(AİHS m. 2, 3, 6, 8, 13, 14, 29, 34, 35, 44) (765 S. K. m. 230, 240, 452, 456) (FAHRİYE ÇALIŞKAN - TÜRKİYE DAVASI) (MITLIK ÖLMEZ VE YILDIZ ÖLMEZ - TÜRKİYE DAVASI) (ÖNERYILDIZ - TÜRKİYE DAVASI) (DE WILDE, OOMS VE VERSYP - BELÇİKA DAVASI (NO. 2)) (SEVGİ ERDOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (KESER VE KÖMÜRCÜ - TÜRKİYE DAVASI) (ROHE HARMAN - TÜRKİYE DAVASI) (CEYHAN DEMİR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (HANDYSIDE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (TÜRKİYE BİRLEŞİK KOMÜNİST PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÖMİ - TÜRKİYE DAVASI) (MANSUROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (PERK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (CAMPBELL VE COSANS - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ESEN - TÜRKİYE DAVASI) (KURT - TÜRKİYE DAVASI) (ÇAKICI - TÜRKİYE DAVASI) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (OĞUR - TÜRKİYE DAVASI) (CAN ALİ VE PETEK TÜRKMEN - TÜRKİYE DAVASI) (HÜSEYİN ŞİMŞEK - TÜRKİYE DAVASI) (UZUN - TÜRKİYE DAVASI) (NEUMEISTER - AVUSTURYA DAVASI (NO. 2)) (BARBERA, MESSEGUE VE JABARDO - İSPANYA DAVASI (NO. 2)) (DE WILDE, OOMS VE VERSYP - BELÇİKA DAVASI (NO. 3)) (GUZZARDI - İTALYA DAVASI) (ABDURRAHMAN ORAK - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 12336/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Mayıs 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (12336/03) nolu davanın nedeni 46 T.C. vatandaşının (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 21 Mart 2003, 21 Mayıs 2004 ve 24 Mart 2005 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Adları ek Ide yer alan 34 başvuran kendileri için olduğu kadar, 24 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır Cezaevine yapılan operasyon sırasında hayatını kaybeden Erkan Hakan Perişan, Cemal Çam, hakkı Tekin, Ahmet Çelik, Mehmet Nimet Çakmak, Rıdvan Bulut, Mehmet Kadri Gümüş ve Mehmet Aslan adına da mevcut başvuruyu yapmaktadır. Ek IIde isimleri yer alan 12 başvuran sözü edilen operasyonda yaralanan ve kendi adlarına başvuruda bulunan kişilerdir.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Davanın gelişimi
1. Başvuranlar tarafından sunulduğu şekliyle olaylar
24 Eylül 1996 günü saat 11 sıralarında, ikinci bir grup oluşturan otuz kadar hükümlü ana koridorda kendi sıralarının gelmesini beklerken, 18 ve 29 numaralı koğuşlarda kalan 30 hükümlü yakınlarıyla konuşmak üzere ziyaret odasına çağırılmıştır. Bay Rıdvan Bulut ve Cemal Çam (ek I) ile - ikinci grupta bulunan - İ.U. koridora bakan 35 ve 36 numaralı koğuşların gözetleme penceresini açmışlar ve ziyaretçilerin vereceği yiyecekleri koymak için hapishane arkadaşlarından plastik kutu vermelerini istemişlerdir. Olay yerine çağırılan başgardiyan F.A.O. aşağılayıcı bir tonla bu üç kişinin susmasını emretmiş ve gözetleme pencerelerini kapatmaya çalışmıştır. İki hükümlü ile başgardiyan arasında bir arbede yaşanmıştır. Koğuş sorumlularının araya girmesi üzerine F.A.O. hükümlülerin bulunduğu gruba tehditler yağdırarak oradan uzaklaşmıştır. Beklemeye tahammül edemeyen hükümlüler ya ziyaret odasına götürülmelerini ya da koğuşlarına geri dönmelerini istemiş, ancak infaz koruma memurları onların bu talebine hiçbir tepki göstermemiştir.
Hapishane müdürleri, başgardiyan ve emrindeki infaz koruma memurları olaydan bir müddet sonra koridora geri dönmüşler ve hükümlülere hakaret ederek beklemeye devam etmelerini emretmişlerdir.
Saat 15 sıralarında, ellerinde çelik cop ve sopa bulunan çevik kuvvet polisleri ve jandarmalar koridorun iki tarafından baskın yapmışlardır. Subaylardan biri huzur bozanların ortaya çıkmasını emretmiş, yetkililerle işbirliği yapmadıkları takdirde kötü şeylerin olacağını söyleyerek onları tehdit etmiştir. A.İ. ile birlikte kendini ihbar eden diğer bir hükümlü gruptan dışarı çıkarılmıştır.
