"İçtihat Metni"
TALEP EDEN :Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
HÜKÜM : Mahkumiyet
SUÇLAR : Hırsızlık-resmi belgede sahtecilik-dolandırıcılık
Hırsızlık-resmi belgede sahtecilik-dolandırıcılık suçlarından yapılan yargılama sonucunda; sanık ... ... hakkında, 5237 sayılı TCK’nın 142/1-b, 62, 51.maddeleri gereğince erteli 1 yıl 8 ay hapis cezasına, 5237 sayılı TCK’nın 204, 62, 51.maddeleri gereğince erteli 1 yıl 8 ay hapis cezasına ve 5237 sayılı TCK’nın 157, 62, 51.maddeleri gereğince erteli 10 ay hapis cezası ile 2000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/10/2014 tarih, 2007/493 Esas ve 2014/881 Karar sayılı kararının sanık ... ... müdafinin temyizi üzerine;
Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 10/10/2017 tarih, 2017/3169 Esas ve 2017/11415 Karar sayılı kararıyla;
A-Sanık hakkında hırsızlık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesi neticesinde;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Mahkemece tekerrüre esas alınan Bakırköy 1 Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2005/67 Esas ve 2009/397 Karar sayılı ilamının kesinleşme tarihinin suç tarihinden sonra 16/09/2009 olması karşısında, 5237 sayılı TCK.'nın 58/5. maddesi gözetilerek sanık hakkında TCK'nın 58. maddesindeki mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanamayacağının düşünülmemesi,
2-Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen sanık hakkında TCK'nın 51/3. maddesi uyarınca belirlenecek denetim süresinin mahkum olduğu hapis cezasından az olamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ... müdafiinin temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak
BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılarak ve hüküm fıkrasında sanık hakkında belirlenen denetim sürelerinin "1 yıl 8 ay" olarak düzeltilmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B-Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesi neticesinde,
Hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'u ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde tanımı yapılan dolandırıcılık suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca; ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.'' hükmü de gözetilerek 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nın 254. maddesi uyarınca aynı kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ... müdafiinin temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA karar verilmiştir.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 03.11.2017 tarih ve 2014/401559 sayılı yazısı ile;
ANLATIM VE TALEP:
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 30/04/2007 gün ve 2007/8974 Esas sayılı iddianamesi ile sanık ... ... hakkında "Hırsızlık, Resmi Belgede Sahtecilik ve Dolandırıcılık" suçlarından cezalandırılmaları istemi ile açılan kamu davasında yapılan yargılama neticesinde, Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/10/2014 gün, 2007/493 Esas ve 2014/881 Karar sayılı ilamı ile sanığın hırsızlık suçundan eylemine uyan TCK'nun 142/1-b, 62,58, 51 maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 8 ahaps cezası ile, resmi belgede sahtecilik suçundan eylemine uyan TCK'nun 204/1, 62, 58, 51 maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 8 ay hapis cezası ile, dolandırıcılık suçundan eylemine uyan TCK'nun 157/1, 62, 58, 51 maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 2.000 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün süresi içerisinde sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından düzenlenen 30/03/2017 tebliğname ile mahkeme hükmünün "ONANMASI" nın talep edildiği,
Yüksek Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 10/10/2017 gün, 2017/3169 Esas ve 2017/11415 Karar sayılı ilamı ile ;
A-Sanık hakkında hırsızlık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesi neticesinde;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz nedenleri de yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Mahkemece tekerrüre esas alınan Bakırköy 1 Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2005/67 Esas ve 2009/397 Karar sayılı ilamının kesinleşme tarihinin suç tarihinden sonra 16/09/2009 olması karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 58/5. maddesi gözetilerek sanık hakkında TCK'nın 58. maddesindeki mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanamayacağının düşünülmemesi,
2-Mahkum olduğu hapis cezası ertelenen sanık hakkında TCK'nın 51/3. maddesi uyarınca belirlenecek denetim süresinin mahkum olduğu hapis cezasından az olamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ... müdafiinin temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılarak ve hüküm fıkrasında sanık hakkında belirlenen denetim sürelerinin "1 yıl 8 ay" olarak düzeltilmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
B-Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesi neticesinde,
Hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'u ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde tanımı yapılan dolandırıcılık suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca; ''Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.'' hükmü de gözetilerek 6763 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile değişik CMK'nın 254. maddesi uyarınca aynı kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ... müdafiinin temyiz nedeni bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, karar verilmiştir.
