Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/1672 Esas 2019/5015 Karar

Yargıtay Karar Tarihi: 01.07.2019Orjinal Dili: TR
Yargıtay
Dairesi: 11. Hukuk Dairesi
Esas No: 2019/1672
Karar No: 2019/5015
Karar Tarihi: 01.07.2019


11. Hukuk Dairesi 2019/1672 E. , 2019/5015 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ


    TÜRK MİLLETİ ADINA


    Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 10/12/2015 tarih ve 2015/729-2015/725 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline gönderilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra gönderildiği anlaşılmakla,
    dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
    Davacı vekili, asıl ve birleşen davada müvekkilinin imtiyaz sözleşmesi uyarınca mobil elektronik haberleşme hizmeti sunduğunu, aynı alanda faaliyet gösteren davalının GSM ve mobil pazarlama hizmetleri pazarlarındaki hakim durumunu çeşitli yollarla fiili münhasırlık yaratmak suretiyle kötüye kullandığını, bu durumun Rekabet Kurulu'nun 23.12.2009 tarih, 09-60/1490-379 sayılı kararıyla belirlendiğini, müvekkilinin zararının doğduğunu ileri sürerek, 1.000.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, sonrasında ıslah ile 5.000.000.- TL maddi ve 1.000.000.- TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiş; Mahkemece ilk olarak dava açılışında talep edilmeyen manevi tazminatın ıslah ile talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle anılan kalem yönünden davanın tefrikine karar verilmiş, daha sonra gerekli harçların tamamlanmasını müteakip yeniden mezkur dava ile birleştirilmiştir.
    Davalı vekili; davacının, davasında müvekkilinin 2007-2009 yıllarındaki bazı eylemlerine dayanarak talepte bulunduğunu, istemlerin zamanaşımına uğradığını, davacının 06.06.2008 tarihinde yaptığı başvuru üzerine Rekabet Kurulu'nun 23.12.2009 tarihli, 09/60/1490-379 sayılı kararını verdiğini, davacının haksız fiilden karar tarihi olan 23.12.2009'da haberdar olduğu kabul edilse dahi dava tarihi 29.12.2010 itibarıyla bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, esas yönünden de davanın reddinin gerektiğini savunmuştur.
    Mahkemece, Dairemizin bozma ilamında direnilmesi sonucunda, 765 sayılı TCK’nın yürürlükten kalkmasından sonra, daha önce ceza kanunu kapsamında yer alan kabahatlerin, ceza kanunları kapsamı dışına çıkarılıp idari yaptırım gerektiren fiiller niteliğine dönüştürüldüğü ve böylece kabahatlerin bir suç türü olmaktan çıkarıldığı bu nedenle de kabahatler için öngörülen zamanaşımı sürelerinin ceza zamanaşımı süreleri gibi değerlendirilerek 818 sayılı B.K’nın 60/2. maddesi kapsamında somut uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
    Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
    Dairemizce, verilen 30.03.2015 tarih, 2014/13296 E., 2015/4424 K. sayılı bozma kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu, mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle temyiz incelemesi yapılmak üzere dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gönderilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/11-19 E., 2018/1151 K. sayılı ilamında “mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, yeni hüküm niteliğinde olduğu, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye ait olduğu” gerekçesiyle temyiz incelemesinin yapılmasını teminen dosya Dairemize gönderilmiştir.
    Dava, davalı tarafın 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6.maddesinde yasaklanan “hâkim durumun kötüye kullanılması” eylemi sebebine dayalı aynı Kanunun 57. maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkin olup, Mahkemece Dairemizin 30.03.2015 tarih 2014/13296 E.- 2015/4424 K. sayılı bozma ilamına bozma öncesi karardan farklı bir gerekçeyle yukarıda yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinde “Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanun'un 16/3. maddesinde ise “Bu Kanun'un 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir” denilmek suretiyle, söz konusu eylem için nispi idari para cezası öngörülmüştür. Nitekim somut vakıada, davaya konu eylem sebebiyle, davacı tarafın 06.08.2008 tarihli başvurusuna istinaden Rekabet Kurumu’nun 23.12.2009 tarih ve 09/60/1490-379 sayılı kararıyla davalı Şirket aleyhine nispi idari para cezasına karar verdiği anlaşılmaktadır.
