CASE OF İMRET v. TURKEY (No. 2) - [Turkish Translation] by the Turkish Ministry of Justice
Karar Dilini Çevir:

 

 

 

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

 

 

 

 

İMRET / TÜRKİYE (No. 2) DAVASI

 

(Başvuru no. 57316/10)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KARAR

 

 

STRAZBURG

 

10 Temmuz 2018

 

 

 

 

 

İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.

 

İmret / Türkiye (no. 2) davasında,

Başkan

Robert Spano,

Yargıçlar

Ledi Bianku,

Işıl Karakaş,

Nebojša Vučinić,

Valeriu Griţco,

Jon Fridrik Kjølbro,

Stéphanie Mourou-Vikström,

ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Haziran 2019 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:

USUL

1. Davanın temelinde, Abdulcelil İmret (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 7 Eylül 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 57316/10) bulunmaktadır.

2. Başvuran, Batman Barosuna bağlı Avukat E. Şenses ve Avukat T. İmret tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.

3. Başvuru, 10 Ocak 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.

OLAYLAR

I. DAVANIN KOŞULLARI

4. Başvuran, 1958 doğumlu olup; Batman’da ikamet etmektedir. Somut başvuruya konu olan olayların yaşandığı tarihte, başvuran, Demokratik Halk Partisi (DEHAP) ve devamında Demokratik Toplum Partisi (DTP) Batman Merkez İlçe Başkanlığı yapmıştır.

5. Batman Cumhuriyet Savcılığı, 2005 ve 2006 yılları içerisinde belli olmayan tarihlerde, başvuran hakkında en az dört defa cezai soruşturma başlatmıştır. Başvuran, birtakım kamuya açık toplantılara katılımıyla ilgili olarak 18 Ekim 2005, 6 Aralık 2005, 1 Şubat 2006 ve 23 Mart 2006 tarihlerinde Batman Cumhuriyet Savcısı önünde ifade vermiştir.

6. Özellikle, 18 Ekim 2005 tarihli ifadesi sırasında, 22 Ağustos 2005 tarihinde gerçekleştirilmiş olan, yasadışı silahlı örgüt PKK’nın (Kürt İşçi Partisi) hayatını kaybeden mensuplarını anma etkinliğine katılımıyla ilgili sorular sorulmuştur. Başvuran, göstericiler cenazelerin gömülü bulundukları mezarlığa doğru yürüyüşe geçtiklerinde bu etkinlikten haberdar olduğunu söylemiştir. Ayrıca, DEHAP Batman Merkez İlçe Başkanı olduğundan, göstericileri kontrol altında tutmak ve kentte yaşanabilecek herhangi bir rahatsızlığın önüne geçmek amacıyla yürüyüşe katıldığını belirtmiştir.

7. Başvuran, 6 Aralık 2005 tarihli ifadesinde, 17 Ağustos 2005 tarihinde DEHAP Batman Merkez İlçe Başkanı olduğunu ve konuşmasında PKK liderini övmediğini söylemiştir. Ayrıca, PKK lideri Abdullah Öcalan hapiste olmasına rağmen, yerel halk tarafından siyasi bir aktör olarak görüldüğünü eklemiştir. Başvuran, niyetinin bu toplumsal gerçeği ifade etmek olduğunu ve şahsen her türlü şiddete karşı olduğunu belirtmiştir. Cumhuriyet Savcısı’nın kendisine PKK’nın şiddet eylemlerini hatırlatması üzerine, başvuran, kaynağı kim olursa olsun şiddete karşı olduğunu belirtmiştir.

8. Batman Cumhuriyet Savcısı, 1 Şubat 2006 tarihinde, başvurana, konuşmalarının birinde PKK liderine niçin “Sayın Öcalan” şeklinde hitap ettiğini sormuştur. Başvuran, “Sayın” ifadesini nezaket gereği kullandığını belirtmiştir. Ayrıca, PKK lehine propaganda yapmak ya da bir suçluyu övmek gibi bir niyetinin bulunmadığını ifade etmiştir.

