(AİHS m. 2, 3, 34, 41, 44) (UÇAR - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN ÇALIŞKAN VD - TÜRKİYE DAVASI) (AKDOĞDU - TÜRKİYE DAVASI) (KILINÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 8327/03)
STRAZBURG
21 Ekim 2008
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 8327/03 numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşı Nihal Kılavuzun (başvuran) 10 Şubat 2003 tarihinde kendisi ve ölen oğlu Baybars Geren adına Temel İnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Bursa barosu avukatlarından G. Emek ve Ü. Emek tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1948 doğumlu olup Bilecikte ikamet etmektedir. Başvuran, Bilecik cezaevinde hükümlü iken 24 Kasım 2001 tarihinde yaşamını yitiren 1972 doğumlu Baybars Gerenin annesidir.
A. Davanın gelişimi
Baybars Geren, 1 Ekim 1999 tarihinde kimlik kontrolü sırasında güvenlik güçlerine direnmek suçundan yakalanmış, Pazaryeri cezaevi 1 nolu koğuşuna yerleştirilmiş ve hakkında dava açılmıştır.
56 günlük tutukluluğu sırasında, cezaevi personeli tarafından dengesiz olarak nitelendirilen davranışlarda bulunmuş; diğer tutuklularla devamlı tartışmış ve tahliye edilme umuduyla kasıtlı olarak havalandırma deliklerine vurarak kolunu kırmıştır. Tutukluluk halinin sona ermesine birkaç gün kala, Pazaryeri cezaevi savcısı, başvuranı çağırarak oğlunun sorunlarını bildirme ihtiyacı duymuş ve uykusuzluk sorunu olan oğlunun zehirlenme kuşkusuyla yemek yemeyi reddettiğini kendisine iletmiştir.
Savcı, 25 Kasım 1999 tarihinde, Gereni Eskişehir Devlet Hastanesinin psikiyatri servisine göndermiştir. Doktorlar, ilgili şahsın iştahsız olduğunu, uykusuzluk sorunu
olduğunu, tedirgin ve kuruntulu göründüğünü ve asabi davranışlara meyilli olduğunu tespit etmişlerdir. Sonuç olarak doktorlar, şizofrenin tipik belirtisi olan «aşırı paranoid taşkınlık» denilen ölçüsüz davranış sendromu teşhisi koymuşlardır. Hastaneye yatırılan Geren, antikolinerjik ve nöroleptik ilaçlarla tedavi altına alınmıştır.
Geren 29 Kasımda hastaneden taburcu edilmiştir. Kendisiyle ilgilenen psikiyatr R.A.ya göre, Gerenin muzdarip olduğu şizofreni türü, hızlı ilerleme riski taşımaktaydı. Bununla birlikte psikiyatr, hapiste kalmasında bir sakınca olmadığını, ancak tedavisine devam etmek gerektiğini, aksi takdirde durumunun kötüleşeceğini rapor etmiştir.
9 Aralık 1999 tarihinde Geren, Bozüyük Ağır Ceza Mahkemesi tarafından altı ay bir gün hapis cezasına mahkûm edilmiştir.
Geren, 3 Ocak 2000 tarihinde, temyize başvurmuştur.
Bu dava devam ederken Geren, Devlete 15.000 Alman markı ödemek suretiyle, 13 Temmuz ile 13 Ağustos 2000 tarihleri arasında kısa dönem bedelli askerlik yapmıştır. Söz konusu dönemde askere çağrılanların doktor muayenesi kayıtlarına göre, Geren, beş defa dispansere gitmek için talepte bulunmuş, ancak sadece üç sefer gitmiştir.
Gerenin mahkûmiyeti 30 Mayıs 2001 tarihinde kesinleşmiş ve 13 Kasımda Pazaryeri cezaevine teslim olmuştur.
Geren, 21 Kasım tarihine kadar on dört mahkumla birlikte 1 nolu koğuşta kalmıştır. O gün saat 16:30 sıralarında, parmaklıklar ardından bağırmaya başlamış ve tutukluluğu sırada tanıdığı bazı sanıkların kendisine kin beslediğini ileri sürerek, tek başına bir hücreye alınmasını talep etmiştir.