    Davaya konu olaydan ve dava tarihinden önce yürürlüğe giren 30.03.2005 tarih ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahatlerin “idari yaptırım” gerektiren haksızlıklar olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunun 16. maddesinde ise “idari para cezası” idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Yine aynı Kanunun “Soruşturma Zamanaşımı” başlıklı 20/3. maddesinde ise “nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl” olarak belirlenmiştir. Dava ve olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun “Müruruzaman” başlıklı 60/2.maddesinde yer alan “Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur” hükmü ve aynı doğrultudaki 6098 sayılı TBK’nın 72/1. maddesinin son cümlesinde düzenlenen “...Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır” hükmü uyarınca, kanun koyucu cezayı öngören kanunlarda belirtilen zamanaşımının Borçlar Kanunundaki zamanaşımından daha uzun olduğu durumlarda, hukuk davasına da bu zamanaşımının uygulanması gerektiğini ifade etmektedir.
    Somut olayda, davacı tarafın tazminatı gerektiren olayı öğrenerek Rekabet Kurumu’na başvurduğu tarih olan 06.06.2008 tarih ile dava tarihi olan 29.10.2010 birlikte değerlendirildiğinde, zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemeyecektir. Şöyle ki, her ne kadar 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesiyle kabahatler 765 sayılı TCK’nın öngördüğü sistemden farklı olarak ayrı bir kanunda düzenlenmişse de, idarenin takdir ettiği para cezalarına da ceza ve ceza usul hukukunun temel ilkelerinin uygulanmasının benimsendiği öğretide kabul edilmiş bir görüştür (SOYASLAN, Doğan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınevi, Ankara 2016, s. 570). Kabahatler idarenin bir yargı kararına gereksinim duymaksızın kanunların tanıdığı açık yetkiye dayanarak, idare hukukuna özgü yöntemlerle verdiği cezalar olup, idari yaptırımları düzenleyen 5326 sayılı Kabahatler Kanunun 16. maddesinde idari para cezaları bir idari yaptırım türü olarak belirtilmiştir. Bu özelliğiyle kabahatlerin, sonucu idari ceza gerektiren eylemler olmakla, 6098 sayılı TBK’nın 72/1. maddesinin son cümlesi ve 818 sayılı BK’nın 60/2. maddesinde belirtildiği üzere “cezayı gerektiren fiil’’ kapsamında değerlendirilmesi zorunlu olup, ceza kanunları sistematiğinin değişmesi nedeniyle,idari para cezasının da teknik anlamda “ceza” olmadığı sonucuna varılamayacaktır.
    Tüm bu nedenlerle, haksız fiil zamanaşımını düzenleyen 818 sayılı BK’nın 60/2. ve 6098 sayılı TBK’nın 72/1. maddelerinde tazminatın “cezayı gerektiren eylem”den doğması halinde bu eylem için ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımının öngörüldüğü hallerde bu sürenin uygulanacağının düzenlendiği dikkate alındığında nispi idari para cezasını gerektiren davalı eylemi nedeniyle açılacak tazminat davasının 5326 sayılı Kabahatler Kanunun 20/3. maddesi gereğince sekiz yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düşünülmeksizin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmeyerek bozmayı gerektirmiştir.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı Şirket vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın anılan taraf yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01/07/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.






    Full & Egal Universal Law Academy

    Yorumlar (0)

    Bu karar hakkında ne düşündüğünüzü yazın!


    Bu karar hakkında yorum yapmak için lütfen giriş yapın