9. Başvuran son olarak 23 Mart 2006 tarihinde, PKK üyeliği şüphesiyle hakkında açılan cezai soruşturma bağlamında, Batman Cumhuriyet Savcısı tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, DEHAP ve DTP Batman Merkez İlçe Başkanı olarak birçok gösteri ve basın açıklamasına katıldığını; bu olaylar sırasında herhangi bir suç işlemediğini ifade etmiştir. Bu kamuya açık toplantıların PKK’nın talimatları doğrultusunda organize edildiği iddiasının hakikati yansıtmadığını belirtmiştir. Konuşmalarından birinde sarf ettiği ve içeriğinde hem Türk askerlerinin hem de PKK mensuplarının ölümünü kınadığı bir cümle kendisine sorulduğunda, başvuran bu cümleyi hiç tereddütsüz yeniden sarf edebileceğini belirtmiştir. Ayrıca, “Abdullah Öcalan’ı siyasi bir aktör olarak kabul ediyorum” başlıklı imza kampanyasının PKK’nın talimatıyla başlatılmadığını eklemiştir. Başvuran, Abdullah Öcalan’ın tecrit hapsinin sona ermesini talep ettiğini ve bu kişiye “Sayın Öcalan” şeklinde hitap ettiğini kabul etmiştir. Ancak, PKK’nın propagandasını yapma niyetinin bulunduğu iddiasını reddetmiştir. Başvuran, söz konusu gösterilere ve toplantılara, kalabalıkları kontrol altında tutma ve meydana gelebilecek rahatsızlıkları önleme amacıyla katıldığını ileri sürmüştür. Son olarak, gayesinin barış ve demokrasiye katkıda bulunmak olduğunu iddia etmiştir.

10. Başvuran, 23 Mart 2006 tarihinde Batman Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmış ve 16 Şubat 2006 tarihinde gerçekleştirilen gösteriye olan katılımıyla ilgili sorgulanmıştır. Başvuran, ilgili tarihte DTP başkanlığı görevinde bulunduğundan, şiddet olaylarını önlemek amacıyla gösteriye katıldığını ifade etmiştir. Bunun sonucunda mahkeme, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.

11. Batman Cumhuriyet Savcılığı, 24 Mart 2006 tarihinde, başvuranın işlediği terör örgütüne üye olmak ve üyelik faaliyetinde bulunmak suçu hakkında görevli olmadığına karar vererek, soruşturma dosyasını Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına göndermiştir.

12. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, 26 Nisan 2006 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine bir iddianame sunmuş; başvuran ile M.G. adlı bir kişiyi, Türk Ceza Kanunu’nun 220 § 8 maddesi uyarınca, on kez PKK lehine propaganda yapmakla suçlamıştır. Savcı, iddianamesinde, başvuranın katıldığı on yürüyüşü ve gösteriyi sıralamıştır. Savcı, ayrıca, bu yürüyüş ve gösteriler esnasında göstericilerin PKK’yı ve lideri Abdullah Öcalan’ı övücü nitelikte sloganlar attıklarını ve pankartlar taşıdıklarını, başvuranın ise bu on toplantının dokuzunda Kürtçe konuşma yaptığını kaydetmiştir.

13. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 30 Mayıs 2006 tarihinde, davanın esasına ilişkin ilk duruşmasını gerçekleştirmiştir. Başvuran, bu duruşma esnasında, DTP Batman Merkez İlçe Başkanı olduğunu öne sürmüştür. İddianamede belirtilen kamuya açık toplantılara katılmış olsa da, yasadışı ifadeler içeren herhangi bir slogan atmadığını veya pankart taşımadığını savunmuştur. Ayrıca, göstericileri herhangi bir yasadışı eylemde bulunmaya sevk etmediğini beyan etmiştir. Başvuran, genellikle bu tür kamuya açık toplantılara güvenlik güçlerinin talebi üzerine katıldığını, zira güvenlik güçlerinin göstericilerle aralarında çıkabilecek çatışmaların önüne geçebilmek adına kendisinin orada bulunmasını istediklerini vurgulamıştır.