Saat 17.15 sıralarında, cezaevi savcısı E.K. bu talebi yerine getirmiştir.
22 Kasım 2001 günü sabahı saat 03.30 sıralarında Geren, C.Ö. ve Ü.Y. isimli gardiyanları çağırarak bu defa üşüdüğü gerekçesiyle 4 nolu koğuşa çıkmak istediğini söylemiştir. Gardiyanlar, sekiz kişiyi barındıran 4 nolu koğuşun sözcüsü A.C. isimli mahkumla konuştuktan sonra, bu isteğini yerine getirmişlerdir.
Yirmi dakika sonra, yatağına çıkmak istemeyen ve diğerlerinin uyumasını engelleyen Geren ile A.C. arasında kavga çıkmıştır. Bu kavga sırasında Geren A.C.ye kafa atmış, ancak kimse bu iki kavgacıyı ayırma teşebbüsünde bulunmamıştır. Gardiyan C.Ö. ve Ü.Y. kavga edenleri ayırdıktan sonra onları bürolarına götürmüşlerdir. Ancak orada tekrar arbede çıkmış ve A.C. eline geçirdiği demir ateş karıştırıcısı ile Gerenin kafasına vurmuştur.
Gardiyanlar Savcı E.K.ya verdikleri ifadelerinde olayların gelişimini teyid etmiş, 4 nolu koğuşta kalan beş mahkum da sorguları sırasında aynı yönde ifadelerle Gerenin koğuşa gelir gelmez - devamlı kendi kendine konuşarak- dikkatleri üzerine çektiğini ve davranışlarının kompülsif ve endişe verici olduğunu beyan etmişlerdir.
Geren ve A.C.nin karşılıklı olarak şikâyetçi olmamaları dolayısıyla olay kapanmıştır.
Savcı E.K., Gerenin «psikolojik sorunları» dolayısıyla hapishane hayatına alışamadığı, diğer mahkumlarla uyum sağlayamadığı ve bu şartlarda «hem kendisinin hem diğer şahısların» hayatını tehlikeye atma riski olduğu gerekçesiyle Bilecik cezaevine nakledilmesini talep etmiştir.
Naklinden önce Geren, saat 05:45 sıralarında, Pazaryeri sağlık merkezi nöbetçi doktoru A.G.D. tarafından yapılan muayenesi sırasında alnında sert bir cisimle vurma sonucu oluşan bir şişlik tespit edilmiştir. Doktor A.G.D. raporunda, ilgili şahsın «psikolojik sorunları olması dolayısıyla, gözetim altında tutulması» ve uygun bir hastanede yeniden muayene edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Doktor A.G.D. tarafından hazırlanan 169 nolu tıbbi raporda, yeniden muayene edilme gerekliliği ile ilgili olarak «acil» ibaresi kullanılmamıştır. Bu rapor, Gerenin özel dosyasına konulmuştur.
Aynı gün saat 16.00 sıralarında Bilecik Cumhuriyet Savcısı, «psikolojik sorunları» yüzünden Gerenin dengesiz davranışlar sergilediğini belirterek, Bilecik cezaevine konmasına izin vermiştir. Geren, söz konusu cezaevi doktorunun beş gündür hastalık izninde olması dolayısıyla bu cezaevine kabul edilmeden önce muayene edilememiştir.
Cezaevi idaresi, Gereni nezaret hücresi diye bilinen 3 nolu hücreye yerleştirme kararı almıştır. Kaydı yapılırken belirgin hiçbir ruhsal bozukluk emaresi göstermediği gerekçesiyle, cezaevinin iç tüzüğüne uygun olarak, kemerini üzerinde taşımasına ve hatta hücrede bir çarşaf bulundurmasına izin verilmiştir.