Daha sonra, koğuş sorumluları ortalığı sakinleştirmeye çalışırken, - bazılarının elinde çivili sopalar bulunan - polis, asker ve infaz koruma memurları aniden ve ikaz etmeden hükümlülerin üzerine atılmışlardır. Bu ilk saldırıdan sonra, subaylar infaz koruma memurları ile pişmanlık duyan iki hükümlünün önlerine gelmesini emretmiştir. Bu iki hükümlü, parmaklarıyla kalabalık içerisinde cop ve sopalarla öldüresiye dövülen ve yerde savunmasız bir şekilde yattıkları halde dayak yemeye devam eden bazı arkadaşlarını göstermişlerdir.
2. Yetkililer tarafından sunulduğu şekliyle olaylar
FA.O. ile iki hükümlü arasında yaşanan bu arbededen önce, 35 numaralı koğuşun gözetleme penceresini açmak isteyen bir hükümlü T.E. isimli infaz koruma memurunu tokatlamış ve F.A.O. bu nedenle olay yerine çağırılmıştır. Adı geçen infaz koruma memuru ayrıca, koğuştaki arkadaşlarını ayaklanmaya çağıran diğer bir hükümlünün gözetleme penceresinin arkasından salladığı bir yumruğu daha yemiştir. Hükümlüler, orada bulunan beş infaz koruma memuruyla birlikte şeflerine saldırmıştır. Olaya müdahale etmek isteyen hapishanenin müdür yardımcısı H.U. da dövülmüştür. Hapishanenin diğer görevlileri arkadaşlarının imdadına koşmuş ve direnişçileri 4 ve 5 nolu odaların parmaklıkları arasına kapatmayı başarmışlardır. Bu direnişçiler, diğer hükümlülerin alkışları arasında PKK yanlısı sloganlar atmaya başlamışlar, demir kapıların asma kilitlerini kırmışlar ve 35 numaralı koğuşta kalan hükümlülerin gözetleme penceresinden kendilerine uzattığı tahta ve demir parçalarını alarak, yürüyüş alanlarında kendilerini savunmaya başlamışlardır.
Bu bağlamda Hükümet, AİHMne bildirilmeyen ve direnişçilerin ellerinde demir bloklar, çelik musluklar, sac parçaları, şişler, radyatör boruları ve kurşun tüpler bulunduğunu belirten 29 Eylül 1996 tarihli bir tutanağa dayanmaktadır.
Cezaevi personelinin isyanı bastırmak için yetersiz kaldığını tespit eden ve 17 ile 23 numaralı koğuşların bulunduğu sektörde yangınların çıkarıldığını gören cezaevi savcısı, Adalet Bakanlığını arayarak güvenlik güçlerinin müdahale etmesini istemiştir.
Bu olay için görevlendirilen güvenlik güçleri, jandarmalar ( üç subay, dokuz astsubay ve 136 asker) ile çevik kuvvet polislerinden (dört komiser ve 36 polis) oluşmuştur. Diğerleri olay yerini güvenlik altına alırken, cop, miğfer ve kalkanla donanmış 55 görevli sıcak temas kurmak üzere hükümlülerin bulunduğu bölgeye gönderilmiştir.
3. Operasyonun sonu
Operasyon sonrasında, hükümlüler arasından 33, jandarma saflarından ise 27 kişi yaralanmıştır. Polisler hiçbir zayiat vermemiştir. Başvuranlar Batuge, İzra, Nazlıer, Alevcan, Sever, Yelboğa, Eflatun, Bozkuş ve Eken (ek II), ve yine Bay Perişan, Çam, Tekin, Çelik, Çakmak, Bulut, Aslan ve Gümüşün (ek I) de aralarında bulunduğu 19 yaralı hükümlü cezaevi minibüsüyle Diyarbakır Devlet Hastanesine götürülmüştür. Ağır yaralı olan Bay Perişan, Çelik, Çam, Tekin, Çakmak ve Bulut yolda hayatlarını kaybetmiştir. Yaralıların (Bay Bozkuş hariç) ölme tehlikesi olduğunu gören hastane yetkilileri, sözkonusu kişileri yoğun bakım ünitesinde tedavi altına almıştır. Bununla birlikte, Bay Gümüş aynı gün akşam saatlerinde ve Bay Aslan ise ertesi gün hayatını kaybetmiştir (ek I).
Aralarında başvuranlar Sever ve Altun (ek II) ve ayrıca K.D.nin bulunduğu diğer on dört yaralı hükümlü, ilk muayenelerini gerçekleştiren cezaevi doktoru S.G.nin izniyle Gaziantep cezaevine sevk edilmiştir. K.D. yolda beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetmiştir. Bay Sever ve Altun ise Gaziantep Devlet Hastanesinin yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alınmıştır.
