(AİHS. m. 2, 3, 5, 6, 8, 13, 34, 35, 44) (1412 S. K. m. 94, 97) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (ERGİ - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru no: 17811/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
24 Mayıs 2011
İşbu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (17811/04) numaralı başvurunun nedeni T.C. vatandaşları Ayten Aydemir (kendisi ve reşit olmayan üç çocuğu adına), öte yandan Abdullah Aydemir, Süleyman Aydemir ve Muhacır Aydemir (başvuranlar) tarafından 22 Mart 2004 ve 17 Temmuz 2007 tarihlerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir Barosu avukatlarından N. Osmanoğlu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1977, 1968, 1976 ve 1938 doğumludur.
13 Mart 2001 tarihinde, Aydın Ceza Mahkemesi Hakimi (hakim) Aydın Cezaevi yakınlarında bulunan kırk üç ev için bir arama emri çıkarmıştır. Bu arama, tutukluların bir tünel yoluyla kaçmalarına yönelik her türlü yardımı engellemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
14 Mart 2001 tarihinde, bir gün önce çıkarılan arama emrine atıfta bulunan emniyet müdürlüğü, başvuranların evi de dahil altı adres için ek bir arama emri çıkarılması istemiyle Cumhuriyet savcısına başvurmuştur.
15 Mart 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısı bu doğrultuda bir talepte bulunmuş ve bu talebi kabul eden hakim aynı gün aşağıdaki arama emrini çıkarmıştır:
Aynı gün, emniyet müdürlüğüne bağlı polisler jandarma eşliğinde arama emrinde adı geçen adreslerde arama yapmıştır. Başvuranların evinde yapılan arama sırasında, başvuranlar Abdullah ve Süleyman Aydemir tutuklanmış ve başvuran Ayten Aydemirin eşi, başvuran Muhacır Aydemirin oğlu ve Abdullah ile Süleymanın erkek kardeşi Resul Aydemir (Resul) vefat etmiştir.
Olayla ilgili tutanakta, polislerin saat 09:00 civarında başvuranların evine geldikleri, evin iki bağımsız apartmandan oluştuğu: zemin katında başvuran Süleyman, eşi, çocukları, annesi ile babası başvuran Muhacırın oturduğu, üst katta, erkek kardeşler Abdullah ve Resul ile ailelerinin oturduğu belirtilmiştir. Bazı polis memurları zemin katında arama yaparken, üst katta « siz yine mi geldiniz? sizin aramalarınızdan bıktık, içeri giremezsiniz, girmenize izin vermem, içerisi dağınık » diyen Aydemir kardeşler ile diğer polisler arasında bir kavga çıkmıştır. Ayrıca iki kardeş içeri yalnız girmeyi teklif eden bir kadın polisi de reddetmiştir. Kardeşler polislerin üzerine doğru yürümüş ve içeri girmelerini engellemiştir. Daha sonra Abdullah ve Süleyman kardeşler polisleri engellemeye devam ederken, Resul apartmana girmiştir. Sonra Resul tekrar apartmandan çıkarak polislere saldırmış ve mutfakta duvara asılı bir bıçağı almaya çalışmıştır. Güvenlik güçlerinin ondan evvel bıçağı almayı başarması üzerine Resul bir kez daha apartmana girmiş ve bu defa elindeki cam levhalı bir çerçeveyi göstererek dışarı çıkmıştır. Polislerin üzerine yürüyen ilgili şahıs, balkondan aşağı atlayacağını söyleyerek tehdit etmiştir. Bu kişinin hem kendisi ve hem de polisler için riskli hareketler sergilemesi üzerine, polisler Resulü yakalamak için müdahale etmemiş, ancak erkek kardeşleri Abdullah ve Süleymanı aşağı indirmişlerdir; kardeşlerin de direnmesi üzerine polisler güç kullanmak zorunda kalmış ve bu müdahalede ilgili şahısların özellikle ellerinde bazı ufak yaralanmalar meydana gelmiştir. Abdullah ve Süleyman polis aracına bindirilmiştir. Bu sırada Resul aşağı inmiş ve elinde çerçeve ve çerçeveden söktüğü bir cam parçasıyla polislerin üzerine yürümüştür. Daha sonra bu çerçeveyle kendisine vurmaya başlamıştır. Kardeşlerin Resulün sinir hastası ve kalbinden rahatsız olduğunu ve sakinleşmesi için rahat bırakılması gerektiğini söylemesi üzerine polisler ona müdahale etmemiştir. Resul daha sonra iki kardeşinin bulunduğu polis aracına saldırmıştır; polislerle çevrili araca yaklaşamayan ilgili şahıs kendisini yere atmıştır. Bu arada, olay yerindeki diğer polisler acil servisi aramışlardır. Bu olay sonrasında, oraya toplanan kalabalık düşmanca tavırlarla güvenlik güçlerine ve araçlarına saldırmışlardır.
