Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/5869 Esas 2017/8270 Karar

Yargıtay Karar Tarihi: 09.11.2017Orjinal Dili: TR
Yargıtay
Dairesi: 14. Hukuk Dairesi
Esas No: 2015/5869
Karar No: 2017/8270
Karar Tarihi: 09.11.2017


14. Hukuk Dairesi         2015/5869 E.  ,  2017/8270 K.

    "İçtihat Metni"



    Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 29.08.2014 gününde verilen dilekçe ile tapu kaydındaki şerhin düzeltilmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 22.01.2015 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
    K A R A R
    Davacılar vekili, davacı köylerin düzenlenen 21.10.1967 tarihli satış vaadi senedi ile taşınmazların o tarihteki maliki olan taşınmaz içinden çıkan kaynak suyunun kullanım hakkını ve kaynağın bulunduğu bölümü satın aldıklarını, satışa konu su kaynağının bulunduğu taşınmazın şu anda 118 ada 1 parsel olarak davalı ... adına kayıtlı olduğunu, davacı köy tüzel kişiliklerinin satın aldıkları bu kaynak suyunu o tarihten beri kullanmaya devam ettiklerini, 1994 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında su kaynağının bulunduğu 118 ada 1 parselin adına 04.11.1994 tarihinde tespit edildiğini ancak tutanağa kaynak suyunun kullanım hakkının başkasına ait olduğunun şerh edilmesinin unutulduğunu, yine aynı kişiye yani adına tespit edilen 117 ada 67 parsel sayılı taşınmazın kadastro tutanağına "gayrimenkul üzerinde çıkan kaynak suyun 1979 yılında, 18.05.1979 tarihinde senetle Kişiliğine kullanım hakkını sattığı sehven unutulduğundan tashihen düzeltildi. 21.07.1994" ibareleri ile şerh verildiğini, bu şerhin 118 ada 1 parsel sayılı taşınmaz kaydına konulması gerekirken hataen 117 ada 67 parsel kaydına yazıldığını belirterek, 117 ada 67 parselin beyanlar hanesindeki bu şerhin kaldırılarak 118 ada 1 parsel sayılı taşınmazın kaydına yazılmasını istemiştir.
    Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmü davalı ... vekili temyiz etmiştir.
    Davacılar davada 21.10.1967 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayanmaktadırlar. Bu sözleşme ile satın alınan kaynak suyu ve kullanım hakkı ile ilgili şerhin şehven 117 ada 67 parsel kaydına yazıldığını, oysa şerhin kaynağın bulunduğu 118 ada 1 parselin kaydına yazılması gerektiğini ileri sürmektedirler.
    117 ada 67 parsel, 26.03.1994 tarihinde kadastro ile adına tapuya dayalı olarak tespit edilmiş, tespit 12.04.1995 tarihinde kesinleşmiştir. Son tapu kaydına göre davalı ... adına kayıtlıdır.
    118 ada 1 parsel sayılı taşınmaz da önceki tapusuna istinaden 04.11.1994 tarihinde adına kadastroda tespit görmüş, tespit 12.04.1995 tarihinde kesinleşmiştir. ölümü üzerine taşınmaz mirasçılarına intikal etmiş, mirasçılar arasında yapılan taksim sonucu davalı ...'a kalmış ve halen de onun adına tapuda kayıtlıdır.
    3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen on yıllık süre hak düşürücü süredir. Hak düşürücü süre, doğrudan doğruya hakim tarafından kendiliğinden gözönünde tutulması gereken, davada "itiraz" olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi "kesme" ve "durma" hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama halinde hakkın kaybına yol açan, yani hakkın özünü ortadan kaldıran süredir. Anılan maddede öngörülen süre ile, tapu sicilinin kararlılık kazanması, sicillerin bozulmaması, belli bir süre geçtikten sonra yargı organlarınca bu sicillerin tartışma konusu yapılmaması amaçlanmıştır.
    Kadastro ya da tapulama ile oluşturulmuş tapu sicillerine karşı açılacak davalarda hakkın türünü 766 ve 2613 sayılı Kanunlar ile 3402 sayılı Kanun hükümleri sınırlandırmış değildir. Genel bir tanımlama ile "tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz olunamayacağı ve dava açılamayacağını" öngörmüş ve sicile geçmiş olan hakkın türü ne olursa olsun on yıl geçtikten sonra dava açılmasına anılan kanunlar izin vermemiştir.
    "Beyanlar hanesinin", "tapu sicilinin" kapsamında ve onun bir parçası bulunduğu da tartışmasızdır.
    Hak düşürücü süre kamu düzeni ile ilgilidir. Davanın görülebilirlik koşuludur. Hakim doğrudan bu yönü gözönünde tutmak zorundadır. Hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan davanın esasını inceleyemez.
    Dolayısı ile kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık süre geçmekle, kadastro tutanağı ve dolayısı ile tapu kütüğü mevcut şekli ile kesinleşeceğinden ve artık kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz ve dava açma hakkı ortadan kalkacağından, davada ileri sürülen nedenlere dayalı olarak şerhin terkini veya yazılmasının istenebilmesi olanaklı değildir.
    Somut olaya gelince; davacılar 21.10.1967 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayanarak sehven 117 ada 67 parsel kaydına yazılan şerhin kaldırılmasını ve 118 ada 1 parsel kaydına yazılan şerhin kaldırılmasını ve 118 ada 1 parsel kaydına yazılmasını istemişlerdir. Her iki taşınmazın kadastro tespitleri 12.04.1995 tarihinde kesinleşmiştir. Dava, 29.08.2014 tarihinde açılmıştır. Dava tarihi itibariyle 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesindeki hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmakla, davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilnmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinda yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.









    Full & Egal Universal Law Academy

    Yorumlar (0)

    Bu karar hakkında ne düşündüğünüzü yazın!


    Bu karar hakkında yorum yapmak için lütfen giriş yapın