14. Cumhuriyet Savcısı, 18 Temmuz 2006 tarihinde gerçekleştirilen ikinci duruşmada davanın esasına ilişkin mütalaasını sunmuştur. Savcı, başvuranın 19 Şubat 2005 ve 16 Şubat 2006 tarihleri arasında, çeşitli yasadışı kamuya açık toplantılara katıldığını ve içerisinde PKK’yı ve PKK liderini övücü ifadeler kullandığı konuşmalar yaptığını belirtmiştir. Savcı, bu etkinliklerin ya PKK’nın politikaları dâhilinde ya da talimatları doğrultusunda, örgütü desteklemek amacıyla düzenlendiğini ileri sürmüştür. Başvuranın faaliyetlerinin yoğunluğunu, çeşitliliğini ve devamlılığını göz önünde bulunduran savcı, başvuranın eylemlerinin bilerek ve isteyerek PKK’ya yardım etme suçunu oluşturduğuna kanaat getirmiştir. Bu nedenle, Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 220 § 7 ve 314 § 2 maddeleri uyarınca cezalandırmasını talep etmiştir.

15. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Eylül 2006 tarihinde gerçekleştirdiği dördüncü ve son duruşmada, başvuran ile diğer sanığın bilerek ve isteyerek PKK’ya yardım ettiklerini sabit bularak, bu kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 220 § 7 ve 314 § 3 maddelerinin yollamasıyla aynı Kanun’un 314 § 2 maddesi uyarınca yasadışı bir örgüte üye olmak suçundan cezaya hükmetmiştir. Başvuran, 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi kararının ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“26 Nisan 2006 tarihli iddianamede, Abdulcelil İmret’in aşağıdaki eylemleri gerçekleştirdiği iddia edilmiştir:

1. 19 Şubat 2005 tarihinde Batman’daki Mem-u Zin Parkı’nda gerçekleşen bir basın açıklamasına ve içerisinde göstericilerin PKK ve Abdullah Öcalan lehine sloganlar attığı yasadışı bir yürüyüşe katılma,

2. 31 Mart 2005 tarihinde Batman mezarlığında düzenlenen, ölen bir PKK üyesini anma etkinliğine katılma, burada Kürtçe konuşma yapma ve katılımcılara Kürtçe dua ettirme,

3. 16 Ağustos 2005 tarihinde DEHAP Batman binasında yapılan ve “Abdullah Öcalan’ı siyasi bir aktör olarak kabul ediyorum” başlıklı imza kampanyasıyla ilgili basın açıklamasına katılma,

4. 22 Ağustos 2005 tarihinde, daha önce Batman’da PKK’lılar ve güvenlik güçleri arasında meydana gelen çatışmalarda ölen yedi PKK üyesini anmak için gerçekleştirilen yasadışı bir gösteriye katılma,

5. 9 Kasım 2005 tarihinde DEHAP tarafından organize edilen ve içerisinde göstericilerin yasadışı sloganlar attığı bir gösteriye katılma, basına ve göstericilere hitaben Kürtçe bir konuşma yapma,

6. 16 Kasım 2005 tarihinde düzenlenen ve içerisinde göstericilerin PKK ve Abdullah Öcalan lehine sloganlar attığı ve pankartlar taşıdığı bir gösteriye katılma, basına ve göstericilere hitaben Kürtçe bir konuşma yapma,

7. 30 Kasım 2005 tarihinde, ROJ TV’nin kapatılmasına yönelik teşebbüsleri, Abdullah Öcalan’ın iddia edilen tecrit hapsini ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Deniz Baykal’ın Yüksekova’da yaşanan olaylarla ilgili yaptığı açıklamayı protesto etmek amacıyla gerçekleştirilen ve içerisinde göstericilerin Abdullah Öcalan lehine sloganlar attığı gösteriye katılma, basına ve göstericilere hitaben Kürtçe bir konuşma yapma,

8. 21 Aralık 2005 tarihinde, Abdullah Öcalan’ın tecrit hapsini protesto etmek amacıyla düzenlenen ve içerisinde göstericilerin yasadışı sloganlar attığı ve pankartlar taşıdığı bir yürüyüşe ve bir basın açıklamasına katılma, basına ve göstericilere hitaben Kürtçe bir konuşma yapma,