Resulün bedeninde yapılan dış muayenede, sol kolunda, sol elinde ve sağ ayak bileğinde yüzeysel sıyrıkların olduğu tespit edilmiştir. Doktor ölüm sebebinin kesin olarak belirlenmesi için bir otopsi yapılması gerektiği sonucuna varmıştır. Otopsi aynı gün yapılmıştır. 1 Mayıs 2001 tarihinde Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen otopsi raporu aşağıdaki gibi özetlenebilir:
- sol kolun dışında 8,5 cmlik bir çizik, sol elin baş ve işaret parmağı arasında yüzeysel bir yırtılma, pazılar üzerinde 3 cmlik bir ekimotik alan, sağ bacağın dış malleol kısmında 1x1 boyutunda bir sıyrık, sol omuz ve dirsekte yüzeysel sıyrıklar;
- ölüm nedeni: eski enfarktüs üzerine gelişen bir miyokard enfarktüsü ve akciğer kanamasına bağlı damar ve solunum yetmezliği.
Polis tarafından tutuklandıktan hemen sonra sorgulanan başvuran Abdullah şu ifadeyi vermiştir:
Tutuklandıktan sonra sorgulanan başvuran Süleyman da erkek kardeşi ile aynı yönde ifade vermiştir.
Yine 15 Mart 2001 günü saat 13:00 sıralarında, ilgili şahıslar tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Başvuran Abdullah ile ilgili tıbbi raporda, boynun ortasında 5 cm büyüklüğünde ekimotik bir sıyrık, sol omuzda 2x2 cm büyüklüğünde yüzeysel bir çizik, sol ön-kolda 10-12 cm büyüklüğünde yüzeysel bir çizik, sırtın bele yakın kısmında ekimotik yüzeysel sıyrıklar ve vücudun bir bölümünde (raporda okunmuyor) yüzeysel ekimotik izler tespit edilmiştir. Ortopedik muayene sonucunda, bir yumuşak doku zedelenmesi tespit edilmiş, diğer özel testlerde hiçbir anomaliye rastlanmamıştır. Başvuran Süleymanın tıbbi muayenesinde ise hiçbir darp ve yara izine rastlanmamıştır.
İlgili şahıslar Cumhuriyet savcısı önüne çıkarılmış ve başvuran Abdullahın ifadesine başvurulmuştur.
Başvuran Süleyman ise ifadesinde, Resulün aramalara itiraz ettiğini ve Abdullahın polislere içeri girmelerini teklif ettiğini söylemiştir. Bu olaydan sonra, polisler üç kardeşi kollarından tutarak binadan çıkarmışlar ve kendisi ile Abdullahı araca bindirmişlerdir. Süleyman ifadesinde, kardeşi Resulün polislere ne bağırdığını ve ne de direndiğini görmediğini ve oradaki kalabalığın onun düştüğünü görmesini de engellediğini söylemiştir.