Yüksek Yargıtay 17. Ceza Dairesinin adı geçen ilamına karşı aşağıda belirtilen gerekçelerle itiraz edilmesi düşünülmüştür.
İTİRAZ NEDENLERİ:
Sanığın şikayetçilerden ...ın zilyetliğinde bulunan... plaka sayılı aracı Bahçelievler'de park halinde iken 12/05/2006 tarihinde çalıp, ....sahte plaka ve sahte ruhsat ile 18/05/2006 tarihinde müşteki ...'na satması şeklinde iddia ve kabul edilen olayda;
Sanığın eyleminin; şikayetçi ...'na aracın satılması esnasında kamu kurumunun maddi varlığı olan araç ruhsatının kullanılması nedeniyle TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen “kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunu mu yoksa, aynı Kanunun 157/1. maddesinde düzenlenen "basit dolandırıcılık" suçunu mu oluşturacağı ve bu nedenle görev bozması yapılması gerekip gerekmediği hususu ile, kabule göre de; uzlaşma kapsamında kalan TCK'nın 157/1 maddesindeki dolandırıcılık suçunun uzlaşma kapsamında kalmayan resmi belgede sahtecilik suçu ile birlikte işlenmesi nedeniyle uzlaşma nedeniyle bozma yapılıp yapılmayacağı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.
Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 16/10/2014 gün ve 2007/493 Esas, 2014/881 Karar sayılı kararına göre; ".. Müşteki beyanı, emanet makbuzu, ekpertiz raporu, polis tutanakları, dolaylı suç kabulü gibi delillerle sabıkalı şüpheli ... ... nun 12/05/2006 tarihinde bahçelievlerde park halinde bulunan müşteki ...a ait... plakalı aracı çalarak .... plaka üzerinden sahte ruhsat ve plaka düzenlediği, bilahare bunu okuma yazma bilmeyen Müşteki ...'na 27.000 TL karşılığında sattığı, ancak ... iken aracın ... tarafından kullanılırken şüphe üzerine durdurularak yakalandığı, bu suretle aracın çalıntı olduğu ortaya çıktığı,her ne kadar sanık savunmasında suçlamayı reddetmiş ise de ... nun,aracı ... ... ... adlı şahıstan aldığına dair oluşa uygun tafliatlı anlatımları, sanığın ... olduğu ve İstanbul'a devamlı gelip gittiğine dair anlatımı ile tüm dosya kapsamından sübuta ermekle sanığın savunmasını kendisine cezadan kurtarmaya yönelik olduğu kanaati ile 18/06/2014 gün ve 6545 Sayılı Kanun ile değişik 62/1. fıkrası gereğince cezasının "3 yıldan 7 yıla " şeklinde değiştirildiği , suç tarihi olan 12/05/2006 tarihi itibari ile yürürlükte olan 5237 sayılı kararın 142/1-b maddesinde düzenlenen cezanın "2 yıldan 5 yıla "kadar hapis cezası olduğu , bu durumda 5237 sayılı kararın 142/1-b maddesinin sanığın lehinde olduğu anlaşıldığından sanığın mahkumiyetine dair aşağıdaki hükme varılmıştır" gerekçesiyle sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ve sanık müdafiinin temyizi üzerine Yüksek Yargıtay 17. Ceza Dairesi itiraza konu kararı vermiştir.