B. Olayla ilgili tıbbi unsurlar
Yaralı başvuranların (ek II) geçirmiş olduğu çeşitli doktor muayenelerinin tarih ve sonuçları ile herbiri için öngörülen iyileşme süresi aşağıda sunulan listede belirtilmiştir.
24 Eylül 1996 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından gerçekleştirilen muayeneler:
- Hakkı Bozkuş: hayati tehlike yoktur (iyileşme süresi 15 gün);
- Mehmet Batuge: hayati tehlike ihtimali saklı tutulur (iyileşme süresi 15 gün );
- Abdullah Eflatun: hayati tehlike ihtimali saklı tutulur (iyileşme süresi 45 gün);
- Ramazan Nazlıer: hayati tehlike ihtimali saklı tutulur;
- Yasin Alevcan: hayati tehlike ihtimali saklı tutulur (iyileşme süresi 45 gün).
24 Eylül 1996 tarihinde cezaevi doktoru S.G. tarafından gerçekleştirilen muayeneler (yukarıdaki ilgili paragraf):
- Muhlis Altun: hayati tehlike yoktur;
- Ahmet Sever: hayati tehlike yoktur;
- Abdulhavap Uyanık: hayati tehlike yoktur;
- Nusrettin Yelboğa: hayati tehlike yoktur;
- Muharrem Doğan: hayati tehlike yoktur;
- Yavuz Eken: hayati tehlike yoktur.
5 Aralık 1996 tarihinde gerçekleştirilen ek muayeneler:
- Abdulhavap Uyanık: iyileşme süresi 10 gün;
- Nusrettin Yelboğa: iyileşme süresi 15 gün;
- Yavuz Eken: iyileşme süresi 10 gün.
20 Ekim1997 tarihinde gerçekleştirilen ek muayeneler:
- Ahmet Sever: hayati tehlike ihtimali saklı tutulur (iyileşme süresi 45 gün).
Belirtilmeyen bir tarihte gerçekleştirilen ek muayene:
- Muharrem Doğan: hayati tehlike yoktur (iyileşme süresi 10 gün ).
18 Eylül 2000 tarihinde gerçekleştirilen ek muayene:
- Mehmet Emin İzra: hayati tehlike ihtimali saklı tutulur (iyileşme süresi 25 gün).
24 Eylül 1996 tarihinde, iki adli tabip, iki savcının da hazır bulunduğu bir ortamda Bay Perişan, Çam, Tekin, Çelik, Çakmak, Bulut ve Gümüşün cesetlerini muayene etmiştir. Ertesi gün Mehmet Aslanın naaşı üzerinde otopsi yapılmıştır.
Öldürücü olmayan çeşitli ekimoz ve yaralar haricinde bu muayenelerde elde edilen diğer klinik bulgular aşağıdaki gibi özetlenebilir:
- Bay Perişan: sol kulağın beş santimetre üstü ile kalvaryal kemik arasında yer alan bir noktada açık bir kafatası kırığı; çenede bir kırık;
- Bay Çam: sol kulağın arka kısmında beynin görüleceği şekilde 2x5 santimetre boyutunda bir açık yara; kafada beş derin yarık; alt çeneden başlayan ve sol kulak memesine kadar uzanan bir kemik lezyonu;
- Bay Tekin: sol kaş yayının beş santimetre üstü ile kafanın arka kısmı arasında yer alan bir noktada kemik dokusunun görüleceği şekilde birçok açık yara; sol kulak arkasında kesintisiz dört santimetre boyunda bir yarık; oksipital kemik bölgesinde beş santimetrelik açık bir yara;
- Bay Çelik: sol kulak altında bir kemik çöküntüsü; dört açık yara; oksipital kemik bölgesinde içeri çökük bir kırık; alın ve sağ kaş üzerinde birçok açık yara; burunda bir kırık;
- Bay Çakmak: oksipital kemik bölgesinde kırıkla birlikte 8x10 santimetre boyutunda açık bir yara; suratta üç açık yara; alın bölgesinde kesintisiz beş santimetre boyunda iki yırtık;
- Bay Bulut: alnın solundan arka tarafına doğru uzanan 4x8 santimetre boyutunda L şeklinde bir açık yara; bu yaranın altında içeri çökük bir kırık; kalvaryal kemik bölgesinde 4x7 santimetre boyutunda kesintili bir yırtık; sol kulak arkasında bir açık yara; üst dişlerde çeşitli kırıklar; ensede üç açık yara; sağ kaş yayı üzerinde bir yara;
- Bay Gümüş: üç noktada kafatası kırığıyla birlikte sol paryetalde üç yırtık; sağ paryetalde 3x7 santimetre boyutunda bir açık yara ve oksipital kemikte çökük kırıklar eşliğinde 3x7 santimetre boyutunda bir yara; sol kaş yayı üzerinde bir yarık;
- Bay Aslan: kafada ve vücudun üst bölümünde yirmi kadar lezyon; 9, 10 ve 11 nolu sol alt kaburgalarda kırıklar; 4, 5, 6 ve 7 nolu sol üst kaburgalarda kırıklar; 4 nolu kaburgadan itibaren akciğer lezyonları eşliğinde tüm sol üst kaburgalarda kırıklar.