İki kardeş aynı gün saat 15:25 sıralarında serbest bırakılmıştır.
A. Ölüm ve kötü muamele ile ilgili soruşturma ve ceza davası
16 ve 20 Mart 2001 tarihlerinde, Cumhuriyet savcısı aramalara katılan ekip amiri komiser Gökhanın da aralarında bulunduğu on iki polis memurunu dinlemiştir.
İfadelere göre, Resul ve sonra diğer aile fertleri aramalara itiraz etmiş ve polisler ile Aydemir kardeşler arasında bir kavga çıkmıştır. Bu kavga sırasında, komiser, Resulü kolundan tutmak istemiş, ancak ilgili şahıs elinden kurtularak apartmana kaçmıştır. Polisler, jandarmanın yardımıyla Abdullah ve Süleyman kardeşleri aşağı indirmişlerdir. Başvuran Abdullahı aşağı indirirken, polisler onunla birlikte merdivenlerden düşmüştür.
Komiser Gökhan, Resulün apartmanın içine girdikten sonra kapının yanında asılı olan bıçağa baktığını görmüş; ondan önce davranarak bıçağı almıştır. Resulün kalp hastası olduğunu öğrendikten sonra komiser, diğer polislerin evi boşaltmasını emretmiştir. Ev boşaltıldıktan sonra, Resul evden elinde bir cam parçasıyla çıkmış ve çerçeveyle kendi kafasına vurmaya başlamış ve nihayetinde polis aracından birkaç metre mesafede yere düşmüştür.
17 Mart 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısı köy muhtarı ile bakkalın ifadesini almıştır. Köy muhtarı ifadesinde aramanın başlamasından hemen önce başvuranların evinde olmadığını ve bazı köylülerin kendisine polislerin Resulü dövdüğünü anlattıklarını söylemiştir. Bakkal ise, Resulün yerde yattığını ve bir polisi ona yardım ederken gördüğünü belirtmiştir.
27 Mart 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısı, biri arama koordinasyonundan sorumlu olan iki polis memurunu tanık sıfatıyla dinlemiştir. Polis memurları, komiser Gökhanın telsiz çağrısı üzerine olay yerine intikal ettiklerini söylemiştir. Olay yerine geldiklerinde, Abdullah ve Süleyman kardeşlerin polis aracında olduğunu ve Resulün elinde bir çerçeveyle bağırıp çağırdığını görmüşlerdir. Polis memurları, Resulün hiçbir polis müdahalesi olmaksızın yere düştüğünü ifade etmişlerdir.
27 Mart 2001 tarihinde, başvuran Abdullah arama sırasında kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle Aydın Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Suç duyurusu şöyle kaleme alınmıştır:
30 Mayıs 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısı aramaya katılan on iki polis memurunu kötü muamele uygulamak ve kasıtsız adam öldürmekle ve başvuranlar Abdullah ve Süleymanı ise başkaldırmakla suçlamıştır. İddianameye göre, komiser Gökhan dahil üç polis memurunda iş göremez raporu gerektirmeyen ufak bedensel lezyonlar tespit edilmiştir.
12 Temmuz 2001 tarihinde, başvuranlar Abdullah, Süleyman ve Ayten polis memurları hakkında yürütülen ceza davasında müdahil taraf oluşturmuşlardır.
25 Eylül 2001 tarihinde, Yargıtay kamu düzenini bozmamak için davanın başka yerde görülmesinin daha doğru olacağına hükmetmiş ve davayı Bilecik Ağır Ceza Mahkemesine (« ağır ceza mahkemesi ») göndermiştir.
21 Aralık 2001 ve 16 Şubat 2005 tarihleri arasında ağır ceza mahkemesi yirmi yedi duruşma gerçekleştirmiştir. İlk duruşmalarda, mahkeme istinabe yoluyla başvuranların, diğer aile fertlerinin, sanık polislerin, tanıkların, köy muhtarının ve bakkalın ifadelerini almıştır.
