Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2019/763 Esas 2019/4341 Karar

Yargıtay Karar Tarihi: 04.07.2019Orjinal Dili: TR
Yargıtay
Dairesi: 1. Hukuk Dairesi
Esas No: 2019/763
Karar No: 2019/4341
Karar Tarihi: 04.07.2019


1. Hukuk Dairesi 2019/763 E. , 2019/4341 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ:ASLİYE HUKUKMAHKEMESİ
    DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL - ALACAK

    Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, alacak davası sonunda, yerel mahkemece asıl ve birleştirilen davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

    -KARAR-
    Asıl ve birleştirilen davalar, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, kamulaştırılan ve satılan taşınmazlar yönünden tazminat istemlerine ilişkindir.
    Asıl davada davacılar, mirasbırakanları ...’dan kalan dava konusu taşınmazların intikal işlemlerinin yapılabilmesi için diğer kardeşleri ile birlikte ... 4. Noterliği’nin 06.05.1999 tarihli vekaletnamesi ile davalı kardeşleri ...’yi vekil tayin ettiklerini, davalı ...’nin intikal işlemlerini 24.12.1999 tarihinde yaptırdıktan sonra vekalet görevini kötüye kullanarak çekişmeli taşınmazları taksim ile davalılar adına tescil ettirdiğini, taksimden haberleri olmadığını, zararlandırıldıklarını, bir kısım taşınmazların kamulaştırıldığını, bir kısmının ise satıldığını ileri sürerek, halen davalılar adına kayıtlı taşınmazlar yönünden tapu kayıtlarının iptali ile ... payları oranında adlarına tescilini, elden çıkan taşınmazlar yönünden ... payları oranında tespit edilecek bedelin ilgili davalılardan tahsilini istemişlerdir.
    Birleştirilen davada davacı, asıl davadaki iddiaları tekrarlayarak ... payı oranında iptal ve tescil ile bedele hükmedilmesini istemiştir.
    Davalılar, mirasbırakan ...’dan kalan taşınmazların tüm mirasçıların katılımı ile 10.10.2000 tarihli ... taksim sözleşmesine uygun şekilde paylaşıldığını, daha sonra da 20.02.2001 ve 10.08.2001 tarihli sözleşmler ile taksimin tüm sonuçlarının kabul edildiğini, davacıların da imza ettiklerini, sözleşmelere uygun devirler yapıldığını bildirip, davanın reddini savunmuşlardır.
    Mahkemece, davalıların dayandığı ... taksim sözleşmesinin hukuken geçerli olmadığı ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmiştir.
    Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan ... ...’nın 14.03.1991 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı çocukları ..., ... ... ve ... ile davalı çocukları ..., ..., ..., ..., ... ve ...’yi bıraktığı, dava dışı mirasçısının bulunmadığı anlaşılmıştır.
    Çekişmeli devirlerin incelenmesinde;
    1- 24.12.1999 tarih ve 4346 yevmiye no’lu akit ile ( intikal + taksim ); 1860 ada 4 ve 7, 1867 ada 1, 2733 ada 1,2 ve 3, 881 ada 14, 1862 ada 6 ve 13, 1863 ada 3, 4 ve 5 parsel sayılı taşınmazlar tam veya paylı olarak mirasbırakan ... ... adına kayıtlı iken; ...’ın ölümü üzerine, ...’nın bizzat, ...’nın ise kendi adına asaleten ve kardeşleri ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ve ... adına vekaleten hareket ederek anılan taşınmazları 1/9’ar oranda tüm mirasçılar adına intikal ettirdiği, paylı mülkiyete çevrildiği, taksim ile de ...’e 10 parçada, ...’ye 2 parçada, ...’a 3 parçada, ...’e 4 parçada, ...’ye 4 parçada, ...’e 2 parçada, ...’ye 2 parçada, ...’ya 2 parçada ve...’ya 2 parçada olmak üzere taşınmazların belirli paylarının verildiği,