9. 8 Şubat 2006 tarihinde Batman’da düzenlenen ve içerisinde yasadışı sloganların atıldığı bir yürüyüşe ve basın açıklamasına katılma, Kürtçe bir konuşma yapma,

10. 16 Şubat 2006 tarihinde DTP Batman binası yakınında düzenlenen ve içerisinde yasadışı sloganların atıldığı ve pankartların taşındığı yasadışı bir gösteriye ve basın açıklamasına katılma, Kürtçe bir konuşma yapma,

...

Abdulcelil İmret, savunmasında, iddianamede bahsi geçen gösterilere ve basın açıklamalarına katıldığını ancak hiçbir slogan atmadığını veya pankart taşımadığını beyan etmiştir. Ayrıca, göstericileri slogan atmaya veya pankart taşımaya sevk etmediğini belirtmiştir.

Abdulcelil İmret, bu toplantılara güvenlik güçlerinin talebi üzerine katıldığını ve güvenlik güçlerinin göstericilerle aralarında çıkabilecek çatışmaların önüne geçebilmek adına kendisinden kalabalıklara hitap ederek onlara güvenlik güçlerine karşı direnmemeye ve güvenlik güçlerine yardımcı olma konusunda uyarı yapmasını istediklerini ifade etmiştir.

...

Sanığın katıldığı olaylar ile yaptığı konuşmalara ilişkin polis tutanakları, fotoğraflar ve kamera kayıtları dosyada mevcuttur.

Dosyada bulunan deliller ışığında, Abdulcelil İmret’in katılmış olduğu Batman’da düzenlenen tüm gösteri ve yürüyüşler sırasında Abdullah Öcalan lehine sloganlar atıldığı ve göstericilerin pankartlar taşıdığı anlaşılmıştır. Buna ilaveten, sanık tarafından yapılan konuşmaların Abdullah Öcalan’ı övücü nitelikte olduğu anlaşılmıştır.

Sanığın söz konusu kamuya açık toplantılara katıldığı ve bunları tertip ettiği tespit edilmiştir.

Sanık, söz konusu gösteri ve yürüyüşlere katılmaktaki amacının göstericiler ile güvenlik güçleri arasındaki çatışmaları önlemek olduğunu ve PKK lehine propaganda yapma niyetinin bulunmadığını beyan etmesine rağmen, dava dosyasının içeriği ve sanığın bu toplantılardaki eylemleri göz önüne alınarak, savunmasındaki beyanların mesnetsiz olduğu kanaatine varılmıştır.

Yapılan yargılama sonucunda ve eldeki deliller ışığında,

Abdulcelil İmret’in DEHAP Batman Merkez İlçe Başkanı olarak görev yaptığı, DEHAP’ın kapatılmasından sonra ise DTP Batman Merkez İlçe Başkanı olduğu;

19 Şubat 2005 ve 16 Şubat 2006 tarihleri arasında yukarıda adı geçen siyasi partilerce düzenlenen on yürüyüş ve gösteriye katıldığı; bu toplantılar esnasında yasadışı sloganlar atıldığı ve yasadışı pankartlar taşındığı; bu toplantıların bazılarında, Abdulcelil İmret’in Abdullah Öcalan’ı övücü nitelikte ifadeler içeren basın açıklamalarını okuduğu; söz konusu yürüyüş ve gösterilerin tamamının, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 23 (b) maddesi kapsamında kanuna aykırı olduğu;

...