23 Kasım 2001 tarihinde savcı E.K., Geren ve A.C.ye bir ay ziyaret yasağı öngören disiplin cezası vermiştir.
Pazaryeri ceza infaz hakimi, aynı gün Gerenin 30 Kasım 2001 tarihinden itibaren şartlı tahliyesini önermiştir.
B. Gerenin ölümü
24 Kasım 2001 günü sabah saat 03:30 teftişi sırasında Ö.Ş.Z. ve M.A.K. isimli gardiyanlar, 1 nolu hücrede oruç tutan R.R. isimli mahkûma yemeğini vermek üzere başgardiyan K.A.dan nezaret hücrelerinin anahtarlarını istemişlerdir. Bu amaçla oraya girdikleri zaman, Gerenin ayakları yere değer vaziyette kemerinin yardımıyla boynundan parmaklıklara asılmış cansız bedeniyle karşılaşmışlardır. Gardiyanlar E.G. ve K.A. olay yerine intikal etmişler, K.A. derhâl müdür yardımcısı E.E.ye haber vermiştir. Müdür yardımcısı da hemen cezaevi müdürü ile savcı yardımcısını bilgilendirmiştir. Olay yerinde hemen tutulan ilk tutanağa göre, iki gardiyan, olay yerinde hiçbir anormal durum fark etmediklerini beyan ederken, R.R. isimli mahkûm da hiçbir şey duymadığını ifade etmiştir.
C. Daha sonra yürütülen hukuki ve idari işlemler
1. Cezaevi personeline karşı yürütülen disiplin işlemi
Gerenin ölümünden sonra, Bilecik cezaevi müdürü E.İ., yardımcısı E.E.nin emrindeki görevliler ile gardiyanlar K.A., Ö.Ş.Z., E.G. ve M.A.K.nın olayın meydana gelişinde hataları olup olmadığını ortaya çıkarmak amacıyla bir idari soruşturma başlatmıştır.
Müdür E.İ., 15 Ocak 2002 tarihinde, elinde bulunan bilgilere dayanarak astları hakkında disiplin cezası verilmesinin gerekli olmadığına karar vermiştir.
Bilecik savcılığı önünde bu karara itiraz etme imkânı bulunduğu halde, kimse bu yola başvurmamıştır.
2. Ölümün meydana geliş şartlarına ilişkin yürütülen cezai işlem
Olaydan hemen sonra, saat dört sularında, Bilecik Cumhuriyet Savcısı, nöbetçi doktor K.M.B. ve Bilecik Adliye Sarayında görevli Ü.Ş. ile birlikte ölüm sonrası inceleme işlemini gerçekleştirmek üzere olay yerine gelmiştir. Hücrede hiçbir fiziki boğuşma izine rastlanmamıştır.
Cesedin yüzeysel incelemesinde, 1,82 m. boyunda olduğu, sağ kaşın üzerinde 5 x 5 cm boyutunda bir yara izi ile hemen altında 1 x 2 cm boyutunda en az üç günlük başka bir yara izi bulunduğu, dilin morarmış ve ısırılmış olduğu ve sperm sızıntısı bulunduğu gözlemlenmiştir.
Asılma izleri, alt çene kemiği altından geçerek ensenin üst kısmında yerden 1,54 cm mesafede bulunan düğüme doğru ilerlemektedir. Elle yoklandığında boyunun kırıldığı ve larenks kıkırdaklarının koptuğu anlaşılmaktadır. Kol ve bacaklarda, sol elin üzerinde 1 x 5 cm ve sağ elin üzerinde 1 x 3 cm boyutunda üç günlük eski lezyonlar görülmektedir. Bunlar dışında, bedende hiçbir zehirlenme veya kurşun ya da bıçak yarası izine rastlanmamıştır.
Bacaklarda yatay morlukların gözlemlendiğini ve parmakların etli kısmında siyanoz bulunmamasını değerlendiren doktor, ölümün üç ila altı saat önce bulber ve meduller lezyonlarla boğulma sonucu gerçekleştiğine karar vermiştir. Burada söz konusu olan, tipik bir «tamamlanmamış asılma» olayıdır.