1 Nisan 2002 tarihinde, ek soruşturma talebinde bulunan başvuranların avukatı, ayrıca iki tanığın dinlenmesini ve arama emirlerinin dosyaya eklenmesini istemiştir. Avukat, yine Resulün vücudunda görülen yaraların oluşma koşullarının ve olay sırasında maruz kaldığı fiziki travmanın araştırılması için dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini talep etmiştir. Avukat son olarak, müvekkillerinin uğradığı zararların telafisini talep etmiştir.
15 Mayıs 2002 tarihinde, ağır ceza mahkemesi başvuran Süleymanı dinlemiştir. Süleyman, komiserin arama emrini kendisine göstermediğini ve üst katta bir kavganın çıktığını ifade etmiştir. Yine ilgili şahısın ifadesine göre, komiser Gökhan ve üç polis memuru, üç kardeşe kötü muamele uygulamış, kendisini ve Abdullahı aşağı indirmiş ve Resulü merdiven aralığında yumruklamıştır. Abdullah ile kendisi polis aracında bulunurken, kardeşi Resulün polisin onları götürmelerini engellemek için aracın önüne geçtiğini söyleyen ilgili şahıs yine ifadesinde, polis aracının içinde bulunan komiser Gökhanın Çarpın şu iğrenç adama, sorumluluğu ben üstüme alıyorum. dediğini ileri sürmüştür. Araç hareket ettiğinde, Resul sol taraftan aracı yakalamaya çalışmış ve araç ona çarpmıştır, daha sonra Resul yere düşmüştür. Polisler onu tekmeyle iyice dövmüşlerdir. Öte yandan, polisler kendilerini de binada ve aracın içinde çok kötü yumruklamışlardır.
Başvuran Süleyman daha önceki ifadesini komiser Gökhanın tehditleri altında verdiği gerekçesiyle geri çekmiştir.
Aynı duruşmada, ağır ceza mahkemesi başvuranların çağırdığı tanıklardan birini dinlemiştir. Bu tanık, polislerin üç kardeşi sokakta sürüklediğini, Resulün polislerin elinden kurtulduğunu, komiserin provoke eden tavırları üzerine onlara doğru gelerek polis aracına tutunduğunu gördüğünü ifade etmiştir. Komiserin emri üzerine, araç Resule çarpmış, yere düşürmüş ve elinin üzerinden geçmiştir. Tanık, ayrıca Resulün elinde bir çerçeve olduğunu fark etmediğini ve Resul düştükten sonra polislerin ona vurduğunu da görmediğini eklemiştir.
17 Mayıs 2002 tarihinde, ağır ceza mahkemesi istinabe yoluyla başvuranların çağırdığı ikinci tanığın ifadesini almıştır. Bu tanık, sivil polislerin Resulü binadan çıkardığını ve onu dövdüğünü gördüğünü belirtmiştir. Resul onların elinden kurtularak, bir komşunun bahçesine kaçmıştır. Bir polisin sözleri üzerine oradan çıkan Resul, kardeşlerinin götürülmesini engellemek için araca sımsıkı tutunmuştur. Polisler Resule aracın gitmesine izin vermesini söylemişler, ancak Resul aracın önüne durmuş ve hareket eden araç ona çarparak yere düşürmüştür. Tanık, aracın arka tekerleğinin Resulün elinin üzerinden geçtiğini eklemiştir.
3 Temmuz 2002 tarihinde, ağır ceza mahkemesi, Resulün darp ve şiddete maruz kalıp kalmadığını ve eğer kaldıysa bu darbeler ile infarktüs ve akciğer kanaması arasında bir nedensellik bağı bulunup bulunmadığını araştırması için dosyayı Adli Tıp Kurumu İstanbul Şube Müdürlüğüne göndermiştir.