Doktorların gözlemlerine göre, ilk yedi mağdurun ölümü beyin dokusunun imha olması sonucu gerçekleşmiştir. Bu tespit kesin olduğundan, ilgili şahısların ölü bedenleri üzerinde ayrıca klasik otopsi yapılmasına gerek duyulmamıştır.
Buna karşın, Bay Aslanın cesedi üzerinde otopsi yapılmış ve bu sayede kesin ölüm sebebinin hemato-pnömotoraks olduğu anlaşılmıştır.
Yaralı 27 jandarmadan ikisi 15 gün, yine bunların içerisinden 10 jandarma 10 gün, diğer yedisi yedi gün, diğer altı jandarma beş gün ve son ikisi de üç gün iş göremez raporu almıştır. Dosyadan anlaşıldığına göre, bu jandarmaların yaraları sıyrıklardan ve el, ayak parmakları ile dirseklerin yumuşak dokusu üzerindeki lezyonlardan oluşmaktadır.
Cezaevi personeliyle ilgili olarak ise, müdür yardımcısı H.U. 25 gün, yedi infaz koruma memuru da bir ila yedi gün arasında değişen iş göremez raporu almışlardır.
C. Soruşturmanın ilk adımları
26 Eylül 1996 tarihinde, savcılığın inisiyatifiyle başlatılan soruşturma çerçevesinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı (savcı) ihtilaflı olaylara katılan altı infaz koruma memurunun ifadelerini almıştır. İçlerinden üçü - P.Y., A.G. ve M.Ö. - ifadelerinde 4. ve 5. koridorlar arasındaki ziyaret odası için sırasını bekleyen hükümlülerin 34 ve 35 nolu hücrelerdeki hükümlülerinden kendilerine keskin cisim ve demir çubuklar temin ettiklerini ve bunlarla 5. koridorun kapısını açarak, orada bulunan hücrelerin kapılarını zorladıklarını ileri sürmüştür.
29 ve 30 Eylül 1996 tarihlerinde, savcı olaylara karışan hükümlülerden 11ini dinlemiştir. Bunların içerisinden üçü ifadelerinde, infaz koruma memurlarıyla çıkan tartışma sırasında hiçbir hükümlünün elinde böyle cisimlerin bulunmadığını ileri sürmüştür.
Pişmanlık duyarak güvenlik güçlerinin müdahalesinden önce infaz koruma memurlarına teslim olan tutuklu A.İ., aşağıdaki ifadeyi vermiştir:
D. TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu soruşturması
8 Ekim 1996 tarihinde, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Diyarbakır cezaevinde meydana gelen olayları incelemesi için parlamenterlerden oluşan bir alt komisyonu görevlendirmiştir.
Bunu takip eden 24 Ekim günü Diyarbakıra giden alt komisyon üyeleri, bilhassa - bu arada görevlerinden alınmış olan - Cumhuriyet savcısını, cezaevi savcısını, cezaevi müdürünü, müdür yardımcılarını ve başgardiyanı, ayrıca birçok doktor ve hükümlüyü dinlemiştir.
E. Hükümlüler hakkında açılan ceza davası
14 Kasım 1996 tarihinde, savcı 24 hükümlüyü ayaklanma başlattıkları ve kamu otoritesi temsilcilerine saldırdıkları gerekçesiyle ceza mahkemesine sevk etmiştir.
Bununla birlikte, 22 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 sayılı yasa, 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenen bazı suçlarla ilgili kovuşturmanın askıya alınmasını ve bu suçlar için verilen cezaların infazının ertelenmesini öngörmektedir.
23 Şubat 2001 tarihinde, sanıklara isnad edilen suçların bahsi geçen kanun kapsamına girdiğine kanaat getiren ceza mahkemesi, davanın beş yıl süreyle ertelenmesine karar vermiştir.