Söz konusu yürüyüş ve gösterilerin tamamının, PKK tarafından son zamanlarda benimsenen “Demokratik Siyasi Mücadele” stratejisi doğrultusunda organize edildiği; PKK stratejileri doğrultusunda yayın yapan medya organlarının bu yürüyüş ve gösteriler düzenlenmeden önce bunları duyurduğu ve aynı medya organlarının bu gösteriler düzenlendikten sonra onları propaganda malzemesi olarak kullandığı;

Abdulcelil İmret ve M.G.’nin, PKK’nın talimatları doğrultusunda çok sayıda yasadışı gösteri düzenledikleri ve bu gösteriler esnasında PKK ve Abdullah Öcalan lehine slogan atan ve pankart taşıyan göstericilere hitapta bulundukları; sanıkların, yaptıkları konuşmalarda PKK liderini övdükleri; eylemlerinin devamlılığı ve niteliği dikkate alındığında, bu eylemlerin örgüt propagandası yapma suçunun ötesine geçerek Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 7. fıkrasında öngörülen “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğu sabit bulunmuştur. Bu gerekçelerle, sanığın Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.

...”

16. Yargıtay, 13 Nisan 2010 tarihinde, ilk derece mahkemesinin verdiği kararı onamıştır.

17. Türk Ceza Kanunu’nun 220 § 7 maddesi, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir. Başvuran, ilgili hükmün yeni hâlinin lehine uygulanıp uygulanamayacağının ve eğer uygulanabilirse cezasının infazının ertelenip ertelenemeyeceğinin incelenmesi talebiyle Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Başvuran, hâlihazırda hapis cezasının infazının devam ettiğini de belirtmiştir.

18. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 16 Ağustos 2012 tarihinde, başvuranın cezasının 5 yıl 2 ay 15 güne indirilmesine karar vermiştir. Bununla birlikte, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine ilişkin talebini reddetmiştir.

II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA

A. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

19. 5237 sayılı Kanun, 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Olay tarihinde, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesi aşağıdaki gibidir:

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma

“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.

(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.

(5) Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.

(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.

(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır.

(8) Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

Yukarıda verilen maddenin 6 ve 7. fıkraları, 2 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile aşağıdaki gibi değiştirilmiştir:

(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.

(7) Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir.

20. Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi aşağıdaki gibidir:

Silâhlı örgüt

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”

B. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu

21. 7 Ağustos 2003 ile 18 Temmuz 2006 tarihleri arasında, 3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesinin metni aşağıdaki gibidir:

“Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş yüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir ...”

Yukarıda verilen fıkranın ilk cümlesi, 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır ...”

3713 sayılı Kanun’un 7 § 2 maddesinin yukarıda verilen ilk cümlesi, son olarak 30 Nisan 2013 tarihinde, 6459 sayılı Kanun ile değiştirilmiş ve aşağıdaki gibi mevcut hâlini almıştır:

“Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır ...”

III. İLGİLİ ULUSLARARARASI BELGELER

A. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu)

22. Venedik Komisyonu, 11 ve 12 Mart 2016 tarihlerinde gerçekleştirilen 106. genel kurul toplantısında TCK’nın 216, 299, 301 ve 314. maddeleri hakkında bir görüş kabul etmiştir (CDL-AD(2016)002). Görüşün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“1. Silahlı örgüt üyeliği (314. madde)

98. TCK silahlı örgüt ya da silahlı grup hakkında bir tanım içermemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 3 Nisan 2007 tarihli kararında (E. 2006/10-253 K. 2007/80) suç örgütlerinin –TCK’nın 220. maddesi anlamında– taşıması gereken ana ölçütleri listelemiştir. Grubun en az üç üyesi olmalıdır; grup üyeleri arasında katı veya gevşek hiyerarşik bir bağlantı olmalıdır ve üyeler arasındaki soyut bir bağlantı olması yeterli değildir; üyelerin suç işleme konusunda ortak kastı mevcut olmalıdır (henüz suç işlenmemiş olsa dahi); grup süreklilik teşkil etmelidir; örgütün yapısının, üye sayısının, araç ve gereçlerinin amaçlanan suçları işlemeye yeterli/elverişli olması gereklidir.

...

100. Yargıtayın silahlı örgüt hakkında “üyelik” üzerine ölçüt geliştirdiği zengin bir içtihadı bulunmaktadır. Yargıtay, ilgili şüphelinin eylemlerinin, şüphelinin örgütle “organik bağının” olduğunu kanıtlayıp kanıtlamadığı, ya da eylemlerinin “örgütün hiyerarşik yapısı” içerisinde bilerek ve isteyerek işlenmiş olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin anlaşılması amacıyla şüphelinin değişik eylemlerini, eylemlerin “devamlılığı, çeşitliliği ve yoğunluğunu” göz önünde bulundurarak incelemiştir ...

