Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/10819 Esas 2019/4105 Karar

Yargıtay Karar Tarihi: 26.06.2019Orjinal Dili: TR
Yargıtay
Dairesi: 1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2016/10819
Karar No: 2019/4105
Karar Tarihi: 26.06.2019


1. Hukuk Dairesi 2016/10819 E. , 2019/4105 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
    DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL-BEDEL


    Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, bedel davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
    -KARAR-
    Dava, tapu iptali ve tescil ile bedel isteğine ilişkindir.
    Davacı ..., davalı... ile 2010 yılında evlendiklerini, üç ay evli kaldıktan sonra ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/259 Esas-2012/271 Karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, davalının niyetinin evlilik bahanesi ile altın, ziynet ve taşınmaz mallar edinmek olduğunu, bu doğrultuda adına kayıtlı 5656 parsel sayılı taşınmazdaki ½ pay ile mehir senedinde yazılı eşyaların davalıya ölünceye kadar evlilik birliğinin devam edeceği inancıyla devredildiğini, diğer davacı ... ise 754 parsel sayılı taşınmazını davalıya aynı gerekçelerle temlik ettiğini ileri sürerek, davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tescilini, mehir senedinde yazılı eşyalar yönünden ise bedel istemişlerdir. Davalı, zamanaşımı itirazında bulunup davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, iddianın ispatlandığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil ile bedele ilişkin talebin kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 5656 parsel sayılı taşınmazdaki ½ pay davacı ... tarafından, 754 parsel sayılı taşınmaz ise diğer davacı ... tarafından davalıya 20.04.2010 tarihinde satış suretiyle devredildiği, davacılardan ... ile davalı ...’ün 23.04.2010 tarihinde evlendikleri, ... Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 08.09.2013 kesinleşme tarihli, 2011/259 esas, 2012/271 karar sayılı kararı ile boşandıkları, taraflar arasında düzenlenen 30.04.2010 tarihli “mehir senedi” başlıklı adi yazılı sözleşme ile davacı ...’ün davalıya 10 adet adana burması, 1 adet set takımı, 3 adet yüzük, yatak odası takımı, salon takımı, 1 adet kol saati, 1 adet yer halısı, 12 adet yastık, 4 adet yorgan, 1 adet duvar seccadesi, 1 adet beyaz eşya, 3 adet bayan elbisesi ve 3 adet bayan ayakkabısı vermeyi vaat ettiği anlaşılmaktadır.Mehir, kocanın evlenme sözleşmesi anında veya devamı sırasında ya da evliliğin sonra ermesi hâlinde kadına verdiği belirli bir mal, para veya ekonomik değeri olan armağandır. Medeni Kanun, evlenme sözleşmesi sırasında karı kocadan birinin diğerine bir mal veya para vermesini ya da vermeyi vaat edip bir süre ertelemesini yasaklamamıştır. Bu nedenle, eski hükümlere göre kurulmuş mehr, Medeni Kanun tarafından yasaklanmış bir hukuki ilişki olarak kabul edilemez (02.12.1959 tarihli, 14/30 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesi). Hukukumuzdaki sözleşme serbestisi ilkesi gereğince de kocanın yüklenmiş olduğu edimini yahut bağışlama yönündeki vaadini koca dışında bir üçüncü kişinin de üstlenmesine engel bulunmamaktadır. Ancak mehri müeccel, ileriye yönelik bağışlama vaadi niteliğinde olduğundan, koca dışında üçüncü kişinin durumu 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 128. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun BK 110. maddesi) yazılı üçüncü kişi yararına borç altına girme olmayıp, TBK'nın 288. (BK’nın 238.) maddesinde düzenlenmiş bağışlama vaadidir.Somut olaya gelince; davacılar tarafından dosyaya sunulan 30.04.2010 tarihli “mehir senedi” başlıklı belgede sayılan mallar arasında çekişme konusu taşınmazların yer almadığı, sözleşmenin ise davacı Habib Güngör ile davalı arasında düzenlendiği anlaşılmaktadır.Bu nedenle dava konusu taşınmazlarla ilgili iddianın 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delil ya da yemin delili ile kanıtlanması zorunludur. Ne var ki, davacı taraf İçtihatları Birleştirme Kararının aradığı anlamda yazılı delil ibraz edemediği gibi yemin deliline de dayanmamıştır.
    Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davalının yerinde görülen temyiz itirazının kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 26.06.2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
    KARŞI OY-
    Dava, mehir senedi ile verilen menkullerin iadesi ile gayrımenkullerin tapu kayıtlarının iptali ve tescile ilişkindir.Davacılar, evliliğin tesisi aşamasında mehir senedi ile verilen menkullerin, ve tapudan devredilen taşınmazların iadesini istemişlerdir.Davalı, evliliğin sona ermesinde kusuru olmadığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, bağıştan dönme şartlarının oluşmadığını, gayrimenkullerin satış yoluyla devredildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
    Dosya kapsamıyla, taraflar arasında düzenlenen mehir senedi ile menkullerin davacılar tarafından borçlanıldığı, gayrimenkullerin ise tapuda satış yoluyla devredildiği, mehir senedinde gayrimenkulden bahsedilmediği anlaşılmaktadır.Davacının dayandığı boşanma dosyası incelendiğinde, davalı kadının sadakatsızlığı nedeniyle tam kusurlu olduğundan boşanmaya karar verildiği görülmüştür.Bilindiği üzere mehir senedi niteliği itibariyle bağışlama senedi hükmündedir. Bu senette yazılı malların bağışlandığı tarafların kabulündedir. Çözümlenmesi gereken husus bağıştan rücu şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususudur.Türk Borçlar Kanunu 295/2. maddesi "Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa" bağışlama konusunun geri istenebileceğini düzenlemiştir.
    Davalının, evlilik birliği içinde sadakatsız davranarak bu yükümlülüğünü ihlal ettiği boşanma dosyası ile sabittir. Bu nedenle mehir senedinde geçen menkullerin iadesinin istenebileceğinin kabulü gerekir.Gayrımenkullere gelince, davacılar, dava konusu taşınmazları tapuda satış suretiyle davalıya intikal ettirmişlerdir. Evliliğin gerçekleştirilmesi maksadıyla bağışlandığı iddiası aynı zamanda taraf muvazaası niteliğinde olduğundan bu iddianın ispatı ise yazılı delille veya yeminle mümkündür. Davacı yazılı belge ibraz edemediği gibi açıkça yemin deliline de dayanmamıştır.Sonuç itibariyle Yerel Mahkemece verilen menkullerin iadesine ilişkin karar doğru olmakla birlikte gayrımenkuller açısından davanın kabulü doğru olmamıştır.
    Açıklanan bu nedenlerle kararın bozulması görüşünde olduğumuzdan taleplerin tümden reddi gerektiği yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.












    Full & Egal Universal Law Academy

    Yorumlar (0)

    Bu karar hakkında ne düşündüğünüzü yazın!


    Bu karar hakkında yorum yapmak için lütfen giriş yapın