16 Ağustos 2002 tarihinde, dosyayı alan Adli Tıp Kurumu genel kurul oturumunda bir rapor hazırlamış ve aşağıdaki sonuçları açıklamıştır:
- mağdurun vücudunda gözlemlenen küçük sıyrıklar ölüm nedeni olacak nitelikte değildir,
- merhum kronik kalp ve damar hastalığından muzdarip olup, akciğer yüzeyinde eski ödem ve kanama izlerine rastlanmıştır.
Son olarak, adli tıp kurumuna göre, olayın müessir fiil olarak kabulü ve sübutu halinde,
olay ile ölüm arasında nedensellik bağı olduğu söylenebilir.
18 Eylül 2002 tarihinde, ağır ceza mahkemesi başvuran Abdullahın ifadesini dinlemiştir.
Aynı duruşma sırasında başvuranların avukatı, iki arama emri olduğunu ve başvuranların evi ile ilgili olanın 15 Mart tarihini taşıdığını hatırlatmıştır. Aramanın 15 Mart günü sabahın erken saatlerinde yapıldığını vurgulayan avukat, hakimden bu saatten önce bir arama emri çıkartılmasının mümkün olmadığını ve dolayısıyla bu işte bir entrika döndüğünü savunmuştur. Avukat, dosyanın kendisine haber verilmeden Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi dolayısıyla dosyaya hangi emrin konulduğunu bilmediğini eklemiştir. Bu nedenle avukat, böylesi bir usul yöntemine itiraz etmiştir.
28 Kasım 2002 tarihinde, başvuranların avukatı ek soruşturma talebini yinelemiştir. Avukat, ruhsal travma sonuçlarının müvekkillerinin bu yöndeki talebine rağmen araştırılmadığını belirtmiştir. Avukat, dosyanın yeniden Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini ve Resulün ruhsal travma ve aşırı stres mağduru olup olmadığının, eğer olduysa, bu unsurlar ile ölümü arasında bir nedensellik bağı bulunup bulunmadığının araştırılmasını talep etmiştir.
29 Kasım 2002 tarihinde, bir kez daha ağır ceza mahkemesi tarafından dinlenen başvuran Abdullah, olay günü polis ve Cumhuriyet savcısı önünde verdiği ifadelere itiraz etmiştir. İlgili şahıs savcı karşısında komiser Gökhanın tehditleri altında böyle ifade verdiğini ve ifadesi alındığı sırada kardeşinin öldüğünü bilmediğini belirtmiştir.
24 Ocak 2003 tarihinde, ağır ceza mahkemesi başvuranların ek soruşturma talebini reddetmiştir. Mahkeme, 16 Ağustos 2002 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunu yeterli bulmuş ve yeni bir bilirkişi raporuna gerek olmadığı kanaatine varmıştır.
Başvuranlar, 30 Ocak 2003 tarihinde Tabipler Odasına başvurarak, ruhsal travma olup olmadığının ve varsa bunun Resulün ölümü üzerindeki olası sonuçlarının araştırılmasını istemişlerdir.
16 Eylül 2003 tarihinde, Tabipler Odasının dilekçesi üzerine Adli Tıp Derneği bir rapor hazırlamıştır. Bu raporda, üç doktordan oluşan bir heyet Resulün vücudunda tespit edilen yaraların ölüme sebebiyet verecek nitelikte olmadığını ve yaşadığı ruhsal travma ve stres ile sarf ettiği eforun pasif durumdaki iskemik kalp ve damar hastalığını aktif hale geçirdiğini ve bunun ölüme sebebiyet verdiğini belirtmiştir. Doktor heyeti, olayın doğası ve olay ile ölüm arasındaki süre göz önüne alındığında, bu ikisi arasında bir nedensellik bağı bulunduğunu kaydetmiştir. Heyet ayrıca, Resulün ölümüne neden olan kalp ve damar yetmezliğinin (ruhsal travma) tarafından provoke edildiği sonucuna varmıştır. Bu rapor dava dosyasına eklenmiştir.
