam’a ve Kurul üyelerine tebliğ
edilmiştir.
İzocam tarafından Kurum kayıtlarına 26.10.2009 tarih ve 7676 sayı ile intikal eden
yazı aracılığıyla üçüncü yazılı savunmanın sunulması için 30 günlük ek süre talep
edilmiştir. Rekabet Kurulu’nun 4.11.2009 tarih ve 09-52/1251-M sayılı kararıyla bu
talep kabul edilmiş, Kurul Kararı İzocam’a 11.11.2009 tarih ve 4760 sayılı yazı ile
tebliğ edilmiştir.
İzocam’ın üçüncü yazılı savunması 17.12.2009 tarih ve 8960 sayı ile Kurum
kayıtlarına girmiştir. 90
İzocam’ın yazılı savunmalarında yer alan sözlü savunma toplantısı yapılması
yönündeki talep, Rekabet Kurulu tarafından değerlendirilmiş, Kurul’un 23.12.2009
tarih ve 09-60/1486-M sayılı kararı uyarınca sözlü savunma toplantısının 2.2.2010
tarihinde yapılması kararlaştırılmıştır. Sözlü savunma toplantısı davetiyeleri Kanun'un
46. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilgililere gönderilmiştir. Belirtilen tarihte yapılan
sözlü savunma toplantısının ardından, Rekabet Kurulu tarafından, 8.2.2010 tarih ve
10-14/175-66
3
10-14/175-66 sayılı nihai karar alınmış, söz konusu karar 15.2.2010 tarihinde tefhim
edilmiştir.
H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ:
İlgili raporda; 100
1. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin, taşyününden yapılan yalıtım malzemeleri
pazarında ve camyününden yapılan yalıtım malzemeleri pazarında hakim
durumda bulunduğu,
2. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin, bu pazarlardaki hakim durumunu,
a. Rekabetle karşılaştığı dönemlerde taşyünü ara bölme levhalarının
üretilmesi alanında yıkıcı veya seçici fiyatlandırma davranışlarıyla,
b. Rekabetle karşılaşmadığı dönemlerde ve/veya ürünlerde ise aşırı
fiyatlandırma davranışlarıyla
kötüye kullandığı sonucuna varılmasının mevcut deliller ışığında mümkün
olmadığı, 110
3. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin bayileriyle akdettiği Münhasır Bayilik
Sözleşmesinin Kanun’un 4. maddesinde belirtilen “belirli bir mal veya hizmet
piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti bozma ya da kısıtlama
amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan
teşebbüsler arası anlaşmalar” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği,
4. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin ilgili ürün pazarlarındaki pazar payları
dikkate alındığında bu anlaşmaların “2003/3 ve 2007/2 sayılı Rekabet Kurulu
Tebliğleri ile Değişik, 2002/2 Sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti
Tebliği” kapsamında grup muafiyetinden yararlanmasının mümkün olmadığı,
5. Söz konusu anlaşmalar Kanun’un 5. maddesinde belirtilen muafiyet koşullarını 120
yerine getirmediğinden bu anlaşmalara bireysel muafiyet tanınmasının
mümkün olmadığı,
6. Bahse konu anlaşmaların 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği ve cezai yaptırıma
tabi olduğu,
7. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin taşyününden yapılan yalıtım malzemeleri ve
camyününden yapılan yalıtım malzemeleri pazarlarındaki hakim durumunu
benimsediği münhasır bayilik ve prim sistemi uygulamalarıyla kötüye
kullandığı, dolayısıyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasının (a)
ve (e) bentlerini ihlal ettiği,
8. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin rapor kapsamında ihlal oluşturduğu tespit 130
edilen uygulamalarla aynı sonucu doğuran ya da doğurabilecek niteliğe sahip
uygulamalardan kaçınarak ihlale son vermesi gerektiğine yönelik olarak 4054
sayılı Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde karar alınması ve
ilgili teşebbüse bildirilmesi gerektiği,
9. 4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddesine aykırı uygulamaları nedeniyle, aynı
Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma,
Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde
Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” uyarınca İzocam Ticaret ve
Sanayi A.Ş.’ye idari para cezası uygulanması gerektiği
sonuç ve kanaatine ulaşıldığı ifade edilmektedir. 140
10-14/175-66
4
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1. Hakkında Soruşturma Yürütülen Taraf – İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.
Türkiye’de yalıtım sektörünün tüm segmentlerinde faaliyet göstermekte olan İzocam,
Koç Topluluğu bünyesindeyken Rekabet Kurulu’nun 06-85/1088-316 sayılı kararının
ardından Alamana Industries Co. S.A.K. (Alamana) ve Saint Gobain Isover (Isover)
şirketlerinin kurmuş olduğu bir ortak girişim hüviyeti kazanmışır.
Halka açık bir şirket konumundaki İzocam’ın halihazırdaki ortaklık yapısı aşağıdaki
gibidir:
Tablo 1: İzocam'ın Ortaklık Yapısı
Ortak Adı Sermaye Miktarı Sermaye Oranı %
İzocam Holding A.Ş. 23.374.476 95,07
Halka Açık 1.209.667 4,93
150
Tablo 2: İzocam Holding A.Ş.’nin Ortaklık Yapısı
Ortak Adı Hisse Adedi Sermaye Oranı % Oran
İzocam Ticaret ve
Sanayi A.Ş.'deki oran
(……….) (……….) (….) (….) (….)
(……….) (……….) (….) (….) (….)
(……….) (……….) (….) (….) (….)
(……….) (……….) (….) (….) (….)
(……….) (……….) (….) (….) (….)
(……….) (……….) (….) (….) (….)
Tablo 3: Saint Gobain Weber Yapı Kimyasalları San. ve Tic. A.Ş.’nin Ortaklık Yapısı
Ortak Adı Hisse Adedi Hisse Oranı (%)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
Tablo 4: Alghanim İzolasyon Yatırım A.Ş.’nin Ortaklık Yapısı
Ortak Adı Hisse Adedi Hisse Oranı (%)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
(……….) (….) (….)
İzocam 1967 yılından itibaren Isover’in lisans sahibi olduğu TEL Prosesiyle camyünü,
1993 yılından itibaren de Isover’in baglı istiraki ISOVER G+H AG’nin lisans sahibi
olduğu SILLAN prosesiyle taşyünü üretmektedir. Bunun yanı sıra İzocam, 1995
yılından itibaren ekstrüde polistiren (EPS) ve foamboard (XPS), 2000 yılından
itibaren de elastrometrik kauçuk üretimi yapmaktadır. 2005 yılında devralınan Tekiz
tesisinde ise İzocam Tekiz markası altında taşyünü panel, trapez ve poliüretan panel,
çatı-cephe kaplamaları ile soğuk depo paneli ürünleri üretilmektedir. Su yalıtım
pazarında da faaliyet gösteren İzocam, İzosu markalı polimetrik bitümlü su yalıtım 160
ürünlerini de üretmektedir.
İzocam, üretimini İstanbul, Eskişehir, Tarsus ve Gebze’de bulunan altı tesiste
gerçekleştirmektedir. Bu tesislerde üretilen ürünlere ve tesislerin kapasitelerine
aşağıda yer verilmiştir:
10-14/175-66
5
Tablo 5: İzocam Üretim Tesisleri ve Kapasiteleri
Tesis Ürün Kapasite (/Yıl)
Sandviç Panel (….) İstanbul
Trapez Sac (….)
Elastomerik Kauçuk (….) Eskişehir
Polietilen Köpük (….)
Gebze Taşyünü (….)
Gebze XPS (….)
Gebze Şişirilmiş Polistiren (….)
Tarsus Camyünü (….)
I.2. İlgili Pazar
I.2.1. İlgili Pazar Hakkında Genel Bilgiler
Yalıtım alanında kullanılmakta olan ürün türlerinden ilki mineral yünlerdir. Mineral
yünler taşyünü ve camyünü olmak üzere ikiye ayrılır.
Taşyünü, Türkiye’de 2008 yılına kadar İzocam ve Özpor Isı Yalıtım Ambalaj Sanayi 170
ve Ticaret A.Ş. (Özpor) firmalarınca üretilmekteyken bu tarihten sonra Kayseri’de
kurulan Beşler Tekstil Ticaret ve Sanayi A.Ş. (Beşler/İzober) tarafından da üretilmeye
başlamıştır1.
Taşyünü, inorganik ve volkanik bir taş olan bazalt taşının yüksek sıcaklıklarda
(1300°C–1400°C) eritilerek elyaf haline getirilmesi sonucu oluşmaktadır. Bu süreçte
lif haline gelen taş yanmaz özellik kazanmaktadır. EPS, XPS gibi yangın duyarlılığı
olmayan, 100-150 dereceden sonra yanmaya ve zehirli gazlar çıkarmaya başlayan
petrol bazlı ürünler ve daha düşük sıcaklıklarda (200-300oC) deforme olmaya
başlayan camyünü gibi ürünlerle kıyaslandığında yangına karşı olan bu dayanıklılığı,
taşyününü farklılaştıran en önemli unsurlardan biridir2. 180
Taşyünü, kullanım yeri ve amacına göre farklı boyut ve teknik özelliklerde
olabilmekte, değişik kaplama malzemeleri ile şilte, levha, boru ve dökme şeklinde
üretilebilmektedir. Konutlarda daha ziyade şilte kullanımı yaygınken, sanayi (fabrika)
binalarında ise levha taşyünü tercih edilmektedir. Taşyünü, ısı yalıtımı, ses yalıtımı,
akustik düzenleme ve yangın yalıtımı maksadıyla kullanılmaktadır. Yüzey mantolama
amacıyla yapıların iç ve dış cephelerinde, ara bölmelerde, otomotiv ve gemi
üretiminde tercih edilir. Üretim süreci, tüm diğer yalıtım ürünlerinin üretim
süreçlerinden bağımsız olup, ayrı bir tesis gerektirmektedir. Üretim tekniği nedeniyle
üretim sürecinde yüksek miktarda enerji kullanıldığından, enerji fiyatları üretim
maliyetinde önemli bir yer tutmaktadır. Yalıtımın yüksek yoğunluklu ürünler 190
kullanılarak gerçekleştirilmesinin gerekli olduğu hallerde, camyününe kıyasla daha
hesaplı olmakta, bu nedenle bu hallerde özellikle tercih edilebilmektedir. Öte yandan,
lifli yapısı nedeniyle su yalıtımının da gözetildiği durumlarda kullanılamamaktadır.
Bir diğer mineral yün olan camyünü ise inorganik silis kumunun yüksek sıcaklıklarda
eritilerek elyaf haline getirilmesi sonucu elde edilmektedir. Kullanım yeri ve amacına
göre, taşyününe benzer bir şekilde, farklı boyut ve teknik özelliklerde, değişik
kaplama malzemeleri eşliğinde, şilte, levha ya da boru şeklinde üretilebilmektedir. Isı
yalıtımı, ses yalıtımı ve akustik düzenleme maksadıyla kullanılmaktadır. Taşyününe
göre en büyük farkı, yangın yalıtımını tam olarak sağlayamamasıdır. Her ne kadar
her iki ürün de benzer üretim teknikleriyle üretilse de bu iki ürünün üretimi için iki ayrı 200
tesisin inşa edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, camyünü ve taşyünü arasındaki arz
1 Soruşturma sırasında Ankara’da Buldaç Yapı Sistemleri İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti (Buldaç)
firmasının da faaliyete başlama aşamasında olduğu görülmüştür.
2 Taşyünü 850 Co’de taşlaşmaya başlayıp ürün niteliğini kaybeder.
10-14/175-66
6
ikamesinin, yatırım maliyeti ve bu yatırımın gerektireceği süre göz önüne alındığında
kısıtlı olduğu söylenebilir.
Bir başka yalıtım ürünü olan XPS, petrol temelli bir ürün olup, polistiren
hammaddesinden ekstrüzyon yolu ile üretilmektedir. Kullanım yeri ve amacına göre
farklı boyutlarda ve basma mukavemetlerinde, değişik kenar ve yüzey şekillerinde ve
levha olarak üretilebilmekte; ısı yalıtımı amacıyla kullanılmaktadır. Üretim yöntemi,
kullanım amacı ve talep edenler bakımından camyünü ve taşyününden ayrılmaktadır.
Mineral yünlere göre çok daha fazla sayıda teşebbüs tarafından ve çok daha düşük
giriş maliyetleriyle üretilmektedir. Mineral yünlere oranla neme daha dayanıklı 210
olmakla birlikte onların aksine ses yalıtımı sağlamamakta ve tesisat yalıtımı amacıyla
kullanılamamaktadır. Benzer şekilde, EPS de XPS gibi petrol temelli, yangın yalıtımı
düşük, tesisat yalıtımında kullanılamayan, ancak mantolama sırasında diğer yalıtım
ürünleri yerine kullanılabilecek bir üründür.
Öte yandan kauçuk, kullanımı sadece tesisat alanıyla sınırlı olup tonaj ve ciro olarak
diğer üç yalıtım ürününün çok gerisinde kalan bir üründür.
Yukarıda bahsedilen ürünlerin tamamı genel anlamda yalıtım amacıyla kullanılmakla
beraber kullanım yerleri ve amaçları açısından oldukça büyük farklılıklar söz
konusudur. Binaların; çatı, yan cephe, ara bölme ve döşemelerinde ısı yalıtımının
sağlanması için taşyünü, camyünü ve XPS ürünleri arasından tercih 220
yapılabilmektedir3. Ancak, yangın yalıtımı için sadece taşyünü, ses yalıtımı için
camyünü ve taşyünü kullanılabilmektedir.4 Su yalıtımı söz konusu olduğundaysa
mineral yünler kullanılamamakta, ancak bünyesinde su tutmaması nedeniyle XPS
kullanılabilmektedir.
Taşyünü ve camyünü arasındaki en büyük farklılık ise, daha önce bahsedildiği üzere
yangın yalıtımıdır. Taşyünü, yüksek sıcaklıklarda kullanılabilirken camyünü yangın
yalıtımı sağlamamakta ve düşük sıcaklıklarda kullanılabilmektedir. Her iki ürünün
ortak bir özelliği de sıcaklık değişimlerinde ürün karakteristiğini korumasıdır. Başlıca
yalıtım ürünlerinin hangi sıcaklıklara kadar dayandığına ilişkin özetleyici bir tabloya
aşağıda yer verilmiştir. 230
Tablo 6: Başlıca yalıtım ürünleri ve bu ürünlerin kullanıldığı tavsiye edilen sıcaklık aralıkları
Ürün Adı Tavsiye edilen sıcaklık aralığı °C
Taşyünü + 2 / + 800
Camyünü + 2 / + 540
XPS - 60 / + 75
EPS - 100 / + 80
Kauçuk - 50 / + 150
Kısaca özetlemek gerekirse;
Taşyünü ve camyününün ilgili hammaddelerin fırınlarda eritilip elyaf haline
getirilmesiyle üretildiği, ancak her iki ürünün eritilme sıcaklıklarının ve
dolayısıyla fırınlarının farklılaştığı,
XPS’nin ise üretim yöntemi bakımından camyünü ve taşyününden tümüyle
ayrıldığı, çok daha fazla sayıda teşebbüs tarafından çok daha az maliyetle
üretildiği,
3 Mantolama söz konusuysa EPS’de bir alternatif olabilmektedir.
4 Seramik yünü ve kalsiyum silikat gibi kullanımı çok az olan ve yüksek fiyat farkı nedeniyle ikame
olmayan ürünler analiz dışı tutulmuştur.
10-14/175-66
7
Kullanım açısından XPS ve EPS’nin mineral yünlerle kısmi bir ikame olanağı
bulunmasına rağmen bu ürünlerin ısıya duyarlılığının olmaması, yangın
sırasında zehirli gazlar çıkarması, tesisat yalıtımında herhangi bir 240
kullanımlarının olmaması, ses yalıtımı sağlamaması gibi unsurlar göz önüne
alındığında bu ikamenin sınırlı olduğu,
Ürün çeşitliliği açısındansa XPS’nin, sadece levha şeklinde, camyünü ve
taşyününün ise levha, şilte ve boru şeklinde üretilebildiği,
Kauçuğun ise ağırlıkla tesisat alanında kullanıldığı, bu sınırlı kullanımın
kauçuk ürünlerinden elde edilen gelirin toplam cirodaki düşük payına da
yansıdığı
anlaşılmıştır.
I.2.2. İlgili Ürün Pazarı
Yukarıda anlatılan özellikleri nedeniyle camyünü, taşyünü ve petrol bazlı yalıtım 250
malzemelerinin ayrı pazarlar olarak değerlendirilebileceği anlaşılmaktadır. Özellikle
XPS, hem üretim biçiminin hem de kullanım amacının farklı olması nedeniyle mineral
yünlerden ayrılmaktadır. Mineral yünler arasında bir ölçüye kadar ikame imkanından
bahsedilebilmektedir. Taşyünü ve camyünü ise her ne kadar üretim biçimleri benzer
olsa da fırınlarının, kullanım yerlerinin ve sağladığı yalıtım kalitelerinin farklı olması
nedeniyle birbirinden ayrışmaktadır. Bu noktada göze çarpan en önemli farklılık,
yangın yalıtımının yalnızca taşyünüyle sağlanabilmesidir. Bununla beraber, mevcut
dosya bağlamında, yalıtım ürünlerinden, aralarındaki ikame seviyesinin aynı pazarda
değerlendirmelerini gerektirecek kadar yüksek olduğu herhangi bir grubun
bulunmadığı görülmektedir. Ayrıca, Rekabet Kurulu’nun vermiş olduğu önceki 260
kararlarda5 da; camyünü, taşyünü ve XPS ayrı ilgili ürün pazarları olarak
değerlendirilmiştir. Açıklanan nedenlerden dolayı ilgili ürün pazarları “taşyününden
yapılan yalıtım malzemeleri pazarı” ve “camyününden yapılan yalıtım malzemeleri
pazarı” olarak belirlenmiştir.
I.2.3. İlgili Coğrafi Pazar
Tanımlanan ürün pazarındaki ürünlerin satışının tüm Türkiye genelinde
gerçekleşmesi ve pazar farklılaşması yaratacak faktörlerin bulunmaması nedeniyle
ilgili coğrafi pazar “Türkiye” olarak kabul edilmiştir.
I.3. Hakim Duruma İlişkin Değerlendirme
4054 sayılı Kanun’un 3. maddesine göre hakim durum; 270
“Belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün rakipleri ve müşterilerinden
bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik
parametreleri belirleyebilme gücü” olarak tanımlanmıştır.
İzocam yetkilileri ile 22.12.2008 günü İzocam genel merkezinde yapılan görüşme
sırasında (………..) tarafından aşağıdaki hususlar ifade edilmiştir:
“Esasen İzocam için ne Özpor ne de İzober gerçek anlamıyla bir rakip olabilir.
Altyapıları, ürün çeşitleri, geçmişleri bunlar için yeterli değildir. Bizim ticari kararlar
alırken göz önüne aldığımız Rockwool, Fibran, Herakhlit gibi yurtdışında faaliyet
gösteren yılların üreticileridir. Bu firmalar milyon tonlara varan kapasitesi olan
firmalardır. Adı geçen firmalar mevcut pazarlarında bir sıkıntı yaşadıklarında 280
5 23.11.2006 tarih ve 06–85/1088–316 sayı ile 20.6.2007 tarih ve 07–53/582–193 sayılı Rekabet
Kurulu kararları.
10-14/175-66
8
Türkiye’ye girme eğilimindedirler. Dolayısıyla biz projeler için fiyat verirken bu
firmaları dikkate alırız.
Yurtiçindeki üreticiler İzocam ne verirse %5-10 civarında altına vereyim gibi bir
fiyatlama içerisindedirler. İzocam’ın kendisine rakip olma imkanı çok sınırlı bu
firmaların fiyat hareketleri yerine yurtdışındaki firmaların davranışlarını izlemesi
normaldir.
Her ay ihracat ve iç piyasa olmak üzere (….) ton ürün satmaktayız. Tahminimiz İzober
ve Özpor’un sırası ile (….)-(….)ve (….)-(….) ton aylık ürün satmakta olduğudur. Bu
kadar az ürün satan firmalar bizim ticari kararımızı çok fazla etkilemez.”
Kullanılan ifadeler İzocam’ın ticari karar alma ve fiyatlama davranışları sırasında 290
yurtiçindeki teşebbüslerden son derece bağımsız olduğunu açıkça ortaya
koymaktadır. Bu durum pazar paylarından da görülebilmektedir.
Tablo 7: Taşyünü Alanında 2003-2008 Yılları Arasındaki Pazar Payları (%)
2003 2004 2005 2006 2007 2008/9
İzocam (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Özpor (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İzober (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İthalat (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 8: Camyünü Alanında 2003-2008 Yılları Arasındaki Pazar Payları (%)
2003 2004 2005 2006 2007 2008/9
İzocam (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İzotoprak (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Özpor (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Taşyünü pazarında faaliyete geçtiği 1995 yılından 2003 yılına kadar tek yerli üretici
konumunda olması İzocam’ın pazarda oldukça güçlü bir konum edinmesini
sağlamıştır. Özpor’un pazara girdiği 2003 yılına kadar İzocam’ın pazar payı % (….)’lar
seviyesinde gerçekleşmiş, kalan yaklaşık % (….)’luk kısmı ithalat yoluyla pazara giren
ürünler teşkil etmiştir. 2003 yılından sonra da İzocam pazar lideri olmaya devam 300
etmiştir. Özpor’un sınırlı bir kapasiteyle pazara girmesi, bir fiyatlandırma savaşını
tetikleyecek agresif fiyatlandırma politikalarından imtina etmesi ve daha ziyade
İzocam’ın fiyatlandırma politikasını takip etmesi, İzocam’ın, liderlik konumunu
Özpor’a rağmen, pazar payını çok da düşürmeden devam ettirmesini sağlamıştır.
2008 yılının ilk çeyreğinde Beşler’in taşyünü üretimine başlaması sonrasında toplam
yerli üretici sayısı üç olmuştur. Ancak, Özpor piyasaya girmeden tekel konumunda
olan İzocam’ın pazar payı Özpor pazara girdikten sonra %(….)’ler seviyesine
oturmuş, İzober’in piyasaya girişi sonrasında da %(….) civarında gerilemiştir.
Piyasada dikkat çeken bir başka unsur, pazardaki firmaların toplam arz kapasitesinin
iç talebin oldukça üstünde olduğudur. Binalarda yalıtım malzemesi kullanımına 310
yönelik yasal zorunluluklardan ve enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle ısınma
maliyetinin yükselmesinin yalıtım ürünlerine olan talebi arttırmasından dolayı yakın
zamanda talep canlanması yaşanmıştır. Bu durumu takiben İzocam kapasitesini
arttırmış ve Beşler yeni bir oyuncu olarak pazara girmiştir. Şu an itibariyle toplam
yurtiçi üretim kapasitesi (….), toplam yurtiçi talep ise (….)-(….)ton civarındadır. Her ne
kadar, son iki senede piyasaya girmiş olan ve yakında girecek olan bazı teşebbüsler
bulunsa da atıl kapasitenin piyasaya girişler sırasında caydırıcı bir rol oynaması
muhtemeldir.
İzocam’ın camyünü alanındaki faaliyetleri ise daha da eskiye dayanmaktadır.
İzocam’ın zaten kuvvetli olan marka bilinilirliği en çok bu alanda hissedilmekte, 320
Türkiye’de camyünü genellikle İzocam olarak isimlendirilmektedir. Bu alanda da
10-14/175-66
9
pazar payı son 6 yıla bakıldığında istikrarlı bir şekilde %(….) seviyesinde seyretmiş,
2007 yılında ise %(….) seviyesini zorlamıştır.
Mineral yünler, havaleli ürünler olduğundan nakliye maliyetleri yüksektir, bu nedenle
ihracat ve ithalat da sınırlı olmaktadır. Türkiye pazarında fiyatların oldukça yükseldiği
ve “alıcıların sıra beklediği” bir dönem olarak nitelenen 2006 yılında dahi Avrupa’daki
Rockwool gibi güçlü oyuncular pazara oldukça sınırlı miktarda girebilmiş ve ithalat %
(….)’un altında kalmıştır. Bu durum İzocam’ın pazardaki gücünü perçinlemektedir.
Bu noktada değerlendirmeye alınması gereken bir başka husus, camyünü ve taşyünü
üretiminin ayrı ayrı maliyeti yüksek ve kurulumu uzun zaman alan tesisler 330
gerektirmesidir. Tesislerde kullanılacak ekipmanların siparişi, üretimi ve montajı en
az (….) ay sürmekte ve (….)-(….) milyon dolar arasında değişen bir kurulum maliyeti
ortaya çıkmaktadır.
İzocam’ın bayi ağının yaygınlığı ve ürünün bilinirliği hem kendisi hem de rakipler
tarafından kabul gören bir gerçektir. Özellikle büyük şehirler dışında kalan illerde
satış potansiyeli ve finansal gücü yüksek olan bayiler, İzocam ile uzun yıllardır
münhasıran çalışmaktadırlar. Mineral yünler ve yalıtım ürünleri konusunda İzocam’ın
Türkiye'nin en büyük firması olması ve ürün kompozisyonunun genişliği bu bayileri
münhasırlık çatısı altında tutabilmesini sağlayan önemli avantajlar olarak ortaya
çıkmaktadır. İzocam yalıtım sektörünün tüm temel segmentlerinde çok sayıda ürünle 340
faaliyet göstermektedir.
Nitekim önaraştırma kapsamında raportörlerce görüşülen kimi İzocam bayileri de
diğer markalarla değil İzocam bayileriyle rekabet ettiklerini ifade etmişlerdir.
Özetle, İzocam’ın yüksek pazar payı ve pazar koşullarını rakiplerinden bağımsız
olarak belirleyebilme gücünden hareketle “taşyününden yapılan yalıtım malzemeleri”
ve “camyününden yapılan yalıtım malzemeleri” pazarlarında hakim durumda olduğu
sonucuna varılmıştır.
I.4. İzocam’ın Şikâyete Temel Teşkil Eden Uygulaması
Şikâyetçinin iddiası özetle; piyasanın çok büyük bir kısmını kontrol etmekte olan
İzocam’ın, (………..) ürünlerin fiyatlarında çok büyük indirimler yaparak kendisini 350
dışlayıcı uygulamalarda bulunduğu ve bunu piyasada girdi fiyatlarının %50 arttığı bir
ortamda gerçekleştirdiğidir.
Şikâyetçinin ve piyasadaki diğer oyuncuların ifadeleri ve sektöre ilişkin bilgi ve
belgeler dikkate alındığında:
– Özellikle şikayet konusu düşük yoğunluklu ürünlerde taşıma maliyetlerinin yüksek
boyutlarda olabildiği,
– Bu durumun, özellikle fiyat rekabetinin yaşandığı dönemlerde ithalat üzerinde
ciddi baskı yaratabildiği,
– (………TİCARİ SIR……….),
– (……….)mineral yünler alanında faaliyete başlamanın (….)-(….) milyon dolar 360
arasında değişmekte olan bir maliyet gerektirmesi ve (….)-(….) yıllık bir süreç
sonrasında gerçekleşebilmesi, tam performansın ise bundan da sonra
yakalanabilmesi, özetle, piyasaya orta ve uzun vadede girişlerin mümkün olduğu
ancak faaliyete başlamak için gereken sürenin uzunluğu ve maliyetinin boyutu
dikkate alındığında girişlerin önünde kısa vadede ciddi engeller bulunduğu
hususlarının göz önüne alınması gerekmektedir.
10-14/175-66
10
Şikayet konusu uygulamanın niteliğinin anlaşılmasında, İzocam’ın nasıl bir
fiyatlandırma stratejisi izlediğinin tasvir edilmesi gerekmektedir. İzocam, sene
başında yayınladığı fiyat listeleri ile bayilerine tüm ürünlerinde liste fiyatını
duyurmaktadır. Yıl içerisinde, ürünlerin fiyatlarında yapılması gereken değişiklikler, 370
ilan edilen bu fiyatlar üzerinden verilmekte olan iskontoların değiştirilmesi aracılığıyla
gerçekleştirilmektedir. Özetle, yayınlanan liste fiyatı bir referans noktası vazifesi
görürken, bayilere aylık gelişmelere göre verilen iskonto oranları ise fiyatın esas
belirleyicisi konumundadır.
Fiyatlandırmada “tip iskonto” uygulanmaktadır, (………TİCARİ SIR……….)
Büyük bir inşaat projesi kapsamında, örneğin bir alışveriş merkezi inşa edilirken
düzenlenen ihaleyi kazanabilmek için teşebbüsler fiyat kırabilmekte, benzer bir
şekilde İzocam da fiyat indirimlerine gidebilmektedir. İzocam yetkilileriyle yapılan
görüşmelerde ihalelerde ancak (………TİCARİ SIR……….) indirimlerin söz konusu
olduğu ve bu indirimlerin de bayilere ancak bölge müdürlüklerinin hatta kimi 380
durumlarda genel merkezin onayı ile verilebildiği ifade edilmiştir.
(………TİCARİ SIR……….) Yayınlanan bu listeler incelendiğinde Haziran 2008’de
listelerde yeni bir istisnai uygulamaya gidildiği gözlemlenmektedir. Bu listelerde;
“Taşyünü ara bölme levhalarında 50 Kg/m3 ve 40 Kg/m3 için yeni açılan sirkülerler
geçerli olacak”
ifadesi yer almaktadır. Benzer şekilde 4.6.2008 tarihinde İstanbul Bölge Müdürü
tarafından Bölge Müdürlüğü genel listesine atılan elektronik postada;
“Rekabet ve özellikle piyasada perakendesi bol olan ürünlerimiz olan 40 ve 50 Kg/m3
ürünlerimiz için şu fiyatları Haziran ayı içerisinde uygulayacağız
50 Kg/m3 yoğunluk 5 cm kalınlık Çıplak Levha (….) TL/m3 390
50 Kg/m3 yoğunluk 4 cm kalınlık Çıplak Levha (….)TL/m3
50 Kg/m3 yoğunluk 3 cm kalınlık Çıplak Levha (….)TL/m3
40 Kg/m3 yoğunluk 5 cm kalınlık Çıplak Levha (….)TL/m3
40 Kg/m3 yoğunluk 4 cm kalınlık Çıplak Levha (….)TL/m3
40 Kg/m3 yoğunluk 3 cm kalınlık Çıplak Levha (….)TL/m3
Bu fiyatlardan sadece fatura altı %(….) iskonto yapılacaktır”
…
Görüldüğü gibi özellikle rekabetin oluştuğu ürünlerde iyi iskontolar ile bizimle rekabet
edenlere karşı fiyat ve hamle üstünlüğüne kavuşmuş oluyoruz. Bunun avantajını, ne 400
kadar çok yere ulaştırabilirsek, ne kadar fazla kesime yayabilirsek, ne kadar fazla
gündemde tutabilirsek o kadar yaşayabiliriz.”
denilmektedir.
Soruşturma sırasında İzocam’dan taşyünü ara bölme levhaları satışlarına ilişkin
fatura bilgisi talebinde bulunulmuş, verilen bilgilerden aşağıdaki tablolar
oluşturulmuştur.
10-14/175-66
11
Tablo 9: Taşyünü Ara Bölme Levhası 40 / Çıplak 30x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
410
Tablo 10: Taşyünü Ara Bölme Levhası 40 / Çıplak 40x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 11: Taşyünü Ara Bölme Levhası 40 / Çıplak 50x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
12
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 12: Taşyünü Ara Bölme Levhası 50 / Çıplak 30x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 13: Taşyünü Ara Bölme Levhası 50 / Çıplak 40x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
13
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 14: Taşyünü Ara Bölme Levhası 50 / Çıplak 50x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 15: Taşyünü Ara Bölme Levhası 52 / Çıplak 30x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
14
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 16: Taşyünü Ara Bölme Levhası 52 / Çıplak 40x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 17: Taşyünü Ara Bölme Levhası 52 / Çıplak 50x600x1200
Yıl Ay Miktar (kg) Kg Fiyat Brüt Tutar İskonto Net Tutar NBF (Ton)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
15
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
2008 (….) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Yukarıda yer verilen ürünlerin bir kısmının fiyatlarında Haziran ayında bir kırılma 420
yaşandığı göze çarpmaktadır. Haziran ayında yürürlülüğe konulan yeni sirkülerlerin
fiiliyatta da uygulandığı anlaşılmaktadır.
Önaraştırma kapsamında kendisiyle yapılan görüşmede, şikayetçi tarafından
İzocam’ın ihalede verdiği bir fiyat teklifini sunulmuştur. Bu kırılma döneminden sonra
verilen fiyat teklifinde KDV hariç olarak,
Tablo 18: İhalede Sunulan Fiyat
(….) (….)
(….) (….)
(….) (….)
(….) (….)
fiyatları yer almaktadır. İncelemede elde edilen elektronik posta ve yukarıda yer
verilen fatura bilgilerinden, şikayetçi tarafından kendisine yönelik ve dışlayıcı olarak
tasvir edilen uygulamanın bu fiyat indirimi olduğu anlaşılmaktadır.
I.5. İzocam’ın Şikayet Konusu Uygulamalarının Yıkıcı Fiyatlandırma Olup 430
Olmadığına İlişkin Değerlendirme
I.5.1. Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Olarak Yıkıcı Fiyatlandırma
Şikayetçi tarafından İzocam’ın fiyatlandırma politikasının “zararına fiyatlandırma” ile
haksız rekabet teşkil ettiği iddia edilmiştir.
Daha önce de ifade edildiği üzere söz konusu fiillerin, rekabet hukukunda “yıkıcı fiyat”
olarak adlandırılan hakim durumdaki bir teşebbüsün, hakim durumunu güçlendirmek
ya da muhafaza etmek gayesiyle ve dışlayıcı bir güdüyle maliyet altında satış
yapması olarak tanımlanacak fiille örtüşmesi ihtimali söz konusudur.
AB Komisyonu’nun Aralık 2005’de yayınladığı “82. Madde’nin Uygulanması Hakkında
Kamuya Açık Tartışma Metni6”nde (Tartışma Metni) yıkıcı fiyatın iki amacı olabileceği 440
vurgulanmaktadır. Bunlar, rakipleri kontrol etmek ya da piyasa dışına çıkarmak veya
bir ya da daha fazla rakibin piyasaya girmesini engelleyerek o piyasanın daha
rekabetçi bir piyasa haline gelmesini önlemek olarak belirlenmektedir. Bu kapsamda,
hakim durumdaki teşebbüsün amacı, rakiplerini piyasa dışına itmek olabileceği gibi,
kendisinden küçük firmaların kendisini özellikle fiyatlandırma alanında takip etmesini
sağlamak da olabilir. İkinci amaç çerçevesinde hareket etmenin iki avantajı
bulunmaktadır. Birincisi, daha az yoğun bir fiyatlandırma savaşı yaşanacağından,
yaşanacak yıpratıcı süreç daha az maliyetli olacak, ikincisi teşebbüsün başarıyla
piyasa dışında bırakılması halinde, teşebbüsün üretim araçlarının değerinin altında el
değiştirmesi nedeniyle piyasaya düşük maliyetlerle yeni teşebbüslerin girmesi gibi bir 450
risk doğmamış olacaktır.
Yıkıcı fiyata ilişkin yapılacak değerlendirmede ortaya konulması gerekecek temel
unsur, hakim durumdaki teşebbüsün fiyatlarının maliyetlerinin altında olup
6 DG Competition discussion paper on the application of Article 82 of the Treaty to exclusionary
abuses - Public consultation, December 2005. s.28-38.
10-14/175-66
16
olmadığının tespit edilmesidir. Bu nedenle fiyatların karşılaştırılacağı maliyet
ölçütünün ne olacağı hususu büyük önem taşımaktadır.
Bir ürünün üretiminde katlanılan toplam maliyet, değişken ve sabit maliyetler olmak
üzere ikiye ayılmaktadır. İşgücü, enerji, hammadde gibi, üretilen miktarla doğru
orantılı olarak artan ya da azalan maliyetler değişken maliyetleri teşkil ederken,
üretilen ürünün ne olduğundan bağımsız olarak katlanılması gerekecek kapasite
kurulumu ya da artırımı gibi maliyet kalemleri sabit maliyeti oluşturmaktadır. Sabit, 460
değişken ve toplam maliyetlerin üretim miktarına bölünmesi neticesinde ortalama
sabit, değişken ve toplam maliyetler elde edilmektedir.
Yıkıcı fiyatlandırmada büyük önemi olan bir diğer maliyet kavramı ise marjinal
maliyettir (MM). Marjinal maliyet, bir firmanın üretimini bir birim daha arttırması
halinde katlanması gerekeceği ek maliyet olarak tanımlanabilir. Her ne kadar, rekabet
hukuku kapsamında yapılacak bir değerlendirmede fiyatların karşılaştırılması
gereken esas ölçüt olması gerektiği öne sürülse de, hesaplanmasına yönelik büyük
güçlüklerden ötürü fiiliyatta uygulaması sınırlı olmaktadır. Uygulamada, MM yerine
ODM’nin MM’yi yansıttığı düşüncesinden hareketle, ağırlıkla ODM kullanılmaktadır.