101. Eğer örgütle olan “organik bağ” sanığa atfedilen ve “devamlılık, çeşitlilik ya da yoğunluk” arz etmeyen eylemler temelinde kanıtlanamaz ise 220. maddenin “silahlı örgüte yardım ve yataklık yapmak” ya da “silahlı örgüt adına suç işlemek” hakkındaki fıkraları uygulanabilir (aşağıya bakınız).

...

102. Sivil toplumdan bazı kaynaklara göre 314. maddenin uygulanmasında yerel mahkemeler, çoğu davada, bir kişinin silahlı bir örgüte üyeliği hakkında karar verirken oldukça zayıf delillere dayanmakta; bu da 314. maddenin uygulanmasının “öngörülebilirliği” hususunda kafalarda soru işaretleri yaratmaktadır... Uluslararası Af Örgütü, 2013 yılında yayımladığı Türkiye Raporu’nda toplantı, dernek kurma ve ifade özgürlüğü haklarının kullanılmasına ilişkin faaliyetlerde olduğu üzere tek başına bir suç teşkil etmeyen bu davranışın, sanıkların silahlı örgüte üye olduğunun kanıtı olarak kabul edildiğini ifade etmiştir. Rapor’a göre bu yaklaşımın ardında yatan sebep, kovuşturma makamlarının bu tür faaliyetlerin bir terörist grup ile aynı genel hedeflere hizmet ettiği algısına sahip olmasıdır ve bunun sonucunda “bireyler, yalnızca barışçıl ve başlı başına kanunlara uygun şekilde gerçekleştirilen Kürt yanlısı faaliyetlerde yer almalarına binaen kendilerine yöneltilen suçlamalar temelinde, terör örgütü üyeliğinden yargılanmışlardır”. Uluslararası Af Örgütü tarafından sunulan somut dava örneklerinde, sanıklar ile terör örgütü arasında bağlantı kurulmak için kullanılan delillerden bahsedilmiştir. Bu örneklerin birinde, sanığın bir terör örgütü tarafından düzenlendiği iddia edilen altı farklı gösteriye katılımı ve bunlardan birinde bir konuşma yapması, başka bir örnekte ise, sanığın tanınmış bir Kürt yanlısı siyasi parti olan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) tarafından düzenlenen “Siyaset Akademisi”ne katılımı ve bu Akademi çerçevesinde gerçekleştirdiği çeşitli faaliyetler bu bağlantıyı kurmada kullanılmıştır.

...

104. ... Yılmaz ve Kılıç/Türkiye (no. 68514/01) davasında, her ne kadar mülga Türk Ceza Kanunu’nun terör örgütüne yardım ve yataklık etmekle ilgili 169. maddesi bağlamında da olsa, AİHM, başvuranlar hakkında 169. madde uyarınca cezaya hükmedilmesine yol açan tek delilin çeşitli ifade şekilleri (başvuranların açıklamaları, kamuya açık bir gösteride attıkları sloganların içeriği vb.) olduğunu, bu nedenle başvuranların ifade özgürlüğü haklarına yönelik bir müdahalede bulunulduğunu kaydetmiştir (bk. kararda § 58). Bunun ardından Mahkeme, bu müdahalenin demokratik bir toplumda gereklilik koşulunu sağlayıp sağlamadığını incelemiştir. Mahkeme, aynı ilkeyi Gül ve Diğerleri/Türkiye (no. 4870/02) davasında da uygulamış; başvuranların mülga Türk Ceza Kanunu’nun 169. maddesi yollamasıyla cezaya mahkûm edilmelerinin, ifade özgürlüğü haklarına yönelik bir müdahale teşkil ettiği sonucuna varmıştır. Zira bu davada başvuranlar aleyhine gösterilen tek delil, kişilerin kamuya açık bir gösteri esnasında attıkları sloganların içeriğidir.