Ölüm sebebinin kesin olarak tespit edildiğine karar veren savcı, klasik otopsi talimatına gerek görmemiş ve cesedin Bilecik Devlet Hastanesi morguna nakledilmesine izin vermiştir.
Yine 24 Kasım 2001 günü, Bilecik Cezaevi müdür yardımcısı E.E., gardiyanlar E.G., Ö.Ş.Z. ve M.A.K. ile başgardiyan K.A.nın ve aynı zamanda R.R. ve H.B. isimli mahkûmların tanıklıklarına başvurmuştur. Ö.Ş.Z. ve M.A.K. nezaret hücrelerinin nöbetini gece yarısı devraldıklarını; yoklama yapılırken herşeyin normal göründüğünü, 15 ila 30 dakika aralıklarla ve nöbetleşe bir şekilde teftişlerini yaptıklarını ve saat 3.30daki geçişlerinde cesetle karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Mahkûm R.R., kendi kaldığı hücre ile mağdurun kaldığı hücre arasındaki 2 nolu hücrede kimsenin olmadığını beyan etmiştir. R.R., ayrıca Gerenin geldiği gün hiç konuşmadığını söylemiştir. Ertesi gün, kendi kendine konuştuğunu duyduğunu ve olayın meydana geldiği günden bir gün önce bunalımda olduğunu haykırdığını, kendi kendine annesinin ziyaretine gelip gelmeyeceğini veya normal koğuşlara çıkarılıp çıkarılmayacağını sorduğunu ifade etmiştir. Olayın meydana geldiği gün, gece yarısına doğru, yatmadan önce müteveffayla biraz laflamışlardı. R.R., üzücü olayı gardiyanların saat 3.30da kendisine yemek vermek için geldiklerinde öğrendiğini, o zamana kadar garip hiçbir şey duymadığını belirtmiştir.
5 nolu hücrede kalan mahkûm H.B., ifadesinde, gece yarısı yoklaması yapıldıktan hemen sonra yattığını ifade etmiştir. Savcı A.D. tarafından yeniden sorgulanan bu mahkûm, ifadesinde, gece yarısından itibaren gardiyanların panik içerisinde kendisini uyandırdığı ana kadar hiçbir gürültü veya insan çığlığı duymadığını beyan etmiştir.
Ertesi gün savcı, müteveffaya 21 Kasım 2001 tarihinde yapılan son ziyaretle ilgili gardiyan Y.Ö.den bilgi almıştır. Y.Ö., bir önceki gün, başvurana oğlunun midesiyle ilgili sorunları için Pazaryeri sağlık merkezi doktoru İ.K. tarafından düzenlenen reçeteyi verdiklerini, ancak başvuranın bunların oğlunun rahatsızlığıyla alakalı olmadığını ve önce kendi doktorlarına danışması gerektiğini söyleyerek, reçetede yazılı ilaçları satın almayı reddettiğini ifade etmiştir.
Cezaevi müdürü E.İ. tarafından Gerenin kişisel dosyası üzerine başvuranın hücresinde intihar ettiği, cezaevi personelinin bir ihmalinin veya kasıtlı bir eyleminin bulunmadığı şeklinde not düşmüştür.
26 Kasım 2001 tarihinde, Pazaryeri Ağır Ceza Mahkemesi, ölümünden sonra alınan karar niteliğinde, Gerenin 30 Kasım 2001 tarihinde şartlı tahliyesine hükmetmiştir.
26 Aralık 2001 tarihinde müdür E.İ., Bilecik savcılığına yazdığı cevapta, dosyasında yer alan doktor raporundaki tavsiyeler doğrultusunda Gerenin daha yakından izlenebilmesi için nezaret hücresine alındığını, zira ilgili şahsın diğer mahkûmların fiziksel bütünlüğünü tehlikeye sokan saldırgan psikolojik davranışları yüzünden bu cezaevine nakledildiğini belirtmiştir.