Yıkıcı olduğu iddia edilen fiyatların ODM ile karşılaştırılması esasına dayalı bu 470
uygulama Areeda-Turner testi olarak bilinmektedir. Bu teste göre ODM’nin altındaki
fiyatlar yıkıcı, ODM’nin üstündeki fiyatlar ise makul olarak değerlendirilmelidir.
OTM’ye eşit ya da bundan yüksek fiyatlar ise rekabetçi kabul edilmelidir.
AB yüksek mahkeme içtihatlarına bakıldığında ise yıkıcı fiyatlandırmaya ilişkin emsal
kararlardan AKZO kararında, ATAD tarafından aşağıdaki ifadeler kullanılmıştır7:
“Görülmektedir ki; 86. madde [eski] hakim durumdaki bir teşebbüsün rekabet
kapsamında olmayan metotlar uygulayarak rakibini saf dışı bırakmasını ve
böylece hakim durumunu güçlendirmesini yasaklamaktadır. Ancak, fiyat
rekabetinin her halinin meşru olduğu iddia edilemez.
Ortalama Değişken Maliyetin altında ve bir rakibi saf dışı bırakmak 480
düşüncesiyle belirlenen fiyatlar kötüye kullanma olarak değerlendirilmelidir.
Hakim durumdaki bir firma, böylesi bir fiyat politikası benimseyerek, rakipleri
saf dışı bırakıp bunun sonrasında tekelci konumunun avantajından
faydalanmaktan başka bir çıkar peşinde olamaz. Bunun nedeni,
gerçekleştirilen her satışın bir zarar anlamına gelmesidir…
Bunun ötesinde, OTM’nin altında ancak ODM’nin üzerinde olan fiyatlar da
eğer rakibi saf dışı bırakmaya ilişkin bir planın bir parçası olarak
uygulanmaktaysa kötüye kullanma olarak değerlendirilmelidir. Böylesi
fiyatlar, belki hakim durumdaki teşebbüs kadar etkin olan ancak, daha kısıtlı
finansal imkanları nedeniyle kendilerine karşı yöneltilen rekabete karşı 490
koyamayacak firmaları piyasa dışına itebilir8.
Rekabet Kurulu içtihatlarında da benzer bir yaklaşımın benimsendiği görülmektedir.
Kurul tarafından alınmış olan 23.1.2004 tarih ve 04-07/75-18 sayılı Coca-Cola
kararında şu ifadelere yer verilmiştir.
“Fiyatın yıkıcı karakterde sayılabilmesi için olağan dışı düşük bir seviyede
olması gerekmektedir. Bu noktada temel ölçüt iktisadi verimliliktir. Maliyet
altında satış yapan bir teşebbüs, rekabeti verimlilik dışında adil olmayan bir
alana çekmektedir. Bu nedenle, maliyet altında fiyatlandırmanın rekabet
ihlali sayılabileceği düşünülmüştür. Bu noktada fiyatlar ile mukayese
7 AKZO Chemie BV v. Commission [1991] ECR I-3359 prg. 71-72
8 Prg. 70-71-72
10-14/175-66
17
edilecek maliyet kavramının hangi kalemleri kapsadığı konusu tartışılmalıdır. 500
Bununla birlikte uygulamada genel olarak iki eşik dikkate alınmaktadır.
Bunlar; ortalama değişken ve ortalama toplam maliyettir.
Bilindiği gibi teşebbüsler için biri sabit, diğeri değişken olmak üzere iki farklı
maliyet grubu bulunmaktadır. Sabit maliyet kalemleri, kısa dönemde üretim
miktarına duyarlı olmayan kalemlerdir. Değişken maliyet kalemleri ise, üretim
miktarı ile orantılı olarak değişen kalemlerdir. Uzun dönemde tüm maliyet
kalemleri değişken nitelik kazanacağından, kısa dönemde geçerli olacak en
makul maliyet ölçütünün, kısa dönem değişken maliyet olduğu ileri
sürülmektedir.
Bununla birlikte bazı durumlarda sabit ve değişken maliyet kalemlerin 510
toplamından oluşan ortalama toplam maliyet ile ortalama değişken maliyet
arasında yer alan fiyatlar da yıkıcı fiyat olarak değerlendirilebilmektedir. Zira
firma, ortalama toplam maliyetin altında bir fiyat uygulamak suretiyle etkin
çalışan rakiplerini piyasa dışına itebilir9.”
yönünde yorumda bulunan Kurul, “soruşturma aşamasında Coca-Cola A.Ş.’nin,
rakiplerini pazar dışına itmek niyetiyle maliyetin altında fiyatlama uyguladığına ilişkin
somut bir belge elde edi[le]memesi. Hatta, anılan döneme ilişkin iktisadi
çözümlemelerin genelde böyle bir niyetin varlığını desteklememesine” dayanarak bir
rekabet ihlali tespitinde bulunmamıştır.
Öte yandan, benimsenmekte olan fiyatın yıkıcı olup olmamasına ilişkin yapılacak 520
değerlendirmelerde temel alınabilecek başka kriterler de bulunmaktadır. Bunlardan
birisi “bir firmanın faaliyetlerine son vermesi halinde katlanmak zorunda kalmayacağı
ya da tasarruf edeceği maliyetler olarak” tanımlanabilecek Ortalama Kaçınılabilir
Maliyettir (OKM).
Rekabet Kurumu tarafından da kullanılabilir bir maliyet kıstası olduğu kabul edilmekte
olan10 OKM’nin temelinde yatan mantığın üretimle doğrudan ilişkilendirilebilir
maliyetlerin değerlendirmeye alınması olduğu görülmektedir. OKM, AB tarafından da
kullanılabilir bir maliyet ölçütü olarak tanınmaktadır11:
“Hakim durumdaki bir teşebbüs, üretiminin bir kısmı ya da tamamını
kapsayacak şekilde OKM altında bir fiyatlama yapmak suretiyle hiç üretim 530
yapılmamış olsaydı katlanmak zorunda olmayacağı bir zararla karşı karşıya
kalmaktaysa, bu zarar kaçınılabilir bir zarardır12”
Yukarıda bahsi geçen maliyet ölçütlerine bakıldığında en kapsamlı olan ölçütün OTM
olduğu göze çarpmaktadır. Bunun nedeni gerek ODM’nin gerekse OKM’nin temelde
9 s.40
10 Rekabet Kurulu’nun 14.8.2008 tarih, 08-50/750-305 sayılı kararında ortalama kaçınılabilir maliyet
“Teşebbüsün belirli bir üretimden vazgeçmesi halinde kaçınılabilecek maliyetler” olarak tanımlanmış
ve değişken maliyetten farklı olarak bu maliyet kaleminde bazı sabit maliyet unsurlarına da yer
verilebildiği ifade edilmiştir. Kararın devamında şu ifadeler kullanılmıştır:
“…son yıllarda özellikle şebeke endüstrilerinde farklı maliyet türlerini dikkate alan yaklaşımlar ortaya
çıkmıştır. AB Komisyonu’nun Deutsche Telekom, Deutsche Post ve Wanadoo kararlarında dikkate
alınan yaklaşımda, ortalama değişken maliyet yerine, bazı sabit maliyet kalemlerini de içeren
“kaçınılabilir maliyet” ve uzun dönemli bir maliyet türü olan ‘uzun dönem marjinal maliyet’ kullanılmakta
ve ayrıca yıkıcı fiyatlandırma olduğu iddia edilen pazarlardaki stratejik yapı da dikkate alınmaktadır”.
11 Kılavuz (Prg. 25) “Komisyon tarafından kullanılması muhtemel olan maliyet kıstasları ortalama
kaçınılabilir maliyet ve uzun dönem ortalama artan maliyettir. [Fiyatların] OKM’yi karşılamaması hakim
durumdaki bir teşebbüsün kısa vadede kardan feda etmekte olduğunun bir göstergesi olup eş ölçüde
etkin bir başka teşebbüsün müşterilere bir zarara katlanmadan ulaşamayacağı anlamına gelecektir “
12 Kılavuz, paragraf 64.
10-14/175-66
18
OTM’den maliyetlerin sabitliği, değişkenliği ya da kaçınılabilirliği göz önüne alınarak
bazı kalemlerin çıkartılması ile hesaplanıyor olmasıdır.
Bu noktadan hareketle, dosya çerçevesinde yapılacak inceleme, ilk etapta OTM ile
sınırlı tutulacaktır. Zira fiyatlamanın OTM’nin üzerinde olduğunun saptanması
halindeyse en riskli durum açısından yapılacak bir değerlendirmede dahi maliyet altı
olarak nitelendirilebilecek bir fiyatlama politikasına ilişkin bir bulgu tespit 540
edilememesinden hareketle şikayet konusu fiillerin yıkıcı fiyat teşkil ettiğinin öne
sürülemeyeceği sonucuna varılacaktır. Benimsenecek bu yöntemin Komisyon
uygulamalarıyla da örtüşür olduğu görülmektedir:
“Fiyatların ortalama toplam maliyetin üstünde kaldığı fiyat indirimlerinin
çoğunlukla yıkıcı olarak değerlendirilmeyeceği düşünülmektedir. Bunun
nedeni bu indirimlerin sadece daha az etkin rakipleri dışlayabilecek
olmasıdır.”
I.5.2. Yıkıcı Fiyat Değerlendirmesi
İzocam tarafından Kurum’a gönderilen ilk yazılı savunmada indirim yapılan kalemlere
ilişkin karlılık ve zaman içerisinde karlılıkta gözlemlenen değişimlere dair bilgilere yer 550
verildiği gözlemlenmektedir. Buna göre 40, 50 ve 52 yoğunluklu ara bölme
levhalarının net karlılıklarının Ekim 2007 ve Ekim 2008 tarihleri arasındaki değişimi
aşağıdaki gibi gerçekleşmiştir:
Tablo 19: 40 Yoğunluklu Ürünler İçin Karlılık
40 Yoğunluklu Ürünler İçin Karlılık (%) Ay/Yıl
3 cm 4 cm 5 cm
10/2007 (….) (….) (….)
11/2007 (….) (….) (….)
12/2007 (….) (….) (….)
01/2008 (….) (….) (….)
02/2008 (….) (….) (….)
03/2008 (….) (….) (….)
04/2008 (….) (….) (….)
05/2008 (….) (….) (….)
06/2008 (….) (….) (….)
07/2008 (….) (….) (….)
08/2008 (….) (….) (….)
09/2008 (….) (….) (….)
10/2008 (….) (….) (….)
Tablo 20: 50 Yoğunluklu Ürünler İçin Karlılık
50 Yoğunluklu Ürünler İçin Karlılık (%) Ay/Yıl
3 cm 4 cm 5 cm
10/2007 (….) (….) (….)
11/2007 (….) (….) (….)
12/2007 (….) (….) (….)
01/2008 (….) (….) (….)
02/2008 (….) (….) (….)
03/2008 (….) (….) (….)
04/2008 (….) (….) (….)
05/2008 (….) (….) (….)
06/2008 (….) (….) (….)
07/2008 (….) (….) (….)
10-14/175-66
19
08/2008 (….) (….) (….)
09/2008 (….) (….) (….)
10/2008 (….) (….) (….)
Tablo 21: 52 Yoğunluklu Ürünler İçin Karlılık
52 Yoğunluklu Ürünler İçin Karlılık (%) Ay/Yıl
3 cm 4 cm 5 cm
10/2007 (….) (….) (….)
11/2007 (….) (….) (….)
12/2007 (….) (….) (….)
01/2008 (….) (….) (….)
02/2008 (….) (….) (….)
03/2008 (….) (….) (….)
04/2008 (….) (….) (….)
05/2008 (….) (….) (….)
06/2008 (….) (….) (….)
07/2008 (….) (….) (….)
08/2008 (….) (….) (….)
09/2008 (….) (….) (….)
10/2008 (….) (….) (….)
İzocam tarafından sunulmuş olan bu karlılık hesaplamaları her ne kadar taşyünü ara 560
bölme levhalarında karlılık azalışı olduğu yönünde bir beyan teşkil etse de,
yukarıdaki karlılık hesaplamalarının rekabet hukuku kapsamında yapılacak bir
değerlendirmede kullanılabilmesi için, hesaplamaya özellikle maliyet açısından temel
teşkil eden kalemlerin ne olduğu ve hangi unsurları içerdiği hususu önem
kazanmaktadır. İzocam tarafından sağlanan maliyet verileri temel alınarak şikayet
konusu ara bölme levhaları için aşağıdaki tablo hazırlanmıştır:
Tablo 22: 40, 50 ve 52 yoğunluklu taşyünü ara bölme levhalarına ilişkin İzocam’ın ton başına üretim
maliyetleri, fiyatları ve karlıkları13
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
ÜRETİM MİKTARI (Ton) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İMALAT GİDERLERİ TOPLAMI (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
BİRİM MALİYETLER (TL/Ton) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Hammadde Sarfiyatı (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Kimyevi Madde Sarfiyatı (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Ambalaj Malzemesi Sarfiyatı (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Yardımcı Malzeme Sarfiyatı (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Fabrika Yedekleri Sarfiyatı (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Direkt İşçilik Giderleri (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Enerji (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Diğer Üretim Giderleri (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Amortismanlar (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NAKLİYAT (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM (Nakliyat Dahil) (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 40 - 30x600x1200
NBF (TL) 3071,3 3009,9 3165 2800,3 1635 1870,7
13 Hesaplanan karlılık oranları vergi kalemlerini barındırmamaktadır.
10-14/175-66
20
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 40 - 40x600x1200
NBF (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 40 - 50x600x1200
NBF (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 50 - 30x600x1200
NBF (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 50 - 40x600x1200
NBF (TL) 1690,18 1958,82 1779,52 1756,88 1615,95 1814,27
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 50 - 50x600x1200
NBF (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 52 - 30x600x1200
NBF (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 52 - 40x600x1200
NBF (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
ABL 52 - 50x600x1200
NBF (TL) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Maliyete Bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Net Kar (Fiyata Oranlı) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Yukarıdaki fiyat-maliyet tabloları incelendiğinde ilk dikkat çeken unsur, elde edilen
toplam kar oranı ister fiyata, ister maliyete oranlanarak hesaplansın, İzocam’ın
Haziran 2008’de uyguladığı keskin fiyat indirimleri sonucunda oluşan karın pozitif bir 570
değer almakta olduğudur. 40, 50 ve 52 yoğunluklu taşyünü ara bölme levhalarının
tüm kalınlıklarında, karlılığın, maliyete oranlandığında genellikle % (….)’nin üzerinde
seyrettiği, fiyatlara oranlandığında ise %(….)’in altına düşmediği görülmektedir.
Şikayetçi (……..TİCARİ SIR……..) tarafından sunulan (……..TİCARİ SIR……..)
maliyet verilerine ise aşağıda yer verilmiştir:
10-14/175-66
21
Tablo 23: [(….) Tarafından Üretilen] Taşyünü Maliyet
Maliyet Kalemi Tutar
Elektrik (….)
Doğalgaz (….)
Kok (….)
Basalt (….)
Dolomit (….)
Su (….)
Reçine (….)
Oksijen (….)
Etüv Yağ (….)
Emüsyon Yağ (….)
Spiner Yağ (….)
Silan (….)
Amonyum Sülfat (….)
Sıvı Amonyak (….)
Shrink Naylon (….)
Mazot (….)
İşçilik (….)
İşletme genel gider (….)
İşletme bakım (….)
GENEL TOPLAM (….)
(….) tarafından 2009 yılı ilk ayına ilişkin sunulan maliyet verileri ile İzocam’ın 2008 yılı 580
son ayına ilişkin maliyet verileri bir arada değerlendirildiğinde iki husus dikkat
çekmektedir. (……..TİCARİ SIR……..) Daha önce de belirtildiği üzere bir fiyat
stratejisinin “yıkıcı fiyatlandırma” olup olmadığının değerlendirmesinde benimsenen
temel kriter; fiyatların hakim durumdaki teşebbüse ait bir maliyet ölçütünün altında
olmasıdır. Literatürde, fiyatlarla yapılacak karşılaştırma sırasında benimsenmesi
gereken maliyet kıstasının ne olduğu konusunda tartışmalar bulunsa da en geniş
kapsamlı ölçütün ortalama toplam maliyet olduğu açıktır. Bunun temel nedeni, yıkıcı
fiyatlandırmada öne çıkan diğer maliyet ölçütlerinin ortalama toplam maliyetten bazı
maliyet kalemlerinin, sabitlik, değişkenlik, kaçınılabilirlik gibi bazı kıstaslara
dayanarak çıkarılması esasına dayanıyor olmasıdır. 590
İzocam’ın şikayet konusu fiyatlandırmasının, en kapsamlı maliyet ölçütü
benimsendiğinde dahi, maliyetlerin üstünde seyretmesinden hareketle, söz konusu
uygulamanın yıkıcı fiyat olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
I.5.3. Piyasadaki diğer aktörlerin İzocam’ın fiyatlandırmasına yönelik
değerlendirmeleri
Yapılan görüşmede şikayetçi tarafından;
“Bizim şikayetimizin kaynaklarından birisi maliyetlerin bu süreçte büyük bir artış
göstermesidir. Piyasaya giriş açısından (….) dolar/ton maliyet olmaktaydı. Şu anda
(….)-(….) dolar/ton civarındadır. Bunun nedeni, kömür fiyatlarındaki, doğalgazdaki
reçinedeki ve elektrikteki büyük artıştır. Bunun üzerine (….) dolarlık bir nakliye ve 600
bayilere sağladığımız ek maliyetleri eklemek gerekmektedir. Yaklaşık fatura
bedelimiz (….) dolar civarındadır.
10-14/175-66
22
Şu anda İzocam’ın (….) birim satış fiyatının (….) dolar civarında olduğunu tahmin
etmekteyiz. Bu fiyatın içinde % (….) ve % (….) ek indirimler söz konusudur. Büyük
müşterilere verilen fiyatlar (….) dolara düşüyor.”
ifadeleri kullanılmıştır.
Ancak, şikayet edilen tarafça sağlanmış olan maliyet verileri ve fatura bilgileri bir
arada değerlendirildiğinde İzocam’ın son dönemdeki fiyat düşüşlerine rağmen şikayet
konusu ürünlerde ton başına %(….)’un üzerinde bir kar marjıyla hareket etmekte
olduğu görülmektedir. 610
İncelemeler esnasında görüşülen teşebbüslere İzocam’ın maliyet altında satış yaptığı
ve yıkıcı fiyat uyguladığı iddiaları hakkında görüşleri sorulmuş, ancak hiçbiri İzocam
tarafından bu yönde bir uygulama benimseniyor olduğuna ihtimal vermemiştir.
(……..TİCARİ SIR……..). Görüşmelerde, yetkililer, yaşanan durumu çok yüksek kar
oranlarının gerilemesi olarak gördüklerine yönelik ifadeler kullanmışlardır.
(……..TİCARİ SIR……..) yetkililerince yapılan açıklama konuyla ilgili tarafların
görüşünü özetler niteliktedir:
“…düşen kapasite oranları ve yurtiçinde artan üretici sayısı, fiyatların
düşmesine neden oldu. (……..TİCARİ SIR……..) geçmişteki karların çok yüksek
olması mümkündür. O yüzden fiyatlar zararına olacak kadar düşmüştür 620
diyemeyiz."
Ancak, İzocam’ın elde ettiği bu kar marjlarının diğer teşebbüslerce elde edilemiyor
olması muhtemel gözükmektedir. Bu hususta (……..TİCARİ SIR……..) yetkilisinin:
“2003 yılında piyasaya girdiğimizde, İzocam aylık (….) ton taşyünü satarken, biz
(……..TİCARİ SIR……..) Biz, İzocam’ın %(….) civarında karlarla çalıştığı yerde,
%(….)gibi karlarla çalışmaktaydık. Bunlar bizi dezavantajlı kılan faktörlerdi. Hala
İzocam’ın pazarda bir maliyet avantajı bulunmaktadır.”
ifadeleri, önem taşımaktadır. Üretim kapasitesinin büyüklüğü İzocam’a ölçek
ekonomisi sağlamakta, maliyet avantajı oluşturmaktadır. Bunun yanında, ürün başına
genel giderlerin daha düşük olabilmesini sağlamaktadır. Bu hususlar maliyet 630
farklarını açıklayıcı unsurlar olarak değerlendirilmektedir.
Öte yandan rekabet hukuku kapsamında yapılacak bir değerlendirmede, hakim
durumdaki teşebbüsün, hakim durumunu düşük fiyatlama aracılığıyla kötüye
kullanmasının tek yolunun maliyet altı yıkıcı fiyat uygulaması olmadığı da öne
sürülmektedir.
Rekabet Kurulu’nun 1.12.2004 tarih ve 04-76/1086-271 sayılı kararında da ortaya
konulduğu gibi, seçici fiyatlandırma uygulamaları aracılığıyla hakim durumun kötüye
kullanılması mümkündür. Değerlendirmenin bir sonraki kısmında şikayetlerin,
literatürde “maliyet üstü seçici fiyatlandırma” olarak bilinen ihlalle ne kadar örtüştüğü
üzerinde durulacaktır. 640
I.6. İzocam’ın Uygulamalarının Seçici Fiyatlandırma Teşkil Ettiğine İlişkin
Değerlendirme
I.6.1. Hakim durumun kötüye kullanılması olarak seçici fiyatlandırma
Maliyet üstü seçici fiyatlandırma14 olarak bilinen kavram, anlaşılacağı üzere yıkıcı
fiyatın temel öğelerinden olan bir maliyet kıstasının altında fiyatlandırma yapılması
unsurunu barındırmamaktadır. Hatta, rekabet otoritelerinin yerleşik teşebbüsün
benimseyeceği bu gibi uygulamaları düzenleme kaygısının, çoğunlukla fiyatların,
14 Above cost selective pricing / above cost predetory pricing
10-14/175-66
23
hakim durumdaki yerleşik firmanın maliyetlerinin üzerinde seyrettiği durumda
gözlemleneceği kabul edilmektedir. Dönem dönem yaşanan piyasaya girişler, bir
yandan fiyatlarda düşüşü tetiklerken, öte yandan, yerleşik firmada yeni giren firmayı 650
alt etme saiki uyandıracaktır. Kendi maliyetlerinin, yeni giriş yapan firmanın
maliyetlerinin altında olduğu varsayımı altında, yerleşik firma, bu iki maliyet seviyesi
arasında bir fiyat tespit etme imkanına sahip olacaktır. Maliyetlerinin altında üretim
yapmak durumunda kalacak olan yeni giriş yapan firma, bir süre sonra piyasadan
çıkmak zorunda kalacak, bu durum ise fiyatların rekabetçi olmayan fiyat düzeyine
dönmesi sonucunu doğuracaktır. Piyasada yaşanacak bu gibi bir gelişmenin bir
sonucu, gelecekte diğer firmaların da, piyasada geçmişte yaşananlardan ötürü giriş
yapmak noktasında tereddüt etmeleri, bu nedenle tekelci fiyatların bir süreklilik
kazanmasıdır15.
Her ne kadar Komisyon, maliyet üstü fiyatlandırmaya dair; 660
“Nihai fiyatın ortalama toplam maliyet üzerinde kalmasına neden olacak olan
fiyat indirimlerine ilişkin genel intiba böylesi bir uygulamanın “yıkıcı” olmayacağı
yönündedir. Eş ölçüde hatta daha etkin firmaların hakim durumdaki firma
tarafından başlatılan bu rekabeti karşılama imkanı olacağından, bu durum
hakkaniyetli bir rekabet anlamına gelecektir16.”
ifadelerini kullansa da, Hilti kararında17
“Hakim durumdaki firma, bir kısım müşterilerine daha yüksek fiyatlar
uygulamaktayken, tamamen rakiplerinin faaliyetlerine zarar vermek ya da
piyasaya girişleri engellemek amacıyla seçici ve ayrımcı bir fiyatlandırma
politikasına giderse, bu durum; hem müşterileri sömürücü, hem de rekabeti 670
ortadan kaldırıcı bir fiil teşkil eder. Bu fiil, hakim durumdaki firmanın zaten elde
edilmiş olan piyasa gücünün artması sonucunu doğurabileceğinden, bir kötüye
kullanmadır. Kötüye kullanmanın gerçekleşmesi bu durumda fiyatların
maliyetlerin üzerinde olmasına bağlı değildir. […] Daha ziyade bu durum,
Hilti’nin hakim durumu nedeniyle rakiplerine zarar vermek adına rakiplerinin
müşterilerine, özel ayrımcı uygulamalar getirmesi, ancak kendi müşterilerineyse
daha yüksek fiyatları sunmaya devam etmesiyle ilişkilidir.”18
sonucuna varmıştır.
Komisyon’un, Compagnie Maritime Belge19 Kararında da bu değerlendirmeye
başvurulmuş, ancak bu dosyanın kendine özgü niteliklerine dikkat çekilmiş, bu 680
değerlendirmenin diğer durumlara genellenmemesi gerekliliği vurgulanmıştır. Bu
kararda Hukuk Müşaviri20 Fennelly’nin yorumu şu şekildedir:
“bir piyasada… …tekel sınırlarına varan hakim durumun varlığının söz konusu
olması halinde, hakim durum durumdaki teşebbüsün… …piyasaya yeni giren
teşebbüsün fiyat politikalarına, yeni giren teşebbüsü piyasa dışına çıkarmak
gayesiyle tasarlanan seçici fiyat indirimleriyle karşılık vermesinin… …bu teşebbüsün
piyasada kalan rekabetin yapısını bozucu uygulamalar benimsememesi
doğrultusundaki özel yükümlülüğüyle çelişeceği düşünülmektedir. Kanımca, temyiz
15 Elhauge ve Geradin (2007) “Global Competition Law and Economics” Oxford Hart Publishing s.344
16 Tartışma metni paragraf 127
17 Eurofix-Bauco v. Hilti, OJ 1988 L 65/19.
18 Paragraf 81
19 C-395/96 P ve C-395/96 P, Compagnie Maritime Belge Transports SA and others ve Komisyon
[2000] ECR I-1365
20 Advocate General
10-14/175-66
24
talebinde bulunan tarafın önermelerinin aksine fiyatların maliyetlerin üzerinde
belirleniyor olması böylesi bir fiyatlandırma politikasını meşru kılmamaktadır.” 690
Literatürde ise konu hakkında Donoghue ve Padilla tarafından
“maliyet üstü seçici fiyatlandırma uygulamalarında bu hallerin kötüye kullanma teşkil
etmesi fikrinin en makul olduğu durumlar; bu uygulamanın dışlayıcı bir çeşit diğer
uygulamalarla beraber uygulandığı hallerdir. Şöyle ki; tüm kanıtlar bir rakibin
piyasadan atılmasına yönelik bir plan olduğu yönüne işaret ediyor olmalıdır.
Fiyatlama tek başına hukuk dışı değildir, ancak diğer dışlayıcı politikalarla
birlikte değerlendirilirse hukuk dışıdır21.”
ifadesi kullanılmaktadır. Benzer bir şekilde Jones ve Suffrin de mevcut uygulamalara
bakıldığında, seçici ve maliyet üstü fiyatlamalara ilişkin özellikle; hakim durumdaki
teşebbüsün gücünün tekel konumuna yaklaşması, uygulamada dışlayıcı bir 700
niyet aranması ve uygulamaya diğer dışlayıcı uygulamaların eşlik etmesi
şartlarının varlığının şu ana kadarki sınırlı içtihatta tespit edilebilecek ortak özellikler
olduğunu iddia etmektedir22.
Öte yandan, literatürde, maliyet üstü fiyatlandırmanın hiçbir şart altında bir ihlal teşkil
edemeyeceğini düşünenler de bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, Posner,
maliyet üstü fiyatlandırmalarda benimsenmesi gereken tutum hakkında;
“…yıkıcı fiyatın yasaklanmasına ilişkin genel kabul görmüş iki yaklaşım
bulunmaktadır. Buna göre değerlendirmeler bazen niyet, bazen ise maliyet üzerinden
yapılmaktadır. Bir rakibi, fiyatlama politikalarıyla zayıflatmayı ya da ortadan
kaldırmayı yasaklamak, yasaklamacılıkta çok ileri gitmek anlamına gelir. Bir satıcı, bir 710
rakibini ortadan kaldırmak isteyebilir, ancak bunun için benimsemiş olduğu tek yol
ondan daha düşük maliyetle faaliyet göstermesine dayanarak uyguladığı daha düşük
fiyatlandırma politikası ise, bu duruma, rekabet hukuku kapsamında karşı
çıkılamaz… [Bu nedenle], yıkıcı fiyat uygulamakta olan teşebbüs, en az kendisi kadar
etkin ya da kendisinden daha etkin bir rakibi ancak maliyet altı politikalarla
dışlayabileceğinden yıkıcı fiyatlandırmayı [sadece] maliyet altı fiyatlandırma olarak
tanımlamak kaçınılmazdır“
ifadelerini kullanmaktadır.
Areeda ve Turner’ın da bu konuya ilişkin düşünceleri benzerdir. Buna göre firmanın
fiyatı yükseltip daha fazla kar elde edecekken bu yöntemi benimsemiyor olmasına 720
ilişkin yapılabilecek iki açıklama bulunmaktadır. Bunlardan ilki, yerleşik firmanın fiyatı,
giriş yapabilecek potansiyel firmalara oranla daha etkin üretim ölçeğinde üretim
yapmasından kaynaklı olarak, hiçbir zaman giriş olmamasını sağlayacak bir düzeyde
belirlemesi halidir23. Böylesi bir duruma getirilebilecek ikinci açıklama ise, yerleşik
firmada, özellikle girişin görece daha kolay ve düşük maliyetli, olduğu durumlarda
gözlemlenebilecek, “giriş akabinde fiyatları düşürme – firma dışlandıktan sonra
21 The Law and Economics of Article 82 EC (2006), s.281.
22 s.408-409
23 Giriş yapacak firmanın en düşük 91 $ yerleşik firmanın en düşük $ 81 dolar birim ürün fiyatı
seviyesinde kar etmeye başladığı ve yerleşik firmanın fiyatı hiçbir zaman giriş olmamasını sağlayacak
90 $ seviyesinde belirlemesi örneği verilmiştir. Firmanın bu örnekte dinamik bir kar maksimizasyonu
benimsiyor olmasından hareketle, bu yönteme ancak ve ancak bu politikayı benimsemesi halinde elde
edeceği tüm karların şimdiki değerinin bu politikayı benimsememesi halinde piyasaya girişler
sayesinde oluşacak yeni piyasa yapısında elde edebileceği tüm karların şimdiki değerinin üzerinde
olması halinde başvuracağı öne sürülmektedir.
10-14/175-66
25
fiyatları geri yükseltme“ stratejisidir.24. Söz konusu çalışmada her iki olasılığa ilişkin
olarak sırasıyla şu ifadeler kullanılmıştır.
“…üstün mal ve hizmet sunulması, başarılı inovasyon ya da diğer hakkaniyetli
rekabet unsurları her zaman rakipleri dışlayıcıdır. Bunlar olmadan daha fazla 730
rakibin piyasaya girmesi ve bunların olduğu duruma mukayese edildiğinde daha
iyi sonuçların ortaya çıkması mümkündür, ancak, biz, [geleceğe ilişkin] bu gibi
spekülatif olasılıklar için daha rekabetçi bir performans aracılığıyla ortaya
çıkacak olan şimdiki zamana ait faydaların gözden çıkarılmasını kabul
etmemekteyiz. Toplam maliyetlere eşit ya da daha yüksek fiyatlar uygulamak
hakkaniyetli bir rekabet olup, sadece [gerektiği kadar etkin] olamayacak
potansiyel yeni girişleri dışlayacaktır. [Ayrıca], daha düşük fiyatlar, daha yüksek
hasıla ve tekelcinin üretim kapasitesinin daha etkin kullanımının da doğal olarak
sosyal faydayı arttırması [beklenmektedir].
Geçici bir süreliğine uygulanan fiyat indirimleri de kalıcı bir şekilde uygulanacak 740
düşük fiyatlandırmanın doğurduğundan daha fazla dışlama sonucu doğurmaz.
Hatta, giriş yapan teşebbüslerin, tekelcinin geçici bir şekilde uygulamakta
olduğu düşük fiyatlandırmayla mücadele etme gücü olabileceğinden, böylesi bir
uygulamanın daha az dışlayıcı olması bile mümkündür. Her iki durumda da
ortalama üretim maliyeti seviyesinde ya da bu seviyenin üzerinde
belirlenen düşük fiyatlar hakkaniyetli rekabet olacak ve sadece daha az
etkin firmaların dışlanması sonucunu doğuracaktır25.”
Rekabet Kurulu da 1.12.2004 tarih ve 04-76/1086-271 sayılı kararında konuyla ilişkili
yaklaşımını ortaya koymuştur.
Adı geçen Rekabet Kurulu Kararı’na konu şikayet, temel olarak iki cam üreticisinden 750
Anadolu Cam’ın Marmara Cam aleyhine seçici fiyat uygulamasına yöneldiği
iddiasıdır. Her iki teşebbüste cam ambalaj pazarında faaliyet göstermekte olan
teşebbüslerdir. Bu teşebbüslerden Anadolu Cam, uzun süre TEKEL’in ürettiği alkollü
içecekler için cam ambalaj üretmiş yegâne üretici olarak piyasada yer almış, belirli bir
süre sonra ise, Marmara Cam’ın piyasaya girmesi akabinde piyasadaki tek oyuncu
olma niteliğini yitirmiştir. Ancak, yeni teşebbüs olan Marmara Cam çok kısıtlı bir
kapasiteyle üretim yapmaya başladığından, piyasadaki ihtiyaç hala ağırlıkla Anadolu
Cam üzerinden karşılanmıştır. Bu sırada Tekel’in acil ihtiyacı kapsamında yıllık
alımlarına ek olarak bir ara ihale düzenlemesi söz konusu olmuştur. Düzenlenen bu
ihalede Marmara Cam sadece iki üründe teklif vermiş, bu iki tipte kapasitesi 760
ölçüsünde ihaleyi kazanmış, kapasitesinin yetmediği kadar şişe ve ihaleye konu diğer
28 tip şişe bakımından ihale Anadolu Cam’a kalmıştır. Bir sonraki ihalede ise
Anadolu Cam bütün fiyatlarını yükseltmiş, ancak bu iki tip şişede fiyatlarını düşürmüş
ve Marmara Cam’ın ilk ihalede vermiş olduğu teklifin hemen altında teklif vermiş ve
ihaleyi kazanmıştır.
Rekabet Kurulu, kararda aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:
“Mehaz teşkil ettiği Anadolu Cam temsilcileri tarafından da kabul edilen Avrupa
Birliği’ndeki bu kararlar doktrinde de kabul görmektedir. Buna örnek olarak Alison
Jones ve Brenda Sufrin26 ile Richard Whish’in27 eserleri gösterilebilir. Örneğin
Whish’e göre seçici fiyatlandırmanın unsurları şu şekildedir: 770
24 Areeda ve Turner (1975), “Predatory Pricing and Related Practices under Section 2 of the Sherman
Act” 88, Harvard Law Review s.697-733, s. 705-707
25 s. 706-707
26 JONES, A. ve B. SUFRIN (2001), EC Competition Law Text, Cases, and Materials, Oxford University Press,
New York, s.343-349.
10-14/175-66
26
1) Hakim durumdaki teşebbüs, rakiplerinin faaliyetlerini maliyetlerden bağımsız
stratejik davranışlarla zorlaştırabilme imkanına sahip olmalı,
2) İlgili teşebbüs açıkça hakim durumda bulunmalı,
3) Hakim durumdaki teşebbüsün yalnızca bir rakibi bulunmalı
4) Teşebbüsün rakibinin piyasadaki faaliyetini zorlaştırma amacını gösteren
deliller bulunmalı.”
İddiaları, önaraştırma kapsamında bulunan bilgi ve belgeleri ve savunmaları
inceleyen Kurul, dört koşulun bu dosya kapsamında sağlanmış olduğu kanaatine
varmıştır.
I.6.2. Seçici fiyatlandırmaya ilişkin değerlendirme 780
Maliyet üstü seçici fiyatlandırmanın gerek literatür, gerek içtihatlar incelendiğinde
rekabet hukukunun en tartışmalı alanlarından biri olduğu görülmektedir. Seçici
fiyatlandırmanın, piyasaya gereksiz müdahale anlamına geleceğini iddia edenler,
temelde, maliyet üstü fiyatlandırma neticesinde eş ölçüde ya da daha etkin rakiplerin
dışlanma olasılığı bulunmaması ve bu uygulama neticesinde ancak daha az etkin
rakiplerin dışlanabileceği noktasından hareketle, bu süreci engellemenin sosyal
faydayı azaltabileceği kaygısını taşımaktadırlar. Öte yandan, seçici fiyatlandırmalara
ilişkin tartışmalarda müdahalenin gerekli olabileceğini savunanların da rekabetçi fiyat
indirimleriyle, dışlayıcı ve anti-rekabetçi fiyat indirimlerinin ayrımına varılabilmesi için
bazı kıstaslar öne sürdükleri görülmektedir. Her ne kadar, bu kıstasların ne olması 790
gerektiği noktasında genel bir fikir birliği olduğunu iddia etmek güç olsa da, ortaya
konan kriterleri temel olarak;
- Hakim konumdaki teşebbüsün piyasadaki gücünün boyutunun ne olduğu, tekel
gücüne yaklaşan bir hakim durumdan bahsedilip bahsedilemeyeceği,
- Rakibin dışlanmasına yönelik bir niyetin saptanıp saptanmadığı, eğer
saptanmışsa bu niyetin dışlama amacıyla oluşturulan genel bir planın bir parçası
olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği,
- Dışlayıcı fiyatlandırma uygulamasına eşlik eden diğer dışlayıcı uygulamaların
olup olmadığı,
olarak özetlemenin mümkün olduğu görülmektedir. 800
Benzer şekilde, Rekabet Kurulu da 1.12.2004 tarih ve 04-76/1086-271 sayılı
kararında teşebbüsün açıkça hakim durumda bulunması ve dışlayıcı niyetin
aranması gerekliliklerine dikkat çekmiştir.