F. Cezaevi personeli ve güvenlik güçleri mensupları hakkında açılan ceza davası
23 Ekim 1996 tarihinde, savcı Diyarbakır İl Yönetim Kuruluna (il yönetim kurulu) başvurmuş ve devlet görevlileri hakkında yürütülen kovuşturmalarla ilgili yasaya uygun olarak, suçlanan görevlilerin kovuşturulmasına gerek olup olmadığı hususunda karar vermesini istemiştir.
4 Aralık 1996 tarihinde, yukarıda bahsi geçen kurul kararı beklenirken, başvuranların avukatları savcılığa giderek 24 Eylül operasyonuna katılan cezaevi personeli, jandarma ve polis memurları hakkında resmi suç duyurusunda bulunmuşlardır.
Savcı, 10 Aralık 1996 tarihinde Diyarbakır cezaevi müdürünü, iki müdür yardımcısını, başgardiyanı ve iki infaz koruma memurunu eski Türk Ceza Kanununun 456. maddesinde öngörülen bir kimseyi bedensel ve/veya psikolojik hasara yol açacak şekilde dövmekle suçlamıştır (dosya no 1996/3442).
16 Aralık 1996 tarihinde, hükümlülerin Gaziantep cezaevine naklinde görevli olan beş jandarmanın ifadesi alınmıştır. Bu jandarmalar nakil işleminin kelepçe takılmış hükümlülerin üçer dörder kişilik gruplar halinde yerleştirildiği bölmelere ayrılmış bir araçla gerçekleştirildiğini, bu bölmelerin kilitli olduğunu ve kilitlerin ancak Gaziantep cezaevine varıldığı zaman açıldığını bildirmiştir. Aynı jandarmalar hiçbir imdat çağrısı duymadıklarını savunmuştur.
19 Aralık 1996 tarihinde, il yönetim kurulu suçlanan devlet memurları hakkında kovuşturma açılmasına izin vermiştir.
23 Aralık 1996 tarihinde, savcı dokuz cezaevi personelini eski Türk Ceza Kanununun 230. maddesinde öngörülen görevi kötüye kullanmak (dosya no 1996/3635), 65 jandarma ve polisi ise haksız yere aşırı güç kullanımı sonucu ölüme sebebiyet vermekle (eski Türk Ceza Kanununun 452. maddesinin 1. fıkrası) suçlamıştır.
İddianamede adı geçen devlet görevlileri şunlardır: Vedat Çolak, Erol Demir, Burhan Altaş, Hazma Görgülü, Mehmet Oğraş, Solmaz Karaoğlan, Muammer Kaya, Harun Dırama, Adem Çadır, Muhammet Özdil, Erdinç Bostan, Mehmet Evingentürk, Bayram Ali Koca, Mahir Öztürk, Refik Günan, İrfan Çalo, Tuğrul Lak, Muharrem Yeni, Mehmet Çakmak, Mehmet Hanca, Erdal Güneş, Üzeyir Bozan, Zafer Kardeş, Kartal Filikal, Abdullah Altın, Yaşar Can, Bahir Keser, Halil Kılavuz, Muhittin Şahin, Hasan Aral, Ali Kütük, Sami Bozdemir, Sedat Orakçı, Cavit Er, Mehmet Karpuz, Oktay Acun, Bülent Özcan, Murat Ateş, İbrahim Ergün, Seyfullah Türkmen, Metin Kutlu, Mesut Dağlı, Seydi Ünlü, Mehmet Güngörmez, Coşkun Ekinci, Ayhan Gül, Ünver Avcı, Ahmet Yılmaz, Cemil Ünsal, Ömer Sömer, A. Duran Çoban, İsa Özdemir, Alper Özdemir, A. Osman Yitmez, Ahmet Özavcı, Yunus Demir, Murat Tutal, Nail Yılmaz, Salim Şahin, Nurettin Avcı, Çetin Şahin ve Namık Bozalan.
Bu iki dava (dosya no 1996/3635 ve 1996/3442) Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (ağır ceza mahkemesi) önüne götürülmüş ve 1997/125 dosya numarası altında birleştirilmiştir.
1. Karar aşaması
13 Ocak 1997 tarihinde, ağır ceza mahkemesi, isyan bastırma eyleminin bir idari eylem olarak incelenmesi gerektiğine kanaat getirmiş ve bu bakımdan devlet görevlilerinin sözkonusu eylemdeki sorumluluğu hususunun il yönetim kurulu kararına rağmen idare mahkemeleri tarafından görülmesinin daha doğru olacağı düşüncesiyle kendisini konu bakımından yetkisiz ilan etmiştir.
18 Mart 1997 tarihinde, Yargıtay, ceza mahkemelerinin davaya bakmaya yetkili olduğuna hükmetmiştir.
29 Nisan 1997 tarihinde, dava ağır ceza mahkemesi önünde görülmeye başlamıştır. Duruşmalarda öne çıkan temel olgular aşağıdaki gibi özetlenebilir.