Bilecik Cumhuriyet Savcısı, 31 Aralık 2001 tarihinde, resen başlatılan soruşturma çerçevesinde takipsizlik kararı vermiş ve elindeki bilgiler ile Gerenin psikolojik sorunları olduğunu belgeleyen «tıbbi raporları» dikkate alarak, müteveffanın başkasının müdahalesi olmaksızın kendi kendini öldürdüğü sonucuna varmıştır.
Temyize açık olan bu kararın müteveffanın ailesine tebliğ edildiğini gösteren herhangi bir belge bulunmamaktadır.
3. Başvuranın şikâyetleri ve Adalet Bakanlığının talebi üzerine açılan dava
Başvuran, hüküm hakkında bilgi sahibi olduktan sonra Adalet Bakanına başvurarak Pazaryeri ve Bilecik cezaevi savcıları ile yöneticilerinden şikâyetçi olduğunu bildirmiştir. Başvuran, aynı şikâyet dilekçesini Bursadaki İnsan Hakları Derneğine de göndermiştir.
Başvuran şikâyetinde, oğlunun sağ iken «aşırı paranoid taşkınlık» teşhisiyle ilaçlı tedavi gördüğünü hatırlatmaktadır. Oysa, 20 Kasım 2001 tarihinde, bir cezaevi gardiyanı kendisini arayarak oğlunun psikiyatrik hastalıklarıyla alakası olmayan öksürük için Sekrol, reflü için Rennie ve Akset gibi ilaçları getirmesini istemiştir. Ertesi gün ziyaretçi odasında, başvuran, oğlunun depresif halinin bariz bir şekilde nüksettiğini gördüğünü, ancak ısrar etmesine rağmen, savcının önce psikiyatrik raporun iletilmesini ve daha sonra teşhisi koyan psikiyatrın dinlenmesini isteyerek, oğlunun hastaneye kapatılmasını reddettiğini ifade etmektedir.
Başvuran, 22 Kasım günü sabah saat 5 sularında, oğlunun kendisini öldürecekleri düşüncesine kapılarak panik içerisinde ona art arda iki kez telefon açtığını belirtmektedir. Bunun üzerine başvuran, kardeşiyle birlikte derhâl cezaevine gittiğini, ancak idarenin Gereni görmelerine izin vermediğini ifade etmektedir. Bu durum karşısında yine bu ikili, savcının istediği psikiyatrik raporun bir suretini almak için Eskişehir Devlet Hastanesine gitmişler, ancak ilgili savcılığın resmi talebi olmadığı gerekçesiyle bu istekleri de reddedilmiştir. Pazaryeri cezaevine geri dönen başvuran, oğlunun Bilecik cezaevine nakledileceğini öğrenmiştir. Cezaevi sorumluları kendisine her şeyin daha iyi olacağı teminatını vermişlerdir.
Adalet Bakanlığı, 8 Ocak 2002 tarihinde, Bilecik Cumhuriyet Savcısından (Cumhuriyet Savcısı) bir soruşturma başlatması, başvuranın şikayetlerinin dinlenmesi ve ayrıca olayların ve suçlanan görevlilerin olası sorumluluklarının belirlenmesi talimatını vermiştir.
Cumhuriyet savcısı, 16 Ocakta başvuranı sorgulamıştır. Bu görüşmede başvuran 21 Kasım 2001 tarihinde yaptığı son ziyaret sırasında ve Pazaryeri cezaevinde geçen tüm süre içerisinde tanık olduklarını anlatmış ve sorumluların oğlunun derhâl hastaneye yatırılmasını veya en azından yakın izlemeye alınmasını hiç düşünmediklerini dile getirmiştir. Başvurana göre ne olursa olsun, oğlunun kemerini yanında bulundurmasına asla izin verilmemeliydi.