İzocam’ın hakim durumda olup olmadığına ilişkin değerlendirmeler sırasında,
taşyünü alanında İzocam’ın, Türkiye’de en uzun süredir faaliyet gösteren, marka
bilinilirliği en yüksek, üretim kapasitesi en büyük, dağıtım ve bayi ağı en etkili olan
teşebbüs olduğu hususları belirtilmiştir.
Öte yandan, piyasaya 2003 yılında Özpor, 2008 yılında İzober firmalarının girmesi,
piyasada %(….) seviyelerinde ithalat gerçekleşmesi ve İzocam’ın pazar payının
%(….)seviyesinde olmasından hareketle, İzocam’ın hakim durumunun, tekele 810
yaklaşan bir hakim durum olduğunun iddia edilebilmesi mümkün görünmemektedir.
Her ne kadar, İzocam’ın piyasadaki parametreleri tek başına, tüketicilerden ve
rakiplerinden büyük ölçüde bağımsız olarak belirleyebilme gücü olduğu tespit edilmiş
olsa da, piyasada, rakip markaları tercih eden (….) bir kesim bulunması nedeniyle,
27 WHISH, R. (2003), European Competition Law, Fifth Edition, Butterworths, s.710-714.
10-14/175-66
27
söz konusu hakim durumun tekel gücüne yaklaşacak bir boyutta olmadığı sonucuna
ulaşılmıştır.
Seçici fiyatlandırma değerlendirmesinde önem kazanacak bir diğer unsur, rakibi
dışlamaya yönelik niyetin varlığıdır. Hatta bu uygulamanın anti-rekabetçi olarak
değerlendirilebilmesi için, rakibi dışlamanın, bir niyetinin ötesinde, planlı bir strateji
olarak benimsenmesi gerektiği de öne sürülmektedir. Rakibi dışlamaya yönelik 820
niyetin ötesinde planlı bir stratejinin ne olabileceğinin somutlaştırılması noktasında,
Kurul’un 1.12.2004 tarih ve 04-76/1086-271 sayılı Anadolu Cam kararında yer verilen
belgelerdeki bazı ifadeler açıklayıcı niteliktedir:
“Ambalaj pazarındaki zorlu ve çeşitli rekabet ve buna dayalı düşük kar
marjları, büyük miktarlarda üretim ve satışı geçerli bir rekabet stratejisi haline
getirmektedir. Dolayısıyla Türkiye cam ambalaj piyasasında ezici bir
üstünlüğe sahip olan firmamız için bu üstünlüğü korumak ve geliştirmek
hayati bir öneme sahiptir.
Son dönemde gerek cam ambalajda gerekse özellikle saklama kabı
alanındaki ikame PET kavanozlarda önemli gelişmeler meydana 830
gelmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse rakip-ikame ve ithal ürünlerin,
pazarda ürünlerimizin hakim olduğu sahalara doğru yöneldikleri somut örnek
ve adımlarla izlenmektedir.
...
Rakip üreticilerin büyümesi ve bu büyümenin etkisi ile bıraktığımız boşluktan
cesaret alarak daha farklı ürünlere yönelmeleri ve yeni ürünleri hedef almaya
başlamaları, bunun yanında ‘Anadolu Cam ile rekabet edilebilir’ psikolojisinin
ve havasının var olan veya olabilecek diğer üreticilere cesaret vermesi
üzerinde dikkatle durmamız gereken bir durumdur…
…Mevcut rekabet ortamı şöyle özetlenebilir: 840
1. Siyasi otoritenin teşviki ile 1997 yılında faaliyete geçen Marmara Cam,
Tekel’e fiyatlarımıza yakın, kısıtlı çeşit arzı yaparak gelişme imkanı
bulmuştur.
2. Saklama kabı pazarında yakaladığı fırsatı da hesaba katan Marmara
Cam, kapasite arttırarak üretim maliyetlerini düşürme yönünde adım
atmaktadır.
3. Bu adımlar Marmara Cam’ın gelişme aşamasını tamamladığını
göstermektedir.
Gelişen olaylar, rekabetin tek tek dağıtım kanalı üyelerine yöneltilmesi
yerine, esas rakipler olan üreticilere kaydırılmasına ve gelişme aşamalarını 850
engellemeye dönük olmasını gerekli kılmaktadır.
Burada en önemli rekabet yaklaşımımız pazarı tatmin etmek olmalıdır.
Yaklaşım önerilerimiz şöyledir:
Yerli rakiplerin gelişmesine olanak vermemek, ithalatı önlemek ve plastik
türevlerinin yaygınlaşmasını engellemek amaçları için;
- Pazarda boşluk bırakmayacak şekilde "saklama kabı" nitelikli ürünlerin
arzına yeniden başlamak,
- Tekel ihalesinde Marmara Cam’ın önünü kesmek.
10-14/175-66
28
Bu önlemlerle hedeflenen pazar genel olarak 27 bin ton büyüklüğünde olup,
bunun 14 bin tonu saklama kabı ve sürahi pazarı ile 13 bin tonu Marmara 860
Cam’ın içki sektörüne verdiği miktardan oluşmaktadır28.”
Bu noktada, mevcut dosya kapsamında, İzocam tarafından yukarıda tasvir edilen
stratejiyle mukayese edilebilir bir stratejinin benimsendiğine yönelik benzer nitelikte
bir belge ya da bulguya rastlanmadığını belirtmek gerekmektedir.
Seçici fiyatlandırmaya ilişkin yapılacak değerlendirmede göz önüne alınması gereken
bir başka husus, fiyatlandırma politikasına dışlayıcı başka politikaların eşlik edip
etmediğidir.
Soruşturma sürecinde yapılan incelemeler sırasında, İzocam’ın bayileriyle münhasır
çalıştığı ve bayilerine münhasırlık karşılığı prim verdiği saptanmıştır. Şikayet konusu
özelinde “fiyatlandırmaya eşlik eden diğer dışlayıcı uygulamalar” kapsamında 870
değerlendirilebilecek tek olgu, kararın ilerleyen kısımlarında, detaylı bir incelemeye
tutulan bayilik sistemidir.
Bu bağlamda, İzocam’ın münhasırlık ve münhasırlık kapsamında bayilere prim
verilmesi uygulamalarının, piyasada yaşanan yeni giriş akabinde benimsenmiş
olmaması ve bu uygulamaların uzun bir süredir var olmasından hareketle, İzocam’ın
bayilik sisteminin, yeni bir rakibin piyasaya girmesinden sonra bu rakibe karşı alınan
bir önlem ya da dışlayıcı bir strateji bütününün bir parçası olarak değerlendirilmesinin
mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Belirtilen bu hususların ve literatürde öne çıkan temel kriterlerin değerlendirilmesi
neticesinde; İzocam’ın 880
– Hakim durumunun tekel konumuna yaklaşan bir boyutta olmaması,
– Mevcut bulguların, piyasaya yeni giriş yapan teşebbüse yönelik dışlayıcı bir
stratejinin varlığıyla ilgili bir saptama yapmayı mümkün kılmaması,
– Dışlayıcı niyete eşlik ettiği iddia edilebilecek başka uygulamaların tespit
edilememesinden
hareketle, İzocam’ın şikayet konusu uygulamalarının maliyet üstü seçici fiyatlandırma
olarak nitelendirilemeyeceğine karar verilmiştir.
I.7. İzocam’ın Şikayet Konusu Üründe Haziran 2008 Öncesinde, Bazı Diğer
Ürünlerde ise Uzun Bir Süredir Aşırı Fiyatlandırma Uyguladığına İlişkin
Değerlendirme 890
Yapılan incelemelerde elde edilen bilgilerden ve bazı teşebbüs yetkililerince
kullanılan ve tutanaklarda yer alan ifadelerden, İzocam’ın önceki dönemlerde yüksek
karlarla satış yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle, uzun bir süredir hakim
durumda olan İzocam’ın önceki dönemlerdeki fiyatlandırma politikasının, aşırı
fiyatlandırma başlığı altında bir hakim durumun kötüye kullanılması olup olmadığı
incelenecektir.
I.7.1. Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Olarak Aşırı Fiyatlandırma
Rekabet Kurulu’nun vermiş olduğu; Belko29, ASKİ,30 Ataköy Marina31 Ströer-
Kentvizyon32, Havaş33 gibi bazı kararlarda aşırı fiyatlandırma, hakim durumun kötüye
28 s.12-13
29 6.4.2001 tarih ve 01-17/150-39 sayılı karar
30 26.5.2005 tarih ve 05-36/484-115 sayılı karar
31 24.4.2008 tarih ve 08-30/373-123 sayılı karrar
32 15.2.2007 tarih ve 07-14/114-34 sayılı karar
10-14/175-66
29
kullanılması kapsamında değerlendirmeye alınmıştır. “Belirli bir düzeyde pazar 900
gücüne sahip teşebbüslerin rekabetçi fiyat düzeyinin önemli ölçüde üzerinde fiyat
belirlemesi” şeklinde tanımlanabilecek aşırı fiyatın, tüketicilerden, tekele kaynak
transferine yol açarak toplumdaki gelir dağılımını bozduğu düşünülmekte34 ve aşırı
fiyat kötüye kullanma halleri arasında, sömürücü bir davranış olarak incelenmektedir.
Hakim durumdaki firmalar tarafından benimsenen sömürücü politikalar karşısında
Rekabet Kurumu’nun önlem alması olağan karşılanmaktadır35. Sömürücü
davranışları ise sadece aşırı fiyatlandırma olarak sınırlandırmamak gerekmektedir.
Zira sömürücü davranışlar fiyatlarla ilgili olabileceği gibi “diğer alım-satım şartları”na
ilişkin de olabilmektedir36. Diğer bir ifadeyle, tüketicinin yüksek fiyat vermesinin
ötesinde, getirilecek diğer alım-satım şartlarından dolayı sömürülmesi de 910
mümkündür.
Benzer şekilde Danıştay kararlarında da hakim durumdaki firmanın sömürücü
davranışlarının kötüye kullanma olabileceğine yer verilmektedir. Sırasıyla, Rekabet
Kurulu’nun vermiş olduğu “Belko Kararı”nda ve bu kararın incelendiği 5.12.2003 tarih
ve 2003/4770 sayılı Danıştay 10. Dairesi kararında;
“…Potansiyel rekabet ilkesine göre, tekel tarafından uygulanan yüksek fiyat politikası,
ilgili piyasayı potansiyel rakipler açısından cazip hale getirir ve uzun dönemde
piyasaya yeni girişler olur. Bunun doğal sonucu ise, piyasada rekabetin ortaya
çıkması ve fiyatların düşmesidir. Bu açıdan, tekelci fiyatlama aynı zamanda tekelin
sonunu hazırlamaktadır. Hatta piyasada rekabetin canlanmasına yol açması 920
nedeniyle, tekelci fiyatlamanın anti-rekabetçi değil; bilakis rekabetçi özellikler
gösterdiğini söylemek mümkündür. Özetle, aşırı fiyat kısa dönemde ekonomik açıdan
olumsuz neticeler meydana getirmekle birlikte, uzun dönemdeki etkileri olumludur ve
bu sebeple, piyasa ekonomisine müdahale gereksiz, hatta zararlıdır.
Bu teoride dikkati çeken ilk nokta, giriş engelleri faktörünün göz ardı edilmesidir.
Tekelin, tanımı gereği giriş engellerinin söz konusu olduğu piyasada faaliyet
göstermesi bir kenara, gerçek yaşamda fiyat mekanizmasının tekel gücünün istismar
edici şekilde kullanılmasını etkin biçimde önleyemediği pek çok durum
bulunmaktadır. Örneğin, potansiyel rakiplerin karlılık hakkında asimetrik bilgiye
sahip olması, hatta verimsizlikten dolayı aşırı karlılığın olmaması, büyük çapta 930
yatırımın gerekli olması gibi bazı hallerde piyasaya girişler çok uzun zaman
alabileceği gibi; bazı hallerde de piyasanın yapısal özelliklerinden dolayı giriş
imkansız olabilir. Buna verilebilecek en güzel örnek, girişlerin hukuken mümkün
olmaması halidir. Patent veya imtiyaz koruması pek çok durumda bundan
yararlanan teşebbüse aşırı fiyat uygulamasında bulunma olanağı sağlar. Keza doğal
tekel özelliği gösteren bazı piyasalarda veya kısıtlı doğal kaynakları veya ham
maddenin tekel tarafından kontrol edildiği durumlarda, potansiyel rekabet
baskısının uzun dönemde dahi fiyatlar üzerinde etkili olduğu söylenemez. Dolayısıyla
bu gibi hallerde tekelci fiyatlar veya aşırı karlılık atfedilen amaca hizmet etmekten
uzaktır. Ayrıca, bazı hallerde giriş engeli piyasanın yapısal özelliklerinden değil, 940
teşebbüsün bizzat kendi stratejik davranışlarından da kaynaklanabilir. Netice
itibarıyla, tekelin yüksek giriş engelleri ile korunduğu hallerde, yukarıda ifade edilen
teori büyük ölçüde geçerliliğini yitirmektedir.”
Danıştay kararında ise;
33 3.1.2008 tarih ve 8-01/5-4 sayılı karar
34 Ataköy Marina kararı, s.12.
35 Belko kararı, s. 57.
36 Paulis, E., “Article 82 EC and Exploitative Conduct”, 2007 EU Competition Law and Policy
Workshop/Proceedings, s. 2.
10-14/175-66
30
“Doktrinde, piyasa ekonomisinde pazara hakim teşebbüslerin de, her teşebbüs gibi
kârını arttırmaya çalışmasının doğal sayılması ve bu nedenle fiyata herhangi bir
şekilde müdahalenin rekabet hukuku çerçevesinde gerçekleşmemesi gerektiği,
ayrıca bir pazarda söz konusu olan yüksek kârların, sektöre diğer teşebbüsleri de
çekeceği ve rakipler açısından pazarı cazip hale getireceği düşüncesiyle rekabeti
arttıracağını savunanlar olduğu gibi, aşırı fiyat uygulamasının da tıpkı anlaşmalar 950
yoluyla fiyat tespitinde olduğu üzere Kanun kapsamında yer alması ve dolayısıyla
hakim durumun kötüye kullanılması sayılması gerektiğini savunanlar da vardır.
Tercih edilen liberal ekonominin gereklerine ve özüne uygun olarak fiyata, pazar
dışından müdahalelerin söz konusu olmaması gerektiği kabul edilirse, bu takdirde
rekabet düzenlemelerinin asli amacı göz önünde bulundurularak, aşırı fiyatlara
rekabet kuralları aracılığıyla müdahale etmemek gerekir. Ancak bu yönde bir
uygulama, olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilecektir. Yasal tekel ya da doğal tekel
olan teşebbüslerin, pazarda diledikleri gibi fiyat tespit edebilmeleri ve dolayısıyla
tüketicinin zararına aşırı fiyatlarla mal ya da hizmet sunmaları söz konusu olacaktır.
Rekabet koşullarının bulunmadığı, piyasanın kendi kendini düzeltemediği, aşırı 960
fiyatlandırmanın yeni girişleri teşvik etmediği, giriş engellerinin bulunduğu,
bilgi akışının tam ve homojen olmadığı bir ekonomide rekabet düzenlemelerinin
asli amacının gerçekleşmesi söz konusu olamayacağından, rekabetin işleyişi, tüketici
yararı ve kamu vicdanı yönünden sakıncalar doğuran bu gibi istismar edici eylemlere
rekabet kuralları aracılığıyla müdahale edilebileceğinin kabulü gerekmektedir.
Belko'nun belirtilen durumu nedeniyle, uyguladığı fiyatlamanın, rekabetin işleyişine,
pazara yeni teşebüslerin girişine bir katkısı olamayacağından, Belko'nun hakim
durumunu kötüye kullanarak tüketicinin zararına ve piyasada haksız kaynak
aktarımına yol açacak şekilde aşırı fiyat uyguladığının tesbiti halinde rekabet
düzenlemesinin asli amacına aykırı olacak bu eyleme rekabet kuralları aracılığıyla 970
müdahale edilmesinde sakınca bulunmamaktadır.”
… Bu duruma göre, Belko'nun mutlak tekel olması ve incelemeye konu olan ürünün
kömür gibi bir temel madde olması, dolayısıyla sosyal refahı ve tüketici yararını
doğrudan ilgilendirmesi, pazara giriş yasağı nedeniyle yeni girişleri teşvik etmemesi,
piyasanın kendi kendini düzeltme ve rekabet ortamının sağlanması olanağının
bulunmaması, Belko'nun satış fiyatlarının diğer pazarlarda oluşan fiyatlara oranla
%50-60 oranında yüksek olması, bunun kabul edilebilir ölçütler ele alınarak yapılan
incelemeyle yüksek maliyetlerden kaynaklandığının saptanması, yüksek maliyetlerin
ise tekel hakkı verilmesinden doğan ortam içerisinde şirket çıkarlarının
gözetilmemesi, şirketin verimsiz yönetilmesi, kömür ticareti dışında zararla 980
sonuçlanan faaliyetlerde bulunulması nedeniyle ortaya çıkması, ortaya çıkan
durumun tekelci teşebbüse haksız kaynak aktarımına ve tüketicinin sömürülmesine
yol açması, dolayısıyla rekabet düzenlemelerinin asli amacıyla bağdaşmaması
karşısında, dava konusu işlemle fiyat uygulamasının hakim durumun kötüye
kullanılması sayılarak rekabet kurallarıyla müdahale edilmesinde hukuka aykırılık
görülmemektedir…”
ifadelerine yer verilmektedir.
Rekabet Kurulu 3.1.2008 tarih ve 08-01/5-4 sayılı kararıyla Havaş’ın havaalanı şehir
merkezleri arasında gerçekleştirdiği yolcu taşımacılığı sırasında hakim durumunu
kötüye kullanıp kullanmadığı hususunda bir değerlendirmede bulunmuştur. Bu 990
kararda Kurul,
“Yerleşik rekabet hukuku uygulamalarına göre ürünün ekonomik değeriyle kabul
edilebilir bir ilgisi bulunmayan aşırı fiyatlar uygulamak kötüye kullanmadır. Türkiye
10-14/175-66
31
uygulamalarına rehberlik ettiği düşünülen AB uygulamalarında da, sağlanan hizmetin
ekonomik değerine göre aşırı olan fiyatların konulması hakim durumun kötüye
kullanılmasıdır…
…Hakim durumdaki bir firmanın aşırı yüksek fiyatlarına müdahale edilebilmesi için
söz konusu fiyatların alınan mal ya da hizmetin değerine göre makul sınırların
üzerinde olması, ilgili ürünün katma değerinde olmamakla birlikte haksız yere
alıcının kazancından satıcıya karşılıksız para aktarımı sonucunu doğuran istismar 1000
edici bir nitelik arz etmesi gerekmektedir. Müdahale noktasında, daha fazla
açıklanması gereken bir durum, “istismar etme” kavramıdır. Bu durum kilitli müşteri
kitlesinin bulunduğu hallerde söz konusu olabilecek bir durumdur.
Kapatılmış müşteri olarak da anılabilecek bu tür alıcıların varlığı halinde satıcı
müşterilerin bu halini aşırı yüksek fiyatlar uygulayarak istismar edebilmektedir. Buna
göre, bir sektörde yüksek fiyatlar varsa ve buna rağmen giriş engelleriyle
pazardaki firma ya da firmalar korunuyorsa ve bunun bir sonucu olarak
müşterilerin aldıkları hizmetin ederine göre yüksek fiyat ödemekten başka bir çareleri
yoksa böyle bir durumda rekabet otoritesinin ilgili teşebbüsten fiyatlarını mal ya da
hizmetin ekonomik değeri ile orantılı makul bir fiyata çekmesini istemesi gereklilik arz 1010
edebilecektir. Aksi takdirde hak edilmemiş bir paranın müşterilerden satıcıya
aktarılmasına göz yumulmuş olunacaktır.
Havaş’ın aşırı fiyatla hizmet satmasının sebebi, ilgili pazarda sahip olduğu tekel
gücünün istismarı ve tekel karının elde edilmek istenmesidir. Uygulanan bu
fiyatlar, rekabet ortamında uygulanma imkânını kaybedecektir. Bundan dolayı ilgili
piyasada rekabetin hiç olmaması ve potansiyel rekabetin de bir tehlike yaratmayacak
olduğu durumda Havaş, hak etmediği bir kara kavuşmakta ve dolayısıyla haksız bir
kazanç ortaya çıkmaktadır. Aşırı fiyatları müşterilere empoze edebilmesinin
sebebi, ilgili pazarda müşteriye daha adil şartlarla hizmet satacak başka bir
firmanın olmamasıdır. Havaalanı-şehir merkezi arasında yolculuk yapacak bir kişi, 1020
daha adil fiyatlarla hizmet sunan bir taşıyıcı bulamadığı için tekel işletme
konumundaki Havaş’ın aşırı fiyatlarına katlanmak zorunda kalmaktadır37.”
ifadelerine yer vermiştir.
Rekabet Kurulu 1.2.2002 tarih ve 02-06/51-24 sayılı kararında ise aşağıdaki ifadeleri
kullanmıştır:
“son olarak, BÇS38’nin hakim durumda olduğu düşünülen Bolu-Gerede pazarında,
“aşırı fiyat” uygulamak suretiyle bu konumunu kötüye kullanıp kullanmadığı
sorusunun cevaplanması gereklidir. Yapılan incelemeler neticesinde, BÇS’nin hakim
durumu ve sektörde uygulanan fiyat sistemine bağlı olarak, en yüksek fiyatla satış
yaptığı dolayısıyla en büyük kar marjına sahip olduğu bölgenin Bolu pazarı olduğu 1030
tespit edilmiştir.
Ancak yukarıdaki belge ve analizlere rağmen, Kurul, herhangi bir doğal ya da
hukuki tekelin bulunmadığı çimento pazarında, BÇS’nin hakim durumda olduğu
Bolu-Gerede pazarında diğer bölgelere oranla daha yüksek fiyat
uygulamasının, hakim durumun kötüye kullanılması şeklinde
değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır39.”
Görüldüğü üzere, yukarıda yer verilen kararların tamamında aşırı fiyatlandırmanın
belirli özel şartların oluşması halinde bir kötüye kullanma olabileceği belirtilmektedir.
37 s. 16-17
38 Bolu Çimento Sanayi
39 s.54
10-14/175-66
32
Bu koşullardan biri piyasaya girişlerin önünde yasal ya da yapısal bazı engellerin
bulunmasıdır40. Bir başka örnek durum, Havaş, örneğinde olduğu gibi, müşterilerin 1040
kapatılmış müşteri konumunda olmasıdır.
Piyasada giriş engellerinin bulunmaması durumunda piyasa ekonomisinin genel
işleyişi çerçevesinde, yüksek karların elde edilmesinin, yeni teşebbüsleri pazara
girme noktasında teşvik etmesi beklenmektedir. Bu ise yüksek fiyat uygulayan
firmanın piyasa dinamikleri içerisinde cezalandırılması olarak değerlendirilir.
I.7.2. Aşırı Fiyata İlişkin Değerlendirme
Bu noktaya kadar yapılan değerlendirmeleri özetlemek gerekirse; literatür, mehaz AB
mevzuatı ve Yüksek Mahkeme içtihatlarında, aşırı fiyatlandırmaya ilişkin yapılacak bir
tahlilde aşağıdaki unsurların göz önüne alınması gerektiği belirtilmektedir41;
- Teşebbüsün piyasada ne kadar hakim durumda olduğu, ne ölçüde tekel ya da 1050
tekele yakın olarak değerlendirilebileceği, bu hakim durumun teşebbüs tarafından
kazanılıp kazanılmadığı,
- Maliyetler ile fiyatlar arasında ne büyüklükte bir fark olduğu,
- Piyasada hukuki, teknik ya da iktisadi giriş engellerinin olup olmadığı, girişlerin ne
ölçüde mümkün olduğu, söz konusu giriş engellerinin geçici mi kalıcı mı olduğu,
- Teşebbüsün piyasa gücünün, dışlayıcı uygulamalar ya da inhisari haklar elde
edilmesi aracılığıyla mı yoksa teşebbüsün rakiplerinden daha üstün performansı
sonucu mu tesis edildiği,
- Pazarın kendisini düzeltme imkanının bulunup bulunmadığı,
- Aşırı fiyatlandırmaya temel teşkil eden sorunun alınacak bir yapısal tedbir ile 1060
ortadan kaldırılmasının mümkün olup olmadığı,
- Düzenleyici bir otoritenin bulunup bulunmadığı,
- Fiyatı açıklayıcı talep koşullarının var olup olmadığı,
- Aşırı fiyatlandırma uygulamasının, idari otoritenin bir iradesi sonucu mu yoksa
firmanın kendi iradesiyle mi benimsendiği, teşebbüsün aşırı fiyatlandırma
yapmaya ne ölçüde sevk edildiği.
Rekabet Kurulu tarafından aşırı fiyata ilişkin yapılan değerlendirmelere bakıldığında
ise aşağıdaki hususların ön plana çıktığı görülmektedir:
- Piyasada imtiyaz koruması, patent, kısıtlı doğal kaynakların ve hammaddelerin
tek teşebbüs tarafından kontrolü asimetrik bilgi sorunu gibi giriş engelleri 1070
bulunması,
- Piyasaya girişlerin çok büyük yatırım gerektirmesi ya da yerleşik teşebbüsün tek
taraflı davranışlarıyla pazara girişleri engellemesi,
- İstenen fiyat ile mal veya hizmetin ekonomik değeri arasında makul bir ilişki
olmaması.
40 Pazardaki yerleşik firmanın davranışları nedeniyle oluşabilecek giriş engelleri ise “hakim durumun
kötüye kullanılması”nın diğer çeşitleri kapsamında incelenmelidir.
41 Bkz. ATAD’ın General Motors [1975] OJ L29/14, [1975] 1 CMLR D20 ve British Leyland Public
Limited Company v Commission of the European Communities. Case 226/84 kararları ile AB
Komisyonu’nun OJ L 207, 2.8.1984 84/379/EEC ve Case COMP/A.36.568/D3 – Scandlines Sverige
AB v Port of Helsingborg kararları
10-14/175-66
33
Yukarıda detaylarıyla bahsedilen şikayet konusu uygulama piyasada yaşanan yeni
bir girişin akabinde hakim durumda bulunan teşebbüsün rekabetle karşılaştığı ürün
gruplarında keskin fiyat indirimlerine gittiği iddiasıdır. Bu nedenle sorulması gereken
soru teşebbüsün rekabetle karşılaşmadan önceki fiyatlandırmasının “aşırı” olup
olmadığıdır. Bu doğrultuda, inceleme sırasında teşebbüsün çok geniş bir ürün gamı 1080
olduğu anlaşılmış, şikayet konusu ürün için yapılan değerlendirmenin diğer ürün
gruplarını da içerecek şekilde genişletilmesi gereği hasıl olmuştur. Söz konusu
incelemenin genişletilmesinde etkili olan bir başka faktör de, gerçekleştirilen
görüşmeler sırasında piyasada yer alan diğer oyuncuların İzocam’ın yüksek kar
oranlarıyla çalıştığı yönünde beyanlarda bulunmalarıdır.
Aşırı fiyata ilişkin yapılacak bu incelemede, öncelikle literatür, mehaz mevzuat ve AB
Yüksek Mahkeme içtihatları ile Rekabet Kurulu kararlarında yer verilen temel kriterler
kapsamında bir değerlendirme yapılacak, ardından İzocam’ın alternatif ürün
gruplarında elde ettiği karlar tahlil edilecektir.
Birinci olarak, seçici fiyat değerlendirmesinde yer verildiği gibi mevcut 1090
değerlendirmede de İzocam’ın hakim durumun ötesine geçen bir piyasa gücüne
sahip olup olmadığı noktası önem kazanmaktadır. Piyasaya 2003 yılında Özpor,
2008 yılında İzober firmalarının girmesi, piyasada %(….) seviyelerinde ithalat
gerçekleşmesi ve İzocam’ın pazar payının %(….) seviyesinde olmasından hareketle,
İzocam’ın hakim durumunun, tekel gücüne yaklaşan bir boyutta olmadığı
anlaşılmaktadır.
Yapılacak değerlendirmede gözetilmesi gereken ikinci husus, piyasaya girişlere
ilişkin hukuki ya da teknik bir engelin olup olmadığıdır. Yalıtım alanında faaliyet
gösteren teşebbüslerin bu faaliyetlerini engelleyici herhangi bir hukuki ya da idari
uygulama bulunmamaktadır. Benzer bir şekilde, üretimin yaratıcılık ve inovasyon gibi 1100
unsurlara bağımlı olmadığı, daha ziyade hammaddesi doğada bulunan bazı girdilerin
yüksek ısıya maruz bırakılması gibi bir yöntemle gerçekleşmesinden hareketle,
üretime ilişkin herhangi bir teknik imkansızlıktan da bahsetmek mümkün değildir.
Öte yandan piyasaya girişlerin yüksek maliyetler gerektirdiği ya da bilgi asimetrilerinin
bulunduğu pazarlarda girişler iktisadi olarak da güçleşebilmektedir.
Mineral yünler, camyünü ve taşyünü için ayrı ayrı kurulacak üretim tesislerinde enerji
yoğun bir süreç neticesinde üretilmektedir. Bu alanda faaliyete başlamak için bu
tesislerin inşa edilmesi ve faaliyete hazır konuma getirilmesi gerekmektedir.
Söz konusu yatırım, (….)-(….) milyon dolar arasında değişmekte olan bir maliyet
gerektirmekte, (….)-(….) yıllık bir süreç sonunda tamamlanabilmekte ve tam 1110
performansa ise bundan da sonra ulaşılabilmektedir. Daha öncede ifade edildiği
üzere, mineral yünlerin üretimi orta ve uzun vadede girişlerin mümkün olduğu, ancak
kısa vadede ciddi giriş engellerinin bulunduğu bir alandır. Bu kapsamda taşyünü
alanında 2003 yılında Özpor, 2008 yılında İzober, 2009 yılında Buldaç firmalarının,
camyünü alanında ise ODE firmasının üretime başlamış olması başlı başına orta ve
uzun vadede girişlerin mümkün olduğunun bir göstergesidir. Her ne kadar, bu
teşebbüslerce gerçekleştirilen girişler İzocam’ın mevcut üretim kapasitesine kıyasla
düşük bir ölçekte olsa da, bu girişlerin pazarda rekabetçi bir etki doğuracağı
muhakkaktır. (……….TİCARİ SIR……….). Yukarıda detaylı bir şekilde açıklandığı
üzere İzocam, rekabetle karşılaştığı ürünlerde fiyatlarını hızla düşürmüştür. Yüksek 1120
fiyatların ve cazip karlılık oranlarının, özellikle kayda değer ölçüde homojen olan
yalıtım malzemeleri gibi ürünler söz konusu olduğunda, yeni yatırımcıları çekmesi
doğaldır. Bu sürecin bir sonucu olarak 2009 yılında ODE, camyünü alanında
faaliyetlere başlamış, faaliyetlerini yurt dışında sürdürmekte olan URSA firması,
10-14/175-66
34
Özpor’u devralmıştır. Bu hususların da, ileriki dönemlerde, İzocam’ın üzerindeki
rekabetçi baskıyı daha da arttırması beklenmektedir.
Dikkate alınması gereken bir diğer husus, İzocam’ın, yalıtım alanında faaliyet
gösteren firmalar arasında marka bilinilirliği en yüksek firma olduğudur. Tüketiciler
nezdinde İzocam ürünlerinin kalite bakımından rakip ürünlerin daha üstünde olduğu
yönünde bir algı bulunmakta, hatta bu algı İzocam’ın bu doğrultudaki pazarlama 1130
stratejileri ile de desteklenmektedir. Her ne kadar temel itibariyle işlevin ön plana
çıktığı homojen bir üründe “marka” imajı üzerinden ek kar marjı sağlama imkânı
sınırlı olsa da, İzocam’ın yarattığı marka algısının, İzocam’ın fiyatlarının rakip
ürünlere göre yüksek olması noktasında bir ölçüde etkili olduğu söylenebilir.
Bu noktaya kadar yapılan değerlendirmelerde yer verildiği üzere inceleme konusu
piyasanın yapısı, ürünün niteliği, herhangi bir hukuki ya da teknik giriş engelinin
olmaması, özellikle orta ve uzun vadede piyasaya girişlerin iktisadi olarak da
mümkün olması, böylesi bir piyasada benimsenecek herhangi bir fiyatlama
stratejisinin “aşırı” olarak nitelendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Faaliyet konusu
alanda benimsenecek yüksek fiyatlandırma politikalarının en azından orta ve uzun 1140
vadede, sahip oldukları sermayelere mümkün olan en yüksek karşılığı almak
isteyecek yatırımcıları cezbetmesi ve piyasaya girişler akabinde yaşanacak fiyat
savaşları neticesinde fiyatların ve ürünlerdeki karlılığın düşmesi beklenmektedir.
Ancak yine de değerlendirmenin tamamlanması ve incelemeye konu ürün
gruplarında İzocam tarafından benimsenen fiyatlandırma politikaları kapsamında
satılmakta olan ürünlerin “ekonomik değeriyle orantılı” fiyatlar belirlenip
belirlenmediğinin tespiti için bu ürünlerin üretiminde katlanılan maliyetleri içeren
karlılık tabloları aşağıda sunulmaktadır.
Bu noktada İzocam’ın ürün deseninin çok geniş olmasının yanında ürünlerinin kendi
aralarında da kalınlık, yoğunluk, uzunluk, genişlik gibi kriterlere göre değişiklik arz 1150
edebildiğine, dahası, yalıtımı sağlanacak bölgenin ihtiyaçlarına göre standart olan
ürün tipinin, ürüne yapılan bazı eklemeler suretiyle farklılaştırılabilmesine dikkat
çekmek gerekmektedir. İlk etapta bir ürün tipi olarak değerlendirilebilecek herhangi
bir yalıtım ürününün ebatlarının, yoğunluğunun değiştirilmesi ve/veya sarı camtülü,
siyah camtülü ya da alüminyum folyo ile kaplanması neticesinde bu ürün tipine ilişkin
onlarca alt ürün üretilmesi mümkün olmaktadır. Böylesi bir üretim stratejisine ilişkin
değerlendirmeler yaparken, incelemenin bütün ürünleri ve mümkün olan tüm
dönemleri kapsayacak şekilde geniş tutulması fiilen imkansız olduğundan, bazı
ürünler ve dönemlerle sınırlı tutulması gerekmiştir. Bu nedenle, değerlendirme
camyünü ve taşyünü ürün gruplarına ilişkin toplam 32 kalem ürün ile sınırlı tutulmuş 1160
ve söz konusu ürünlere ilişkin ton başına TL cinsinden maliyet, fiyat ve kar oranlarını
içeren tablolara aşağıda yer verilmiştir. Tabloların hazırlanmasında İzocam
tarafından sunulan camyününe ve taşyününe ilişkin maliyet verileri ile ilgili dönemlere
ait fatura bilgileri temel alınmıştır.
Tablo 24: Çatı Şiltesi - Çıplak / Arl. (Tip350) 14 Kg/m3 - 8 X 120 X 1000 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil))/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton42 (….) (….) (….) (….) (….)
42 Karlılık hesaplamalarında vergi kalemleri dikkate alınmamış değerlendirmeler brüt karlılık üzerinden
yapılmıştır.
10-14/175-66
35
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 25: Çatı Şiltesi - Çıplak (Tip300) 18 Kg/m3 - 8 X 120 X 750 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 26: Mertek Arası Şilte - Al.Folyo 16 Kg/m3 - 8 X ( 2 x 50 ) X 1000 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 27: Klima Şiltesi - Al.Folyo 24 Kg/m3 - 5 X 110 X 1000 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 28: Rulopan - Çift Tar. Sarıcamtülü 15 Kg/m3 - 8 X ( 2 x 60 ) X 800 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakil dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
1170
Tablo 29: Kollektör Şiltesi 14 Kg/m3 - 5 X 93 X 2000 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakil dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 30: Duvar Levhası - Çıplak-Vakum Amb. 22 Kg/m3 - 3 X 60 X 120 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
36
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 31: Duvar Levhası - Çıplak-Vakum Amb. 22 Kg/m3 - 5 X 60 X 120 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 32: Dupan - Çift Tar. Sarıcamtülü 28 Kg/m3 - 5 X 60 X 270 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 33: Cephepan - Sarıcamtülü 40 Kg/m3 - 5 X 60 X 120 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 34: Klima Levhası - Çıplak 50 Kg/m3 - 2 X 60 X 120 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 35: Klima Levhası - Çıplak 50 Kg/m3 - 2.5 X 60 X 120 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
37
Tablo 36: Klima Levhası - Çıplak 50 Kg/m3 - 5 X 60 X 120 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 37: Asma Tavan - Labirent 50 Kg/m3 - 2 X 60 X 120 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 38: İzopan - Al.Folyo + Sarıcamtülü 100 Kg/m3 - 1.5 X 55 X 90 cm
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Nakliyat/ton (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(Nakliyat dahil)/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (….) (….) (….) (….) (….)
Kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….)
1180
Tablo 39: Sanayi Levhası (SL1) 40x600x1200 ÜK:316
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 40: Sanayi Levhası 50x600x1200 ÜK:317
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 41: Sanayi Levhası (SL1) 80x600x1200 ÜK:317
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
38
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 42: Taşyünü Şilte 50x1000x5000 ÜK:317
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 43: Teras Çatı Levhası Çıplak 40x600x1200 ÜK:318
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 44: Teras Çatı Levhası Çıplak 50x600x1200 ÜK:318
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 45: Teras Çatı Levhası Çıplak 60x600x1200 ÜK: 318
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 46: Teras Çatı Levhası Çıplak 40x600x1000 ÜK:318
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 47: Teras Çatı Levhası Çıplak 50x600x1000 ÜK: 318
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
39
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 48: Yüzer Döşeme Levhası Çıplak 25x600x1200 ÜK:319
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
1190
Tablo 49: Yüzer Döşeme Levhası Çıplak 30x600x2000 ÜK:319
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 50: İzotaş (Yüzer Döşeme) Çıplak 100x1000x2000 ÜK:319
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 51: İzotaş (Yüzer Döşeme) Çıplak 100x1180x2400 ÜK:319
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 52: Taşyünü Dökme Çıplak ÜK:320
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
10-14/175-66
40
Tablo 53: Taşyünü Kalibel/Alçı Plaka 30x1200x2700 ÜK: 323
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 54: Taşyünü Gemi Levhası Al.F. Kaplı F.Batts(45) 50x600x1200 ÜK:304
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablo 55: Taşyünü Gemi Levhası Al.F. Kaplı F.Batts (110) 30x600x1200 ÜK: 304
2007/9 2007/12 2008/3 2008/6 2008/9 2008/12
OTM/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
NBF/ton (beyan) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Nak./ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
OTM(N.D)/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (….) (….) (….) (….) (….) (….)
kar/ton (maliyete bölünmüş) (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Tablolarda iki farklı karlılık ölçütü yer almaktadır. Kullanılan ilk karlılık ölçütü ton
başına elde edilen toplam karın fiyata bölünmesi suretiyle hesaplanan ve ürün
fiyatında karın ne oranda gerçekleştiği hususunu yansıtan ölçüttür. Bu ölçütle ilgili
dikkat çekilmesi gereken nokta, ölçütün temelinde fiyatın içerisinde kendisini 1200
oluşturan kar ve maliyet kalemlerinin ağırlıklarını ölçülmesi mantığının yattığı, bu
nedenle söz konusu ölçütün her zaman bir değerinin altında kaldığıdır. Tablolarda
yer verilen ikinci karlılık ölçütü, ton başına elde edilen toplam karın maliyete
bölünmesi suretiyle hesaplanan ve katlanılan bir birim maliyet neticesinde elde edilen
getiriyi yansıtan ölçüttür.
Karın, birim fiyatın ne kadar bir kısmını teşkil ettiğini yansıtan ilk karlılık ölçütüne
bakıldığında, her ne kadar zaman zaman söz konusu oran %(….) seviyesinin altına
düşse de, birim fiyatın genellikle %(….) ile %(….)’ı arasındaki bir oranda kar elde
edildiği, hatta bazı ürünlerde ve bazı dönemlerde elde edilen karın birim fiyatın
%(….)’ine yaklaştığı dikkat çekmektedir. 1210
Maliyete göre getiriyi yansıtan ikinci karlılık ölçütüne bakıldığında ise, her ne kadar
söz konusu oran zaman zaman %(….) seviyesinin altına düşse de, elde edilen karın
genellikle maliyetlerin %(….)’ü ile %(….)’ü arasında seyrettiği, hatta bazı ürünlerde
ve bazı dönemlerde %(….)’ü dahi aştığı göze çarpmaktadır.
(……….TİCARİ SIR……...)
10-14/175-66
41
Ancak, literatür, mehaz mevzuat, AB yüksek mahkeme içtihatları ve Rekabet Kurulu
kararları göz önüne alındığında fiyatlandırmanın “aşırı” olmasının tek başına bir
kötüye kullanma teşkil edemeyeceği konusunda bir fikir birliği dikkat çekmektedir. 1220
Mevcut dosyada olduğu gibi giriş engellerinin söz konusu olmadığı hatta piyasaya
girişlerin fiilen gerçekleştiği pazarlarda, fiyatlandırmanın maliyetlerin çok üzerinde
gerçekleştiği durumlarda dahi, aşırı fiyatlandırmadan bahsedilememektedir.
Yukarıdaki bilgi ve bulgular ışığında yapılan değerlendirmeler neticesinde, İzocam’ın
benimsediği fiyat politikasının rekabet hukuku bağlamında bir “aşırı fiyatlandırma”
olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
I.8. İzocam’ın Diğer Uygulamalarına İlişkin Tespitler
Önaraştırma sırasında ve soruşturma kapsamında yapılan görüşme ve
incelemelerde, yukarıda değinilen konulara ek olarak, İzocam’ın bayilik sistemi
kapsamındaki bazı uygulamalarının da rekabeti sınırlayıcı unsurlar taşıyabileceği 1230
yönünde bilgi ve bulgulara ulaşılmıştır.
Aşağıda sırasıyla,
- Münhasırlık ve buna bağlı prim sistemi hakkında bilgi verilecek,
- İzocam bayilerinin konuyla ilgili görüşleri aktarılacak,
- Rakip firmaların söz konusu uygulamalar hakkındaki değerlendirmeleri
ortaya konacak,
- Münhasırlık ve prim sistemi Kanun’un 4. ve 6. maddeleri açısından
değerlendirilecektir.
I.8.1 Münhasırlık Uygulaması ve Prim Sistemi
I.8.1.1. Münhasırlık Uygulamasına İlişkin Tespitler ve Genel Değerlendirme 1240
İzocam Bayilik Sözleşmesi’ne ek niteliği taşıyan Münhasır Bayilik Sözleşmesi’nin 3.
maddesinde, bayinin, münhasırlık kapsamında olan camyünü, taşyünü, foamboard
ve kauçuk ürün grupları ile ilgili “(……….TİCARİ SIR……...)” hükme bağlanmıştır.
Söz konusu rakip ürünleri satmamaya yönelik taahhütte bulunan bayi, İzocam
tarafından belirlenen münhasırlık primleri veya benzeri münhasırlık avantajlarından
yararlanabilmektedir.
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi ile “belirli bir mal
veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti bozma ya da
kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan
teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler” yasaklanmıştır. İzocam’ın 1250
bayileriyle yapmış olduğu “Münhasır Bayilik Sözleşmesi”nin Kanun’un bahse konu
maddesi kapsamında bir rekabet ihlali teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi
gerekmektedir.
Zaman zaman münhasırlığın sözleşmede yer alan bir koşuldan öteye geçmediği,
fiiliyatta uygulanmadığı durumlarla karşılaşılmaktadır. İzocam özelinde böyle bir
durumun söz konusu olmadığı münhasırlığın sıkı bir şekilde uygulandığı anlaşılmıştır.
(……….TİCARİ SIR……...)
ifadelerinin yer aldığı e-postasına cevaben (……….TİCARİ SIR……...) tarafından 1260
aynı tarihinde gönderilmiş elektronik posta’da
10-14/175-66
42
“Arkadaşlar,
(……….TİCARİ SIR……...) bu aralar uyanık olmamızda bayileri daha yakından
takip etmemizde fayda var”
ifadeleri yer almıştır.
İzocam’ın bayilerle dört temel yalıtım ürününde münhasır çalışmasının nedenini
İzocam (……….TİCARİ SIR……...) tarafından (……….TİCARİ SIR……...) yapılan
görüşmede şu şekilde açıklanmıştır:
“Münhasır olarak çalıştığımız dört ürün yalıtım sektörünün omurgasıdır. Biz yıllardır
bu ürünleri çalıştığımız bayilerimizi elimizde tutmak amacıyla münhasırlık 1270
sistemi uyguluyoruz. Biz de karşılığında bayiye prim veriyoruz. Prim sisteminden
sadece münhasır bayiler yararlanıyor. Münhasırlık ‘sadece taşyününde ya da sadece
camyününde olup kalan ürünlerde münhasır çalışmama’ şeklinde olmuyor.
Sözleşme tüm münhasır çalışılan ürün guruplarını kapsayacak şekilde
imzalanıyor. Münhasır olmayan bayilere de yapılan bayi sözleşmeleri uyarınca malı
biz sağlamaktayız, Ancak bu bayiler bu mallar için prim alamazlar.”
İzocam’ın bayilerle dört temel yalıtım ürününde münhasır çalışmasının nedenini
açıklayıcı bir başka belge (……….TİCARİ SIR……...) gönderilen elektronik postadır:
“Bizden daha ağır ve agresif fiyatlarla malzeme sattıkları için önde gözüken diğer
XPS üreticileri (……….TİCARİ SIR……...) çeşitli varyasyonlar yaparak satıcıda raf 1280
kapıyor. Virüs bir kere bulaştığında yanına Camyünü, Taşyünü, EPS veya
membran giriyor”.
Aynı yetkili ile yapılan ilk görüşmede münhasırlığın gerekçelerine ilişkin kendisi
tarafından;
“Bayiler bölgesel olarak çalışır. Her bayii kendi bölge müdürlüğüyle çalışır. Bayilere
birçok mühendislik hizmeti sunuyoruz. Bunun karşılığında da bizim bir eksiğimiz
varsa bunu bize söylemesini istiyoruz. Bu yüzden onların münhasır olarak
çalışmasını istiyoruz”
ifadeleri kullanılmışken ikinci görüşmede ise
“İzocam bayilerinin %(….)’dan fazlasıyla münhasır olarak çalışıyor. Bunu bayiler 1290
tercih ediyor. Bayi münhasır çalışmadan doğan sinerjiyi tercih ediyor (tek bir
üreticiden mal almak, tek bir üreticinin ürün ve hizmetlerini müşteriye göstermek, ben
İzocam satarım diyebilmek, kalite, hizmet, problemsiz şekilde ürünlerin ulaştırılması,
ürün çeşitliliği) Bayi, İzocam haricinde başka bir ürün satıyorsa, İzocam ürününü
satmadığı zaman müşteri(nin) “Neden İzocam ürününü getirmedin? Artık sana mal
vermiyor mu? tepkisiyle karşılaşılabiliyor. Çünkü bayi için İzocam satmak, İzocam
bayisi olmak bir ayrıcalıktır, onurdur.” ifadeleri kullanılmıştır.
(……….TİCARİ SIR……...) tarihinde gerçekleştirilen görüşmede teşebbüs yetkilisi
tarafından aşağıdaki hususlar ifade edilmiştir.
…biz, (….)’nin XPS ürünlerini satmaya başladık. İzocam denetmenleri bayilere 1300
baskın şeklinde ziyaret düzenliyorlardı ve bizim firmamızın önünde (….) marka ürün
görmüşler. Ayrıca (….) bir şantiyede bizim irsaliyemizle (….) ürünü satışını
yakalamışlar. Bölge Müdürü yaptığı ziyarette, İzocam’ın bazı bayilik kurallarına
uymadığımızı ve diğer bölge bayilerinin bizden şikayetlerini iletti. (……….TİCARİ
SIR……...). İzocam bölge müdürü ile yaptığımız görüşmenin ardından, İzocam’ın
bizimle olan münhasır bayilik ilişkisini sonlandırdığına dair yazı elimize geçti
(……….TİCARİ SIR……...) Belki ben (….) satmaktan vazgeçseydim ilişkimiz devam
edecekti ancak böyle bir ilişkide ben İzocam’a bağlı kalacağımı düşündüğümden
10-14/175-66
43
bunu kabul etmedim. Bu ilişkinin sona ermesinden dolayı (….)-(….)kadar zararım
oldu, (….)hak ettiğim primler ve var olan siparişlerim iptal oldu… …Benim yalnızca 1310
münhasır bayiliği değil, tamamen bayiliğimizi kestiler.”
İzocam’dan (……….TİCARİ SIR……...)’na gönderilen yazıda aşağıdaki ifadelere yer
verilmiştir.
“…firmanız ile ilgili Bölge Müdürlüğü çalışanlarımızın tespit etmiş olduğu Münhasır
bayilik ve genel bayilik sözleşmesine aykırı davranışınız bizleri ziyadesiyle üzmüştür.
Şirketimiz belli kuralları olan ve bu kurallara bağlı kalarak mevcudiyetini devam
ettirmek isteyen bir firmadır. Bayilerimizle ilişkilerimizde 20 yılın üzerine çıkmaya
muvaffak olduk. Bu sürelere ulaşırken firmamız kendi üzerine düşen görevleri
eksiksiz yapmaya gayret etmiş ve etmeye devam edecektir.
Hiç şüphesiz ki bu işbirliğinin korunması ve gelişiminde bayilerimize de düşen 1320
görevler bulunmaktadır. Firmamız yıllardır bayi sayısını asgari seviyelerde tutmaya
özen göstermiş, sayısal büyüme yerine kalite ve hizmet anlamında gelişime açık olan
bayilerimizi desteklemiştir.
Etik kurallara, aramızdaki dostluk ve işbirliği anlayışına uymamasını bir kenara
bırakırsak hangi ticari menfaat için bu tür tercihi yaptığını sorgulamaya pek gerek
olmadığını düşünüyoruz. Olayın bizi en çok üzen kısmı ticari boyuttan çok
ilişkilerimizin diğer boyutlarına vurulmuş olan darbenin yarattığı hasardır.
Şirketimiz bu olayda kurallara bağlılığını sürdürecektir. Bu nedenle aramızda
imzalanmış sözleşmenin gerekleri uygulanacaktır.
(……….TİCARİ SIR……...) 1330
İçeride bulunan tüm siparişlerinizin sevki bugün itibariyle durdurulmuştur.
Nezdimizde bulunan cari hesabınız kapatıldığında teminatlarınızın iadesi
yapılacaktır. İki firma arasındaki ticari ilişkin sizin tercihleriniz sonucu bu şekilde
bitiyor olması üzücüdür. Ancak kuralları uygulanmakta görevlerimiz arasındadır.
Gelecekteki ticari yaşamınızda başarılar dileriz.”
İzocam (……….TİCARİ SIR……...) yapılan görüşmede (……….TİCARİ SIR……...)
tarafından aşağıdaki hususlar ifade edilmiştir.
“Çok özel şartlar altında örneğin çok iyi bir bayi gelirse, münhasır olarak
çalışıl[maya]bilmektedir. Bunun dışında, münhasır olarak çalışan bayiler diğer
malları satarsa, bu bayilerin sözleşmelerini fesh ediyoruz”. 1340
Yalıtım ürünlerinden herhangi birinde münhasırlık ilişkisini sürdürmek istemeyecek ya
da başka bir markanın ürününü satmak isteyecek bayilerin derhal cezalandırıldığı,
anlaşmaları feshedilerek kendilerine mal verilmediği anlaşılmaktadır. Münhasır
Bayilik Sözleşmesi’nde, münhasırlık akdine ters düşen tutum ve davranışların
tespitinin genel sözleşme için değil sadece münhasır bayilik sözleşmesi için bağlayıcı
olduğu hususu şu şekilde belirtilmektedir:
“(……….TİCARİ SIR……...)”
Yukarıda da ifadesini bulduğu üzere esasen münhasır bayilik sözleşmesinin genel 1350
bayilik sözleşmesini bağlamaması gerekmektedir. Ancak, (………) faaliyet gösteren
(………) ile (………) tarihinde sona eren bayilik ilişkisi örneğinde olduğu gibi
10-14/175-66
44
Münhasır Bayilik Sözleşmesi’ne aykırı davranışlar ticari ilişkinin tamamen
sonlandırılması sonucunu doğurmaktadır. Böylece bayiler, 4 ürün grubunda
münhasır olarak çalışmak ve İzocam ile ticari ilişkiyi bitirmek arasında bir tercih
yapmaya zorlanmaktadır.
İzocam’da yapılan yerinde inceleme sırasında alınan 2004 yılına ilişkin Bayi Seçim
Prosedürü başlıklı belgede aşağıdaki ifadelere yer verilmektedir:
“6 – Bayi adayı, İzocam bayisiyken hileli iflas etmiş, İzocam’ı zor durumda bırakarak
ayrılmış, rakip ürünler nedeniyle İzocam bayiliğini bırakmış veya bayiliği iptal 1360
edilmiş ise yeniden bayi adayı olamaz.”
Şimdiki zamanda geçerli olacak münhasırlığa ilişkin uygulamaların yanı sıra bayiler,
benimsenen bu politikayla gelecekte de bağlanmış olmaktadır.
İzocam’da gerçekleştirilen yerinde incelemede elde edilen bir belgede dağıtım
kanalları ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelerin yer aldığı görülmektedir:
“Camyünü, Taşyünü, XPS ve Kauçuk ürünlerimiz için Münhasıran çalışılmaktadır.
(………TİCARİ SIR……..) Rakiplerimizin hiçbiri bu denli sağlam ve deneyimli
dağıtım ağına sahip değildir. Yeni kurulan ve yeni üretime başlayan hemen her
üretici, bu bayilerimizi ziyaret ederek kendileri ile çalışmaya zorlamaktadır.
Bayilerimiz ve onların malzeme sattıkları bayileri ile ilişkileri güçlendirmek adına 1370
çeşitli faaliyetler tarafımızdan düzenlenmektedir.”
İzocam bayilerinin piyasada oldukça güçlü oldukları ve “etkin” kanallar teşkil ettikleri
İzocam faaliyet raporlarında da dile getirilmiştir. Temmuz 2008 1. Bölge müdürlüğü
Rekabet ve Faaliyet Raporu’nda “Rakip firmalar fiyatlarımızın hemen altında
konuşlanmakla beraber dağıtıcı olarak kullandıkları firmalar şu aşamada yeni
fiyatlar oluşturamamaktadırlar.” ifadeleri yer almaktadır.
Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı gibi, İzocam bayileri yalıtım alanında yıllardır
faaliyet gösteren bayi bilinilirliği yüksek, diğer markaların birlikte çalışmak istediği
firmalardır ve markaların bu yöndeki istekleri İzocam tarafından da bilinmektedir.
Münhasırlığın, İzocam yetkililerince kullanılan “Biz yıllardır bu ürünleri çalıştığımız 1380
bayilerimizi elimizde tutmak amacıyla münhasırlık sistemi uyguluyoruz. Biz de
karşılığında bayiye prim veriyoruz” ifadelerinden de anlaşılacağı gibi bu bayileri elde
tutmak amacıyla uygulandığı anlaşılmıştır.
I.8.1.2. Prim Sistemine İlişkin Tespitler ve Genel Değerlendirme
Bayilere, İzocam ile imzaladıkları sözleşmeye dayanarak, (………TİCARİ SIR……..)
çeşitli kriterler ölçüsünde bir prim tahsis edildiği tespit edilmiştir. İzocam’da yetkililerce
İzocam tarafından; bayilerin elde ettikleri cironun % (….)-(….)’i arasında kar ettiği,
bunun yanında bayilere iç pazar bayi cirosunun toplamının %(….)’i ile %(….)’sı
arasında bir primin (….) verildiği belirtilmektedir. Prim uygulaması tamamıyla
İzocam’ın takdirinde olup, İzocam, uygun bulmadığı takdirde bu primi hiç vermeme 1390
hakkını saklı tutmaktadır. Şemanın her bayiye aynı şekilde uygulandığı ancak
yukarıda sayılan öğeler arasında nasıl bir ağırlıklandırma ile primin hesaplandığı
hakkında bayilere bilgi verilmediği ifade edilmiştir. Primlerin belirlenmesinde
kullanılan temel kriterlere aşağıda yer verilmektedir:
10-14/175-66
45
(………TİCARİ SIR……..) 1400
Mevcut prim sisteminde bayinin ne kadar satış yaparsa ne kadar prim alacağını
bilememesinin İzocam’ın amaçlarından birisi olduğu, bunun temelinde de bayinin
primine dayanarak fiyat kırabileceği endişesinin yattığı belirtilmektedir. Bayilere
geçilen 2008 yılı Bayi Prim Sistemi isimli bilgilendirici metin incelendiğinde de prim
sistemine ilişkin bayilerin bilgilerinin sınırlı olduğu, belgede sadece prim kriterlerinin 1410
açıklandığı, bunların ağırlıklarına yer verilmediği dikkat çekmektedir.
İzocam bayileri ile yapılan görüşmelerde ortalama bayi karının %(….)-(….) civarında
gerçekleştiği ifade edilmiştir. Ayrıca birçok bayi, sene sonu primine çalıştıklarını,
primin kendilerine kalmasından ziyade müşteriye yansıttıklarını, işletme karını
primden elde ettiklerini, sene sonu primine güvenerek iskonto oranlarının altında
satış yaptıklarını belirtilmiştir.
Münhasır Bayilik Sözleşmesi’nin kapsadığı dört ürün grubundan herhangi birini veya
bir kaçını başka bir üreticiden tedarik etmek isteyen bayinin prim avantajından
yararlanamadığı görülmektedir. Bir bayinin söz konusu münhasırlık primlerini
almadan, pazarda İzocam’ın rakipleriyle ve diğer İzocam bayileriyle rekabet 1420
etmesinin, kar marjlarının darlığı dikkate alındığında, oldukça zor olduğu
anlaşılmıştır43. Bunun yanı sıra bayinin dönem sonunda ne büyüklükte bir prime hak
kazanacağını tam olarak bilememesi ve bunu hesaplayabileceği kriterlerin kendisine
bildirilmemesinin de bayi açısından bir belirsizlik yarattığı görülmektedir.
Bunun ötesinde, İzocam bayilik sisteminde rakip malları satmama haricinde bayiler
arası bölge paylaşımına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Tesis edilen bayilik sistemi aracılığıyla İzocam’ın pazardaki konumu
kuvvetlendirilirken bayiler arasında sıkı bir rekabet yaşanmaktadır. Prim sistemi ise,
bu yoğun marka içi rekabete ve buna bağlı düşük karlara rağmen bayileri elde
tutabilmek için yürütülen bir uygulama olarak görülmektedir. 1430
I.8.1.3. Bayilerin Münhasırlık ve Prim Sistemlerine İlişkin Görüşleri
(………TİCARİ SIR……..) tarihinde bir İzocam bayisi (………TİCARİ SIR……..)’de
yapılan görüşmede şirket yetkilileri tarafından primlerin önemine ilişkin şu ifadeye yer
verilmiştir:
“Bayiler için bu anlatılan satış sisteminde primler kritik bir öneme sahiptir. Bu primler
sayesinde kendi satış fiyatlarını satış karını bir iki puana düşürecek şekilde
verebilmekte, hatta zaman zaman satıştan zarar etmeyi göze alabilmektedirler”
ifadesi kullanılmış ve devam edilmiştir:
43 Gerek İzocam’ın tüm sisteminde yalnızca (….) adet münhasır olmayan bayiye sahip olmasından,
gerek bayiler ile yapılan görüşmelerden, gerekse incelemeler sırasında elde edilen “3. Bölge Ağustos
Ayı Rekabet/Faaliyet Raporu” başlıklı belgede yer alan “Mantolama sistem satışı için fiyat teklifinde
bulunduğumuz şantiyeye primleri olmayan bayilerimizden geçtiğimiz fiyatlar yüksek kalmıştı”
ifadelerinden söz konusu primleri alamayan, yani münhasır olmayan bayilerin İzocam ile ilişkileri sürse
bile pazarda var olma şanslarının çok yüksek olmadığı anlaşılmaktadır.
10-14/175-66
46
“Münhasırlık sistemi kaldırılsa, fakat prim sistemi uygulamasına devam edilse dahi,
bayilerin ağırlıklı olarak İzocam’la çalışacağını tahmin etmekteyiz. Zira, bayiler 1440
%(….), %(….), %(….) gibi (….) kar marjlarıyla faaliyet göstermekte ve yıl sonu
karlarının önemli bir bölümünü primden elde etmektedirler. En azından bizim için
böyledir. Yüksek fiyatlar sunmaları zaten her bayinin aynı iskontoyu almasından
ötürü pek mümkün olmamaktadır.
İzocam bayileri; ağırlıkla diğer firma bayileriyle değil birbirleriyle yaşadıkları rekabette
zorlanırlar. Diğer markaların kalite düşüklüğü, İzocam’ın çok bilinen ve talep edilen
bir marka olması ve yaygınlığı bunun nedenleridir.
Piyasada artmakta olan bu rekabet neticesinde farklı ürünler farklı markalarla
piyasaya girmektedir. Bu kapsamda, kalitesinden memnun olduktan sonra, diğer
markalarla da çalışabiliriz. Bu nedenle, münhasırlık uygulamasından çok da memnun 1450
olduğumuz söylenemez.”
(………TİCARİ SIR……..) tarihinde ziyaret edilen bir İzocam bayisi (………TİCARİ
SIR……..) yetkilisi tarafından da aşağıdaki hususlar ifade edilmiştir:
“İzocam’a kalite olarak güvenmekteyiz. Yılların firması, yıllarca çalıştık. Aramızda o
yıl satın alacağımız mala göre en başta senet verecek kadar güven bulunmaktadır.
Daha sonrasında bu teminat prim olarak bize yansır. Ancak, İzocam’ın bizle olan
yakın ilişkisi bizi ona en fazla yaklaştıran unsurdur. Prim, ikincil bir önemi haizdir.
Ancak, bu söylediklerim bugünkü rekabet koşulları içerisinde geçerlidir. Şu anda bu
rekabet koşullarında farklı markaların mallarını satmak çok da cazip gelmiyor. Şu
anda münhasırlık koşulu kaldırılsa bile şu rekabet koşullarıyla İzocam’ı öncelikli 1460
olarak, mevcut alışkanlıklarımız doğrultusunda ve diğer markaların ürün yelpazesinin
kısıtlılığı nedeniyle tercih edeceğimizi düşünmekteyiz. Ancak, bizim istediklerimizi
gerçekleştirecek ve geniş ürün yelpazesine sahip bir firmayla gelecekte çalışmayı
düşünebiliriz.”
(………TİCARİ SIR……..) tarihinde İzocam bayisi (………TİCARİ SIR……..) yapılan
görüşmede yetkili tarafından;
“Münhasırlık olduğu zaman İzocam’dan almak zorunda kalıyoruz tabi ki. Ben de diğer
ürünleri satıp onlardan da para kazanmak isterim. Ama münhasır çalışmam
gönüllüdür, çünkü İzocam ürünü satmayı istiyorum. Ürün ve hizmet kalitesinin
yüksekliğinden dolayı İzocam’ı tercih ediyorum. Ama diğer markaları satma 1470
özgürlüğüm olsa, az da olsa farklı ürünü satabileceğim. Müşteri de rakip ürün
fiyatlarını söyleyerek sektördeki fiyatlara daha hakim olunabilir.
Bayilerin bir kısmı prime çalışmaktadır yani gelirinin büyük kısmı primden gelir.
Münhasır olmayan ile olan arasında fark olmalıdır, bu da primlerdir. Çünkü münhasır
olmayan daha yüksek kar ile çalışıyor olabilir. Biz de primler ile karımızı yükseltiriz.
Münhasırlık kalksa dahi bayilerin çalışması çok fazla değişmez. Yine birçok bayi
İzocam satmayı tercih eder diye düşünüyorum…
…Münhasırlık kalksa diğer markalarla çalışma isteği doğabilir ama ne kadar çalışmak
isteriz bilmiyorum çünkü diğer şirketlerin ürün ve hizmet kalitesinde sorun çıkabiliyor.
Gelirimizin yaklaşık %(….)’inden fazlası primden gelir. Prim bizim için önemlidir.” 1480
ifadeleri kullanılmıştır.
(………TİCARİ SIR……..) tarihinde (………TİCARİ SIR……..) yapılan görüşmede
şirket yetkilisi tarafından aşağıdaki hususlar ifade edilmiştir.
10-14/175-66
47
“Prim sistemi %(….)-(….)’ler civarındadır. Eskiden daha fazla büyüklükler olmaktaydı.
Ancak, yine de prim sistemi olmasa münhasır çalışmayı hiç düşünmeyiz. Satıştan
elde ettiğimiz karda yaklaşık primden elde ettiğimiz kadardır. Niye münhasır
çalıştığımız sorusunun cevabı yaklaşık kar kadar prim elde etmemizdir. Prim sistemi
hemen herkes tarafından uygulanmaktadır.
Münhasırlık kalkarsa çok daha düşük kar marjlarıyla iş yapmamız muhtemeldir. Bu
durum bizi zorlayacaktır. “ 1490
(………TİCARİ SIR……..) günü (………TİCARİ SIR……..) şirket yetkilisi tarafından
“Münhasır bayi olduğumuz için iyi prim alıyoruz ama prim sistemi var diye münhasır
bayi oldum diyemem. Prim sistemi münhasırlığı cazip hale getiriyor, bayiyle sürekli
ilişki kurmak için prim önemlidir… …Prim sistemi kalkarsa ve İzocam ürünlerini fiyat
bakımından uygun tutarsa ben İzocam ile çalışmaya devam ederim. Fiyat avantajı
oldukça İzocam satarım çünkü kalitesi bilinmektedir. Diğer markalarda ürünler
satıcısını utandırabiliyor… …Münhasırlıktan daha çok getiri varsa, bu sistemde
devam ederim. Ufak avantajlar için İzocam münhasırlığını değiştirmeyi düşünmem.
Ancak diğer markalar İzocam’ın altında fiyat verirse diğer markaları satmayı
düşünürüm” 1500
ifadeleri kullanılmıştır.
(………TİCARİ SIR……..) tarihinde (………TİCARİ SIR……..) ile görüşülmüştür.
Görüşmede teşebbüs yetkilisi tarafından;
“Münhasırlık bizim tercih ettiğimiz bir şey değil, hem faydalı hem yanlış yönleri var.
Bu sistem Türkiye’de birçok sektörde uygulanmaktadır. (………TİCARİ SIR……..).
Diğer taraftan, uzun vadede diğer markalarla çalışmak avantajlı olmayabilir. Nakliyat,
sevkiyat açılarından diğerleri İzocam kadar iyi değil. İzocam tonajı yüksek
olduğundan, 1 yıllık nakliye-sevkiyat anlaşmaları yapabiliyor. Oysa diğer markalarda
“gönderemem” cevabıyla karşılaşıyoruz, sevkiyatın ne zaman olacağını
bilemiyoruz… 1510
…Prim sistemi İzocam bayilerinin karını artırma/yaşatma amacında ama o şekilde
uygulanmıyor, çünkü bayiler buna uymuyor fiyatları düşürerek kar etmeyi bırakın
zarar dahi ediyor.
Münhasırlık prim sistemini etkileyen bir durum değil bizim için. Münhasırlık sadece
diğer markaları satmamızı engelliyor.”
ifadeleri kullanılmıştır.
Öte yandan bayilerin bir kısmı, İzocam’a duydukları sadakati, İzocam’ın diğer
ürünlerin üzerinde sunduğuna inandıkları hizmet ve ürün kalitesini ya da geçmişte
yaşadıkları tecrübeleri gerekçe göstererek münhasırlık olmasa bile İzocam dışında
bir firmayla çalışmak istemediklerini ifade etmişlerdir. 1520
Örneğin, (………TİCARİ SIR……..)’de faaliyetlerini sürdürmekte olan (………TİCARİ
SIR……..) ile yapılan görüşmeler sırasında, teşebbüs yetkilisi tarafından aşağıdaki
hususlar beyan edilmiştir:
“Prim sistemi olmasa İzocam bayiliğini devam ettiririz çünkü İzocam bayisi olmak
piyasada bir prestijdir, ayrıcalıktır. Biz zaten prim sistemi sebebiyle münhasır bayi
olmadık, böyle bir sistem yokken de biz İzocam satıyorduk. Tek bir firma ile kuvvetli
ilişkiler kurmak bizim prensibimizdir, münhasırlık olmadan çalışmayı biz pek tercih
etmeyiz.
(………TİCARİ SIR……..)”
10-14/175-66
48
(………TİCARİ SIR……..) tarihinde (………TİCARİ SIR……..) yapılan görüşmede, 1530
teşebbüs yetkilisi tarafından aşağıdaki hususlar ifade edilmiştir:
“Benim açımdan önemli olan işbirliği yaptığınız kişiyle olan ilişkisidir. Ben İzocam ile
münhasır olarak çalışmayı tercih ettim. Eğer münhasırlık olmasa diğer markaları
satmazdım, şu anki durumumdan memnunum. Camyünü ve taşyünü için diğer
markaları satmam konusunda onlardan herhangi bir teklif gelmedi. Benim için önemli
olan hizmet kalitesi, istediğim malın istediğim zaman istediğim yerde olması önemli.
(………TİCARİ SIR……..) Münhasırlığın kalkması durumunda başka bir markayı
satmayı düşünmem. Bunun özellikle stoklar üzerinde bana zararı olur. Aynı ürün
grubunda farklı markaların mallarını elimde tutmak çok maliyetli olur “
(………TİCARİ SIR……..) yapılan görüşmede ise teşebbüs yetkilisi tarafından “Prim 1540
sistemi olmasaydı biz yine İzocam ürünlerini satacağımızı düşünüyoruz. Hatta yine
İzocam’ın ürettiği ürünlerin tamamını yine İzocam’dan alacağımızı düşünüyoruz.
Diğer firmaların güvenilir olduğunu düşünmemekteyiz… …Münhasırlığın sistemin
içerisinde olan bayi için olumlu olduğunu düşünüyoruz. Diğer firmalar içinse bu
durumun ciddi bir engel yarattığını düşünmüyoruz” ifadeleri kullanılmıştır.
(………TİCARİ SIR……..) ile (………TİCARİ SIR……..) tarihinde yapılan görüşmede
ise “İzocam’da münhasırlık olmasa bile başka bir ürün satmak istemeyiz. Daha önce
bazı ürünlerde denedik. Güvenin, kalitenin ve ikili ilişkilerin çok önemli olduğunu
düşünmekteyiz. Bizim aradığımız, düzenli bir şekilde ilişkilerin sürdürülmesidir. Satıcı
firmanın, ürünün arkasında durmasını isteriz. İzocam’la çalışmamızın nedenleri 1550
bundandır. Münhasırlığa sistem olarak inanıyoruz. Münhasırlığın tüm bayiler
içerisinden bizi ayırdığını düşünüyoruz. Herkesin İzocam ürünü satamaması bizi
diğer yapı ürünleri satanlardan ayırıyor. İzocam’ın tüm yapı firmalarına mal sunması
halinde İzocam’ın bu bayilere sunduğu hizmet kalitesi azalacaktır. Örneğin, burada
bir Teknik Büro bulunmaktadır. Bu büro bize teknik hizmet sunmaktadır. Bu büro, bu
hizmeti herkese sunması halinde hizmet kalitesi düşecektir.” ifadelerinin kullanıldığı
dikkat çekmektedir.
I.8.1.4. Rakip Konumundaki Teşebbüslerin İzocam Bayilik Sistemine İlişkin
Görüşleri
Rakip konumundaki teşebbüsler gerek pazara giriş yaptıkları dönemde gerek mevcut 1560
durumda münhasırlık olmasaydı İzocam bayileriyle çalışmayı tercih edeceklerini,
İzocam bayileri üzerinden mal satmak isteyeceklerini belirtmişlerdir. Bu durumda
İzocam’ın bayi ağının ülke çapında yaygınlığının önemli rol oynadığı anlaşılmaktadır.
Rakiplerden biri ile yapılan görüşmede yetkililer tarafından aşağıdaki hususlar ifade
edilmiştir.
“Bayilerin, İzocam’ın münhasırlık sisteminde çok fazla söz hakkı olduğunu
düşünmüyoruz. İzocam bayileri başka marka satmamaları konusunda yönlendiriyor.
Biz İzocam’ın bayileriyle çalışmak isteriz. Beyaz eşya üretiyor olsaydık nasıl Arçelik
bayileriyle çalışmak istersek, yalıtım sektöründe aynı şekilde, yıllardır faal olan
İzocam bayileriyle de çalışmak isteriz. Bizim orada açacağımız bir ikinci bayi 1570
öncelikle bu yerleşik güçlü ve zengin bayilerle yarışmak zorunda kalacaktır. Bizim
kalitemiz İzocam’ın kalitesine yakın olduğu için ürünlerimizi satabilmekteyiz. Kendi
bayilerimize biz münhasırlık koşulu getirmemekteyiz. Hiçbir İzocam bayisine mal
satmamaktayız. Ancak, hemen her yerde ürünlerimizi satmaktayız. Ancak, piyasayı
belirleyen İzocam olduğu için İzocam’ın sağladığı şartlardan daha iyi şartları bayiye
sağlamak zorundayız.