20 Haziran 1997 tarihli duruşmada, ağır ceza mahkemesi merhumların yakınlarının - Bay Talhat Perişan, Bekir Çam, Necmettin Tekin, Siriye Tekin, Raziye Çelik, Mehmet Ali Çelik, Güli Gümüş ve Hülya Gümüş (ek I) - ve tüm yaralı başvuranların (ek II) davaya müdahil olma taleplerini kabul etmiştir.
Öte yandan, mahkeme 12 sanığın ifadelerini almış ve bu sorgulamada içlerinden dokuzu sadece hiyerarşik üslerinin talimatlarına uygun bir şekilde davrandıklarını ve hükümlülerin kafasına vuran bir kimse görmediklerini ileri sürerek, haklarındaki suçlamaları inkâr etmişlerdir.
Yüzbaşı Çolak, ellerinde demir çubuk ve kırık cam parçacıkları bulunan isyancıların direndiğini eklemiştir. Yüzbaşıya göre, isyancılar bu ayaklanmayı planlamışlardı.
17 Eylül 1997 tarihli duruşmada, ağır ceza mahkemesi diğer sanıkları ve davacı sıfatıyla hakim önüne çıkan başvuran Severi dinlemiştir. Olayları ailelerinin getirdiği yiyecekleri koğuşlarına götürebilmek için plastik kutu almak isteyen bazı hükümlülere haksız yere engel olan bir infaz koruma memurunun başlattığını ifade eden Sever ayrıca, bu infaz koruma memurunun hükümlülere hakaretler yağdırdığını, ziyaret odasındaki görüşmeleri iptal ettiğini, bunun üzerine aniden binaya giren polis ve jandarmaların kalabalığı dağıtmak için hükümlülere vurduğunu belirtmiştir.
23 Ekim 1997 tarihinde, ağır ceza mahkemesi tarafından dinlenen çevik kuvvet mensubu polisler olaya müdahale ettikleri sırada sadece miğfer, kalkan ve copla donanmış olduklarını ve polis eğitiminde aldıkları talimatlara uygun olarak davrandıklarını ifade etmişlerdir.
Mahkeme onların sorumlusunu - komiser Kaya - polislere cop ve kalkanlarını nasıl kullanacakları konusunda verilen talimatların amaç ve içeriği hakkında sorgulamıştır.
Komiser ayrıca operasyon seyrinin Cumhuriyet savcısı, cezaevi savcısı ve cezaevi yöneticileri ile işbirliği içerisinde planlandığını belirtmiştir.
Müdahil tarafların avukatları, ihtilaflı operasyon koşullarını soruşturmakla görevlendirilmiş olan TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu tarafından hazırlanan bir raporu dosyaya eklemiştir.
14 Kasım 1997 tarihinde, savcı cezaevi doktoru S.G.yi hükümlü K.D.nin naklini geciktirmek ve bu kararı alırken ilgili şahsın bu ameliyatı kaldırabilme kapasitesi üzerinde ciddi bir teşhis koymamakla suçlamış ve yetki ve görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle ağır ceza mahkemesine sevk etmiştir (eski Türk Ceza Kanununun 240. maddesi). Bu dava (no 1997/4288) soruşturma aşamasındaki davayla (no 1997/125) birleştirilmiştir.
5 Aralıkta görülen bir sonraki oturumda, müdahil tarafların avukatlarından biri, cezaevi binasında gerçekleştirilen aramalar sırasında düzenlenen tutanakların hükümlülerin sopa ve demir çubuklarla donanımlı olup olmadıklarını ve gerçekten bir ayaklanmanın başlayıp başlamadığını belirlemek için adalete sunulması gereken yegâne kanıt belgeleri olduğunu belirterek, bu tutanakların ortaya çıkarılmasını talep etmiştir.
6 Şubat 1998 tarihli duruşma sırasında, 26 Ağustos ve 21 Eylül 1996 tarihlerinde gerçekleştirilen aramaların tutanakları dava dosyasına eklenmiştir. Bu tutanaklara bakıldığında, koğuşlarda hiçbir yasaklanmış cismin bulunamadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan, ağır ceza mahkemesi tarafından dinlenen başvuran Yelboğa, polis, jandarma ve infaz koruma memurlarından oluşan bir grup tarafından copla dövüldüğünü ifade etmiştir. Yelboğa ayrıca, diğer birçok hükümlüyle birlikte ziyaret odasına götürüldüğünü ve yüzüstü yere yatırılmaya zorlandığını ve daha sonra kafasına copla vurulduğunu belirtmiştir.