Dolandırıcılık suçu 765 sayılı TCY’nın 503. maddesinde; 'Her kim, bir kimseyi hulûs ve saffetinden bilistifade kandıracak mahiyette sanialar veya hileler yaparak hataya düşürüp o kimsenin veya aharın zararına kendisine veya başkasına haksız bir menfaat temin ederse üç aydan üç seneye kadar hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.
Eğer bu cürüm:
1.Meslek ve vazifeleri icabatını icra sırasında avukatlar ve dâva vekilleri ve alelumum vekiller ile müessesat müdürleri tarafından,
2.Resmi bir dairenin yahut menafil âmmeye hadim bir müessesel hayriyenin zararına olarak,
3.Bir kimseyi askerlikten kurtarmak bahanesiyle,
İşlenmiş olursa ceza bir seneden beş seneye kadar hapistir' şeklinde düzenlenmiş iken, 29.11.1990 gün ve 20710 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 3679 sayılı Yasanın 25. maddesi ile tamamen değiştirilerek 'Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve sağladığı haksız menfaatin bir misli kadar ağır para cezası verilir.
Fiili, mağdurda esasen var olan hatadan, hile ve desise kullanmak suretiyle yararlanarak gerçekleştiren kişi hakkında da birinci fıkrada yazılı ceza uygulanır' şekline dönüştürülmüş, 3679 sayılı Yasanın 26. maddesi ile de 504. madde tümüyle değiştirilerek dolandırıcılık suçunun nitelikli halini düzenleyen yeni 504. madde oluşturulmuş ve 503. maddenin değişiklikten önceki halinde yer alan bentler yeniden düzenlenen 504. maddeye taşınmıştır.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 'Dolandırıcılık' başlıklı 157. maddesinde; '…Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir' şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, anılan Yasa'nın 158. maddesinde ise dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri on bent halinde sayılmıştır.
Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nın 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapmak olduğu halde, 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde ise hileli davranışlarla bir kimseyi aldatmak olup, 765 sayılı Yasa'da yer alan desise kavramına 5237 sayılı TCK'da yer verilmemiş, hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir.
Ayrıca, 765 sayılı TCK’nın 503. maddesinde hile ve desisenin bir kişiyi kandırabilecek nitelikte olması gerektiği madde metninde açıkça belirtildiği halde, 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş, hileli davranışın kişiyi kandırabilecek nitelikte olması gerektiği belirtilmemiştir. Dolayısıyla her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.
Yasa koyucu 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde hilenin tanımını yapmamış, suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.
Hile, Türk Dili Kurumu sözlüğünde, 'birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika' (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s.891) şeklinde,
Uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; 'Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır... hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez' biçiminde tanımlanmış,
Öğretide ise hile ile ilgili olarak; 'olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir' (..., Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, sf. 453), 'objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki meydana getiren her türlü davranıştır' (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku 2006, sf. 558), 'hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir' (Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar 2007, Cilt I. sf. 452) biçiminde tanımlara yer verilmiştir. Hileli davranışlar kavramının ne anlama geldiği konusunda 5237 sayılı TCK’da herhangi bir açıklık bulunmadığından, bu husus 765 sayılı TCK dönemindeki uygulama ve içtihatlarda ortaya konulan ve öğretideki görüşlerle de desteklenen ilkeler göz önünde bulundurularak çözüme kavuşturulmalıdır.
Bu bağlamda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.11.1998 gün ve 280-359 sayılı kararında; 'Hile ve desisenin kandırıcılık niteliği, yöneldiği kişi veya kişilerin aldanma yeteneği diğer bir deyişle subjektif durumları itibariyle olaysal olarak değerlendirmelidir. Objektif bir değerlendirme ile kandırıcılık niteliği belirlenmeye çalışıldığı takdirde herkes için genel ve objektif bir ölçütün bulunmasındaki zorluk yanında daha çabuk kandırabilecek z