10-14/175-66
49
İzocam bayileri açısından bakıldığında ise, bizle çalışmamalarının nedeni İzocam’dan
korkmalarıdır. Örneğin biz (…) bölgesinde hiç ürün satamadık. Temel nedeni iki
İzocam bayisinin sene sonu alacak primleri de göz önüne alarak sürekli fiyat
kırmasıdır. Bu primi bir üründe, örneğin kauçukta alıp, örneğin camyününde fiyat 1580
kırabilir. Ancak prim başka bir firma tarafından da verilebilir. Öte yandan, bayiler
münhasır çalışmadığı takdirde diğer ürünler kendisine verilmezse bundan çekilebilir.
Böyle bir tutum bayileri çok daha fazla korkutacaktır.
(………TİCARİ SIR……..) Eskiden bu ürünleri satabilmekteydik. Bunun nedeni olarak
İzocam bayilerine (...) ürünlerini almayın yönünde telkinde bulunulduğu duyumları
aldık.”
(………TİCARİ SIR……..) da (………TİCARİ SIR……..) günü yapılan görüşme
sırasında yetkililerce,
“İzocam’ın münhasırlığı daha katı olarak uygulanmaya başlamasında ise esas
nedenin camyünü ve taşyünü alanlarında bayilerin zaman içerisinde başka şirketlere 1590
kayarak mevcut konumunu kaybetmeme korkusu olduğunu düşünüyorum. Ana hedef
bizce hiçbir zaman XPS olmadı. Bu ürün yoğun rekabet nedeniyle zaten kar
marjlarının yüksek olmadığı bir üründür. Burada esas kaygı diğer XPS üreticileriyle
çalışacak olan İzocam bayilerinin camyünü ve taşyünü alanlarında da diğer
üreticilerle çalışmak isteyecek bayilere kötü örnek teşkil edebileceğiydi.
Münhasırlık sisteminde verilen primler bayinin faaliyetlerini devam ettirmesinde hayati
öneme sahiptir. Münhasır Bayiler satışlarını ileride alacakları bu prime dayanarak
fiyat kırarak yapmaktadır. Öte yandan münhasır olmayan bayiler ise ürüne kar koyup
satmak zorundadır. Bu durumda ikinci durumdaki bayinin faaliyeti çok zordur. Bu
sistem içerisinde münhasır olamayan bir bayi ayakta kalamaz, en fazla sıradan bir 1600
bayi olabilir. İzocam bayileri arasında üst sıralarda yer alamaz.
İzocam bayilerinin üzerinden münhasırlığın kalkması, bizim ya da piyasaya yeni
girecek diğer teşebbüslerin faaliyetlerini kolaylaştıracaktır.”
ifadeleri kullanılmıştır. Aynı yetkili tarafından, (………TİCARİ SIR……..) tarihinde
yapılan görüşmede ise şu ifadeler kullanılmıştır:
“Bayilerin kar marjları yaklaşık %(….) ile %(….) arasındadır. Bayiler
profesyonelleştikçe, kar marjı düşer çünkü masrafları artar. Ortalama % (….)-(….)
arasındadır. Tahminim İzocam’da da durumun böyle olduğu yönündedir. Bizde de bir
prim sistemi uygulanmaktadır. Ancak, bizim prim sistemimizin farkı, münhasırlığın bir
şart olmamasıdır. İzocam’da münhasırlık bir şart teşkil eder. İzocam yola erken çıktığı 1610
için bütün iyi bayileri kapmış durumdadır. Biz İzocam bayileriyle satış yapmak isteriz,
zira bunlar kaliteli bilinmiş bayilerdir.”
(………TİCARİ SIR……..) tarihinde yapılan görüşmede (………TİCARİ SIR……..)
tarafından aşağıdaki hususlar belirtilmiştir.
“Şu an piyasada bayinin güçlü durumda olduğunu düşünüyorum. Pazarda baskı
oluşturan durum münhasırlık uygulamalarıdır diyebiliriz…
…Bayi kar marjları yapı sektöründe düşüktür. Prim bayi için çok önemlidir, kar oranı o
şekilde artar. Bayi %(….)-(….) ile çalışmayı ve yüksek ciro elde ederek prim almayı
amaçlamaktadırlar. Büyük işlerde ise üreticiye dönüp tekrar fiyat isterler.
Kalite standartları belirlenmiş her ürünün her bayi tarafından satılabilmesi gerektiğini 1620
düşünen biri olarak münhasırlık uygulaması olmasaydı İzocam bayileriyle de
çalışabilirdik diye düşünüyorum. Burada bayinin istek ve talepleri de önemlidir.
10-14/175-66
50
Şu an (….) olarak yaklaşık (….) bayimiz, aktif olarak çalıştığımız (….) bayimiz
bulunmaktadır. Yalıtım sektöründe bilgi sahibi olmak ve yetişmiş olmak bayi olmak
için önemlidir.
Bu ürünlerin ana pazarı İstanbul ve Ankara’dır. Türkiye çapında bayilik sistemine
ulaşmak kolay değildir. Sektöre girişlerin şu an kolay olmamasının sebebi de bayilik
sistemi kurmanın zorluğudur.
İzocam münhasırlığı kaldırsa ürünümüzün İzocam bayilerinde satılmasını tercih
ederiz. 1630
İzocam, bayisine prim sistemi uyguladığından biz de hakim durumdaki firmayı takip
ederek böyle bir prim sistemiyle çalışıyoruz.
Bayi için önemli olan kazandığı para ve bunun yanında güvendir. (Ticaretin
sürdürülebilirliği için) Prim üzerinden rekabetin mümkün olduğunu düşünüyorum.
Herkes kendi ürün gruplarına göre teşvik amacıyla prim uygulayabilir.
Bayilerimizin farklı marka ürün satmalarından kaynaklı bir ceza mekanizmamız
yoktur. Bu şekilde bir münhasırlığımız bulunmamaktadır.
Bugün İzocam bayiliğini bırakıp pazardaki diğer üreticilerle çalışmaya başlayacak
bayi bulmak zordur. İzocam bayisini kaybetmemek için yoğun çaba sarf etmektedir.”
Aynı görüşmede, firmanın satış müdürü tarafından ise, 1640
“İzocam’ın münhasırlık sistemiyle çalışması bizi etkiliyor. (………TİCARİ SIR……..)
İzocam yıllık kotalar koyarak bayisini baskı altına almaktadır. Bayi satış yapamasa da
senedin karşılığını ödemek malı çekmek zorundadır.
İzocam münhasırlığı kaldırsa İzocam bayileriyle çalışmayı düşünürüz, tabii ki onlara
mal satmak isteriz.
Büyük ihalelerde, İzocam’ın “camyününü benden almazsan kauçuk da vermem” gibi
bir tavrı olmaktadır. Ürün gamının genişliği bunda rol oynamaktadır”
hususları beyan edilmiştir.
(………TİCARİ SIR……..) ile (………TİCARİ SIR……..) tarihinde yapılan görüşmede
ise aşağıdaki hususlar kendileri tarafından vurgulanmıştır. 1650
“Küçük yerlerde tek bir bayiinin olması bizi çok etkilemez. Muhakkak çalışılacak bir
izolasyoncu bulunur. Ancak, biz yerleşik İzocam bayilerine mal satamamaktayız. Bu
bayilere esasen mal satmak isteriz. Bu bayilerinde bizle çalışmak istediğini
düşünmekteyiz. Bizle çalışmak için bu bayiler türlü yollara başvurabiliyorlar.
İzocam’ın pazar payına bu durumun da katkıda bulunduğunu düşünüyoruz.
(………TİCARİ SIR……..) Bayilik ağının oluşturulmasının maliyet sorunu teşkil ettiğini
düşünüyoruz. (………TİCARİ SIR……..)”
(………TİCARİ SIR……..) ile yapılan görüşmede diğer üç üreticiden farklı olarak şu
ifadelerin kullanıldığı dikkat çekmektedir:
“Şu an bayileşmeye çalışıyoruz. (………TİCARİ SIR……..) Bu aşamada İzocam 1660
bayileriyle görüşmeyi düşünmedik. (………TİCARİ SIR……..) Yıllardır İzocam ile
çalışan bir bayi benimle çalışmayı zaten istemez. (………TİCARİ SIR……..).
İzocam’ın bayisi İzocam ile sözleşmeye dayalı çalışmaktadır ve bayisinde başka bir
marka ürünü görmek istememesi de normaldir diye düşünüyorum. Ayrıca işin etik
tarafı da bulunmaktadır
(………TİCARİ SIR……..)”
10-14/175-66
51
I.8.2. Münhasırlık Uygulamasının ve Prim Sisteminin Hukuki Değerlendirilmesi
I.8.2.1. Münhasırlık Uygulamasının 4. Madde Kapsamında Değerlendirilmesi
Bir dikey anlaşmanın rekabeti sınırlayıcı etkileri olsa dahi bunların 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesi hükümlerinin uygulanmasından grup olarak muaf tutulmasının 1670
koşulları 2003/3 ve 2007/2 sayılı Rekabet Kurulu Tebliğleri ile Değişik, Dikey
Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği (Dikey Tebliğ) ile belirlenmiştir.
Dikey Tebliğ’in 2. maddesinde üretim ve dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet
gösteren iki ya da daha fazla teşebbüs arasında belirli mal veya hizmetin alımı,
satımı veya yeniden satımı amacıyla yapılan anlaşmalar dikey anlaşma olarak
tanımlanmaktadır. İzocam inceleme konusu ticari ilişkide, sözleşme konusu ürünlerin
tedarikçisi konumunda bulunmaktadır. Bu açıdan, İzocam ile bayileri arasında
imzalanan “Bayilik Sözleşmesi” ve “Münhasır Bayilik Sözleşmesi”nin birer dikey
anlaşma niteliğinde olduğu görülmektedir.
Tebliğ’in aynı maddesinin 2. fıkrasında “Bu Tebliğ ile sağlanan muafiyet, sağlayıcının 1680
dikey anlaşma konusu mal veya hizmetleri sağladığı ilgili pazardaki pazar payının
%40’ı aşmaması durumunda uygulanır” hükmü yer almaktadır. Yapılan inceleme ve
görüşmeler ile İzocam tarafından bilgi talebine istinaden gönderilen pazar payına
ilişkin bilgilerden İzocam’ın taşyününde yaklaşık %65-70, camyününde ise %55-60
civarında pazar payına sahip olduğu ve dolayısıyla İzocam’ın bu üç pazarda
yürüttüğü faaliyetlerin Tebliğ ile tanınan muafiyetten yararlanamadığı anlaşılmaktadır.
Grup muafiyeti kapsamında olmayan, ancak Kanun’un 5. maddesinde yer verilen dört
koşulun tamamının sağlayan anlaşmaların 4. maddenin uygulanmasından muaf
tutulabilmesi mümkündür. Söz konusu koşullar şunlardır:
“a) Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve 1690
iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,
b) Tüketicinin bundan yarar sağlaması,
c) İlgili piyasasının önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,
d) Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan
fazla sınırlanmaması.”
5. maddenin (a) ve (b) bentlerindeki koşulların sağlanıp sağlanmadığının
değerlendirmesinden önce incelemeler sırasında yapılan görüşmelerde kullanılan
bazı ifadelerin hatırlanması gerekmektedir. Görüşülen İzocam bayileri tarafından
kullanılan bazı ifadelere aşağıda yer verilmektedir:
- (………TİCARİ SIR……..)’da yapılan görüşmede: “Piyasada artmakta olan bu 1700
rekabet neticesinde farklı ürünler farklı markalarla piyasaya girmektedir. Bu
kapsamda, kalitesinden memnun olduktan sonra, diğer markalarla da
çalışabiliriz. Bu nedenle, münhasırlık uygulamasından çok da memnun
olduğumuz söylenemez.”
- (………TİCARİ SIR……..)’ta yapılan görüşmede: “Şu anda münhasırlık koşulu
kaldırılsa bile şu rekabet koşullarıyla İzocam’ı öncelikli olarak, mevcut
alışkanlıklarımız doğrultusunda ve diğer markaların ürün yelpazesinin kısıtlılığı
nedeniyle tercih edeceğimizi düşünmekteyiz. Ancak, bizim istediklerimizi
gerçekleştirecek ve geniş ürün yelpazesine sahip bir firmayla gelecekte
çalışmayı düşünebiliriz.” 1710
- (………TİCARİ SIR……..)’da yapılan görüşmede: “Münhasırlık olduğu zaman
İzocam’dan almak zorunda kalıyoruz tabi ki. Ben de diğer ürünleri satıp
10-14/175-66
52
onlardan da para kazanmak isterim. Ama münhasır çalışmam gönüllüdür,
çünkü İzocam ürünü satmayı istiyorum. Ürün ve hizmet kalitesinin yüksekliğinden
dolayı İzocam’ı tercih ediyorum. Ama diğer markaları satma özgürlüğüm olsa,
az da olsa farklı ürünü satabileceğim. Müşteri de rakip ürün fiyatlarını
söyleyerek sektördeki fiyatlara daha hakim olunabilir”
- (………TİCARİ SIR……..)’de yapılan görüşmede: “Prim sistemi %(….)-(….)’ler
civarındadır. Eskiden daha fazla büyüklükler olmaktaydı. Ancak, yine de prim
sistemi olmasa münhasır çalışmayı hiç düşünmeyiz. Satıştan elde ettiğimiz 1720
karda yaklaşık primden elde ettiğimiz kadardır. Niye münhasır çalıştığımız
sorusunun cevabı yaklaşık kar kadar prim elde etmemizdir.”
- (………TİCARİ SIR……..)’da yapılan görüşmede: “Münhasırlıktan daha çok getiri
varsa, bu sistemde devam ederim. Ufak avantajlar için İzocam münhasırlığını
değiştirmeyi düşünmem. Ancak diğer markalar İzocam’ın altında fiyat verirse
diğer markaları satmayı düşünürüm.”
- (………TİCARİ SIR……..)’de yapılan göüşmede:“Münhasırlık bizim tercih
ettiğimiz bir şey değil, hem faydalı hem yanlış yönleri var. Bu sistem Türkiye’de
birçok sektörde uygulanmaktadır. (………TİCARİ SIR……..) Bu da tabi bana
sağlayacağı avantaja bağlıdır. Diğer taraftan, uzun vadede diğer markalarla 1730
çalışmak avantajlı olmayabilir.”
Benzer şekilde raporda yer alan rakiplerle yapılan görüşmelerde rakipler tarafından
kullanılan bazı ifadelere aşağıda yer verilmektedir:
- Yapılan bir görüşmede: “Biz İzocam’ın bayileriyle çalışmak isteriz. Beyaz eşya
üretiyor olsaydık nasıl Arçelik bayileriyle çalışmak istersek, yalıtım sektöründe
aynı şekilde, yıllardır faal olan İzocam bayileriyle de çalışmak isteriz. Bizim orada
açacağımız bir ikinci bayi öncelikle bu yerleşik güçlü ve zengin bayilerle yarışmak
zorunda kalacaktır.”
- (………TİCARİ SIR……..)’ da yapılan görüşmede: “İzocam’da münhasırlık bir şart
teşkil eder. İzocam yola erken çıktığı için bütün iyi bayileri kapmış durumdadır. Biz 1740
İzocam bayileriyle satış yapmak isteriz, zira bunlar kaliteli bilinmiş
bayilerdir.”
- (………TİCARİ SIR……..)’ta yapılan görüşmede: “Kalite standartları belirlenmiş
her ürünün her bayi tarafından satılabilmesi gerektiğini düşünen biri olarak
münhasırlık uygulaması olmasaydı İzocam bayileriyle de çalışabilirdik diye
düşünüyorum. Burada bayinin istek ve talepleri de önemlidir… …İzocam
münhasırlığı kaldırsa ürünümüzün İzocam bayilerinde satılmasını tercih
ederiz.”
- (………TİCARİ SIR……..)’de yapılan görüşmede: “Küçük yerlerde tek bir bayiinin
olması bizi çok etkilemez. Muhakkak çalışılacak bir izolasyoncu bulunur. Ancak, 1750
biz yerleşik İzocam bayilerine mal satamamaktayız. Bu bayilere esasen mal
satmak isteriz. Bu bayilerinde bizle çalışmak istediğini düşünmekteyiz.”
Görüldüğü üzere görüşülen İzocam bayilerinin azımsanamayacak bir kısmı, alternatif
markaları şu anda ya da bu markalar kendi isteklerini karşılayacak duruma geldiğinde
satmak istediklerini, satabileceklerini, ya da ürün çeşitliliği sağlamak adına
kendilerinde bulundurmak isteyebileceklerini bir şekilde ifade etmiştir. Benzer şekilde
görüşülen rakip konumundaki firmaların tamamına yakını İzocam bayileriyle çalışmak
isteyeceklerini ifade etmişlerdir. Her iki tarafça da münhasırlık, taraflar arasında
kurulacak ticari ilişkinin önünde temel engel olarak belirtilmiştir. İzocam yetkilileri
10-14/175-66
53
tarafından (………TİCARİ SIR……..) tarihinde yapılan görüşmede münhasırlık 1760
sistemine ilişkin aşağıdaki ifadelerin kullanıldığı dikkat çekmektedir:
“Münhasır olarak çalıştığımız dört ürün yalıtım sektörünün omurgasıdır. Biz yıllardır
bu ürünleri çalıştığımız bayilerimizi elimizde tutmak amacıyla münhasırlık
sistemi uyguluyoruz. Biz de karşılığında bayiye prim veriyoruz. Prim sisteminden
sadece münhasır bayiler yararlanıyor. Münhasırlık “sadece taşyününde ya da sadece
camyününde olup kalan ürünlerde münhasır çalışmama” şeklinde olmuyor.
Sözleşme tüm münhasır çalışılan ürün guruplarını kapsayacak şekilde
imzalanıyor. Münhasır olmayan bayilere de yapılan bayi sözleşmeleri uyarınca malı
biz sağlamaktayız, Ancak bu bayiler bu mallar için prim alamazlar.”
Piyasanın büyük bir kısmını kontrol eden teşebbüsün münhasır anlaşmalarının, 1770
piyasada başka taraflar arasında bu tarafların uyumlu iradeleri göz önüne alındığında
kurulması muhtemel ticari ilişkilerin ve bu ilişkiler neticesinde sağlanacak olası üretim
artışlarının, fiyat düşüşlerinin ve sosyal refahta yaşanması muhtemel artışların
önünde bir engel teşkil ettiği görülmektedir. Bu uygulamalar neticesinde, İzocam
bayilerinde marka çeşitliliği azalmakta piyasadaki bilinilirlikleri ve ilgili ürün pazarında
gerçekleşen satışların büyük bir kısmına sahip olmaları göz önüne alındığında bu
durum tüketicilere de yansımaktadır. İzocam bayileri nezdinde azalan marka çeşitliliği
ve bu azalmanın ötesinde de rekabet kaygıları doğurabileceği İzocam savunmasında
kullanılan aşağıdaki ifadelerle de ortaya konulmaktadır:
“Herkesin ayırt etmek suretiyle istediği ürünü istediği yerden alabileceği dikkate 1780
alındığında, tüketicinin münhasırlık olmasaydı etkinliğe dayalı olmayan İzocam
markasının yarattığı marjdan faydalanamayarak, parasını verdikleri halde aynı
kalitede ürüne sahip olamayacağı göz ardı edilmemelidir. Tüketici İzocam ürünü
satın aldığında kalitesinden emindir. Bu nedenle tüketici İzocam ürünlerinde
AR-GE maliyetlerinin, yenileştirme vs yarattığı fiyat farkına razıdır.”
Yukarıda da ifadesini bulduğu üzere İzocam bayilerindeki ürün çeşitliliğinin
kısıtlanması, İzocam bayilerinden gerçekleştirilen alımlarda tüketiciyi, İzocam
tarafından ‘ürününün mukayeseli kalite üstünlüğünün bir bedeli’ olarak algılanan bir
miktar ödemek durumunda bırakmaktadır. İzocam tarafından kendi kalite 1790
segmentinde olmadığı ifade edilen ürünlerin müşteriye İzocam bayilerince teklif
edilmesi engellenmektedir. İzocam tarafından gönderilen savunmada (a) ve (b)
bentlerindeki koşullara ilişkin aşağıdaki değerlendirme yer almaktadır:
“a) Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni
gelişme ve iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin
sağlanması
Münhasır dağıtım sistemi, dağıtım ve stok maliyetlerinin düşürülmesi, mal arzında
devamlılığın sağlanması, kalitesi ve güvenilirliği sebebiyle sektörde haklı bir şöhrete
kavuşmuş olan İzocam markalı ürünlerin dağıtım sisteminde ve ürünlerin tüketiciye 1800
sunulmasında belirli bir kalite standardının sağlanması, marka imajının korunması,
uygun pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi ve pazarlama maliyetlerinde düşüş
sağlaması, bedavacılık sorunun aşılması ve ürün portföyünün gelişmesine imkan
tanıması bakımından büyük ölçüde fayda sağladığından sonuçta nihai tüketiciye
ucuz, hızlı ve kaliteli ürün sunulmasını sağlamaktadır.
b) Tüketicinin bundan yarar sağlaması,
Ürünün fiyatı maliyetlerin azalması ve prim avantajı nedeniyle düşmekte, İzocam
tarafından eğitilen personel tüketiciyi ürün hakkında doğru bilgilendirilmekte ve ürünü
10-14/175-66
54
doğru şekilde uygulamaktadır. Münhasır mağazalarda geniş bir ürün portföyünün
bulunması tüketicileri arama maliyetinden kurtarmaktadır. Mal arzının devamlılığı ile 1810
tüm Türkiye'de tüketicilerin ürünlere ulaşmaları kolaylaşmaktadır”.
Savunmaların detaylı değerlendirmesine ilerleyen kısımlarda yer verilecek olmakla
beraber, iddia edilenin aksine (a) bendindeki üretim veya dağıtımda gelişme veya
iyileşme sağlanması ve (b) bendindeki tüketicinin bundan yarar sağlaması
koşullarının yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Münhasırlık ilişkisine dair savunmalarda
yer verilen hususların, her münhasırlık ilişkisi için söz konusu olabileceği, somut
olayla doğrudan bir ilişkisinin olmadığı ve hangisinin ne kadar etkili olduğuna yönelik
inandırıcı nitel ya da nicel bir değerlendirmeden yoksun olduğu kanaatine varılmıştır.
Bir sonraki kısımda 5. maddede yer verilen üçüncü koşul olan pazarın önemli bir
bölümünde rekabetin kısıtlanmaması şartının sağlanıp sağlanmadığı detaylı olarak 1820
incelenecektir.
I.8.2.1.1. İlgili Piyasanın Önemli Bir Bölümünde Rekabetin Ortadan
Kalkmaması: Pazar Gücü
AB Komisyonu tarafından benimsenmiş, “81(3). Maddenin Uygulanmasına İlişkin
Kılavuz44”da pazardaki rekabetin ortadan kalkıp kalkmadığının değerlendirilmesinde
7 kritere bakılmasının gerekli olduğu öne sürülmektedir. Rekabet Kurulu
kararlarında45 da bu kriterlerin değerlendirmelerde yer aldığı gözlemlenmektedir. Söz
konusu kriterler şunlardır:
Sağlayıcı konumundaki teşebbüsün pazardaki konumu
Rakiplerin pazardaki konumu 1830
Alıcının pazardaki konumu
Pazara giriş engelleri
Pazarın doygunluk seviyesi
Ticaretin Seviyesi
Ürün Özellikleri
i) Sağlayıcı konumdaki teşebbüsün pazardaki konumu
Sağlayıcı konumundaki teşebbüsün pazardaki konumu kapsamında pazar payı,
sağlayıcının ürün gamının çeşitliliği, marka bilinilirliği, bayi ağı gibi teşebbüse
pazarda fiyatlandırmada ve ticari davranışlarında bir serbesti sağlayabilecek öğeler
değerlendirilmektedir. Camyünü ve taşyününde yüksek seviyelerdeki pazar payı, her 1840
iki ürün için de mevcut olan yüksek atıl kapasite, tüm yalıtım ürün gruplarını
üretebilme imkanına sahip olma, pazarda faaliyet gösteren bu nitelikte başka bir
firma olmayışı, tüm yurda ulaşma yeterliliğine sahip bayi ve dağıtım ağı ve yüksek
marka bilinirliği göz önüne alındığında İzocam’ın pazarda oldukça belirleyici bir
konumda olduğu anlaşılmaktadır.
ii) Rakiplerin pazardaki konumu
Yalıtım sektörünün mineral yünler bölümünde rakip sayısı sınırlı olup, rakipler
piyasaya ya yeni giriş yapmıştır ya da pazar payları İzocam’a kıyasla oldukça
düşüktür. Öte yandan, piyasaya giriş yapan teşebbüslerin hâlihazırda yalıtım
sektörünün başka alanlarında faaliyet gösteren diğer teşebbüslerin dağıtım 1850
44 Guidelines on the application of Article 81(3) of the Treaty OJ C 101, 27.04.2004 (AB Dikey
Kılavuzu)
45 25.9.2008 tarihli ve 08-56/892-353 sayılı ve 15.5.2008 tarih ve 08-33/421-147 sayılı kararlar
10-14/175-66
55
kanallarını kullanmaya çalıştıkları, doğrudan yurt genelinde bayilik ağı ve tüm yurtta
faaliyet gösterecek dağıtım kanalları kurmakta zorlandıkları görülmektedir. Diğer
teşebbüslerin başka bayiler ya da son satış noktaları bulabildikleri, bu bağlamda
İzocam’ın bayilik kanallarının tek alternatif olmadığı, bununla beraber bu dağıtım
kanallarının İzocam’ın dağıtım kanalları ile eş etkinlikte olmadığı anlaşılmıştır. Diğer
sağlayıcılar, finansman olanakları açısından da, marka gücü açısından da İzocam’la
mukayese edilebilir bir güce sahip değillerdir. Bu durum, İzocam yetkilileri tarafından
da kabul edilmektedir.
iii) Alıcıların pazardaki konumu
Bayiler pazarlama ve satış faaliyetleri açısından son satış noktası hüviyetindedirler. 1860
İzocam tarafından sunulan bayilerin sıralı ciro bilgilerinin yer aldığı tabloya
dayanılarak türetilmiş İzocam’ın 1.1.2008 – 22.12.2008 tarihleri arasında en çok ciro
yapan beş bayisinin yurtiçi bayi cirosu içerisindeki ağırlığına ilişkin bir tabloya
aşağıda yer verilmektedir:
Tablo 56: İzocam’ın En Fazla Ciro Elde Eden 5 Yurtiçi Bayisinin Toplam İzocam Yurtiçi Cirosuna
Oranı
1. Bayi (….)
2. Bayi (….)
3. Bayi (….)
4. Bayi (….)
5. Bayi (….)
Toplam (….)
İzocam bayilerinden en fazla satış yapan bayinin ciroda ağırlığının % (….) olmasının
ve en fazla ciro yapan beş bayinin ciro toplamının tüm satışlarının % (….)’unu teşkil
etmesinin, İzocam’ın faal görünümde (….) adet bayisinin olması46 ve bayiler arasında
bir bölgesel münhasırlık olmaması gibi unsurlardan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla 1870
mevcut bayi sağlayıcı ilişkileri çerçevesinde İzocam bayilerinin bir alıcı gücü
oluşturamadığı görülmektedir.
iv) Pazara giriş engelleri
Pazara girişe ilişkin herhangi bir teknik ya da hukuki engel bulunmamaktadır.
Üreticiler, ürünlerini belirli standartlarda üretmeye bu kapsamda Avrupa Birliği ve
TSE kriterlerini tutturmaya çalışmaktadırlar.
Üretim teknolojisi mineral yünler söz konusu olduğunda diğer yalıtım ürünlerinden
farklılaşmaktadır. Mineral yünler (kayayünü için) bazalt ve (camyünü için) silis gibi
maddelerin eritilmesi ve elyaf haline getirilmesi yoluyla üretilmektedir. Bu eritme
işlemi, çok yüksek ısılara çıkabilecek fırınlara ihtiyaç duyulan enerji yoğun bir 1880
işlemdir. Fırınların kurulması ve üretime başlanması sürecinin kayda değer bir
maliyeti olduğu ve uzun sayılabilecek bir süre aldığı gözlemlenmektedir. Piyasada
faaliyet gösteren bir teşebbüsün yetkilisi tarafından47, camyünü alanında üretime
başlamak için, (….) TL civarında bir maliyetle, (….) yıllık bir sürecin sonunda
kurulabilecek bir tesisin, ancak şirketin üretime başlamasından (….) bir süre sonra
tam kapasiteye ulaşabileceği, bu durumun taşyünü için de benzer olacağı öne
sürülmüştür. İzocam tarafından da benzer şekilde (….) Euro’luk bir maliyete
katlanmak gerekeceği, kurulum sürecinin (….)-(….) ay alacağı ifade edilmiştir.
46 22.12.2008 itibariyle 2008 yılında pozitif ciro elde etmiş bayiler dikkate alınmıştır.
47 (……..TİCARİ SIR……..) yapılan görüşme.
10-14/175-66
56
(……..TİCARİ SIR……..)’ta yapılan görüşmede de yatırım kararını (….) yılında
aldıkları, (….) ABD Doları tutarında bir yatırım yapmak zorunda kaldıkları bu süreç 1890
çerçevesinde kendilerine gelen bazı tekliflerin ise (….) ABD Doları’nı bulduğu ifade
edilmiştir48.
Giriş engelleri kapsamında değerlendirmeye alınması gerekecek bir başka unsur atıl
kapasitedir. İzocam tarafından gönderilen ilk yazılı savunmada taşyünü alanında
İzocam’ın (….), Özpor’un (….), Beşler’in (….), Buldaç’ın ise (….) ton kapasitesi
bulunduğu ifade edilmiştir. Piyasadaki mevcut talebin (….)-(….) ton civarında olduğu
göz önüne alındığında bu durum (……..TİCARİ SIR……..) bir kapasite büyüklüğüne
işaret etmektedir. Camyünü alanında ise İzocam’ın (….), Özpor’un ve Ode’nin (….),
İzotoprak’ın ise (….) ton kapasitesi bulunmaktadır. Toplam talebin (….)-(….)ton
olduğu göz önüne alınırsa, bu durum taşyününe benzer bir şekilde camyününde de 1900
(……..TİCARİ SIR……..) bir kapasite varlığı anlamına gelmektedir.
Öte yandan, taşyünü alanında 2003 yılında Özpor, 2008 yılında İzober, 2009 yılında
Buldaç firmalarının, camyünü alanında ise ODE firmasının üretime başladığı
görülmektedir. Bu durum ve piyasanın temel özellikleri göz önüne alındığında,
pazarda orta ve uzun vadede girişlerin mümkün olduğu, ancak yüksek ilk yatırım
maliyeti ve giriş süresi ile atıl kapasitenin pazara girişi zorlaştıran hususlar olarak öne
çıktığı sonucuna varılmıştır.
v) Pazarın Doygunluk Seviyesi
Teknolojik gelişmenin hızı, yenilik ve yeni ürün görülme hızı ile talebin gittikçe artan
mı yoksa azalmakta olan bir talep mi olduğu gibi unsurlar çerçevesinde 1910
değerlendirilmektedir. Rekabetin kısıtlanması; teknolojik gelişmenin sınırlı, talebin
durağan ya da daralmakta olduğu piyasalarda daha endişe verici olarak
değerlendirilmektedir. Bu açından, dosya konusu piyasanın teknolojik gelişmenin
sınırlı ve yeni ürün görülme hızı düşük bir piyasa olduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, küresel gelişmelere paralel olarak Türkiye’de de özellikle enerji
kıtlığından dolayı artmakta olan yalıtım bilinci ve getirilmeye başlanan mevzuat
zorunlulukları talebin artmasını sağlayacak bir faktör olarak değerlendirilmektedir.
Talepte dalgalanmalara yol açan bir diğer husus, yalıtım sektörünün inşaat
sektöründeki talepten doğrudan etkilenmesi nedeniyle bu sektördeki talep artışlarının
ve azalışlarının yalıtım ürünleri talebi açısından belirleyici olmasıdır. Nitekim yakın 1920
zamanda inşaat sektöründe yaşanan daralmanın yalıtım ürünlerine yönelik talebi
ciddi ölçüde azalttığı gözlemlenmektedir.
Bu kriter açısından bakıldığında yenilik ve yeni ürün görülme hızı açısından pazarda
büyük değişmelerin beklenmediği, bu açıdan piyasada devrim yaratacak nitelikte bir
gelişmenin yaşanma ihtimalinin düşük olduğu, öte yandan artan yalıtım bilincinin ve
ekonomik gelişmenin getirdiği talep artışının pazara bir hareketlilik getirdiği
görülmektedir.
vi) Ticaretin Seviyesi
Ticaret düzeyi, ara mal veya hizmetler ile nihai mal veya hizmetler arasındaki
uzaklıkla, başka bir deyişle incelemeye konu sözleşmenin, ilk sağlayıcıdan nihai 1930
tüketiciye kadar uzanan üretim-dağıtım zincirinin hangi aşamasına ilişkin olduğu ile
ilgilidir. Dikey sınırlamaların rekabet üzerindeki olumsuz etkilerinin, ara mal veya
hizmet ya da toptancı seviyesinde daha sınırlı olduğu kabul edilmektedir. Üreticilerin,
yalnızca kendi ürünlerine yönelik perakende satış mağazası açmalarının zorluğunun
48 (……..TİCARİ SIR……..).
10-14/175-66
57
pazarda yarattığı veya yaratacağı önemli giriş engelleri göz önünde
bulundurulduğunda, perakende düzeyindeki dikey sınırlamaların ve özellikle rekabet
etmeme yükümlülüklerinin, rakiplere pazarın kapatılması sonucunu doğurabildiği
kabul edilmektedir. Söz konusu anlaşmalar, pazar gücüne sahip teşebbüslerce
perakende seviyesindeki satış kanallarıyla yapıldığında pazarın rakip teşebbüslere
kapatılması ve anlaşmaya taraf teşebbüsün pazar payının katılaşması gibi sonuçlara 1940
da yol açabilmektedir. Toptancı seviyesindeki rekabet etmeme yükümlülüğü içeren
dikey anlaşmaların ise rekabet hukukunda, dağıtıcıların satışını yaptığı ürünlere daha
fazla yoğunlaşmasını sağlayarak etkinlik doğurduğu, mal arzının sürekliliğini
sağladığı varsayılmakta ve tüketicinin yaratılan bu ekonomik etkinliklerden
faydalandığı kabul edilmektedir.
İzocam tarafından üretilen ürünler, bölge müdürlüklerinin koordinasyonu ile bayilere
sevk edilmektedir. İzocam bayileri İzocam tarafından pazarlanan mal ve hizmetlerin
satışı ve uygulanmasıyla görevlendirilmiştir. Her ne kadar İzocam bayileri nispeten
küçük ölçekte olan yapı malzemesi firmalarına (veya alt bayilere) toptan satış
yapsalar da, bu durum doğrudan kullanım amacıyla kendilerine gelen tüketicilere 1950
satış yaptıkları, yani son satış noktası oldukları gerçeğini değiştirmemektedir. Bu
kriter açısından, rekabet sınırlamasının son satış noktalarına getirilmesinin, rekabete
etkisinin olumsuz olacağı değerlendirilmektedir.
vii) Ürün Özellikleri
Özellikle nihai ürünler açısından geçerli olan dikey sınırlamaların olumlu ya da
olumsuz etkilerinin değerlendirilmesinde ürün özellikleri dikkate alınmaktadır. Ürünün
homojen veya heterojen, tüketicinin bütçesinden aldığı pay bakımından pahalı ya da
ucuz ve tek seferde veya sürekli alınan bir nitelikte olması dikey sınırlamaların
rekabet üzerindeki olumsuz etkilerinin değerlendirilmesinde önemlidir. Ürün
farklılaştırılmasının geçerli olduğu, görece ucuz ve sıklıkla alımı yapılan nihai ürünler 1960
açısından dikey sınırlamaların piyasada olumsuz etki doğurmasının muhtemel olduğu
kabul edilmektedir.
İzolasyon ürünlerinin önemli özelliklerinden biri, herhangi bir inşaatın yapım veya
tadilat aşamasında ve genellikle bir defaya mahsus olarak satın alınmalarıdır. Öte
yandan, taşyününden ve camyününden yapılan yalıtım malzemeleri açısından,
alternatif firmalarca üretilen söz konusu ürünlerin, her ne kadar tüketicinin marka
algıları doğrultusunda bir ölçüde farklılaşabildiği dikkat çekse de, genelde homojen
nitelikte olduğu görülmektedir.
Yukarıda yapılan değerlendirmeler ışığında İzocam ile bayileri arasında imzalanan
sözleşmenin, bireysel muafiyetin dört koşulundan üçünü yerine getirmediği tespit 1970
edilmiştir.
Sonuç olarak İzocam ile bayileri arasında yapılan münhasırlık sözleşmelerinin
dördüncü madde kapsamında olduğu, İzocam’ın pazar payının %40’ı aşması
nedeniyle grup muafiyeti kapsamı dışında kaldığı, yukarıda açıklanan nedenlerle de
bu sözleşmenin bireysel muafiyetten yararlanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle
4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği ve cezai yaptırıma tabi olduğu kanaatine varılmıştır.