14 Mayıs 2004 tarihinde, ağır ceza mahkemesi, sözkonusu aramanın yapıldığı bölgede güvenlikten sorumlu bir jandarma komutanını tanık olarak dinlemiştir. Bu komutan, polislerin Resule ya da diğer aile fertlerine vurduğunu görmediğini, ilgili şahısın sinirli bir tavır sergilediğini ve çerçeveyle kendi kafasına vurduğunu ifade etmiştir. Komutan, etrafındaki insanlar sakinleştirmeye çalışırken Resulün titremeye başladığını ve yere düştüğünü eklemiştir.
28 Mayıs 2004 tarihinde, ağır ceza mahkemesi komiser Gökhan ile başvuranlar Abdullah ve Süleymanın katıldığı bir yüzleştirme seansı gerçekleştirmiştir.
Komiser verdiği ifadede, kendisi ile birlikte on iki polisten oluşan ekibinin hakimin emrine uygun olarak aramaya başladıklarını belirtmiştir. Komiser, emir kâğıdını başvuran Süleymana sözlü olarak tebliğ ettiğini ve daha sonra aramalara başladıklarını ifade etmiştir. Zemin katındaki apartmanı terk ettikleri sırada, komiser üst katta bağrışmalar olduğunu duymuş ve Resulün polisleri kovaladığını görmüş ve yukarı çıkmıştır. Resul sabah saatlerinde yapılan bu aramadan ve ailesine verilen rahatsızlıktan şikâyetçi olmuş ve aramaya izin vermemiştir. Komiser, polislerin hakimin emrini yerine getirdiğini belirtmiş ve onlara polislerin apartmana girmesine izin vermelerini teklif etmiştir. Polisler eve girmek istediklerinde, Resul bir eliyle polisleri, diğer eliyle komiseri iteklemiş ve atmosfer bir anda gerginleşmiştir. Hemen ardından polisler ile Aydemir kardeşler arasında bir kavga yaşanmıştır. Komiserin emri üzerine polisler Abdullah ve Süleyman kardeşleri jandarma yardımıyla aşağıya indirmişlerdir. Resul ise, apartmana girmiş ve elinde bir çerçeveyle tekrar dışarı çıkmıştır. Paniklemiş bir vaziyette onlara doğru ilerlemiştir. Komiser, duvarda asılı bir bıçak görmüş ve Resulün o bıçağı alacağını düşünerek ondan önce davranmıştır. Daha sonra Resul bir kez daha onların üzerine yürümüştür; komiser ilgili şahsı kolundan yakalamak istemiş, ancak Resulün iri yapısı yüzünden başaramamıştır. Resul bir kez daha içeriye kaçmıştır. Taşkınlıkları gören komiser takviye istemiş ve olay yerinin boşaltılmasını emretmiştir. Köylüler başvuranların evinin önünde toplanmaya başladığı sırada, komiser, Resulün elinde bir çerçeveyle dışarı çıktığını görmüştür. Resulün sağlık sorunlarını öğrendikten sonra ne komiser ve ne de polisler onu yakalamaya çalışmamıştır. Komiser, Abdullah ve Süleyman ile polis aracına binmiş ve onlardan kardeşleri Resulü sakinleştirmelerini istemiştir. Tam bu sırada Resul aracın önüne yatmıştır. Komiser, Resule vurmamış ve bu yönde bir emir vermemiştir.
Başvuranların avukatı tarafından sorgulanan komiser, arama emrinin kaç sayfa olduğunu ve kaç arama emri olduğunu hatırlamadığını ifade etmiştir. Komiser, aramaya başlamadan önce arama emrini okumadığını eklemiştir.
7 Temmuz 2004 tarihinde, ağır ceza mahkemesi tanık olarak polis aracının sürücüsünü dinlemiş ve sürücü ifadesinde Resule çarpmadığını belirtmiştir.