Ertesi gün, Cumhuriyet savcısı, cezaevi müdür yardımcısı E.E.yi dinlemiştir. E.E., öncelikle Gerenin Bilecik cezaevine geliş şartlarını dile getirmiştir. Daha sonra, gece yarısı yoklaması sırasında ilgili şahsın intihar etme eğiliminde olduğunu gösterecek hiçbir anormal davranışta bulunmadığını eklemiş, ailesinin de kendisinin ruhsal durumunun bu denli bozuk olduğu hakkında cezaevi idaresini uyarmadığını, aksi takdirde nakil esnasında alışılagelen önlemlere ilaveten, bu davada olması gerektiği gibi, diğer önlemlerin de alınacağını beyan etmiştir. Olaydan hemen sonra sorgulanan diğer iki mahkûmun hiçbir şey duymadıkları yönünde ifade verdiklerini hatırlatan E.E., cezaevi personelinin bu olayda hatalı davrandığını iddia etmenin mümkün olamayacağını savunmuştur.
Yine 17 Ocak 2002 tarihinde, Cumhuriyet savcısı Gerenin hangi şartlarda vatani görevini yerine getirdiğini öğrenmek, 22 Kasım 2001 tarihli psikiyatri raporunu ve müteveffanın ettiği telefonların listesini elde etmek için birçok idari makama yazılar göndermiştir. Özellikle, Eskişehir Devlet Hastanesinden Gerene konulan tam teşhisin bildirilmesini istemiş, hastalığının kendine has belirtilerini ve bu belirtilerin ne zaman ortaya çıktığını, hastanede tedavi gördükten sonra iyileşip iyileşmediğini ve bu hastalığın hapishane hayatıyla uyumlu olup olmadığını sormuştur.
Diğer taraftan, Pazaryeri savcısı Cezaevi idaresinden, olayla ilgili yürütülen disiplin soruşturması ile idari soruşturmaların dosyalarını, 20-23 Kasım 2001 tarihleri arasındaki dönem için gardiyan listesi kayıtlarını, müteveffanın hapsedildiği koğuşların ve hücre arkadaşlarının listesini ve müteveffanın özel eşyalarının dökümünü istemiştir. Cumhuriyet savcısı, ayrıca müteveffanın kaç defa cezaevi doktoru tarafından muayene edildiğini, kendisine hangi ilaçların yazıldığını ve gardiyanlara ait sabit telefonu nasıl kullanabildiğini sormuştur.
Cumhuriyet savcısı, son olarak Bilecik cezaevi idaresinden, cezaevine girmeden önce müteveffanın bir doktor muayenesinden geçirilip geçirilmediğini, hangi amaçla nezaret hücresine yerleştirildiğini ve niçin kemerinin kendisinde bırakıldığını izah etmelerini istemiştir. Bunlara ilaveten Cumhuriyet savcısı, 23 ile 24 Kasım 2001 tarihlerinde görevli olan gardiyanların listesini de istemiş, ailesinin onun ruh hastalığıyla ilgilenilmesini gerçekten isteyip istemediğini açıklamalarını talep etmiştir.
Pazaryeri ve Bilecik cezaevi savcıları, 21 Ocak 2002 tarihinde gerekli bilgileri vermişlerdir.
Pazaryeri Cezaevi savcısı özellikle 22 Kasım 2001 günü saat 04:43 sularında C.Ö. ve Ü.Y. isimli gardiyanların A.C.yi hücresine götürdükleri sırada Gereni bir an yalnız bıraktıklarını ve Gerenin annesiyle konuşmak için gardiyanların kullandığı sabit telefona o zaman ulaştığını ifade etmiştir.
Bilecik Cezaevi savcısı ise, Gerenin cezaevine girmeden önce, kişisel dosyasında daha önceki doktor raporları bulunduğu için yeniden doktor muayenesinden geçirilmediğini ifade etmiştir. Nezaret hücresine yerleştirilmeden önce ilgili şahıs, mevzuata uygun olarak kendisine sorulduğunda «hiçbir tıbbi sorunu olmadığını» beyan etmiştir, ailesi de hiçbir şekilde onun ruhsal sorunları olduğunu bildirmemiştir. Savcı, kemerle ilgili olarak, mahkûmların kemerlerini taşımasına izin veren 005808 sayılı bakanlık kararına atıfta bulunmaktadır.