I.8.2.2. Münhasırlık Uygulaması ve Prim Sisteminin 6. Madde Kapsamında
Değerlendirilmesi
I.8.2.2.1. Genel Değerlendirme
Fiyat dışı rekabet kısıtlamalarının konu olduğu anlaşmalardan biri olan tek marka 1980
anlaşmaları temel olarak, alıcının alımlarını belirli bir üreticiden temin etmesini
10-14/175-66
58
gerektiren yükümlülükler olarak tanımlanabilir49. Anlaşmanın doğal sonucu, üst
piyasadaki bir sağlayıcının, alt piyasada faaliyet gösteren alıcı için, mal ya da hizmet
tedarik edilmesi konusunda tek yetkili kılınmasıdır.
Tek marka anlaşmasının yalnızca taraflar arasında akdedilen sözleşmede yer alan
münhasır çalışma yükümlülüğü yükleyen bir maddenin ötesinde; fiili olarak
teşebbüsleri bu şekilde davranmaya iten yükümlülükler bütünü olarak tanımlanması
gerekliliği AB Komisyonu (Komisyon) tarafından da belirtilmiştir. Komisyon tarafından
yayınlanan “Dikey Sınırlamalara İlişkin Kılavuz50”da tek marka zorunluluğu sağlayıcı
tarafından “alıcıya yönelik tasarlanan ve belirli bir piyasada alımların tamamının 1990
kendisinden temin edilmesi sonucunu doğuran tüm yükümlülükler ve teşvik
şemaları51” olarak tanımlanmıştır. Komisyon tarafından da belirtildiği üzere bu gibi
uygulamaların temel risklerinden birisi piyasanın rekabete kapatılmasıdır.
Tek marka anlaşmalarının belirleyici özelliği, alıcının ihtiyacının tamamını tek bir
sağlayıcıdan temin etmesi sonucunu doğuran yükümlülük ve teşvik planlarını
içermesidir. Bu yükümlülük, ihtiyacın tamamının tek bir sağlayıcıdan temin
edilmesine yönelik olabileceği gibi, alıcının rakip sağlayıcılardan mal ve hizmet temin
etmesini engellemek amacıyla da tasarlanmış olabilir. Anlaşma aracılığıyla alıcı
üzerine getirilen bu türden bir sınırlama olmasa dahi, sağlayıcının uyguladığı sadakat
indirimi, hedef indirimi gibi bir takım teşvik planları da alıcının ihtiyacını münhasıran 2000
tek bir sağlayıcıdan temin etmesi sonucunu doğuruyorsa, anlaşma bu kapsamda
değerlendirilecektir52.
Münhasırlık Karşılığı Verilen İndirimler
Yerleşik içtihatta, hakim durumdaki firmanın indirim politikalarının ciddi bir biçimde
sınırlandırıldığı görülmektedir. Komisyon ve ATAD tarafından indirim sistemlerine
ilişkin yapılan incelemelerde pazarın kapatılması ve küçük rakiplerin rekabet
yeteneğinin kısıtlanması üzerinde özellikle durulmuştur.
AB rekabet hukuku uygulamasında, hakim durumdaki teşebbüs tarafından müşteriye
bir ürüne yönelik tüm gereksinimlerinin kendisinden temin edilmesi yönünde bir
yükümlülük getirilmesi uzun bir süre hakim durumun kötüye kullanılması bağlamında 2010
per se ihlal olarak kabul edilmiştir. Bu durum, Komisyon’un Dikey Sınırlamalara İlişkin
Kılavuz’unda53 açıkça “82. madde, hakim durumdaki firmaların sadakat indirimleri
uygulamasına özellikle izin vermez.” ifadeleriyle de ortaya konmuştur. Bu safhada,
AB rekabet mevzuatı bakımından per se ihlal olarak değerlendirilmiş bu durumun
gelişimi için önem arz eden çeşitli davalar hakkında bilgi verilmesi faydalı olacaktır.
Öncelikle belirtilmesi gereken husus, yapılan incelemelerde bir ayrım yapılmadan
tüm müşterilere eşit koşullarda önerilen objektif miktarlara ilişkin indirimlerle, sadakat
indirimleri arasında bir ayrıma gidildiğidir.
Avrupa Şeker Karteli davasında54, Komisyon tarafından temel olarak Avrupa şeker
üreticileri arasındaki kartel ele alınmakla birlikte, bu dava kapsamında hakim 2020
durumdaki SZV’nin indirim sisteminin de bir ihlal oluşturduğu tespit edilmiştir. İhlal
olduğu tespit edilen indirim sisteminde, yıllık gereksinimlerinin tamamını anılan
firmadan sağlayan müşterilere “yıllık miktar indirimi” sağlanmıştır. Müşteri, başka bir
49 Elhauge & Geradin (2007) “Global Competition Law and Economics” s.494
50 Commision Notice “Guideline on vertical Restraints” 2000/C 291/01
51 Prg. 138
52 Karakurt A. (2005) s. 36
53 Guidelines on Vertical Restraints, (2000/C 291/01)
54 European Sugar Cartel (1973), OJ L 140/17.
10-14/175-66
59
firmadan alım gerçekleştirmesi halinde yıllık alımlarının tümü için elde edeceği
indirimi tamamen kaybetmektedir.
ATAD’ın Komisyonun aldığı bu kararı onadığı kararında55 söz konusu indirim
politikasının diğer kaynaklardan da şeker temin eden müşterileri meşrulaştırılması
mümkün olmayan bir dezavantaj içerisinde bıraktığı ve SZV’ye yabancı üreticilerin
kendi müşterilerine yönelik tedarik hacimlerini “kontrol etme” imkanı tanıdığı
sonucuna varılmıştır. 2030
Bu kararda ATAD tarafından ilk kez miktar indirimleriyle sadakat indirimleri arasında
bir ayrıma gidildiği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda, ilgili kararda ATAD tarafından
sadakat indirimlerine ilişkin:
“...söz konusu indirim yalnızca anılan üreticiden yapılan alımın miktarı ile bağlantılı
bir miktar indirimi olarak değerlendirilmemeli aksine Komisyon tarafından da doğru bir
biçimde tanımlandığı gibi finansal bir avantaj sağlayarak müşterilerin alımlarını rakip
üreticilerden gerçekleştirmesini engelleyen bir sadakat indirimi olarak
değerlendirilmelidir.56”
değerlendirmesi yapılmaktadır
Sadakat indirimlerinin, hem Komisyon hem de ATAD tarafından, alımlarını hakim 2040
durumdaki firmadan münhasıran gerçekleştirmeyen müşterilere karşı bir ayrımcılığa
ve rakiplerin dışlanmasına yol açtığı için ihlal olarak değerlendirilmiş olduğu
görülmektedir57.
ATAD içtihatlarında bakıldığında, münhasırlık uygulamaları ve bu doğrultuda
kullanılan indirim sistemlerine ilişkin en önemli kararlardan biri Hoffman La-Roche
(HLR) kararıdır58. Kararda Komisyon’un, hakim durumda olduğu tespit edilen vitamin
üreticisi HLR’nin verdiği indirimler aracılığıyla hakim durumunu kötüye kullandığına
ilişkin kararına karşı yapılan temyiz başvurusu incelenmiştir. Komisyon’a göre; HLR,
22 büyük vitamin firması ile satış sözleşmeleri imzalamış, bazı durumlarda bu
sözleşmeler aracılığıyla alıcılarına tüm ya da sözleşmelerde belirtilen bazı vitamin 2050
gruplarını kapsayacak şekilde ihtiyaçlarının tamamını veya büyük bir kısmını
münhasıran Roche’dan temin etme yükümlülüğü getirmiş, bazı durumlarda ise
alıcıları Komisyon tarafından sadakat indirimi olarak tasnif edilmiş bir indirim
aracılığıyla münhasıran kendisiyle çalışmaya teşvik etmiştir.
Adelet Divanı, münhasırlık anlaşmalarının ve sadakat indirimlerinin iki temel
nedenden ötürü 86. madde kapsamında olduğunu belirtmiştir: Bu tip anlaşmalar bir
yandan hakim konumdaki teşebbüsün müşterilerinin alternatif temin kaynakları
arasından seçim yapma imkanını sınırlayıp, alıcılar arasında rekabeti bozarken, diğer
yandan, ticaret yapılan taraflara denk işlemler için eş olmayan koşullar öne sürülmesi
anlamına gelmekte ve ticaret yapılan tarafları rekabet açısından dezavantajlı konuma 2060
düşürmektedir. İndirim neticesinde Roche’un aynı üründen eş miktar alım yapan iki
alıcıya bu alıcıların rakip vitamin üreticilerinden mal temin edip etmemelerine göre
farklı fiyatlar önermesi gündeme gelmektedir59. Kararda
55 Judgment of the Court of 16 December 1975. - Coöperatieve Vereniging "Suiker Unie" UA and
others v Commission of the European Communities. - Joined cases 40 to 48, 50, 54 to 56, 111, 113
and 114-73.
56 Para. 513.
57 Karakurt, 2005, 115-6.
58 Judgment of the Court of 13 February 1979. - Hoffmann-La Roche & Co. AG v Commission of the
European Communities. - Dominant position. - Case 85/76.
59 Prg. 80-81
10-14/175-66
60
“Bir piyasada hakim durumda bulunan ve alıcılarını kendi istekleriyle bile olsa bir
zorunluluk ya da taahhüt aracılığıyla tedarik ihtiyaçlarının tamamı ya da büyük bir
kısmını münhasıran kendisinden temin etmelerini noktasında bağlayan bir teşebbüs,
86. madde anlamında hakim durumunu kötüye kullanmaktadır… Aynı durum,
alıcılar resmi bir yükümlülük ile bağlanmasalar ancak, tek taraflı olarak ya da
taraflar arasındaki ilişkileri düzenleyen sözleşmeler aracılığıyla uygulanmakta
olan bir sadakat indirimi sistemi mevcutsa öyle ki; alıcının bir indirime hak 2070
kazanmasının koşulu, alıcının mal ya da hizmet ihtiyacının bir kısmının ya da
tamamının söz konusu hakim konumdaki teşebbüs tarafından karşılanması ise
de geçerli olacaktır.
ifadelerinin kullanıldığı görülmektedir.
ATAD’ın British Airways60 (2007) kararında ise yapılan indirimlerin alıcılar üzerinde
yaratacağı baskı ve piyasada oluşturacağı etkiyi değerlendirirken hakim durumdaki
firmanın yüksek pazar payının bu teşebbüse vazgeçilmez bir iş ortağı niteliği
kazandırabileceğine vurgu yaptığı görülmektedir.
I.8.2.2.2. İzocam’ın Uygulamalarının 6. Madde Kapsamında Değerlendirilmesi
Yukarıda detayları açıklanan İzocam’ın prim sistemi ve münhasırlık uygulamalarına 2080
bakıldığında her iki uygulamanın iç içe geçmiş olduğu dikkat çekmektedir. Sözleşme
hükümleri aracılığıyla münhasır bayilere rakiplerin camyünü, taşyünü, foamboard ve
kauçuk alanında ürettiği ürünleri hiçbir şekilde satmama ya da satışlarına aracılık
etmeme yükümlülüğünün getirildiği görülmektedir. Bu uygulamayla iç içe olarak bir
prim sistemi benimsenmekte, münhasıran çalışan bayiler, 3 aylık dönemler sonunda
yaptıkları alımlar da göz önüne alınarak ödüllendirilmektedir. Söz konusu primlerin
bayilerin cirosunda önemli bir yer kapladığı, hatta bazı bayiler için kar oranının tek
belirleyicisi olduğu görülmektedir. Bu noktada, alıcıyı ihtiyaçlarının tamamını ya da
önemli bir kısmını tek bir sağlayıcıdan temin etmeye sevk eden doğrudan ya da
dolaylı tüm uygulamaların münhasırlık kapsamında değerlendirildiği AB içtihatlarıyla 2090
da örtüşen bir şekilde münhasırlıkla prim uygulaması bir bütün olarak ele alınacaktır.
Bu analiz çerçevesinde üzerinde durulması gereken ilk husus İzocam’ın münhasırlık
uygulamasına konu olan camyününde pazarın yaklaşık %(….)’ına taşyününde ise
yaklaşık (….) sahip olmasıdır. İzocam piyasada yaşanan yeni girişlere rağmen pazar
payında bir istikrar sağlayabilmiş ve hakim durumunu sürdürebilmiştir. Rakip
konumdaki şirketler % (….)-(….) pazar paylarıyla faaliyet göstermekte olup,
İzocam’a rakip olarak konumlanabilecek bir teşebbüs ortaya çıkamamıştır.
Bir diğer önemli nokta İzocam’ın marka bilinirliğinin ve itibarının yüksek oluşudur.
İzocam pazara ilk giren olma avantajını kullanarak ve reklam yaparak prestijini ve
marka imajını sürekli yükseltmiştir. Hatta bazı ürünlerde İzocam markası jenerik isim 2100
haline gelmiş durumdadır. Bu ölçüde bir marka bilinilirliğinin rakiplerin faaliyetlerini
zorlaştırıcı bir unsur olduğu görülmektedir.
Vurgulanması gereken üçüncü husus İzocam’ın bayi ağının yurdun her tarafında
yaygın olmasıdır. Bu durumun ortaya çıkmasında en önemli etkenlerden biri, büyük
şehirler dışında kalan illerde ve pek çok ilçede yalıtım ürünü söz konusu olduğunda
akla doğrudan İzocam bayilerinin gelmesidir. Özellikle bu bölgelerdeki bayilerin çoğu
uzun yıllardır İzocam ile çalışan, sektörde bilinen, bölgelerinde isim yapmış bayilerdir.
İzocam yetkililerinin ifadesine göre mevcut bayilerle ortalama çalışma süresi 25 yıla
yaklaşmaktadır. İzocam’ın rakiplerin piyasaya girmesinden sonra dahi pazar payını
60 Case C-95/04 P British Airways plc v Commission of the European Communities
10-14/175-66
61
koruyabilmesinde yukarıda sayılan nedenlerin önemli bir katkısı olduğu 2110
anlaşılmaktadır.
İzocam’ın tüm rakiplerinin dağıtım kanallarından daha etkin olduğunu kendisinin de
kabul ettiği bayilik sistemini münhasır korumaya alması İzocam’ın pazardaki
konumunu pekiştiren bir dördüncü unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle
münhasırlık sözleşmesinde belirtilen dört ürünü münhasırlık çerçevesine bir bütün
olarak dahil etmesi, bayilerin bu ürünlerden birinde ya da bir kaçına mahsus olarak
İzocam’la çalışmayı seçmelerini engellemektedir. İzocam’a alternatif teşkil edebilecek
yalıtım ürünlerinin tüm segmentlerin de faaliyet gösteren bir firmanın var olmaması
İzocam’ın hakim durumda bulunduğu ürünlerin yanında diğer ürünlerin de bayilere
dolayısıyla da tüketicilere dayatılması sonucunu doğurmaktadır. Münhasırlık 2120
uygulamalarıyla ilgili dikkat çeken bir başka husus, ortalamada 25 yıla yaklaşan
bayilik ilişkisinde münhasırlığın pazardaki rekabetin görülmeye başladığı 200361
yılından sonra sıkı bir şekilde uygulanmaya başlamasıdır.
İncelemeler sırasında görüşülen İzocam bayilerinin azımsanamayacak bir kısmı,
diğer markaları şu anda ya da bu markalar kendi isteklerini karşılayacak duruma
geldiğinde satmayı düşünebileceklerini ifade etmiştir. Benzer şekilde görüşülen rakip
konumundaki firmaların tamamına yakını İzocam bayileriyle çalışmak isteyeceklerini
beyan etmiştir. İzocam yetkilileri ise gerçekleştirilen görüşmede münhasırlığın temel
uygulanma saikinin uzun süredir çalıştıkları bayilerin ellerinde tutulması olduğunu
belirtmişlerdir. 2130
İzocam gibi yüksek pazar gücüne, marka bilinirliğine ve geniş bayi ağına sahip olan
bir firmanın bayileriyle münhasırlık ilişkisi içinde çalışması ve bu uygulamaların
rakiplerin üzerinde bir etkisi olması doğaldır. İzocam’dan sonra pazara giren firmalar
münhasırlık engeline takılmaktadırlar. Bu uygulamalar firmaların hali hazırda kurulu
olan bir dağıtım kanalını kullanarak veya sıfırdan bir bayilik ağı kurarak Türkiye
pazarının tamamına ulaşmalarını gerektirmekte ve rakiplerin faaliyetlerini
zorlaştırmaktadır. Bunun ötesinde bu uygulamalar neticesinde, İzocam bayilerinde
marka çeşitliliği azalmakta piyasadaki bilinilirlikleri ve ilgili ürün pazarında
gerçekleşen satışların büyük bir kısmına sahip olmaları göz önüne alındığında bu
durum tüketicilere de yansımaktadır. 2140
Ayrıca, 4. maddeye ilişkin yukarıda yapılan değerlendirmelerde detaylı olarak yer
verildiği üzere münhasırlık uygulaması özellikle sağlayıcı konumundaki teşebbüsün
pazardaki konumu, rakiplerin pazardaki konumu, alıcının pazardaki konumu, pazara
giriş engelleri ve ticaretin seviyesi gibi unsurlar göz önüne alındığında piyasadaki
rekabet açısından kaygı verici bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Özetle, İzocam’ın münhasırlık uygulaması rakiplerin İzocam bayilerinden dışlanması
sonucunu doğuran, faaliyetlerini zorlaştırıcı ve tüketicinin seçim hakkını engelleyici
bir nitelik arz etmektedir.
4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi şu şekildedir:
“Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal 2150
veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı
anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.
61 İzocam tarafından gönderilen ilk yazılı savunmanın 4. sayfasında şu ifadeler yer almaktadır: “Bu
çerçevede İzocam olarak kendi ürettiğimiz ve kalitesinden emin olduğumuz ürünlerimizin diğer
ürünlerle karıştırılmadan ve İzocam markası altında dağıtılmasında zaruret ve yarar görüldüğü için
2003 yılından sonra özellikle bu dört ürünle ilgili olarak dileyen bayiler için münhasırlık koşulu
düzenlenmiştir. Böylece İzocam ürünlerinin müşterisine doğru bir şekilde pazarlanmasında ve üretici
ve bayi sinerjisinin gerçekleşmesi amaçlanmıştır.”
10-14/175-66
62
Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır:
a) Ticarî faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı
olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını
amaçlayan eylemler,
…
e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin
kısıtlanması.”
İzocam tarafından benimsenmekte olan münhasırlık ve prim sistemi uygulamalarının 2160
Kanun’un 6. maddesinin (a) ve (e) bentleri kapsamında kötüye kullanma teşkil ettiği
4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği ve cezai yaptırıma tabi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
I.9. Savunmalar ve Savunmaların Değerlendirilmesi
Usule İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
- Önaraştırma Raporu’nda raportörlerin soruşturma açılmasına gerek olmadığına
dair görüşlerine rağmen Kurul’un hiç bir somut delil ve gerekçeye dayanmaksızın
soruşturma açılmasına ve sonrasında ise 6. madde kapsamındaki bu
soruşturmayı, hiçbir somut inceleme, uzman görüşü ve delile dayanmaksızın 4.
maddeyi de içerecek şekilde genişletilmesine karar verdiği,
Kanun’un 41. maddesine göre Kurul önaraştırma sürecinde elde edilmiş olan bilgileri 2170
değerlendirerek karar vermek üzere toplanır ve soruşturma açılmasına veya
açılmamasına karar verir. Karar verme yetkisi doğrudan Kurul’a ait olup raportör
görüşü Kurul açısından bağlayıcı değildir. Kurul, önaraştırma sürecinde elde edilen
bilgileri raportörlerden farklı yorumlama hakkına sahiptir.
Mevcut durumda da Kurul, önaraştırma raporundaki bilgi ve belgeleri inceledikten
sonra, raportör görüşünün aksine İzocam’ın uyguladığı fiyat politikalarının rakibin
pazarın dışına itilmesine yol açıp açmadığının, teşebbüsün tüketicileri sömürmeye
yönelik davranışlarda bulunup bulunmadığının ve bunların 4054 sayılı Kanun’u ihlal
eden bir nitelik taşıyıp taşımadığının tespitine yönelik olarak soruşturma açılmasına
karar vermiştir. Dolayısıyla önaraştırma raporunun sonuç kısmı ile Kurul’un 2180
önaraştırma sürecinin sonunda aldığı karar arasındaki farklılık bir hukuka aykırılık
teşkil etmemektedir.
Soruşturma sürecinde raportörler, soruşturma safhasında İzocam ile bayileri
arasındaki ilişki, münhasırlık ve prim sistemleri ilgili elde ettikleri ihlal niteliği
taşıyabilecek bulguları bir bilgi notu ile Kurul’a sunmuş, Kurul da soruşturma
kapsamının bu eylemleri de içerecek şekilde genişletilmesine karar vermiştir. Bilgi
notunda bu eylemlere dönük tespit ve değerlendirmeler yer aldığı gibi, Kurul’un
soruşturmanın kapsamını genişlettiğine dair tebligat metninde de konu hakkında
geniş ve detaylı bilgi verilmiş, İzocam tarafından birinci yazılı savunma niteliğindeki
ek metinde de iddia konusu uygulamalara ilişkin savunma yapılmıştır. 2190
- İzocam’ın aynı eylemle Kanun’un hem 4. hem 6. maddelerini ihlal ettiği iddiasının
hukuka aykırı olduğu,
Gerek kararda gerek soruşturma sırasında düzenlenen raporda İzocam’ın
uygulamaları detaylı bir değerlendirmeye tutulmuş, münhasırlık uygulamasının 4.
madde, münhasırlık uygulaması ve münhasırlığa bağlı prim sistemi uygulamasının
ise 6. madde kapsamında olduğuna hükmedilmiş, ancak İzocam’ın Kanun’un bu iki
maddesi kapsamında olduğu tespit edilen uygulamaları tek bir davranış şeklinde
değerlendirilerek ve teşebbüse tek bir para cezası verilmesi gerektiğine
hükmedildiğinden bir hukuka aykırılıktan bahsedilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
10-14/175-66
63
- Grup muafiyetinin İzocam’ın savunması alınmaksızın kaldırılmasının hukuka 2200
aykırı olduğu,
Kurul, mevcut bilgi ve belgeler ışığında İzocam’ın camyününden yapılan ve
taşyününden yapılan yalıtım malzemeleri pazarında hakim durumda olduğuna, bu
alanlardaki pazar paylarının Dikey Tebliğ’de belirtilen %40’lık pazar payı eşiğinin
üstünde kaldığına, bu yüzden grup muafiyetinden yararlanamadığına bu
anlaşmaların bireysel muafiyet koşullarını sağlamadığına ve cezai yaptırıma tabi
olduğuna hükmetmiştir. Dikey Tebliğ’de bir anlaşmanın grup muafiyetinden
yararlanma kriterleri açık bir şekilde ortaya konmuş ve teşebbüslerin grup
muafiyetinden yararlanıp yararlanmadığı hususunun değerlendirmesi bu kriterler
kapsamında teşebbüslere bırakılmıştır. Bu kriterleri karşılayıp karşılamadığından 2210
kuşku duyan teşebbüsler için bireysel muafiyet başvurusu yolu her zaman açık
olmakla beraber, Kurul’un sayısız sektörde sayısız firma tarafından akdedilen sayısız
anlaşmaya ilişkin incelemeler başlatıp hangi anlaşma ve/veya teşebbüslerin grup
muafiyeti kapsamında kaldığını tespit etmesi gibi bir uygulaması bulunmamaktadır.
- Şikayetçinin açıklanmamasının savunma hakkına aykırı olduğu,
Soruşturma safhasında Kurul tarafından iki husus incelemeye tabi tutulmuştur. İlk
kısımda şikayetçi tarafından ortaya atılan iddialar ve İzocam’ın fiyatlandırma
politikaları incelenmiş ve mevcut bilgi ve belgeler ışığında bu politikalarının rekabet
ihlali olarak değerlendirilemeyeceğine hükmedilmiştir. İkinci olarak, incelemeler
sırasında Kurul resen, soruşturmanın İzocam’ın münhasır bayilik sistemini içerecek 2220
şekilde genişletilmesi gerektiğine hükmetmiş ve resen incelediği bu hususun rekabet
ihlali olduğunu tespit etmiştir. Rekabet ihlali olarak değerlendirilen konunun
şikayetten bağımsız olmamasından hareketle şikayetçinin kimliğini bilmemenin
teşebbüsün savunma hakkını kısıtlamadığı kanaatine varılmıştır.
İlgili Ürün Pazarına İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
- Isı ve ses izolasyonun kullanılan malzemelerin mineral yünü esaslı izolasyon
malzemeleri, polistren veya poliüretan esaslı köpükler ve henüz Türkiye’de
bulunmayan selüloz, kenevir ve pamuk esaslı izolasyon malzemeleri olmak üzere
üçe ayrıldığı, bunlar arasında ikamenin yüksek olduğu,
- İzolasyon malzemelerinde talep ikamesi olduğu, örneğin ara bölmelerde 2230
kullanılan paneller için köpüğün, camyününün, taşyününden yapılan yalıtım
malzemelerinin, alıcıların alım gücü ve temin imkanlarına göre seçilerek, birbirleri
yerine kullanıldığı, geçmişte sadece camyünü kullanılarak gerçekleştirilen
yalıtımın şimdi, köpük, kauçuk, taşyünü gibi maddeler ile yapıldığı, yalıtım
maddelerinin satıldığı bayi ve dükkanlarda tüm yalıtım ürünlerinin bir arada
bulunduğu,
- Ayrıca bir arz ikamesinin de bahsedilebileceği, İzocam'ın camyünü üretimi için
Gebze’de kurduğu fabrikayı, Tarsus'ta ikinci bir camyünü fabrikası kurulduktan
sonra taşyünü üretimine çevrildiği, Özpor firmasının da önce EPS üretmek üzere
kurulmuş olan tesisinde XPS üretimine başladığı, daha sonra XPS üretimini 2240
mevcut taşyünü ve camyünü tesislerine taşıdığı, izolasyon şirketlerinin faaliyet
alanları içerisinde hangi yalıtım ürününün karlılığı artarsa üretimi o kanala
yönelttiği,
- İlgili ürün pazarının sadece hammaddelerin göz önüne alınarak alt pazarlara
bölünmemesi gerektiği ve izolasyon ürünlerinin bir arada değerlendirilmesinin
zorunlu olduğu.
10-14/175-66
64
Kararda yer verilen değerlendirmeler incelendiğinde ilgili ürün pazarının sadece
hammaddeler dikkate alınarak belirlendiği iddiasının gerçeği yansıtmadığı
görülecektir. İlgili kısımda detaylı değerlendirmesine yer verildiği üzere, ürünlerin
farklı hammaddelerden üretiliyor olması; ürünlerin kullanım amaçları ve alanları, 2250
nitelikleri, piyasa dinamikleri, üretim teknolojisi gibi birçok unsur ile beraber
değerlendirilmiş ve ürün pazarı bu değerlendirmenin neticesinde tanımlanmıştır. İlgili
pazar bölümünde değerlendirmesine yer verilen hususlara bu noktada değinilmekle
yetinilecektir.
Gerçekleştirilen inceleme sırasında, mineral yünlerden üretilen yalıtım malzemeleri
olan camyünü ve taşyünü ürünlerinin bir ölçüye kadar birbirleri, bazı kullanım alanları
ve durumlarıyla sınırlı kalacak durumlarda ise daha sınırlı bir ölçüde olacak şekilde
diğer yalıtım malzemeleri yerine kullanılabildiği görülmüştür. Ancak bu ürünleri
birbirinden ayıran önemli temel farklılıklar bulunmaktadır.
Öncelikle, ürünler arasında bir arz ikamesinin olduğunu söylemek zordur. Taşyününe 2260
en yakın ürün camyünü olmasına rağmen bu iki ürün farklı hammaddelerden, farklı
fırınlarda ve farklı süreçlerle üretilmek zorundadır. Taşyünü bazalt taşından,
camyünü ise inorganik silis kumundan, ısıya dayanıklılığı farklı fırınlarda
üretilmektedir. Bu ürünlerden birinin üretildiği üretim tesisini, diğerini üretecek bir
tesise çevirmek yüksek miktarda yatırım ve yaklaşık 6 ay zaman gerektirmektedir.
Nitekim pazara yeni giren firmaların ya camyünü ya da taşyünü üretimine dönük
yatırım yaptığı görülmektedir
Talep ikamesi açısından ise, konutlarda ve sınırlı bir kullanım alanında camyünü,
taşyünü ve XPS ve EPS ürünü birbirinin yerine kullanılabilmektedir. Ancak bu
durumlarda elde edilecek yalıtımın kalitesi ve niteliği büyük farklılıklar 2270
gösterebilmekte, sanayi tesisleri, alışveriş merkezi gibi büyük yapılarda yalıtım
ürünleri arasındaki işlev farklılığı ön plana çıkabilmektedir. Özellikle yangın yalıtımı
bu tür yapılar için büyük önem kazanabilmekte, bu da taşyününün kullanımını
gerektirebilmektedir. Diğer yalıtım ürünlerin 230 – 540 santigrat derece arası ısıya
mukavemet gerektiren durumlarda mineral yünlere ekonomik bir ikame olmadığı, yani
görece çok pahalı olduğu, AB Komisyonu ve İngiltere rekabet otoritesinin
raporlarında tespit edilmektedir. 540 derece ve üzeri sıcaklıklarda ise camyünü teknik
olarak taşyününü ikame edememektedir.
İlgili ürün pazarı kısmında detaylı olarak açıklandığı üzere, kullanım alanı oldukça
sınırlı ve temelde tesisat yalıtımı gibi amaçlar çerçevesinde kullanılan kauçuk, yangın 2280
yalıtım özelliği hiç bulunmayan, yüksek ısılara maruz kaldığında zehirli gazlar
çıkartmaya başlayan, mineral yünlerin aksine ses yalıtımı sağlamayan ancak nemli
ortamlarda da kullanılabilen XPS ve EPS gibi petrol bazlı yalıtım ürünlerinin mineral
yünler ile büyük ölçüde farklılık gösterdiği bu nedenle bu iki ürün grubunun aynı
pazarda değerlendirilemeyeceği hususunda şüpheye yer olmadığı görülmektedir. Bu
nedenle savunmalarda yer alan, ilgili ürün pazarının tüm yalıtım ürünlerini
kapsayacak şekilde geniş tutulması yönündeki iddiaların piyasanın gerçek
dinamikleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Benzer şekilde, yukarıda yer verildiği üzere birbirlerinden kullanım alanları (sanayi
tesislerinde veya konutlarda tercih edilmeleri), sağladıkları yalıtım kaliteleri 2290
(taşyününün daha yüksek sıcaklıklara kadar deforme olmadan dayanabilmesi) ve iki
ürünün benzer üretim yöntemleriyle üretilse dahi, birbirlerinden ayrı, kurulumu
maliyetli ve zaman alan iki farklı tesis inşası gerektirmesi gibi temel unsurlar göz
önüne alındığında önemli ölçüde farklılaşan camyünü ve taşyününün ayrı pazarlarda
yer alan ürünler olduğunun açık olduğu görülmektedir.
10-14/175-66
65
Öte yandan, birbirlerinden, aynı pazarlarda yer aldığı öne sürülmeyecek kadar
ayrıştığına inanılan bu iki ürün arasındaki ikame imkanının, bu ürünlerle petrol bazlı
diğer ürünler arasındaki ikame imkanından daha fazla olduğu da doğrudur.
Bu noktada, savunma sırasında gündeme getirilen iddialara ilişkin pazarın “mineral
yünlerden yapılan yalıtım malzemeleri pazarı” şeklinde tanımlanması halinde 2300
İzocam’ın piyasadaki konumuna ilişkin değerlendirmelere yer verilecektir.
İzocam tarafından sunulan pazar payı ve üretim miktarları bilgileri göz önüne alınarak
aşağıdaki tablo üretilmiştir.
Tablo 57: Mineral Yün Üretimi Alanında Pazar Payları
2003 2004 2005 2006 2007 2008/9
Camyünü (Ton) İzocam (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İzotoprak (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Özpor (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Toplam (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Taşyünü (Ton) İzocam (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Özpor (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Beşler (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İthalat (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Toplam (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Mineral yünler genel
toplam (Ton)
(….) (….) (….) (….) (….) (….)
Piyasa ağırlıkları % (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İzocam (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Özpor (….) (….) (….) (….) (….) (….)
İzotoprak (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Beşler (….) (….) (….) (….) (….) (….)
Yukarıdaki tabloda, ilgili ürün pazarı “mineral yünlerden yapılmış yalıtım malzemeleri
pazarı” olarak tanımlanmış olsaydı dahi İzocam’ın %(….)-(….) civarında bir pazar
payına sahip olacağı görülmektedir. Bu ölçüde, Kararın ilgili kısımlarında irdelenmiş
olan yüksek pazar payı, rakipler için bir ölçüde giriş engeli mahiyeti taşıyan marka
bilinilirliği ve kendisine önemli bir avantaj sağlayan yaygın bayi ağı gibi faktörler bir
arada değerlendirildiğinde, İzocam’ın mineral bazlı yalıtım ürünlerinin tamamında da
hakim durumda olacağından hareketle, pazar daha geniş tanımlanmış olsaydı dahi 2310
kararın dayandığı analizin belirleyici ölçüde değişmeyeceği görülmektedir.
- İzolasyon pazarında sadece bir tek ürüne yönelik üretim yapan teşebbüs
sayısının az olduğu, bu firmaların da ilk fırsatta izolasyon pazarındaki diğer
ürünleri üretme arzu ve kararında oldukları.
Yalıtım alanında faaliyet gösteren tüm teşebbüslerin taşyünü ve camyünü üretme
isteğinde oldukları ifadesinin gerçeği ve genel durumu değil İzocam tarafından da
gösterilen bazı özel durumları yansıttığı görülmektedir. Söz konusu isteğin fiili
uygulamaya ne derece yansıyacağı bilinmemekle beraber rekabet hukuku
kapsamında yapılan değerlendirmelerde bir alanda faaliyet gösteren firmaların farklı
nitelikteki ürünleri üretiyor olmasının tek başına ürünlerin aynı pazarda 2320
tanımlanmasını gerektirecek bir unsur olarak görülemeyeceği kabul edilmektedir.
- Türkiye'de farklı hammaddelerden üretilen 8 yalıtım ürününün her uygulama
alanında en az 6'sının kullanılabildiği, bir başka deyişle, bu ürünlerin %75'e yakın
oranda birbirlerini ikame ettikleri.
10-14/175-66
66
Ürünlerin birbirlerinin yerine kullanılmasının mümkün olmasının bu ürünlerin iktisadi
ve teknik olarak birbirlerini ikame edebileceği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmesi
gerekmektedir. Bir yalıtım ürünü ile bir yüzeyin kaplanmasının teknik olarak mümkün
olması, yüzeyin bu ürünle kaplandığı zaman elde edilen yalıtımın doğası,
performansı ve maliyetinin yüzeyin başka bir ürünle kaplandığında elde edilecek
yalıtımın doğası, performansı ve maliyetiyle aynı ya da karşılaştırılabilir olacağı 2330
anlamına gelmemektedir. Fiiliyatta sanayi firmalarının mineral yünler yerine petrol
bazlı ürünleri kullanıyor olmasının, petrol bazlı ürünlerin yangın halinde zehirli gazlar
çıkardığı, hatta alev alabildiği, ses yalıtımı sağlamadığı, mekanik yalıtım denebilecek
tesisat yalıtımlarında kullanımlarının mümkün olmadığı, mineral yünlerin ise su
yalıtımı özelliğinin olmadığı gerçeklerini değiştirmeyeceği ortadadır.
- Gerek AB Komisyonu ve üye ülkelerin rekabet otoritelerinin vermiş olduğu
kararlarda, gerekse Rekabet Kurulu kararlarında yalıtım ürünleri ile ilgili pazarların
yalıtım ürünleri şeklinde geniş tanımlandığı.
Savunma makamınca örnek gösterilen kararlardan ilki olan AB Komisyonu’nun
COMP/M.3407 sayılı Dahl’ın Saint Gobain tarafından devralınması kararında ilgili 2340
ürün pazarının “izolasyon pazarı” olarak tanımlandığı ifadesi gerçeği
yansıtmamaktadır. Zira, ilgili kararda, açıkça yapılacak tüm alternatif ürün pazarları
tanımları açısından, yapılacak değerlendirmede herhangi bir rekabetçi kaygı
doğmamasından hareketle bir ilgili ürün pazarı tanımı yapılmadığı ifade edilmektedir.
Benzer şekilde, AB Komisyonu’nun COMP/M.3943 sayılı BBP’in Saint Gobain
tarafından devralınmasında bildirimde bulunan tarafın yalıtım ürünleri pazarını önce
binalarda kullanılan yalıtım malzemeleri ve endüstriyel uygulamalarda kullanılan
yalıtım malzemeleri olarak, binalarda kullanılan yalıtım malzemelerini de kullanım
alanlarına göre 22 alt pazara ayırmış olmasına rağmen, Komisyon tarafından, kararın
28. paragrafında mineral yünlerin diğer yalıtım ürünlerinden ayrı bir pazar teşkil edip 2350
etmediği hususunda kesin bir yargıya varmaktan açık bir şekilde imtina edildiği
görülmüştür. Savunmada bu karara ilişkin yer verilen ilgili ürün pazarının yalıtım
pazarı olarak tanımlandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığı görülmektedir.