Başvuranların avukatı sürücünün tanık olarak dinlenmesine itiraz etmiş ve bu şahısın davada sanık olarak yer alması gerektiğini savunmuştur.
17 Eylül 2004 tarihinde, başvuranlar Abdullah ve Süleyman ile üç polis memurunun katılımıyla olay anının yeniden canlandırılması işlemi gerçekleştirilmiştir.
15 Ekim 2004 tarihinde, ağır ceza mahkemesi, gerçekleştirilen olay anının yeniden canlandırılmasına ilişkin raporu dosyaya eklemiş ve başvuranların avukatına layihasını sunması için bir süre tanımıştır. Başvuranların avukatı layihasında, olay anının yeniden canlandırılması sırasında aletin flaşındaki bir arıza nedeniyle üst kattaki apartmanın giriş kapısının fotoğrafının alınamadığına dikkat çekmiştir.
16 Şubat 2005 tarihinde, ağır ceza mahkemesi polis memurları hakkında beraat kararı vermiştir. Mahkeme, aramanın komiser Gökhan tarafından yürütüldüğünü kaydetmiştir. Birinci grup polisler, başvuranlar Muhacır ve Süleymanın oturduğu zemin katı aramıştır. Üst katta, başvuran Abdullah, ikinci grup polisler tarafından yapılan aramaya itiraz etmemiştir. Buna karşın, kardeşi Resul protesto ederek bağırmaya başlamış, ailenin diğer fertleri de ona destek verince olaylar birden tırmanmıştır. Polisler, Aydemir ve Süleyman kardeşleri tekrar aşağıya indirmiştir; Resul komiser Gökhanın elinden kurtulmayı başarmış, apartmana sığınmış ve oradaki bir çerçeveyi kırmıştır. Resulün hastalığını öğrenen polisler, onu etkisiz hale getirmeye çalışmamış ve üst katı terk etmiştir. Önceleri olaylar böylece yatışmıştır. Ancak, daha sonra Resul kardeşlerinin bir polis aracına bindirildiğini görmüştür. Kesinlikle kanıtlanmayan iddialara göre, bir polis memuru: « kadınların etekleri arkasına niye saklanıyorsun » diye bağırmış ve Resul bunun üzerine kardeşlerini kurtarmak için aracın önüne atlamıştır.
Ağır ceza mahkemesi, Aydemir ailesi ve komşularının iddialarına göre, polislerin komiser Gökhanın emri üzerine Resulü yakalayarak dövdüklerini not etmiştir. Resul, yine de polislerin elinden kurtulmayı başarmıştır. Resul kardeşlerine doğru yürürken, polis aracı yine komiserin emri üzerine öldürecek bir şekilde ona çarpmıştır.
Ağır ceza mahkemesi, sanık polislerin ve diğer güvenlik güçlerinin ifadelerine göre, Resulün elinde bir cam parçası ile kardeşlerine yardım etmeye gelirken yere yığıldığını kaydetmiştir.
Mahkeme, hangi tarafın doğru söylediğinin kesin bir şekilde belirlenmesi mümkün olmadığından, dosyadaki tıbbi raporların dikkate alınması gerektiği kanaatine varmıştır. Mahkeme, bu raporlara göre, bir taraftan Resulün yakınlarının ifadelerinin aksine polislerden dayak yemediğini ve diğer taraftan da ölümün açıkça arabanın çarpmasıyla gerçekleşmediğini not etmiştir. Ağır ceza mahkemesi, ne komiser Gökhan ile ilgili iddiaların ve ne de Resulün polislerden yediği dayak nedeniyle öldüğünün kanıtlanamadığı sonucuna varmıştır.
Arama ile ilgili olarak ağır ceza mahkemesi, Cumhuriyet savcısı ile hakimin soyut bilgiler temelinde hareket ettikleri ve gerekli dikkati göstermedikleri kanaatine varmıştır. Mahkeme, özellikle aramaya ne köy muhtarının ve ne de bir hakim ya da savcının katılmadığını kaydetmiştir.