Yine 21 Ocak 2002 tarihinde, Cumhuriyet savcısı başgardiyan K.A.yı sorgulamıştır. Kendisi, müteveffayı canlı olarak en son saat 23.50 civarında gördüğünü, o anda her şeyin normal göründüğünü ifade etmiştir. K.A. ayrıca, çalıştıkları kuruluşta nezaret koğuşundaki hücrelerin parmaklıklı olduğunu, izdihamı önlemek ve diğer mahkûmları rahatsız etmemek amacıyla bu koğuşun giriş kapısının daima kapalı tutulduğunu ve ihtiyaç duyulduğunda iç mahallin gözetimini yapmak için «sözkonusu kapının hava deliklerinden bakıldığını» belirtmiştir.
Ertesi gün, Cumhuriyet savcısı, Gerenin tutuklu bulunduğu dönemde Pazaryeri cezaevi savcısı olan M.K.yı dinlemiştir. M.K., bu kuruluştaki görevini yerine getirirken, ruhsal sorunu olan bir kimseyi görmediğini ifade etmiştir. Bu dönemde, ne Gerenin, ne gardiyanların kendisine böyle bir endişeden söz ettiklerini belirttikten sonra, yalnızca koğuş arkadaşlarının söylediklerine göre, Gerenin kendi kolunu kendisinin kırdığı olaydan sonra ağır bunalım anları yaşadığını ve hapishane ortamına katlanamadığını ifade etmiştir.
M.K. ayrıca, oğlunun babasızlıktan kaynaklanan sorunlarıyla ilgili olarak başvuranla konuştuklarını ve hatta bu yüzden ilgili şahsın Eskişehir Devlet Hastanesi psikiyatri bölümüne sevk edilmesini emrettiğini belirtmiştir.
Cumhuriyet savcısı, R.R. ve H.B. isimli mahkûmları bir kez daha sorgulamıştır. Bu sorgulamada H.B., R.R.nin aksine, nezaret koğuşunda kaldığı günlerde müteveffayla hiç konuşmadıklarını ifade etmiş, Gerenin sık sık yemek tepsisine hiç dokunmadan koridora bırakmasının dikkatini çektiğini söylemiştir. R.R.ye hiçbir şey yiyemediğini söylediğini belirten H.B., ayrıca gece yarısından saat 3.30a kadar şüpheli hiçbir şey duymadığını da beyan etmiştir.
Müteveffayla daha önce birkaç kelime konuşmuş olan R.R., ölümünden bir gün önce onun kendi kendine konuştuğunu ve normal koğuşlara ne zaman nakledileceğini ve annesinin ne zaman ziyaretine geleceğini sorduğunu duyduğunu ifade etmiştir. Bazen Ayhan isimli birinden bahsettiğini söyleyen R.R., olayın gerçekleştiği gece saat 00.15 sularında, koğuşta bir gürültü duyulduğunu, bunun üzerine Gerenin düştüğünü söylediğini belirtmiştir. R.R., kitap okuduğu için geç saatlere kadar uyanık kaldığı halde bu gürültünün duyduğu son gürültü olduğunu ve ceset bulunana kadar başka bir ses duymadığını açıklamıştır.
R.R. ayrıca, gardiyanların koğuşun giriş kapısındaki hava deliklerinden bakarak 3 nolu hücreyi görmelerinin madden mümkün olmadığını, zira oradan sadece 1 nolu hücrenin görülebildiğini ifade etmiştir.
Cumhuriyet savcısı, 23 Ocak günü gardiyan Ö.Ş.Z.yi dinlemiş ve o da daha önce söylediklerini tekrarlamıştır.