13 Mart 1998 tarihinde, ağır ceza mahkemesi tarafından dinlenen cezaevi müdürü yaralı hükümlülerin olduğunu gördüğünü kabul etmiş, ancak bu yaralanmaların nasıl meydana geldiğini bilmediğini savunmuştur. Daha sonra mahkeme, ölen 10 kişiye ait cesetlerin fotoğrafları ile çekilen iki video kaydını not almıştır.
24 Nisan günü, ağır ceza mahkemesi sözkonusu belgelerin bilirkişi tarafından incelenmesini istemiştir.
5 Haziran günü, mahkeme istediği bilirkişi raporunu teslim almıştır. Müdahil tarafların avukatlarından biri, bu bilirkişi raporu sonuçları ile otopsi raporlarına dayanarak darbelerin kasıtlı olarak ölümcül bir noktaya, yani kafanın arkasına vurulduğunu savunmuş ve güvenlik güçlerinin bir ayaklanmayı bastırmaya çalıştıkları şeklindeki tezlerin inandırıcı olmadığı sonucunu çıkarmıştır.
16 Ekim 1998 tarihinde, ziyaret odasında meydana gelen arbedeye karışan beş infaz koruma memuru ağır ceza mahkemesi önünde ifade vermiş ve hükümlülerin kendilerine saldırdığını iddia etmiştir. İnfaz koruma memuru B. iş arkadaşlarının yumrukla dayak yediklerini, ancak hiçbir hükümlünün elinde sopa ya da demir çubuk bulunmadığını ifade etmiştir. İnfaz koruma memuru Ç. de aynı yönde ifade vermiştir.
29 Ocak ve 12 Mart 1999 tarihlerinde, mahkeme diğer infaz koruma memurlarını dinlemiştir. B.O. ziyaret odasında meydana gelen arbede sırasında hükümlülerin elinde hiçbir cisim görmediğini ifade etmiştir. B.O. ayrıca, müdahale sonrasında, yaralı ya da cansız yatan hükümlülerin olduğunu gördüğünü ve içlerinden bazılarının hastaneye sevk edildiğini eklemiş, koğuşların her on beş günde bir arandığını, ancak hiçbir yasak cisim ve silah bulunmadığını belirtmiştir.
E.Ç. ve A.E., yaşanan arbede sırasında hükümlülerin ellerinde hiçbir şey olmadığını doğrulamıştır. Ş., başından yaralanan hatta kafatası kırılmış olan hükümlülerin hastaneye nakline katıldığını belirtmiştir.
12 Temmuz 1999 tarihinde, müdahil tarafların avukatlarından biri bu zamana kadar yürütülen yargılamanın AİHS tarafından istenen adil ve çabuk yargılama gereksinimini karşılamadığını savunmuştur.
Yukarıdaki ilgili paragrafta daha önce de belirtildiği gibi, 4616 sayılı af yasası 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Savcılık makamının başlattığı kovuşturmaların dayanağı olan olaylar a priori bu yasanın uygulama alanına girmektedir.
AİHMnin elinde daha sonraki altı yılda görülen duruşmalarla ilgili herhangi bir belge bulunmamaktadır.
2. Ağır ceza mahkemesi kararı
27 Şubat 2006 tarihinde, ağır ceza mahkemesi kararını açıklamıştır. Mahkeme, ihtilaflı operasyona katılmadıkları gerekçesiyle sanık Hamza Altıntaş, Mahmut Kızışar ve A. Nesim Özbaşın beraatına karar vermiştir.
Mahkeme, darp ve yaralamayla (eski Türk Ceza Kanununun 456. maddesinin 1. fıkrası) suçlanan başgardiyan F.A.O. ve infaz koruma memurları R.A., A.G., H.U., M.Ç. ve Ş.T. hakkında yürütülen tahkikatların ve yine görevi kötüye kullanmakla (eski Türk Ceza Kanununun 240. maddesi) suçlanan cezaevi doktoru S.G. hakkında yürütülen tahkikatın zamanaşımına uğradığını ilan etmiştir.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Türk Ceza Kanununu dikkate alan ve adam öldürme suçuyla (eski Türk Ceza Kanununun 452. maddesinin 1. fıkrası) ilgili kararını vermeden önce, hangi yasanın sanıklar için daha merhametli olacağını belirlemek durumunda kalan mahkeme, eski yasa hükümlerinin sanıklar için daha elverişli olduğu kanaatine varmıştır.