İngiltere rekabet otoritesi tarafından verilen ve İzocam tarafından emsal niteliğinde
olduğu iddia edilen karar incelendiğinde de yine benzer bir şekilde ilgili ürün
pazarının net bir şekilde tanımlanmadığı, değerlendirmelerin farklı kriterlere
dayanarak, çok sayıda olası alternatif üzerinden yapıldığı dikkat çekmektedir.
23.11.2006 tarih, 06-85/1088-316 sayılı, Rekabet Kurulu kararına ilişkin savunmada
aşağıdaki ifadenin kullanıldığı görülmektedir:
“Ayrıca, 22.09.2006 tarihinde İzocam'ın St.Gobain tarafından devralınması sırasında 2360
Rekabet Kurulu'na yaptığı izin başvuru formunda ilgili pazarın değişik izolasyon
ürünleri birbirleriyle ikame edilebildiğinden izolasyon pazarı olarak tanımlandığı ve
Kurulca da bu tanımlamaya itiraz edilmediği görülmektedir”
Aynı Rekabet Kurulu kararının “ilgili ürün pazarı” bölümünde kullanılmış aşağıdaki
ifadeler dikkate alındığında bu durumun gerçeği yansıtmadığı görülmektedir:
“Dosyada yer alan bilgilerden, İzocam tarafından üretilen ürünler birer yalıtım
malzemesi olmakla birlikte, bu ürünlerin kullanımı uygulamalara ve kullanım
amaçlarına göre birbirinden farklılaşmakta olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, ilgili
ürün pazarları, İzocam tarafından üretimi yapılan “cam yünü, taş yünü, Ekspande
Polistiren (EPS), Ekstrude Polistiren (XPS) ve poliüretan (sandviç paneller)” olarak 2370
tespit edilmiştir.”
10-14/175-66
67
- Rekabet Kurulu'nun ilgili ürün pazarı tanımlama yöntemi incelendiğinde genelde
pazarın geniş tanımlamaya yönelik bir eğilimden bahsedilebileceği, ancak yapılan
pazar tanımının bu durumdan sapma gösterdiği.
Savunmada yer alan bu ifadenin son derece öznel olduğu görülmektedir. Rekabet
Kurulu içtihatlarında pazarın dar tanımlandığı birçok Kurul kararı bulunmaktadır.
- Soruşturma raporunda, camyünü ve taşyünü tesislerinden herhangi birini bir
diğerine dönüştürmek için gereken zamanın 6 ay olduğunun belirtildiği, bu sürenin
kısa ve makul olduğunun düşünüldüğü.
Kararın ilgili bölümünde detaylı bir şekilde ortaya konduğu üzere ilgili ürün pazarının 2380
“taşyününden yapılan yalıtım malzemeleri” ve “camyününden yapılan yalıtım
malzemeleri” olarak belirlenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Öte yandan, yukarıda yer
verilen savunmanın doğruluğunun kabul edilmesi halinde dahi, bu iddianın, ancak
ilgili ürün pazarının “mineral yünlerden yapılan yalıtım malzemesi pazarı” şeklinde
tanımlanması gerektiği yönünde destekleyici bir unsur olarak kabul edilebileceğinin
belirtilmesi gerekmektedir. Bu pazar tanımında dahi İzocam’ın pazar payının
%(….)’lar seviyesinde gerçekleşeceği ve teşebbüsün bu tanımda bile hakim durumda
olacağı, fiillerinin hakim durumun kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi
gerekeceği, bu piyasada, pazar payı %40’lık eşiği aşacağından ve dikey
anlaşmalarının grup muafiyeti kapsamında değerlendirilemeyeceğinden hareketle, bu 2390
savunmanın yapılan değerlendirmeler üzerinde kayda değer bir etki doğurmasının
mümkün olmadığına inanılmaktadır.
- 26735 sayılı "Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik"e göre
yangın yalıtımında taşyünü dışında veya taşyünü ile beraber birçok malzemenin
kullanıldığı, bu sebeple, yangın yalıtımını sağlamada sadece taşyünü ürününün
kullanılabilmesinden hareketle ve hammaddesinin ve kullanım yerlerinin farklı
özellikler göstermesi nedeniyle ilgili pazarın izolasyon pazarı olarak
değerlendirilemeyeceğine yönelik savın geçerli olmadığı.
Yönetmelik’te yanıcılık sınıfı A1 olan yapı malzemelerinin incelendiği dikkat
çekmektedir. Söz konusu listenin, malzemelerin yanma ya da yanmama niteliklerini 2400
incelediği, bu ürünlerin hangi yalıtımı ne kadar gerçekleştirdiği konusunda
bilgilendirici olmadığı görülmektedir. Bu durumun bir göstergesi söz konusu listede,
karo, tuğla, kiremit, gazbeton, seramik, alçı gibi çok sayıda ve farklı nitelikte malzeme
bulunması ve bu malzemelerin ateşe duyarlılığına göre sınıflanmış olmasıdır. Bu
nitelikteki bir sınıflandırmanın rekabet hukuku kapsamında ilgili ürün pazarı açısından
yapılacak bir değerlendirmede kullanılması mümkün görülmemektedir.
- Taşyününün yangın yalıtımı yapmak amacıyla kullanılan kısmının toplam yalıtım
pazarı içerisindeki oranının yalnızca binde 9 olduğu ve bu sebeple taşyününün
ayrı bir pazar olarak değerlendirilmesinin isabetli olmadığı.
Belirtilmesi gereken ilk husus kararda ilgili ürün pazarının tespiti sırasında ürünlerin 2410
ne kadar yangın yalıtımı sağladığı hususunun değerlendirmede kullanılan tek unsur
olmadığıdır. Pazar tespiti sırasında tüm yalıtım ürünlerinin detaylı bir karşılaştırılması
yapılmış, yangın yalıtımı unsuru da bu kapsamda değerlendirilen unsurlardan biri
olarak dikkate alınmıştır. Bu değerlendirme de temel olarak bir noktaya kadar
camyünü ve taşyününün birbirine ikame olabileceği olasılığı kabul edilmekle beraber,
bu ürünler ayrı pazarlarda kabul edilmiş, ilgili ürün pazarı mineral yünler olarak
tanımlansa dahi İzocam’ın pazardaki durumunun ve payının değerlendirmeyi
değiştirecek bir boyuta ulaşmadığı ortaya konmuştur. Bu nedenle, taşyününün
sadece yangın yalıtımı sağladığı için farklı pazarlarda değerlendirildiği iddiası gerçeği
yansıtmamaktadır. 2420
10-14/175-66
68
- Avrupa Topluluğu Gümrük Cetveli TARIC ve markaların sınıflandırılmasına ilişkin
Nice Anlaşması ekinde yer alan cetvelde tüm izolasyon ürünleri bir bütün olarak
gösterilmiş olduğu, bunun ilgili ürün pazarının yalıtım ürünleri olarak tanımlanması
gerektiği yönünde bir gösterge olduğu.
TARIC ve Nice Anlaşması’nın ekinde yer alan cetvelde tüm izolasyon ürünlerinin bir
bütün olarak gösterilmesinin, rekabet hukuku kapsamında yapılan bir ilgili ürün pazar
tanımı analiz ve tespitini etkilemeyeceği, farklı kriterlere göre çok daha farklı
ayrımların ve tanımların da yapılabileceği ve bu sebeple söz konusu savunmanın
değerlendirmeye alınmasının mümkün olmadığı anlaşılmıştır.
Kanun’un 4. Maddesi Kapsamında Yapılan Değerlendirmelere İlişkin 2430
Savunmaların Değerlendirilmesi
- Raporda söz konusu münhasırlık ilişkisi “malların üretim veya dağıtımı ile
hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya da münhasırlık
ilişkisinin aşağıdaki kıstaslara göre etkinlik artışı sağladığı;
a. Kaliteli ürünün onu arayıp bulmak isteyen müşteriye ulaştırılması,
b. Siparişlerin önceden bilinir hale gelmesinin üretim planlamasını
kolaylaştırması, yeni üretim teknolojileriyle ürün kalitesinin artmasının
sağlanması
c. Stok maliyetlerinin düşürülmesi,
d. Ar-Ge çalışmalarının ve lisanslama faaliyetlerinin finanse edilmesi, 2440
e. Bedavacılık sorunun ortadan kaldırılması ve müşteriye özgü yatırımların
teminat altına alınması,
f. Yalıtım malzemelerinin bir arada satıldığı, bu ürünlerin kolayca birbirine
karıştırabilecek türde ürünler olduğu dikkate alındığında, müşterinin, ancak
İzocam logosunu görerek yöneldiği münhasır bir bayiden aldığı ürünün,
İzocam markasının güvencesine sahip, bir ürün olduğuna emin olduğu, daha
kalitesiz bir rakip ürünü İzocam sanarak bir müşterinin satın almasının müşteri
gözünde İzocam'ın marka itibarının yıkılmasına yol açacağı,
g. Ürün satışının ve sonrasındaki uygulamalarının nitelikli personel tarafından
gerçekleşmesinin temin edildiği. 2450
Yukarıda İzocam tarafından değerlendirmesi yapılan faktörler göz önüne alındığında,
dikkati çeken ilk unsur, yukarıdaki hususların bir kısmının münhasır bir bayilik sistemi
kurulması değil, bir bayilik sistemi kurulmasının neticesinde elde edilmesi muhtemel
faydalar olduğudur. Örnek vermek gerekirse ürünlerin müşteriye ulaştırılması, üretim
planlamasına gidilmesi, ürün satışının ve sonrasında gereken uygulamaların nitelikli
personel tarafından yapılması, stok maliyetlerinin düşürülmesi münhasırlık içermeyen
bir bayilik sisteminde de mümkün olacağından, tesis edilen bayilik ilişkisinin münhasır
bir nitelikte olmaması, yani diğer markaların ürünlerinin de bu satış noktalarına
girmesi bu faydaların elde edilmesini engellemeyecektir. Mevcut durumda rekabeti
kısıtladığı sonunca varılan unsurun İzocam’ın bir bayilik sistemi kurması değil, bu 2460
sistemin münhasır nitelikte olması olduğu dikkate alındığında elde edileceği
düşünülen bu faydaların yapılan olan değerlendirmeyi değiştirmesi mümkün
görünmemektedir.
Dikkat çeken bir ikinci unsur, iddia edilen faydalar ile münhasırlık sistemi arasındaki
nedensellik ilişkisidir. Münhasırlık sayesinde yeni üretime teknolojilerinin
geliştirilmesinin ve ürün kalitesinin arttırılmasının, ar-ge çalışmalarının ve lisanslama
10-14/175-66
69
faaliyetlerinin finanse edilmesinin mümkün olduğu önermesinin çok dolaylı bir çıkarım
olduğu sonucuna varılmıştır.
Münhasırlığın gerekçesi olarak öne sürülen müşterilerin İzocam ürünlerini diğer
ürünlerle karıştırmasının önlenmesi savı da kabul edilebilir değildir. Zira daha önce 2470
de ifade edildiği üzere, satış iki temel kanal üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu
kanallardan ilkinde müşterilerin, inşaat projeleri düzenleyen, deneyimli, bilgili ve hata
neticesinde İzocam ürünü yerine başka bir marka ürünü alması muhtemel olmayan
firmalar olduğu görülmektedir. İkinci kanala bakıldığındaysa yine benzer şekilde nihai
kullanıcılara mal satmak amacıyla ürün alımı yapan alt bayi konumundaki firmaların
‘yanlışlık’ neticesinde İzocam ürünü yerine başka marka ürün aldıkları önermesinin
makul olmadığı anlaşılmaktadır. ‘Hata’ ve ‘yanlışlık’ nedeniyle başka ürün alma
durumunun sadece ürün hakkında çok sınırlı bilgisi bulunan bireysel kullanıcılar için
ihtimal dahilinde olması söz konusu olabilir. Ancak bu halde dahi bir sağlayıcının bir
alıcıyla bayilik ilişkisi tesis etmesi halinde tanım gereği taraflar arasında bir ölçüde 2480
güvenin tesis edilmiş olması, bu kapsamda bir firmanın kendi bayisine, bu bayinin
rakip malları kendi mallarıymışçasına satmayacağı noktasında itimat etmesi
gerekliliklerinden hareketle bu durumun taraflar arasında tesis edilen ilişkinin
münhasır nitelikte olmasını gerektirmediği sonucuna varılmıştır.
- İzocam’ın bayilerine yönelik bazı eğitimler verdiği ve teknik destek sağladığı bu
durumun münhasırlıkla ilişkilendirilebileceği.
İzocam’ın bayilerine yönelik, münhasırlığı gerektirecek bir yatırımının bulunmadığı
görülmektedir. İzocam eğitim desteğini mesleki araştırma birimi İYEM çatısı altında
bütün sektöre vermektedir. Satış öncesi projelendirme ve satış sonrası teknik destek
ise İzocam malı satan tüm bayilere ve müşterilere, münhasırlık kıstası konmaksızın 2490
verilmektedir. Bu durum, bayilerin ve İzocam yetkililerinin kendi ifadeleriyle de tespit
edilmiştir.
- İzocam'ın katlandığı oranda üretim ve ar-ge maliyetine, iyileştirme, yenileme
yatırımlarına katlanmayan, lisanssız üretim yapan, Çin’den getirilen ekipmanlarla
üretim tesisi kuran rakip şirketlerin, yıllardır reklam, tanıtım, pazarlama gibi,
yatırım harcamalarını yaparak ürünlerinin kalitesini kanıtlamış olan İzocam
markasıyla aynı rafta satılmasının beklenmemesi gerektiği.
Bu noktada belirtilmesi gereken ilk husus, İzocam tarafından da açık bir şekilde ifade
edildiği üzere İzocam bayilerinden alım yapan kullanıcıların “kaliteli” yalıtım ürünlerini
tercih etmek durumunda bırakıldığıdır. Daha önce de belirtildiği üzere İzocam 2500
bayilerinden alım yapan müşterilerin İzocam tarafından ‘kalite bedeli olarak
müşterinin ödemeye razı olduğu fiyat farkı’ olarak değerlendirilen ek bir bedel
ödenmesi gerekmekte, böylece daha az kaliteli ancak daha makul fiyattaki ürünlerin
bu kanaldan tüketiciye sunulması tüketicinin tercih imkanın arttırılmasının önüne
geçilmiş olunmaktadır.
Bir diğer husus ise, İzocam’ın bir an için Türkiye’nin en kaliteli yalıtım ürünleri üreten
firması olduğu kabul edilse dahi, bu durumun daima böyle kalacağından emin
olunamayacağıdır. Dosya kapsamında yapılan görüşmelerde ithal ürünlerin üst
düzey kalitesi piyasa oyuncuları tarafından vurgulanmıştır. Savunmada bizzat İzocam
tarafından ithal ürünlerin pazara girme eğiliminde olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca, 2510
mevcut rakiplerin kalite açısından bir dönüşüm yaşamaları da her zaman
muhtemeldir. İzocam’ın münhasırlık uygulamalarının yapısal niteliği göz önüne
alındığında, bu durumlardan herhangi birinin ya da farklı bir durumun ortaya çıkması
halinde dahi bu firmanın ürünlerinin İzocam bayilerinde satılmasının mümkün
olamayacağı görülmektedir.
10-14/175-66
70
Bu iki durum bir arada değerlendirildiğinde İzocam’ın daha kaliteli üretim
yapmasından hareketle bayilerine münhasır çalışma hakkı verdiği yönündeki
savunmaları rekabet hukukuyla bağdaşmamaktadır.
- İzocam’ın yıllarını vererek oluşturduğu dağıtım kanallarını büyük bir emek
neticesinde tesis ettiği, rakip firmaların etkin firmalar olmak istiyorlarsa yapmaları 2520
gerekenin kendi kanallarını kurmak olduğu, diğer firmaların gerekli çabaları
göstermeden, yatırımları yapmadan, İzocam'ın dağıtım ağına girmelerinin
bedavacılık olacağı.
Öne sürülen savunmanın dosya özelinde geçerliliği sınırlı olan, herhangi bir
münhasırlık ilişkisinde söz konusu olabilecek bir husus olduğu dikkat çekmektedir. Bir
sağlayıcının pazar payından ve pazardaki konumundan, rakip durumundaki
teşebbüslerin söz konusu sağlayıcının ticari kararlarını ve faaliyetlerini etkileme
kapasitelerinden bağımsız olarak, o sağlayıcının dağıtım kanallarının, rakip firmaların
ürünlerinin dağıtılmasını yasaklamayacak şekilde düzenlenmesinin bir anlamda
‘bedavacılık’ olarak değerlendirilmesi mümkündür. Hatta, münhasırlık 2530
uygulamalarının böyle durumlarda bedavacılığın önlenmesi adına kullanılması
gerektiği dahi iddia edilebilir.
Öte yandan, rekabet hukuku kapsamında yapılan değerlendirmelerde gözetilen kriter
sosyal refah ya da tüketici refahı olduğundan, eğer bir uygulamanın rekabeti
kısıtlayıcı etkisi, öne sürülen etkinlikten daha yüksekse o uygulamaya ilişkin bir
düzenlemeye gidilmektedir. Teşebbüslerin piyasadaki rolleri, payları, belirleyicilikleri,
görece ağırlıkları tam da bu noktada önem kazanmaktadır.
Gerek AB Komisyonu gerekse Rekabet Kurulu uygulamalarında bahse konu
anlaşmanın niteliği ve piyasanın dinamikleri değerlendirmeye alınmakta, hatta
piyasada rekabetin kısıtlanmasından kaynaklı sosyal refah kaybının, anlaşmanın 2540
yaratacağı etkinlik kazanımları aracılığıyla telafi edilebilir düzeyde olduğu hallerde bu
uygulamalara grup olarak, detaylı bir incelemeye tutulmaksızın, muafiyet
tanınmaktadır. Ancak, uygulamayı benimseyen teşebbüsün piyasadaki konumu
güçlendikçe, rekabetin kısıtlanmasından kaynaklı sosyal refah kaybının telafi
edilmesi güçleşmektedir. Bu durumda çeşitli kriterlere göre yapılacak bir
değerlendirme neticesinde uygulamaya izin verilmesi hala mümkün olmakla beraber,
değerlendirme neticesinde bir düzenlemeye gidilmesine de karar verilebilmektedir.
Bu noktada büyük önem kazanan husus, ‘münhasırlık sisteminin bazı durumlarda
incelenmeye alınabileceği ve bu uygulamaların düzenlenebileceği’ prensibinin
halihazırda başta AB olmak üzere dünyanın büyük bir kısmında faaliyet gösteren 2550
rekabet otoriteleri ve Rekabet Kurulu’nun 13 yıllık uygulaması kapsamında
benimsenmiş olduğudur. Bu nedenle savunmada yer alan; İzocam’ın kendi
bayilerinin rakip firmalarca kullanılmasının bedavacılık teşkil edeceğine dair iddianın
yapılmakta olan değerlendirmeler açısından hukuki bir geçerliliği olmadığı sonucuna
varılmıştır.
- Rekabet Kurulu’nun İzocam’ın anlaşmalarının etkin olmadığını öne süremeyeceği,
buna hukuken yetkisi olmadığı.
Rekabet Kurulu tarafından yapılan değerlendirmeler Kanun’da amaçlanan prensipler
uyarınca gerçekleştirilmektedir. Bu noktada Kurul rekabeti sınırlayıcı etkisi olmadığı
sürece teşebbüslerin sözleşme hürriyetine saygı göstermektedir. Ancak, rekabeti 2560
kısıtlayıcı bazı durumların varlığı halinde teşebbüslerin iradelerine yönelik
düzenlemelere gidilebilmektedir. Bu noktada temel saik sosyal refahın korunması
olduğundan rekabet üzerinde bazı olumsuz etkileri olabilecek ancak etkinlik
10-14/175-66
71
kazanımları yoluyla sosyal refahı bu olumsuz etkilerin azalttığından daha fazla
arttırabilecek bazı anlaşmalara muafiyet tanınabilmektedir.
- İzocam bayilerinin toptan seviyede satış yaptıkları ve perakende seviyesinde satış
yapan alt bayilerde münhasırlık söz konusu olmadığından nihai tüketicinin yalıtım
sektöründeki tüm ürünlere (her markayı bir arada görecek şekilde) aynı yerde
ulaşabildiği, izolasyon ürünlerinin hep bir arada satılmasının dahi bu ürünlerin
aynı pazarda olduklarının bir kanıtı olduğu. 2570
İzocam tarafından üretilen ürünler, bölge müdürlüklerinin koordinasyonu ile bayilere
sevk edilmektedir. Bayilere sevk edilen ürünler nihai kullanıcıya iki kanal üzerinden
ulaşmaktadır. Bunlardan birincisi kapsamında, İzocam’ın 100’ün üzerindeki bayisi
yüksek miktarlı alımların yapıldığı ihale ve projelere (alışveriş merkezleri, sanayi
tesisleri, havaalanları gibi) teklif vermekte ve ürün sağlamaktadır. İkinci olarak ise,
ürünler, ürünleri kullanmak amacıyla satın alan nihai tüketicilere ya da ürünleri nihai
tüketicilere satmak isteyen ve İzocam’la herhangi bir bağlantısı olmayan diğer
satıcılara yine İzocam tarafından ulaştırılmaktadır.
Her ne kadar İzocam bayileri nispeten küçük ölçekte olan yapı malzemesi firmalarına
(veya alt bayilere) toptan satış yapsalar da, bu durum bu bayilerin kendilerine ürünün 2580
nihai kullanıcısı sıfatıyla gelen proje sahipleri ya da bireysel kullanıcılara satış
yaptıkları gerçeğini değiştirmemektedir. Bu nitelikteki bayilerin son satış noktası
olarak değerlendirilmemesi mümkün görünmemektedir.
Ayrıca tüm izolasyon ürünlerinin bir arada satılması da ürün pazarı tanımı açısından
değerlendirmeye etki edecek bir unsur olarak görülmemektedir. Kaldı ki böyle bir
anlayış İzocam tarafından ifade edilen İzocam bayilerinin diğer yapı malzemelerinin
de satıcısı olduğu hususu da göz önüne alındığında ilgili ürün pazarının yapı
malzemeleri şeklinde tanımlanmasını gerektirecektir. Bu durumun tesisat, kiremit,
boya, alçı, parke gibi ürünlerin tamamının yalıtım ürünleri ile aynı pazarda olduğunun
kabul edilmesi anlamına geleceği dikkate alındığında böylesi bir değerlendirmenin 2590
yanıltıcı olabileceği daha net görülecektir.
- İzocam bayilik sözleşmelerindeki rekabeti kısıtlayıcı yegane hükmün tüm bayilerin
değil sadece bu sisteme girmeyi kendi özgür iradesiyle arzu eden münhasır
bayilerin, rakip ürünleri satmayacağına ilişkin taahhütleri olduğu.
Kararın önceki kısımlarında yer verilen değerlendirmelerde görüleceği üzere rekabet
hukuku uygulamalarında münhasır bir bayilik ilişkisinin, sağlayıcı ve alıcı arasındaki
karşılıklı gönüllülük esasına uygun bir şekilde tesis edilmesinin söz konusu fiilin ihlal
olduğuna yönelik değerlendirmeyi değiştirmeyeceği kabul edilmektedir.
Değerlendirmeye alınması gereken temel hususun söz konusu işlemin piyasadaki
rekabet üzerindeki kısıtlayıcı etkisi olduğu görülmektedir. 2600
- Kanun’un 5. maddesi c fıkrasına göre değerlendirilmesi yapılan hususlardan ilki
olan “sağlayıcı teşebbüsün pazardaki konumu”na ilişkin; İzocam’ın pazar payında
düşüş meydana geldiği, camyünü ve taşyününe ilişkin yüksek atıl kapasitenin
mevcut olmadığı, rakip firmaların da geniş bir ürüne sahip olduğu, gerekçeleriyle,
İzocam’ın belirleyici konumda olmadığı.
İlk olarak değerlendirmelerde yer verilen ve yukarıda sayılan unsurların soruşturma
kapsamında bir bütün halinde ele alınmasından dolayı söz konusu maddelerin tek tek
değerlendirilmesinin yanıltıcı olacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Bunun yanında camyünü alanında İzocam’ın tekel konumunun sona ermesinin
üzerinden uzun süre geçmesi sebebiyle bu dönemdeki pazar paylarına göre şu anki 2610
pazar paylarının düşük gözükmesi son derece normal olup ele alınması gereken
10-14/175-66
72
doğru ölçüt, 2003’ten bu yana, camyünü alanında pazar payının istikrarlı bir şekilde
en az % (….) seviyelerinde gerçekleşmesidir. Benzer bir şekilde, taşyünü açısından
da aynı durumun geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Özpor’un pazara girmesinin
ardından geçen 6 yıllık dönem kısa bir dönem olmamakla birlikte piyasada yaşanan
yeni girişin ertesinde İzocam’ın pazar payında bir düşme olmasının son derece
normal olduğu, ancak sonrasında daha büyük düşüşler gözlemlenmediği, pazar
payının %(….)-(….) seviyesinde bir istikrar sergilediği tespit edilmiştir.
Bu noktada öne sürülen rakip firmaların da geniş ürün gamına sahip olduğu iddiasına
ilişkin olarak ise İzocam’ın tüm yalıtım ürünlerini üretme imkan ve kapasitesine sahip 2620
olan tek firma olduğu ve kendisine alternatif olarak gösterilen tüm firmaların bir ya da
birkaç ürün grubunda faaliyet gösterdiği görülmüştür.
Yüksek atıl kapasite bulunmadığına ilişkin getirilen önermeler açısından ise, İzocam
tarafından öne sürülen ihracat imkanlarının ve inşaat sektöründeki mevsimsel
dalgalanmaların varlığının söz konusu durumu değiştirmediği görülmektedir.
- Pazarın doygunluk seviyesiyle ilgili olarak, teknolojik gelişmenin sınırlı olmadığı,
(fırın teknolojilerindeki değişim) yeni ürün görülme hızının düşük olmadığı taşyünü
kauçuk vs. ürünlerinin 90’lı yıllardan itibaren yalıtımda kullanılmaya başlanması,
yalıtıma talebin arttığı daha da artmasının beklendiği.
Yalıtım sektöründeki talep artışının potansiyeli, göz önüne alınan bir unsur olup söz 2630
konusu durumun etkileri değerlendirmeye katılmıştır. Ancak, teknolojik gelişme hızına
ilişkin, savunmada yer alan 1990’larda yalıtımda kullanılmayan taşyünü ve kauçuk
ürünlerinin yalıtım alanında kullanılmaya başlanması ötesinde bir açıklama
getirilmemesinin bu alanda yenilik imkanının sınırlı olduğunun bir göstergesi olduğu
görülmektedir.
- İzocam’ın piyasada faaliyet gösteren çok sayıdaki rakibinin hiç birinin dağıtım
kanallarının, ürün gamlarının, kapasite durumlarının ve artış planlarının
incelenmediği, piyasada artmakta olan güçlerinin değerlendirilmesi yapılmadan
İzocam’ın dağıtım kanallarıyla ilgili bir yorum yapılamayacağı.
Diğer firmaların prim sisteminin incelenmemesine ilişkin ise, bu firmaların taşyünü ve 2640
camyünü alanlarında belirleyici ölçüde bir pazar payına sahip olmadıkları, hakim
durumda bulunmadıkları, bu nedenle İzocam için geçerli olan kısıtlamaların bu
teşebbüsler için geçerli olamayacağı hususlarının belirtilmesi gerekmektedir.
- Raporda Kanun’un 5. maddesi (d) bendine dair herhangi bir analize yer
verilmemesinin usule aykırı olduğu.
Kanun’un 5. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Kurul, aşağıda belirtilen şartların tamamının varlığı halinde (Mülga:02.07.2005-
5388/1.Md)(...) teşebbüsler arası anlaşma, uyumlu eylem ve teşebbüs birlikleri
kararlarının 4 üncü madde hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulmasına karar
verebilir: 2650
a)Malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve
iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması,
b)Tüketicinin bundan yarar sağlaması,
c)İlgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalkmaması,
d)Rekabetin (a) ve (b) bentlerindeki amaçların elde edilmesi için zorunlu olandan
fazla sınırlanmaması,”
10-14/175-66
73
Kanun koyucu tarafından açıkça belirtildiği üzere dört şartın tamamının yapılacak
muafiyet incelemesinde sağlanması gerekmektedir. İlk üç şartı sağlamadığı açık olan
bir uygulamanın, ancak (a) ve (b) bentlerinde yer alan kriterler sağlandıktan sonra
hakkında bir değerlendirme yapılacak olan (d) bendi açısından değerlendirmeye tabi 2660
tutulmasına gerek görülmemiştir.
Kanun’un 6. Maddesine İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
- İzocam’ın fiyat politikasının agresif olmadığı, kapasite artışlarının rakipleri
caydırma amacıyla yapılmadığı, İzocam’ın marka bilinilirliğinin ve piyasadaki
itibarının yüksek olduğu ve bayi ağının yaygın olduğu, bunların da Rekabet
Kanunu’nun teşvik ettiği hususlar olduğu.
Marka bilinirliği ve bayi ağının yaygınlığı özelinde belirtilmesi gereken husus, bu
değerlendirmelerin İzocam’ın hakim durumunun tespiti amacıyla mevcut durumu
ortaya koyabilmek düşüncesiyle yapıldığıdır. Fiyatlamaya ilişkin olarak, “yıkıcı”,
“seçici” ve “aşırı” fiyatlandırma açısından yapılan değerlendirmelerin, İzocam’ın 2670
herhangi bir şekilde “agresif” fiyatlandırma politikası yaptığı yönünde olmadığı
belirtilmelidir.
- İzocam’ın tüm ürünlerinde münhasırlık kurma hakkı varken bunu sadece 4 ürünle
sınırlamış olmasının eleştirilmesinin yersiz olduğu, İzocam’ın münhasırlık
kapsamındaki ürünlerinin münhasır olmadan da satılmasının mümkün olduğu.
İzocam, münhasırlığı camyünü, taşyünü, foamboard (köpük) ve kauçuk ürünlerinde
şart koşmaktadır. Böylelikle, hakim durumda bulunduğu camyünü ve taşyününü
kendisinden, ancak pazarda rekabetin yüksek olduğu foamboard ve kauçuk ürünlerini
rakiplerinden almak isteyecek bayileri en baştan engelleyerek bu bayilerde yalnızca
İzocam markalı köpük ve kauçuk satılmasına, böylelikle de tüketicilerin tercih hakkını 2680
kısıtlayarak bu dört ürünün tamamının İzocam’dan alınmasına yönlendirmektedir.
Ayrıca soruşturma kapsamında İzocam’ın münhasırlık uyguladığı dört üründe de
hakim durumda bulunduğu değil, hakim durumda bulunduğu ürünlerin yanında diğer
iki ürün grubunu da münhasırlık sistemi içine alarak bayilerin ve tüketicilerin bu
ürünlerle ilgili seçim şansının azalmasına neden olduğu ifade edilmiştir. Bunun yanı
sıra, İzocam bayilerinin münhasırlık uygulamasını kendi istekleriyle benimsiyor
olduğunun bir geçerliliği olmadığı hususuna daha önce yer verilmiştir. Bu noktada,
savunmada İzocam bayilerinin dört üründen birini satmasının önünde bir engel
olmadığı ifadesinin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bayilerin büyük bir kısmı
gelirlerinin kayda değer bir oranını münhasırlık primleri üzerinden elde etmekte, bu 2690
primlerden yoksun kalan bir bayi faaliyetlerini sürdürmekte zorlanmaktadır.
Savunmada yer alan “bu dört ürünü birden münhasır satmak istemeyen bir bayi
olmadığı gibi…” ifadesi de bu durumu teyit eder niteliktedir.
Son olarak, İzocam’ın münhasırlık uygulamasını dört ürünle sınırlaması tercihinin
kendi çıkarları doğrultusunda bir uygulama olduğu açıktır. Zira yapılan görüşmede
İzocam yetkilileri tarafından bu dört üründe münhasırlık uygulanmasının nedeninin bu
ürünlerin yalıtım sektörünün omurgası olduğu belirtilmiştir. Ayrıca diğer ürünlerin
münhasırlık kapsamı dışında bırakılması tercihinin, bu ürünlerin imalatlarının lokalize
olmasına, navlun maliyetleri nedeniyle fiyat yapısının rekabetçi olamayacağına ve bu
nedenle böylesi bir uygulamanın rasyonel bir seçim olmamasına dayandırıldığı 2700
gözlemlenmektedir.
- Toplam prim miktarının ve primlerin belirlenmesinde hangi kriterin hangi oranda
etkili olacağının bilinmemesinin bayiler açısından belirsizlik oluşturduğu ve prim
10-14/175-66
74
sistemine güvenerek fiyat teklifi veren bayilerin primin beklenenden düşük
çıkması halinde zarar ettiği iddialarının doğru olmadığı.
İzocam’ın prim sisteminin nasıl işlediği konusunda bayilerini bilgilendirildiği iddiası ise
bayilerin ve bizzatihi İzocam yetkililerinin bu konudaki ifadeleriyle çelişmektedir.
Bayiler sadece prime esas kriterlerin adını bilmektedir, bunların ilgili yılda hangi
oranda toplama katılacağını ve dağıtılacak primin miktarını ise önceden
bilememektedirler. Bayilerin prim miktarını bilmemesinin amaçlardan biri olduğu 2710
yapılan görüşmede İzocam yetkilileri tarafından da ifade edilmektedir.
- İzocam’dan sonra pazara giren firmalardan hangisinin İzocam’ın dağıtım
kanallarına girmek için girişimde bulunup, münhasırlık engeline takıldığının
anlaşılamadığı.
Görüşme yapılan rakip konumdaki firma yetkililerinin ve İzocam bayilerinin bu
yöndeki beyanlarına daha önce yer verilmiştir. Bir örnek vermek gerekirse, bir firma
yetkilisi aşağıdaki ifadeleri kullanmaktadır:
“Bayilerin, İzocam’ın münhasırlık sisteminde çok fazla söz hakkı olduğunu
düşünmüyoruz. İzocam bayileri başka marka satmamaları konusunda yönlendiriyor.
Biz İzocam’ın bayileriyle çalışmak isteriz. Beyaz eşya üretiyor olsaydık nasıl Arçelik 2720
bayileriyle çalışmak istersek, yalıtım sektöründe aynı şekilde, yıllardır faal olan
İzocam bayileriyle de çalışmak isteriz. Bizim orada açacağımız bir ikinci bayi
öncelikle bu yerleşik güçlü ve zengin bayilerle yarışmak zorunda kalacaktır…
…İzocam bayileri açısından bakıldığında ise, bizle çalışmamalarının nedeni
İzocam’dan korkmalarıdır. Örneğin biz (…) bölgesinde hiç ürün satamadık. Temel
nedeni iki İzocam bayisinin sene sonu alacak primleri de göz önüne alarak sürekli
fiyat kırmasıdır.”
- Tekiz bayilerinin, İzocam’ın toplam bayi ve münhasır bayi sayıları ile ilgili
açıklamalarda yer almadığı ancak 2008 yılı Tekiz bayilerine ve İzocam bayileri
dışındaki firmalara yapılan satışların brüt toplam satışlar içindeki payının (ihracat 2730
dahil) % (….), yurt içi satışlar içindeki payının ise % (….) olduğu.
İzocam bünyesinde yer alan Tekiz firması ilgili pazarda doğrudan faaliyet
göstermeyen, paket teslim projeler gerçekleştiren bir firmadır. Dolayısıyla Tekiz
bayileri diğer İzocam bayilerinden farklılaşmalarından ötürü münhasırlık kapsamında
değerlendirilmemiştir. Ayrıca, İzocam yetkilileri ile yapılan görüşmede kendileri
tarafından belirtilen şu husus bu savunmanın geçerli olmadığını ortaya koyar
niteliktedir:
“Bayilerimizin tamamına yakını münhasırdır. Camyünü, taşyünü, kauçuk ve XPS,
alanlarında bizim bayilik anlaşmasını imzaladığımız bayimizin başka ürünleri
satmamasını istiyoruz. Ancak münhasır olmayan birkaç bayimiz de vardır.” 2740
- İzocam’ın bayilik sözleşmesinde münhasırlık hükmünün yer alması ve prim
uygulamasından her birinin ayrı ayrı ihlal teşkil edip etmediği ya da bu iki unsurun
bir arada bulunmasının mı ihlal teşkil ettiğinin anlaşılamadığı.
İzocam pazar gücüne dayanarak bayileri münhasırlık anlaşması yapmaya teşvik
etmekte, bunun için de prim sistemini kullanmaktadır. Prim sistemleri ve sadakat
indirimlerinden doğan ihlaller rekabet hukukunda hakim durumun kötüye kullanılması
bağlamında kabul edilmektedir.
Gerek literatürden alınan ifadeler gerekse AB ve ABD içtihatlarından verilen
örneklerle, tek marka anlaşmasının yalnızca münhasırlık yükümlülüğü değil alıcıları
10-14/175-66
75
fiili olarak bu şekilde davranmaya iten yükümlülükler bütünü olarak tanımlanması 2750
gerektiği daha önce ortaya konmuştur.