Cumhuriyet savcısı ayrıca H.G. ve Y.P. isimli tutukluları da dinlemiştir. Olayın geçtiği dönemde nezaret koğuşunda yemek servisi yapmakla görevli olan H.G., Gerenin yemeklerini bitirip bitirmediğini bilmediğini, zira kurallara uygun olarak tepsisini daima temizlenmiş vaziyette geri verdiğini ve verirken de hiçbir şey söylemediğini ifade etmiştir. H.G., ayrıca, üzücü olayın meydana geldiği gece R.R.ye iftar yemeğini vermek üzere girdiğinde onun henüz yatmadığını belirtmiştir.
Pazaryeri Cezaevinde Gerenin yanında kalan mahkumlardan biri olan Y.P. de kendi ifadesinde, onun sadece bisküvi, süt ve maden suyu ile beslendiğini ve verilen yemekleri yemediğini anlatmıştır. Kendisinin açığa vurmadığı bazı sorunlarla pençeleştiğini ve kompülsif davranışlara sahip olduğunu ifade etmiştir.
Aynı gün, Cumhuriyet savcısı, Gerenin kesin ölüm şartlarının doğrulanması amacıyla klasik bir otopsi yapılmak üzere cesedin mezardan çıkarılmasını emretmiştir.
25 Ocak 2002 tarihinde, Bilecik Cumhuriyet savcısı, başvuranın aradığı ve onun arandığı telefon görüşmelerinin tarihlerini bildirmiştir. Buna göre başvuran, cezaevi idaresi tarafından 20, 21 ve 22 Kasım 2001 tarihlerinde sırasıyla saat 23te, saat 07:49da ve saat 11:28de aranmışken, kendisi 11 Kasım 2001 tarihinde, cezaevi savcıları N.A. ve E.K.yı saat 13:55 ile 20:23 arası tam beş sefer aramıştır.
Yine 25 Ocak 2002 tarihinde, Cumhuriyet savcısı, Gereni son kez muayene eden doktor A.G.D.nin ifadesine başvurmuştur. Tespit ettiği yara izleri dışında, A.G.D., ilgili şahısla ilgili olarak onun «saldırgan ve taşkın davranışlar» sergilediğini ve dengesiz davranışlara sahip olduğunu, ancak psikiyatrik durumunun çok vahim olmadığını, intihar etmesine şaşırdığını beyan etmiştir.
Cumhuriyet savcısı, ayrıca hükümlüler A.C., C.A. ve E.K.yı, gardiyanlar Ü.Y., C.Ö., H.C., F.B. ve Y.K.yı, jandarma karakolundan astsubay L.A.yı ve Pazaryeri sağlık merkezi ikinci doktoru İ.K.yı dinlemiştir. A.C. ifadesinde, müteveffayla niçin kavga ettiklerini bir kez daha anlatmıştır. 4 nolu koğuşa geldikten sonra müteveffanın saçma sapan düşünceler ortaya attığını, diğerleriyle birlikte yemek yemeyi reddettiğini, devamlı volta atıp, sigara içtiğini ve kimseyle konuşmadığını, ayrıca her şeyden korktuğunu ve tanımadığı herkesi kendisi için potansiyel düşman olarak gördüğünü ifade etmiştir.
Bu ifadeler C.A. ve E.K.nin ifadeleriyle desteklenmiştir. E.K. ayrıca, Gerenin cesedinin fotoğraflarında görülen giysilerin A.C. ile kavga ettiği sırada üzerinde olan giysilerle aynı olduğunu belirtmiştir.
Gardiyanlar da kendi cephelerinden, Gerenin çelişkili davranışlarıyla ilgili gözlemlerini ve kendi kendine kolunu kırdığı olay hakkında daha önce verdikleri ifadeleri tekrarlamışlar, müteveffanın A.C. ile olan atışmalarını, diğer mahkumlardan duyduğu endişeleri ve 21 Kasım 2001 tarihinde başvuranın ziyaretiyle ilgili tüm bildiklerini anlatmışlardır.
20 Kasım 2001 tarihinde başvurandan oğlu için satın alması istenen ilaçları yazan doktor İ.K. verdiği ifadede, ilgili şahsı bir defa gördüğünü ve bu görü