Bu seçimden sonra mahkeme, 62 jandarma ve polisi kendilerine yöneltilen gereksiz yere aşırı güç kullanmak suretiyle ölüme sebebiyet verme yönündeki ithamlar bakımından suçlu bulmuştur. Özellikle Strazburgtaki adli organların içtihatlarına atıfta bulunan mahkeme, hükümlülerin sayı olarak azlığını, toplandıkları yerin küçüklüğünü ve güvenlik güçlerine kıyasla saldırı imkânlarının zayıflığını dikkate alarak, sanıkların ayaklanan hükümlüleri bastırmak için - gerekirse teker teker uğraşmak suretiyle - sadece uygun imkânları kullanmaları gerektiğinin kaydetmiştir. Mahkeme, sanıkların aksine orantısız bir güç kullanarak 10 kişinin ölümüne sebebiyet verdiklerini tespit etmiş ve sanıkların üslerinin emirleriyle hareket ettikleri hususunu dikkate almamıştır.
Mahkeme, her bir sanığı 18 yıl hapis cezasına mahkûm etmiş, ancak hafifletici nedenleri ve ilgili şahısların iyi hallerini dikkate alarak, cezalarını beş yıl hapis cezasına indirmiştir. Mahkeme ayrıca sanıkları üç yıl süreyle kamu görevinden men etmiştir.
Mahkeme heyetinin kararla kısmen uyuşan görüş bildiren bir üyesi, yaralı jandarmalarla ilgili tıbbi raporlara dayanarak, el ve ayak parmakları ile dirseklerinde tespit edilen sıyrık ve lezyonların attıkları yumruk, tekme ve kullandıkları yaralayıcı cisimler yüzünden meydana geldiği kanaatine varmıştır.
Temyize götürülen karar, Yargıtay tarafından 15 Mayıs 2007 tarihinde iptal edilmiştir.
Yüksek mahkeme, sanık Vedat Çolak, Erol Demir, Burhan Altaş, Hazma Görgülü, Mehmet Oğraş, Solmaz Karaoğlan, Muammer Kaya ve Harun Dırama hakkında eski Türk Ceza Kanununun 452. maddesinin 1. fıkrasına dayalı olarak verilen cezaların savcılığın eski Türk Ceza Kanununun 230. maddesine dayalı talepleriyle uyuşmadığı kanaatine varmıştır.
Yüksek mahkeme öte yandan, ağır ceza mahkemesinin doktor S.G.nin suçluluğu hakkında karar vermeden önce, hükümlü K.D.nin öldürülmesiyle ilgili dava dosyasını istemesi ve incelemesi gerektiğini belirtmiştir.
Son olarak yüksek mahkeme, önce o dönemde görevde olan Cumhuriyet savcısı ile cezaevi savcısını dinlemeden karar vermek suretiyle ağır ceza mahkemesinin yasa ihlali yaptığına hükmetmiştir.
Davanın geri gönderildiği ağır ceza mahkemesi, 29 Eylül ve 22 Aralık 2009 tarihlerinde birer duruşma gerçekleştirmiştir.
G. Merhum Cemal Çamın mirasçılarının idari itiraz başvurusu
10 Nisan 2008 tarihinde Hükümet, Bay Cemal Çamın mirasçılarının operasyon sorumluları hakkında tam yargı davası açtığını ve Diyarbakır İdare Mahkemesinin kendilerine tazminat olarak 49 925,23 Türk Lirası (TRL) ödenmesine hükmettiği bilgisini AİHMye iletmiştir.
AİHMnin elinde bu yargılamayla ilgili herhangi bir belge bulunmamaktadır.
HUKUK
I. İHTİLAF KONUSU
AİHSnin 2. ve 3. maddelerine atıfta bulunan başvuranlar, 24 Eylül 1996 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda yaralanmış olmalarını şikâyet etmekte ve bu operasyonun yol açtığı ölüm vakaları için üzüntü duyduklarını belirtmektedir. Başvuranlar, abartılı bir şekilde isyan diye adlandırılan bir olay karşısında infaz koruma memurları ile polis ve jandarmanın gereksiz yere aşırı güç kullandıklarını ileri sürmektedir.
Ölen hükümlülerin yakınları, kişisel olarak söz konusu ölüm koşulları dolayısıyla duydukları acının, kendileri açısından 3. maddenin ayrı bir ihlali olarak kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Ayrıca 2. ve 3. maddelerden doğan yükümlülüklere uyulmadığını iddia eden ilgili şahıslar, gereği gibi yürütülmeyen ön soruşturma ile Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin geciktirici tutumunun, suçlanan Devlet görevlileri hakkında yürütülen yargılamanın etkinliğini zayıflattığını ve onların bir nevi cezasız kalmalarını sağladığını ileri sürmekte ve AİHSnin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini savunmaktadır. Bu şartlarda, başvuranlar şikâyetlerini dile getirebilecekleri etkili bir itiraz yolundan mahrum oldukları kanaatindedir.
Ölen sekiz hükümlünün (ek I) yakını olan ba