105. ... Komisyon, 314. maddenin uygulanmasında zayıf delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi hususunun, AİHS’nin 7. maddesi bağlamında sorunlar yaratabileceğini yinelemektedir. Çünkü bu hükmün ortaya koyduğu ilkelerden biri de, ceza hukukunun geniş ölçüde sanığın aleyhine (örneğin; kıyasen) yorumlanmaması gerektiğidir. Yukarıda bahsi geçen Yılmaz ve Kılıç davasında olduğu gibi, yerel mahkemelerin sanığı silahlı örgüt üyesi olmak suçundan mahkûm etmesine sebebiyet veren yegâne delilin ifade şekilleri olduğu durumlarda, dayanılan delilin zayıf olması, sanığın ifade özgürlüğü hakkına yönelik gerçekleştirilen müdahalenin “öngörülebilirliği” konusunda da sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. Venedik Komisyonuna göre, ... silahlı bir örgüte üyelikle ilgili her türlü iddianın, ikna edici delillerle ve her türlü makul şüphenin ötesinde tespite bağlanması gerekmektedir.

106. ... Venedik Komisyonu ilk olarak, sanığa atfedilen eylemlerin “devamlılığı, çeşitliliği ve yoğunluğuyla” onun bir örgütle olan “organik bağını” göstermesini ya da bu eylemlerin sanığın örgütün “hiyerarşik yapısı” içerisinde bilerek ve isteyerek hareket ettiğini kanıtlamasını gerekli kılan ve Yargıtay içtihadında yer alan ölçütün sıkı bir şekilde uygulanmasını önermektedir. Bu ölçütlerin gevşek bir şekilde uygulanması özellikle Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında kanunilik ilkesi ile ilgili sorunlara mahal verebilecektir.

107. İkinci olarak, bir fikrin farklı şekillerde ifade edilmesinin yerel mahkemeler önünde sanığın silahlı örgüt üyeliğine karar verilmesindeki tek delil olmaması gerekir. Yegâne delinin ifade biçimlerinden ibaret olduğu durumlarda silahlı örgüte üye olmaktan verilen mahkûmiyet, sanığın ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edecek olup, söz konusu müdahalenin gerekliliği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadında öngörülen ölçütler, özellikle de “şiddete teşvik” ölçütleri temelinde her davanın somut koşulları içerisinde incelenmelidir.

2. 314. maddenin 220. maddeyle bağlantılı olarak uygulanması

108. Kanun’un 314. maddesinin 3. fıkrasında geçen hüküm şöyledir: “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.” Türk Ceza Kanunu’nun 314 § 3 maddesinde suç örgütü kurmaya ilişkin “diğer hükümlere” yapılan göndermeye dayanılarak verilen yakın tarihli birçok Yargıtay kararında 314. maddenin 220 § 6 ve 7 maddesiyle birlikte uygulandığı göz önüne alındığında, 220. madde de özel bir önem kazanmaktadır. Kanun’un 220 § 6 ve 7 maddesine göre, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen (6. fıkra) veya örgüte bilecek ve isteyerek yardım eden (7. fıkra) kişi, ayrıca örgüte üye olmak (314. madde) suçundan da cezalandırılacaktır.

109. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 4 Mart 2008 tarihli kararıyla, PKK yanlısı basın yayın organlarından yapılan genel çağrı sonrası gösteri yürüyüşlerine katılmak, zafer işareti yapmak ve terör örgütü lideri lehine ve onu desteklemek için slogan atmak, güvenlik güçleriyle çatışmak gibi eylemlerin terör örgütü adına işlenmiş suçlar olarak görüldüğüne karar vermiştir. Bu durumda, silahlı örgüte üyelik saptanmamış olsa da, sanık, 314. maddeyle bağlantılı olarak 220. maddenin 6. fıkrası uyarınca suç örgütüne üyelikten mahkûm edilmiştir. Bu kararla Yargıtay, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin “bir mahkemenin, bir suçun terör örgütü adına işlendiğine karar vermesi için, terör örgütünün belirsiz bir topluluğa değil, doğrudan eylemi yapabilecek kapasitede bir bireye eylem çağrısı yapması gerekir” şeklindeki kararını iptal etmiştir.

110. Yargıtay 9. Dairesi de, 24 Mart 2011 tarihli kararında, silahlı örgütün internet sitesi üzerinden yapılan genel bir çağrı doğrultusunda yasadışı bir kamuya açık gösteriye katılma, gösteri sırasında kimliğini gizlemek gayesiyle yüzünü örtme ve silahlı örgütü destekleyici sloganlar atma eylemlerini, silahlı örgüt adına suç işleme olarak kabul etmiş ve örgüte üyeliği kanıtlanmamış olmasına rağmen sanığın silahlı bir örgüte üye olmak suçundan da mahkûm edilmesine karar vermiştir (314. maddenin 220 § 6 maddesiyle birlikte uygulanması).

111. Örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçuyla ilgili olan 220 § 7 maddesi de, ifade özgürlüğüne ilişkin davalarda da uygulanmıştır. Nedim Şener davasında, başvuran, bir suç örgütüne üye olduklarından şüphelenilen kişilerin talebi üzerine, hükümetin çalışmalarını eleştiren kitapların hazırlanmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle, 314 § 3 maddesiyle birlikte 220 § 7 maddesi (silahlı örgüte yardım ve yataklık etme) kapsamında yargılanmıştır. Yargıtayın 4 Haziran 2012 tarihli bir kararında, sanıkların terör örgütü tarafından örgüt internet siteleri üzerinde başlatılan bir kampanya çerçevesinde “Abdullah Öcalan’a ‘sayın’ demek suçsa biz suç işliyoruz. Biz de ‘Sayın Öcalan’ diyor ve kendimizi ihbar ediyoruz.” yazılı bir bildiri hazırlayarak bu bildiri altında imza toplamış olmalarının “suç örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme” suçunu oluşturduğuna kanaat getirilmiştir.

112. Sonuç olarak, her ne kadar Yargıtayın 314. maddeye ilişkin içtihadı dâhilinde geliştirmiş olduğu yerleşik kriter temelinde sanık ile silahlı örgüt arasında organik bir bağ olduğu kanıtlanamazsa da (bk. yukarıda §§ 101 ve 102), silahlı bir örgüt adına suç işlediğine (220 § 6 maddesi) veya bilerek ve isteyerek silahlı bir örgüte yardım ettiğine (220 § 7 maddesi) kanaat getirilen sanıklar, ayrıca 314. madde kapsamında o örgüte üye ol

Üyelik Paketleri

Dünyanın en kapsamlı hukuk programları için hazır mısınız? Tüm dünyanın hukuk verilerine 9 adet programla tek bir yerden sınırsız ulaş!

Paket Özellikleri

Programların tamamı sınırsız olarak açılır. Toplam 9 program ve Fullegal AI Yapay Zekalı Hukukçu dahildir. Herhangi bir ek ücret gerektirmez.
7 gün boyunca herhangi bir ücret alınmaz ve sınırsız olarak kullanılabilir.
Veri tabanı yeni özellik güncellemeleri otomatik olarak yüklenir ve işlem gerektirmez. Tüm güncellemeler pakete dahildir.
Ek kullanıcılarda paket fiyatı üzerinden % 30 indirim sağlanır. Çalışanların hesaplarına tanımlanabilir ve kullanıcısı değiştirilebilir.
Sınırsız Destek Talebine anlık olarak dönüş sağlanır.
Paket otomatik olarak aylık yenilenir. Otomatik yenilenme özelliğinin iptal işlemi tek butonla istenilen zamanda yapılabilir. İptalden sonra kalan zaman kullanılabilir.
Sadece kredi kartları ile işlem yapılabilir. Banka kartı (debit kart) kullanılamaz.

Tüm Programlar Aylık Paket

9 Program + Full&Egal AI
Ek Kullanıcılarda %30 İndirim
Sınırsız Destek
350 TL
199 TL/AY
Kazancınız ₺151
Ücretsiz Aboneliği Başlat