Son olarak, ağır ceza mahkemesi başkaldırma ile suçlanan başvuranlar Aydemir ve Süleymanın beraatına karar vermiştir.
15 Nisan 2005 tarihinde, başvuranlar temyiz mahkemesine giderek yakınlarının uğradığı ruhsal travmanın dikkate alınmaması ve sürücü ile koordinasyon sorumlusuna suç isnad edilmemesinden şikâyetçi olmuştur. Başvuranlar, apartmanın giriş kapısının fotoğrafının alınamaması dolayısıyla olay yerinde gerçekleştirilen canlandırma işlemindeki eksikliklerden de şikâyetçi olmuştur. Başvuranlar, arama emirlerindeki birçok yasaya aykırılığın gereği gibi incelenmediğini ve tespit edilmediğini eklemiştir. Bunun yanı sıra başvuranlar, komiser Gökhan tarafından yapılan tehdit, hakaret ve provokasyonlar ile polislerin attığı tekme ve yumrukları dikkate almadığı için ağır ceza mahkemesini de suçlamıştır.
14 Şubat 2007 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay, ağır ceza mahkemesinin, gerekçelerini açıklayarak, toplanan delillerin polislerin suçlu ilan edilmesi için yeterli nitelik ve derecede olmadığı kanaatine vardığını kaydetmiştir. Yargıtay, başvuranların delillerin değerlendirilmesi ve inceleme ve gerekçe yetersizliği ile ilgili savunmalarını reddetmiştir.
B. Arama ile ilgili soruşturma ve yargılama
Bu arada, 28 Kasım 2002 tarihinde başvuranlar arama emrini isteyen Cumhuriyet savcısı, bu emri veren hakim ve aramayı yürüten polis memurları hakkında görevi ihmal, görevi kötüye kullanma ve haneye tecavüzden Aydın Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuranlar ayrıca, iki arama emrinin yasaya aykırılığından şikâyetçi olmuş ve Cumhuriyet savcısı ile hakimi iç hukuk gereksinimlerini hiçe sayarak sırasıyla aramaları istemek ve yapılması için emir vermekle suçlamıştır. Başvuranlar yine, evlerine yönelik aramanın 13 Mart 2001 tarihli emir doğrultusunda gerçekleştirildiğini ve 15 Mart 2001 tarihli arama emrinin olaylardan sonra çıkarıldığını savunmuştur. Bu bağlamda, başvuranlar 15 Mart 2001 tarihli emre ilişkin savcılık arama talebi sıra numarasının 13 Mart 2001 tarihli emrin sıra numarasından daha küçük olduğunu belirtmiştir. Başvuranlar, özellikle polisleri emir olmadan, bir savcı ya da hakim, bilge kişiler ya da komşular yokluğunda, başvuranlara emrin içeriği hakkında bilgi vermeden arama yapmakla, üst katta bir tünelin varlığını bulmaya çalışmakla ve apartmana girmek için giriş kapısını zorlamak suretiyle başvuranların aile yaşamına saygı gösterilmesi haklarını ihlal etmekle suçlamıştır. Başvuranlar, bu şikâyetleri için AİHSnin 3, 5, 6, 8 ve 13. maddelerine atıfta bulunmuştur.
Cumhuriyet savcısı, suçlanan polisler ile tanık sıfatındaki diğer iki polisi dinlemiştir. Polisler çok genel anlamda ve çok kısa ifadeler kullanmış ve aramanın adli müzekkereye uygun olarak yapıldığını, ancak üst katta oturanların aramaya karşı çıktıklarını belirtmiştir.
Üç polis memuru ve komiser Gökhanın ifadeleri istinabe yoluyla alınmıştır. İlgili şahıslar, ifadelerinde, aramayı emir doğrultusunda gerçekleştirdiklerini ve üst katta, oturanların itirazı ve daha sonra çıkan ka