    2- 21.12.2000 tarih ve 5180 yevmiye no’lu akit ile ( intikal + taksim ); 1864 ada 1, 1874 ada 1, 1877 ada 1 ve 15, 2737 ada 2 parsel sayılı taşınmazlar mirasbırakan ... ... adına kayıtlı iken; ...’ın ölümü üzerine, ...’nın bizzat, ...’nın ise kendi adına asaleten ve kardeşleri ..., ..., ..., ... ..., ..., ... ve ... adına vekaleten hareket ederek anılan taşınmazları 1/9’ar oranda tüm mirasçılar adına intikal ettirdiği, paylı mülkiyete çevrildiği, taksim ile de tüm mirasçılara birer taşınmazda belirli payların verildiği,
    Mirasçılar arasındaki devirlerin incelenmesinde;
    1- ...’nın 1860 ada 7 sayılı parseldeki 404/2611 payını 11.06.2001 tarihinde ...’a satış yoluyla devrettiği, ... ...’nın parmak basmak suretiyle akdi imzaladığı,
    2- ...’nın 1862 ada 13 sayılı parselin tamamını 21.12.2000 tarihinde ...’ye satış yoluyla devrettiği, ... adına temliki vekaleten ...’nın kabul ettiği,
    Kamulaştırılan taşınmazların incelenmesinde; 1863 ada 3, 4 ve 5 sayılı parsellerin 25.12.2007 tarihinde ... Belediye Başkanlığı tarafından kamulaştırıldığı tespit edilmiştir.
    Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
    6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
    Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
    Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
    Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
    Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
    Somut olaya gelince; davacılar... ve ...’ün parmak basmak suretiyle, davacı ...’nın imza atmak suretiyle imza ettikleri ve diğer tüm mirasçılarının da katılımı ile tanzim edilen 10.10.2000 tarih ve ‘’ ... ... Mirasçılarının ... Taksim Sözleşmesidir ‘’ başlıklı belgeye göre çekişme konusu devirlerin yapıldığı, yine tüm mirasçıların katılımı ile düzenlenen 20.02.2001 tarihli ve ‘’ ... ... ... Taksim Sözleşmesinin Eki ‘’ başlıklı belgede; ‘’ Bizler, 10.10.2000 tarihli ... taksim sözleşmesinde belirttiğimiz gibi, tapumuzu aldık. Birbirimize karşı bu konuyla ilgili hiç bir
    dava açmıyacağımızı, hiç bir hak talebinde bulunmayacağımızı kabul ve beyan ederiz. ‘’ açıklamasına, 10.08.2001 tarih ve ‘’ Kardeşler Arası ... Taksim Sözleşmesi ‘’ başlıklı belgede ise; ‘’ Mirasımızı kardeşler arasında anlaştığımız şekilde aldık. Bundan sonra birbirimize mahkeme davası açmayacağımıza şahitler huzurunda söz verdik. ... ‘’ beyanına yer verildiği tespit edilmiştir.
    Eldeki davada, davacıların iradesi ve vekilin ona uygun hareket edip etmediği işin düğümlendiği noktadır.
    Yukarıda yer verilen ve davacılar tarafından imzası ya da parmak izi inkar edilmeyen belgelerden anlaşılacağı üzere taksim ile yapılan temlikler davacıların iradesine uygundur. Vekalet görevinin kötüye kullanıldığından bahsedilemez.
    Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
    Kabule göre de, dava konusu 1863 ada 5 sayılı parsel yönünden ... dışında da davalılar paydaş iken kamulaştırıldığı gözetilmeden hükmedilen bedelin tamamının ...’ten alınması doğru olmadığı gibi, dava konusu 2733 ada 3 ve 140 ada 7 parsel sayılı taşınmazlarda davalı ...’in üçüncü kişilerden satın aldığı payların da kabul kapsamına alınması da hatalıdır.
    Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün(6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 04.07.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

















    Full & Egal Universal Law Academy

    Yorumlar (0)

    Bu karar hakkında ne düşündüğünüzü yazın!


    Bu karar hakkında yorum yapmak için lütfen giriş yapın