İzocam’ın uygulamış olduğu primlerin sadakat artırıcı olmadığına ilişkin, İzocam’ın
indirimi standart bir miktar hedefli indirim olduğunu öne süren bir üslup benimsenmiş
ve İzocam’ın indirim sisteminin herhangi bir sadakat artırıcı etkisi olmadığı öne
sürülmüştür. İzocam’ın prim sistemi uygulamasını sadece münhasır bayilerle sınırlı
tuttuğu ve primlerin bayi karlarında oldukça önemli bir kısmı teşkil etmesi
tespitlerinden hareketle bu sistemin standart bir miktar hedefli indirim olarak
değerlendirilemeyeceği ancak münhasırlık karşılığı verilen bir prim sistemi olarak
nitelendirilebileceği görülmektedir. Tam da bu nedenle İzocam’ın münhasırlık
uygulaması ve prim sistemi, AB uygulamalarına paralel olarak bir bütün olarak 2760
incelenmiştir.
- Aşağıda örnekleri verilen bazı Rekabet Kurulu kararlarında yapılan değerlendirme
ile dosya kapsamında yapılan değerlendirmenin farklılaştığı:
a. 06.04.2006 tarih, 06-24/304-71 sayı ve Frito Lay’in dağıtıcılarına yönelik
olarak sistematik, caydırıcı, yıldırıcı eylemlerde bulunmak suretiyle hakim
durumunu kötüye kullandığı konulu Rekabet Kurulu kararı (Frito-Lay kararı),
b. 02.06.2005 tarih, 05-38/487-116 sayı ve Ülker ve/veya distribütörleri
tarafından imzalanan özel statü müşteri sözleşmeleri ile ilgili pazarlarda
rekabetin ihlal edildiği konulu Rekabet Kurulu kararı (Ülker kararı),
c. 12.06.2001 tarih, 01-27/260-74 sayı ve Erdemir’in ayrımcı uygulamaları 2770
nedeniyle hakim durumunu kötüye kullandığı konulu Rekabet Kurulu kararı
(Erdemir Kararı),
d. 01.08.2002 tarih, 02-46/564-230 sayı ve bazı havayolu şirketlerinin IATA üyesi
acentelerin bir kısmı ile özel indirim anlaşmalar yaparak Kanun’u ihlal ettiği
konulu Rekabet Kurulu kararı (IATA Kararı),
e. 08.05.2008 tarih, 08-32/396-133 sayı ve Sanofi Aventis ve Biofarma’nın ecza
depolarına uyguladıkları satış koşullarında değişiklik yaparak tek başlarına
ve/veya diğer bazı ecza depolarıyla birlikte pazarı yeni girişleri engellemeye ve
küçük ölçekli ecza depolarını pazar dışına çıkarmaya yönelik satış politikası
uyguladıkları ve pazardaki rekabeti bozdukları konulu Rekabet Kurulu kararı 2780
(Sanofi Kararı).
Savunmada bu hususa ilişkin ilk karar olan Frito-Lay kararında son satış noktaları ile
yapılan münhasır anlaşmaların rekabet ihlali olmadığı belirtilmemekte Kurul
tarafından kullanılan aşağıdaki ifadeler aksi yönde bir karine teşkil etmektedir:
“Daha sonra ise, Tebliğ’in 8. maddesinde yer alan hüküm çerçevesinde, Frito Lay’in
muafiyet kapsamındaki uygulamalarının Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde nasıl
değerlendirilmesi gerektiği ele alınmış ve Frito Lay’in uygulamaları sonucunda
kurduğu münhasırlık sistemi her ne kadar muafiyet kapsamında olsa da bu
uygulamalar birlikte ele alınması sonucunda zaman zaman rakibin faaliyetlerini
önemli ölçüde zorlaştırma riski taşırsa, eylemin Kanun’un 6. maddesi anlamında 2790
kötüye kullanma olarak kabul edilebileceği seklinde bir sonuca varılmıştır. Bu
bağlamda, Frito Lay’in yazılı veya sözlü münhasır anlaşmalarının grup muafiyeti
kapsamında olması Kanun’un 6. maddesi bakımından bir değerlendirme yapılması
önünde engel değildir.”
Rekabet Kurulu’nun kararın 61. sayfasında açıkça belirttiği gibi rekabet ihlali tespiti
yapmamasının temel nedeni, ihlal sayılabilecek eylemlerin bazı bölgelerde münferit
10-14/175-66
76
olarak gerçekleşmesi, bu eylemlerin etkilerinin sınırlı olması ve kapsamlı bir
uygulama alanı bulamamasıdır.
Ülker kararıyla bu teşebbüsün üç üründe hakim durumda, dört üründe de lider
konumda olduğu halde grup muafiyetinden yararlandığının kabul edildiği, İzocam’ın 2800
pazar payının Ülker’e göre daha düşük ve dağıtım ağının daha az etkin olduğu öne
sürülmektedir.
Soruştırma kapsamında, herhangi bir şekilde, grup muafiyetine ilişkin pazar payı
eşiği getirilmesinden önce İzocam’ın grup muafiyetinden yararlanmadığına dair bir
değerlendirme yapılmamıştır.
Savunmada Erdemir’in ayrımcı fiyat uygulamasının ihlal teşkil etmediğine karar
verildiğine atıf yapılmıştır.
Erdemir kararının temel olarak bir ayrımcılık kararı olduğu, kararın tamamında
yapılan değerlendirmelerde ve sonuç kısmında görülmektedir. Soruşturma
kapsamında İzocam’ın ayrımcı uygulamalar aracılığıyla Kanun’u ihlal ettiğine dair bir 2810
değerlendirme yapılmamıştır.
Bu kısımda yer verilen bir diğer karar IATA kararıdır. Savunmada bu kararda THY’nin
protokollerinin bütün acenteler için aynı olduğu tespitine atıf yapılmaktadır. Ancak bu
karar ile mevcut dosya arasındaki fark, atıf yapılan kararın 9. sayfasında açıkça
belirtilmektedir:
“Öte yandan THY teşvik sisteminde düzenlenen ürünlerin satışını arttırmaya yönelik
uygulama sadakat indirimi değildir. Esasen sadakat indirimleri dağıtıcıların
ihtiyaçlarının tamamının tek bir sağlayıcıdan karşılaması koşulu ile alıcılara yapılan
indirim türleridir ve rakiplerin pazara girişlerini önlemektedir. Oysa THY ile acenteler
arasında bu şekilde bir ilişki söz konusu değildir.” 2820
Kullanılan ifadeden de anlaşılacağı üzere atıf yapılan karardaki uygulama, mevcut
soruşturma kapsamındaki uygulamanın aksine sadakat indirimi olarak
değerlendirilmemiştir.
Son olarak Sanofi kararı ise vadeli satış yapmak için ecza depolarından talep edilen
belgelerin, depoların arasında bir ayrımcı saikle mi tasarlandığı yoksa teşebbüs
tarafından ifade edildiği şekilde depoların risk limitini belirleme gibi bir amaç
doğrultusunda mı şekillendiğine yönelik bir tartışmayı temel almaktadır. İçerik ve
kapsam olarak bu kararın mevcut değerlendirmeler açısından doğrudan ilgisinin
olmadığı görülmektedir.
I.10. İdari Para Cezası 2830
I.10.1. İdari Para Cezasının Tespiti
Yukarıdaki değerlendirmeler neticesinde İzocam’ın taşyünü ve camyünü pazarındaki
prim sistemi ve münhasırlık uygulamalarıyla Kanun’un 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiği
sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle, İzocam’a uygulanacak idari para cezasının takdir
edilmesi gerekmektedir.
İdari para cezaları 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesi’nde düzenlemektedir. Anılan
maddenin üçüncü fıkrasında;
“Bu Kanunun 4, 6 ve 7’nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara,
ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai
karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün 2840
olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından
saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar”
10-14/175-66
77
idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. Aynı Kanun’un 27. maddesiyle
“Bu Kanunda yasaklanan faaliyetler ve hukukî işlemler hakkında, başvuru üzerine
veya resen inceleme, araştırma ve soruşturma yapmak; bu Kanunda düzenlenen
hükümlerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine, bu ihlallere son verilmesi için
gerekli tedbirleri alıp bundan sorumlu olanlara idarî para cezaları uygulamak”
görev ve yetkisi Rekabet Kurulu’na verilmiştir.
4054 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen maddelerine dayanılarak “4054 sayılı
Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde yasaklanmış 2850
davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyeleri ile
bunların yönetici ve çalışanlarına, aynı kanunun 16’ncı maddesi gereğince verilecek
para cezasının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemek” amacıyla hazırlanan
“Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” 15.02.2009 tarih
ve 27142 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
Anılan Yönetmeliğin geçici 1. maddesinde Yönetmelik hükümlerinin yürürlüğe
girmesinden önce başlatılan ancak soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan
soruşturmalar hakkında da uygulanacağı hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, anılan
Yönetmelik hükümlerinin yürütülen soruşturma kapsamında da uygulanması 2860
gerekmektedir.
Yönetmeliğin 4. maddesine göre;
“(1) Teşebbüs ile teşebbüs birliklerine veya bu birliklerin üyelerine verilecek para
cezası belirlenirken;
a) Bu Yönetmeliğin 5 inci maddesi çerçevesinde temel para cezası hesaplanır. Temel
para cezası, Kanunun 4’üncü veya 6’ncı maddelerinde yasaklanmış, piyasa, nitelik
ve kronolojik süreç olarak birden fazla bağımsız davranışın saptanması halinde, her
bir davranış için ayrı ayrı hesaplanır.
b) Temel para cezasının hesaplanmasından sonra, bu Yönetmeliğin 6’ncı ve 7’nci
maddeleri çerçevesinde, ağırlaştırıcı ve hafifletici unsurlar göz önünde 2870
bulundurularak arttırma ve/veya indirme yapılır.”
İhlale konu eylem Kanun’un hem 4. hem de 6. maddesine aykırı olmasına rağmen
piyasa, nitelik ve kronolojik süreç olarak tek bir davranış niteliğinde olduğundan tek
bir para cezası hesaplanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; kartel harici ihlallerde temel
para cezasının belirlenmesinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile
teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl
sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en
yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi
gelirlerinin binde beşi ile yüzde üçü arasında bir oranın esas alınması gerektiği 2880
hükme bağlanmıştır.
Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasında ise oranlar belirlenirken ilgili teşebbüs veya
teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücünün, ihlal neticesinde gerçekleşen veya
gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususların dikkate alınacağı
belirtilmektedir. Bu bağlamda, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın
ağırlığı dikkate alındığında temel para cezasının yıllık gayri safi gelirlerinin
(…………)’i oranında takdir edilmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Sonuç olarak, yukarıda yer verilen inceleme, tespit ve değerlendirmeler sonucunda
4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddesini ihlal ettiği tespit edilen İzocam’a nihai karar
10-14/175-66
78
tarihine en yakın mali yıl olan 2008 yılı sonunda oluşan gayri safi gelirlerinin (……)’i 2890
oranında idari para cezası verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
I.10.2. İdari Para Cezasına İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
- “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun
Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Cezalara İlişkin Yönetmelik” (Ceza
Yönetmeliği)’in mevcut dosyaya uygulanamayacağı
Savunmada Ceza Yönetmeliği’nin Geçici 1. maddesinde yürürlüğe girdiği tarihte
soruşturma raporu tebliğ edilmemiş olan soruşturmalar hakkında da bu Yönetmelik
hükümlerinin uygulanacağı hükmü yer almasına rağmen, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun 3. ve zaman bakımından uygulamaya ilişkin 5. maddesi tarafından 5237
sayılı TCK’ya yapılan atıf ve ceza hukukunun temel ilkelerinden olan “lehe olan 2900
kanun uygulanır” ilkesi gereğince, bahse konu Yönetmelik hükümlerinin somut olay
bakımından uygulanamayacağı iddia edilmektedir.
Öncelikle ifade edilmesi gereken, Ceza Yönetmeliği ile yeni bir idari para cezasının
ihdas edilmemiş ya da mevcut bir idari yaptırımın daha da ağırlaştırılmamış
olduğudur. Yönetmelik sadece kanun hükmünün uygulanmasına açıklık getirmekte,
dolayısıyla, idari para cezasının kanuniliği bakımından Yönetmelik öncesi ve sonrası
şeklinde iki farklı durum ortaya çıkmamaktadır. Öte yandan, bir an için Yönetmeliğin
idari para cezasına bir alt sınır getirmesi gibi hükümleri nedeniyle Yönetmelik
öncesine göre uygulamayı ağırlaştırdığı yönündeki iddianın kabul edilmesi halinde
dahi, somut olay bakımından Yönetmeliğin uygulanamayacağı iddiasını kabul etmek 2910
mümkün değildir. Zira soruşturma konusunu Yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra da
uygulanan ve soruşturma süresince de devam edilen bir eylem oluşturmaktadır.
Belirli süre devam eden eylemler bakımından kabahatin (ihlalin) gerçekleşme
zamanı, söz konusu fiilin sona erdiği ya da son vuku bulduğu andır. Rekabet ihlalleri
bakımından Danıştay’ın görüşü de, belirli süre devam eden ihlallerde, ihlalin
gerçekleşme anının, en son ihlalin tamamlanma tarihi olduğu yönündedir.
Dolayısıyla, somut olayda ihlali oluşturan fiil, halen devam etmekte olduğundan
geçmiş döneme ilişkin değil, Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonraki dönemde
ait olup ihlale ilişkin idari para cezasının tespitinde Yönetmelik hükümlerinin
uygulanmasının bu yönüyle de hukuki ve yerinde olduğu anlaşılmıştır. 2920
- İsnat olunan fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan kanunda öngörülen
yaptırımdan daha ağır bir yaptırım uygulanamayacağı, yaptırımların ancak
kanunla belirleneceği
4054 sayılı Kanun’da idari para cezalarına ilişkin olarak ne oransal bir asgari sınır ne
de ihlal sürelerine bağlı olarak bir ceza artış oranı belirlenmediği iddia edilmektedir.
4054 sayılı Kanun’da da idari para cezasının üst sınırı ve ceza tespitinde dikkate
alınacak unsurlara genel olarak yer verilmiş olup, aynı Kanun’un 16. maddesinin son
fıkrasında, idari para cezasının tespitinde dikkate alınacak hususların ayrıntılarının
bu konuda çıkarılacak Yönetmelik ile belirleneceği hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla,
Kanun’da belirtilen sınırlar dâhilinde, para cezasının ne şekilde uygulanacağına 2930
ilişkin ayrıntıların Yönetmelik ile düzenlenmesi hukuki olmanın ötesinde, şeffaflığı ve
teşebbüsler bakımından belirliliği temin etmesi hasebiyle modern idare anlayışının da
bir gereğidir. Süre ve asgari sınır yönünden dile getirilen iddia bakımından bir
değerlendirme yapılacak olursa, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 4. fıkrasında
Kurul’un idari para cezasının tespitinde ne gibi hususları dikkate alacağı, sınırlı
olmayan bir şekilde sayılmış ve süre unsuruna burada açık olarak yer verilmiştir.
10-14/175-66
79
Asgari tutarın belirlenmesi bakımından Yönetmeliğin esas alınması soruşturma
konusu ihlal bakımından hiçbir farklılık doğurmamaktadır.
- İdari para cezalarının şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği
4054 sayılı Kanun’da muhatap olarak “teşebbüs” gösterilmiştir. Bu durumda öncelikle 2940
belirtmek gerekir ki şirketler yapısı gereği faaliyetlerini yetkili organları eliyle aldıkları
kararlar doğrultusunda yürütmektedirler. Ancak şirket faaliyetlerinden ötürü sadece
bu kişiler ya da hakim hissedarların sorumlu olması gerektiği savı, ticaret hukukunun
ve iktisadi hayatın temelini inkar etmek anlamına gelecektir.
J. SONUÇ
23.10.2008 tarih, 08-60/957-M sayılı ve 5.3.2009 tarih, 09-09/189-M sayılı Kurul
kararları uyarınca yürütülen soruşturma ile ilgili olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek
Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara, sözlü savunma toplantısındaki
açıklamalara ve incelenen dosya kapsamına göre; 2950
1. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin, taşyününden yapılan yalıtım malzemeleri
pazarında ve camyününden yapılan yalıtım malzemeleri pazarında hakim
durumda bulunduğuna OYBİRLİĞİ ile,
2. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin, mevcut deliller ışığında bu pazarlardaki hakim
durumunu,
a) Şikayet konusu dönem ve ürün özelinde yıkıcı veya seçici fiyatlandırma,
b) Diğer dönem ve/veya ürünlerde ise aşırı fiyatlandırma
yoluyla kötüye kullanmadığına OYÇOKLUĞU ile,
3. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin bayileriyle akdettiği Münhasır Bayilik
Sözleşmelerinin Kanun’un 4. maddesi kapsamında olduğuna OYBİRLİĞİ ile, 2960
4. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin ilgili ürün pazarlarındaki pazar payları dikkate
alındığında münhasırlık anlaşmalarının “2003/3 ve 2007/2 sayılı Rekabet Kurulu
Tebliğleri ile değişik 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti
Tebliği” kapsamında grup muafiyetinden yararlanmadığına OYBİRLİĞİ ile,
5. Söz konusu anlaşmaların Kanun’un 5. maddesinde belirtilen muafiyet koşullarını
yerine getirmediğinden bu anlaşmalara bireysel muafiyet de tanınamayacağına
OYÇOKLUĞU ile,
6. İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş.’nin taşyününden yapılan yalıtım malzemeleri ve
camyününden yapılan yalıtım malzemeleri pazarlarındaki münhasır bayilik ve
prim sistemi uygulamalarının 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ikinci fıkrasının 2970
(a) ve (e) bentleri kapsamında olduğuna OYÇOKLUĞU ile,
7. 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, İzocam Ticaret ve
Sanayi A.Ş.’nin rapor kapsamında ihlal oluşturduğu tespit edilen uygulamalarla
aynı sonucu doğuran ya da doğurabilecek niteliğe sahip uygulamalardan
kaçınması gerektiğine OYÇOKLUĞU ile,
8. 4054 sayılı Kanun’a aykırı uygulamaları nedeniyle, İzocam Ticaret ve Sanayi
A.Ş.’nin aynı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı
Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” uyarınca İzocam Ticaret ve
Sanayi A.Ş.’ye 2008 mali yılı sonunda oluşan gayri safi gelirinin (………..) 2980
10-14/175-66
80
oranında olmak üzere 1.317.714,37 TL idari para cezası verilmesine
OYÇOKLUĞU ile
Danıştay yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
10-14/175-66
81
KARŞI OY GEREKÇESİ
(08.02.2010 tarih ve 10-14/175-66 sayılı Kurul Kararı)
Taşyünü ve camyününden yapılan yalıtım malzemeleri pazarlarında hâkim
durumda bulunan ilgili teşebbüsün, grup muafiyeti ile bireysel muafiyetten de
yararlanamayacağı hükme bağlanmıştır.
Hâkim durumdaki bir teşebbüsün fiyatlandırma davranışlarının, tesis ettiği
dağıtım sistemi ile birlikte ele alınması gerektiği açıktır. Dosya içindeki belge ve
bilgiler ile teşebbüs davranışları birlikte ele alınmak durumundadır.
Bu bağlamda, etkin bir dağıtım sisteminin varlığı çerçevesinde
değerlendirildiğinde, ilgili teşebbüsün, “şikâyet konusu dönem ve ürün özelinde
yıkıcı veya seçici fiyatlandırma, diğer dönem ve/veya ürünlerde ise aşırı
fiyatlandırma” yoluyla hâkim durumunu kötüye kullandığı sonucuna
varılabilecektir.
Kurul kararının 2. maddesine bu gerekçeyle katılamıyorum.
Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Başkan
10-14/175-66
82
8.2.2010 tarihli, 10-14/175-66 sayılı Rekabet Kurulu Kararına
KARŞI OY GEREKÇESİ
Mezkur Kurul kararında İzocam Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin (İzocam) dışlayıcı
fiyatlandırma politikaları ve bayilik sistemi aracılığı ile 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun’u ihlal ettiği iddiası değerlendirilmiştir.
Öncelikle Kararın “Sonuç” bölümünde sistematik bir hata yapıldığı düşünülmektedir.
Şöyle ki; hakim durumdaki bir teşebbüsün uygulamaları ve anlaşmaları öncelikle
Kanunun 6. maddesi çerçevesinde bir karara bağlanmalıdır. Ardından da şayet 6.
madde çerçevesinde bir ihlal tespit edilmez ise ve/veya 4. madde kapsamına giren
uygulamalar ve anlaşmalar var ise, bu takdirde 5. madde değerlendirmesi yapılmalı
ve bu eylemlerin muafiyet alamayacağı kanaatine ulaşılırsa 4. madde ve ceza
maddelerinin ilgili hükümleri uygulanmalıdır.
Bu çerçevede, İzocam’ın uygulamaları öncelikle Kanunun 6. maddesi çerçevesinde
değerlendirildiğinde, aynen Kararda da yer aldığı şekilde, dosyada incelenen
uygulamaların; yıkıcı, aşırı ya da seçici fiyatlandırma olarak değerlendirilemeyeceği
sonucuna katılınmaktadır.
Bununla birlikte İzocam’ın, bayileri ile arasındaki münhasırlık ilişkisinin ve prim
sisteminin Kanunun 6. maddesinin (a) ve (e) bentleri çerçevesinde kötüye kullanma
niteliği taşıdığına ilişkin tereddütlerimiz bulunmaktadır.
Şöyle ki; öncelikle, İzocam’ın piyasayı kapamayı ve/veya rakiplerin maliyetini
yükseltmeyi amaçlayan herhangi bir strateji ve planı olduğuna dair bir tespit dosyada
bulunmamaktadır. Diğer taraftan İzocam’ın bayileri ile olan ilişkisi uzun süredir devam
etmektedir. Bu süre zarfında da İzocam’ın bayilerine eğitim vererek bayilerin teknik
bilgi ve kapasitelerini artırıcı, tecrübelerini geliştirici nitelikte yatırımlar yaptığı
anlaşılmaktadır. Dosyadaki bilgilerden piyasaya İzocam’dan sonra giren üretici
teşebbüslerin esas niyetinin İzocam’ın halihazırdaki bayileri ile çalışmak olduğu
anlaşılmaktadır. Öte yandan diğer üreticilerin piyasada bayi olarak kullanabilecekleri
birçok teşebbüsün bulunduğu, esas olarak yeni üreticilerin böyle bir bayilik sistemini
kurmanın maliyetine ve süresine katlanmadan bir iki yıllık bir sürede piyasaya tam
anlamıyla girmek istedikleri anlaşılmaktadır. Halbuki rekabet bir süreçtir ve
teşebbüslerden beklenen de bu sürecin gereklerini yerine getirerek bir piyasaya
girmektir. Diğer teşebbüslerin kurmuş olduğu bir sistemden veya sahip olduğu bir
altyapıdan yararlanmak ancak ve ancak söz konusu sistem veya altyapı bir zorunlu
unsur ise mümkündür. Mevcut dosyada ise İzocam’ın bayilik sisteminin bir zorunlu
unsur olduğunu ileri sürmek teknik açıdan doğru bir yaklaşım değildir. Kaldı ki
İzocam’ın münhasırlık uygulaması, piyasada halihazırda faaliyet göstermekte olan
rakip teşebbüslerin önemli bir kısmı daha piyasaya girmeden önce uygulamaya
konulmuştur. Bu nedenle münhasırlık uygulamasını salt rakiplerin piyasaya girişleri
ile bağdaştırmak çok da anlamlı görülmemektedir.
Dolayısıyla Kanunun 6. maddesinin (a) bendi anlamında İzocam’ın, ticari faaliyet
alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel
olduğunu ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerini zorlaştırmayı amaçladığını ileri
sürmek mümkün görünmemektedir.
Bunun yanısıra, İzocam’ın münhasır bayilik sistemi nedeniyle tüketicilerin seçim
hakkının engellendiğinden bahisle Kanunun 6. maddesinin (e) bendi çerçevesinde bir
ihlal ortaya çıktığından da bahsetmek mümkün değildir. Zira, dosya mevcudu
10-14/175-66
83
bilgilerden de anlaşılmaktadır ki, tüketiciler nihai satış noktalarına gittiklerinde çoğu
zaman birden fazla üreticinin farklı markalı ürünleri ile karşılaşmaktadırlar. Bunun
nedeni ise İzocam’ın münhasır bayilik sisteminin nihai satış noktası niteliğine sahip
teşebbüslerle oluşturulmadığı, esasen İzocam’ın münhasırlık taşıyan anlaşmalarının
(dikey ilişkinin ara kademesinde yer alan) dağıtıcılarla yapılmasıdır. Dosyadaki bilgi
ve belgelerden bu dağıtıcıların da özellikle proje bazlı satışlarda nihai satış noktası
gibi çalıştıkları anlaşılmakla birlikte, dosyada, bu satışlara yönelik olarak ayrı bir
pazar tanımı yapılmadığı da göz önüne alındığında, dağıtıcıların tüm faaliyetlerini
nihai satış olarak değerlendirme imkanı bulunmamaktadır. Bu hususlar çerçevesinde
nihai satış noktalarına yönelik olmayan münhasırlık uygulamasının, tüketicilerin
seçim hakkını engelleyici bir nitelik taşıdığından bahisle, Kanunun 6. maddesinin (e)
bendi çerçevesinde değerlendirilmesi imkanı bulunmamaktadır.
Mevcut bayilik ilişkisi Kanunun 4. maddesi çerçevesinde değerlendirildiğinde ise
sözleşmelerde yer alan münhasırlık uygulaması ve İzocam’ın pazar payının Tebliğ’de
belirtilen eşiği aştığı hesaba katıldığında bir bireysel muafiyet değerlendirmesi
yapmak gerekmektedir. Bireysel muafiyet açısından değerlendirildiğinde de yukarıda
6. madde açısından yapılan değerlendirmelerde belirtilen hususlar burada da geçerli
olacaktır. İzocam’ın kurmuş olduğu münhasır ilişki nedeniyle tüketiciler bakımından
ürün ve hizmet standardının sağlandığı, bu nedenle de muafiyetin ilk iki koşulunun
sağlanmış olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Sözleşmelerdeki münhasırlığın ise nihai
satış noktaları ile değil de dağıtıcılar ile olan ilişkide geçerli olması nedeniyle,
sözleşmelerin rakip teşebbüslerin nihai satış noktalarına ulaşmasını engelleyici bir
nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Ayrıca yine bu nedenle, münhasırlık
nedeniyle ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin ortadan kalktığını ileri
sürmek de mümkün görünmemektedir. Bu çerçevede mevcut sözleşmelere belirli bir
süre için muafiyet tanımak, bu süre zarfında rakiplerin piyasaya etkili bir şekilde
girememeleri durumunda muafiyet koşullarını yeniden değerlendirmek makul bir yol
olarak görülmektedir.
Bu değerlendirmelerimiz neticesinde, mevcut dosya bakımından, İzocam’ın
faaliyetleri nedeniyle Kanunun 6. maddesinin ihlal edildiğinden bahsedilemeyeceği,
Kanunun 4. ve 5. maddeleri çerçevesinde İzocam’ın mevcut sözleşmelerine belirli bir
süre için muafiyet tanınabileceği, bu nedenle de Kanunun 16. maddesi uyarınca idari
para cezası verilmesinin yerinde olmadığı düşünülmektedir.
Yukarıda belirtilen görüşlerimiz çerçevesinde mezkur Kararın 5., 6., 7. ve 8.
maddelerine katılmamız mümkün olmamıştır.
Mehmet Akif ERSİN Murat ÇETİNKAYA
Kurul Üyesi Kurul Üyesi
10-14/175-66
84
KARŞI OY
(08.02.2010 tarihli 10-14/175-66 Sayılı Kurul Kararı)
İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş’nin dışlayıcı fiyatlandırma politikaları ve bayilik sistemi
aracılığıyla 4054 Sayılı Kanunun 4. ve 6. maddelerini ihlal ettiği iddiasının gerçeği
yansıtıp yansıtmadığını belirlemek amacıyla yürütülen soruşturma sonucunda verilen
08.02.2010 tarihli 10-14/175-66 Sayılı Rekabet Kurul Kararının hüküm bölümünün 6.
7. ve 8. paragraflarına aşağıda açıklanacak nedenlerle katılmam mümkün
olmamıştır.
Hükmün 6. 7. ve 8. paragraflarında ifadesini bulan çoğunluk görüşü, İzocam A.Ş ‘nin
ilgili pazardaki münhasır bayilik ve prim sistemi uygulamalarının Kanunun 6.
maddesini ihlal ettiği ve bu nedenle adı geçen teşebbüse Kararda belirtilen para
cezasının verilmesi gerektiği yönündedir.
Öncelikle belirtilmeli ki, Kararın Sonuç başlıklı hüküm bölümünün 2.paragrafında yer
aldığı üzere Kurul çoğunluğu da İzocam A.Ş’nin hakim durumunu,
a) Şikâyet konusu dönem ve ürün özelinde yıkıcı veya seçici fiyatlandırma,
b) Diğer dönem ve/veya ürünlerde ise aşırı fiyatlandırma yoluyla kötüye
kullanmadığına karar vermiştir.
Kararın 1.5, 1.6 ve 1.7 başlıkları altında ayrıntıları ile açıklandığı üzere, İzocam’ın
ilgili pazarda tekele yakın konumunda, bu tarihten itibaren piyasaya girişlerle,
gerileme olmuş ve 2008 itibariyle adı geçen teşebbüs taşyününde %(….),
camyününde %(….) pazar paylarına gelmiştir. İzocam, bizim de iştirak ettiğimiz
üzere, hakim durumunu korumakla birlikte, artık pazarda ortalama %(….) ler
civarında pazar payı olan iki rakiple varlığını sürdürmektedir.
İzocam’ın münhasırlık içeren bayilik sisteminin pazar payının yüksekliği(%40’ın
üzerinde) de dikkate alındığında muafiyet koşullarını taşımayan 4. Maddeye aykırılık
oluşturduğu yönündeki çoğunluk görüşüne(5.paragraf) tarafımızdan da iştirak
edilmektedir. İştirak edilmeyen husus bu durumun otomatik olarak 6.maddeye
aykırılık oluşturulacağı ve para cezası ile cezalandırılması gerektiği yönündeki
çoğunluk görüşüdür. İki nedenle bu görüşe iştirak edilmemektedir;
Birincisi, İzocam’ın münhasırlık uygulaması pazarda ciddi düzeyde bir pazar kapama
etkisi yaratmamaktadır. Çünkü İzocam ürünlerinin pazara(nihai kullanıcıya) münhasır
olarak sunulduğu kanalın İzocam’ın toplam satışları içindeki payının %(….) civarında
olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir deyişle, münhasır uygulama pazarın İzocam’ın
pazar payı olan %(….)’lerin %(….)’ini kapsamaktadır. Bu durum pazar kapama
etkisinin sınırlı olduğunu göstermektedir.
İkinci ve daha önemli neden, dikey anlaşmalara ilişkin 2002/2 sayılı Grup Muafiyeti
Tebliğini değiştirerek %40 pazar payı eşiğini getiren 2007/2 sayılı Tebliğ 25.05.2007
tarihinde yayınlanmış ve geçici 2.maddesi ile teşebbüslere 1 yıllık uyum süresi
tanınmıştır. Diğer bir deyişle, 25.5.2008 tarihine kadar münhasırlık uygulaması pazar
10-14/175-66
85
payına bakılmaksızın grup olarak 4.madde uygulamasından muaf tutulmuştur.2002/2
sayılı Tebliğ’in “Bu Tebliğ hükümlerine göre tanınmış muafiyet, Kanunun 6 ncı
maddesinin uygulanmasını engellemez.” şeklindeki 8.maddesi tek başına
münhasırlığı kanunun 6.maddesi ihlali saymamıza yetmez. Münhasırlığın 25.5.2008
tarihine kadar pazar payına bakılmaksızın muaf tutulduğu göz önüne alındığında, bu
tarihten öncesi için münhasırlık uygulamasının 6.maddeye aykırı olduğunu ve
cezalandırılması gerektiğini söylemek, teşebbüslere Rekabet Kurumu’nun “tuzak”
kurması anlamına gelir ve hukuki belirlilik prensibi ile çelişir.
Bu dosya bakımından örneğin, soruşturmanın esasını da oluşturan “yıkıcı”, “seçici”
veya “aşırı fiyatlandırma” yoluyla İzocam’ın hakim durumunu kötüye kullandığı iddiası
varit bulunsaydı, o takdirde teşebbüsü kendisine grup muafiyeti tanınmış olunmasına
bakılmaksızın 6.maddeyi ihlal ettiği gerekçesiyle cezalandırmak hukuka uygun
olacaktı. Soruşturma 22.7.2008 tarihinde Kuruma intikal eden bir başvuru üzerine
başlayan süreçte 23.10.2008 tarihinde açılmıştır. 8.2.2010 tarihine kadar süren
soruşturma sürecinde teşebbüs bu uygulamanın pazarı kapama etkisi olmadığını
savuna gelmiş, Rekabet Kurulu da soruşturma heyetinin raporlarında belirttiği gibi
sınırlı bir etkiye sahip olduğunu benimsemiştir. Nitekim, ilgili pazara giren iki aktör
tutunabilmiş, İzocam’ın pazar payı %(….)’lar civarına gerilemiştir.
Özetlemek gerekirse, hakim durumda da olsa bir teşebbüsün münhasırlık
uygulaması tek başına cezayı yaptırımı gerektirir bir uygulama olarak
değerlendirilmemeli, bu sistem başka uygulamalarla birleşerek aynı zamanda pazarı
kapatma etkisi yaratıyor ve/veya bir teşebbüsün pazar dışına çıkmasını hedefliyorsa
6.madde ihlali olarak değerlendirilmelidir. Bunlar ortaya konulamıyorsa Rekabet
Kurulu’nun birçok kararında olduğu gibi yaratabileceği sakıncalara dikkat çekilerek,
sözleşmelerinden çıkarmaları gerektiğinin söylenmesi ile yetinilmelidir.
İsmail Hakkı KARAKELLE
Kurul Üyesi
10-14/175-66
86
Rekabet Kurulu’nun 08.02.2010 Tarih ve10-14/175-66 Sayılı Kararına;
KARŞI OY GEREKÇESİ
Kurulumuz mezkur kararının 2.maddesi ile İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş
‘nin, mevcut deliller ışığında bu pazarlardaki hakim durumunu;
a) Şikayet konusu dönem ve ürün özelinde yıkıcı ve seçici fiyatlandırma ,
b) Diğer dönem ve/veya ürünlerde aşırı fiyatlandırma
yoluyla kötüye kullanmadığına karar vermiş olup, kararın 2.maddesine aşağıda
belirteceğim nedenlerle katılmıyorum.
Kurulumuzun kararının 1.maddesi ile hakkında soruşturma yapılan taraf olan
İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş ‘nin 2003 yılında Özpor firmasının girmesi ile ayda
(….) tona yakın taşyünü sattığı bu dönemde aşırı kar marjları ile çalıştığı, % (….)
civarında pazar payının bulunduğu ve fiyatları oldukça düşürdüğü ve piyasaya yeni
giren firma aleyhine oldukça büyük engellerin ortaya çıktığı, öte yandan daha sonra
fiyatları oldukça üst seviyelere çıkardığı yine bu firmanın prim sistemi ve münhasırlık
uygulamalarına göre sözleşme hükümleri aracılığıyla münhasır bayilere rakiplerin
camyünü, taşyünü, foamboard ve kauçuk alanında ürettiği ürünleri hiçbir şekilde
satmama ya da satışlarına aracılık etmeme yükümlülüğünün getirildiği, münhasıran
çalışan bayilerin, 3 aylık dönemler sonunda yaptıkları alımlar da göz önüne alınarak
ödüllendirildiği, söz konusu primlerin bayilerin cirosunda önemli bir yer kapladığı,
hatta bazı bayiler için kar oranının tek belirleyicisi olduğu, bu noktada, alıcıyı
ihtiyaçlarının tamamını ya da önemli bir kısmını tek bir sağlayıcıdan temin etmeye
sevk eden doğrudan ya da dolaylı çalışmalar içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Öte yandan, İzocam’ın marka bilinirliğinin ve itibarının yüksek olması, pazara
ilk girme avantajını kullanarak ve reklam yaparak prestijini ve marka imajını sürekli
yükseltmesi, hatta bazı ürünlerde İzocam markası jenerik isim haline gelmiş durumda
olması da dikkate alındığında yukarıdaki paragrafta açıklandığı şekilde şikayet
konusu dönem ve ürün özelinde yıkıcı ve seçici fiyatlandırma, diğer dönem ve/veya
ürünlerde aşırı fiyatlandırma yaparak ve bunlara ilaveten münhasırlık uygulaması ve
prim sitemi bir bütün olarak değerlendirildiği zaman İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş
‘nin hakim durumunu kötüye kullandığı açıktır.
Belirttiğim nedenlerle, kurulumuzun İzocam Ticaret ve Sanayi A.Ş hakkında
verdiği mezkur kararının 2.maddesine katılmıyorum.
Reşit GÜRPINAR
Kurul Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy