"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı vekili; dava dilekçesinde mevkii ve sınırları belirtilen yaklaşık 6000 m2 yüzölçümüne sahip tarla vasfındaki taşınmazın 25–30 yılı aşkın bir süreden beri davacının nizasız, fasılasız malik sıfatıyla zilyetlik ve tasarrufunda bulunduğunu beyanla, davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, krokide (C) harfiyle gösterilen 5870 m2'lik taşınmazın davacı lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu benimsenerek davanın kısmen kabulü ile 11.6.2009 tarihli fen bilirkişisi raporunda (A) harfi ve sarı renkle gösterilen 3055 m2'lik taşınmazın tespit gibi tesciline, krokide (B) harfi ve kırmızı renkle gösterilen taşınmaz ile (C) harfi ve mavi renkle gösterilen taşınmaz arasında kalan ark olarak bırakılan taşınmazın tespit gibi tesciline, krokide (C) harfi ve mavi renkle gösterilen 5870 m2'lik taşınmazın ... ili, ... ilçesi, ... köyü nüfusuna kayıtlı ... oğlu 1944 doğumlu ... adına tarla vasfında tapuya kayıt ve tesciline” karar verilmiş, hükmün davacı Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 03.05.2012 tarih 2011/7479 Esas - 2012/3789 Karar sayılı ilamıyla “Mahkemece, krokide (C) harfiyle gösterilen 5870 m2'lik taşınmazın davacının malik sıfatıyla zilyetliği altında bulunduğu benimsenerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarından, kabulüne karar verilen taşınmaz bölümünün davacı ...’e babasından ve dedesinden kalma olduğu, davacı tarafından en az 35 – 40 yılı aşkın zamandan beri ekilip biçildiği anlaşılmıştır. Ne var ki, yerel bilirkişiler ile tanık taşınmazın davacıya intikal biçimi konusunda herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. Davaya konu taşınmaz davacının babasından kaldığına ve babası da öldüğüne göre, TMK'nın 701 ve 702. maddeleri gereğince taşınmaz elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir.
Elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazlar üzerinde mirasçıların belirlenmiş payları olmayıp, her birinin payı taşınmazın tamamı üzerinde söz konusudur. TMK'nın 702. maddesi gereğince tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır. Davada bir tasarrufi işlem olup, kural olarak üçüncü kişilere karşı tüm mirasçıların birlikte dava açmaları gerekir. Davacı dava dilekçesinde, sadece kendi adına iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Bu nedenle terekeye dahil bir taşınmaz için bir veya birkaç mirasçının tek başına üçüncü kişilere karşı dava açma sıfat ve hukuki ehliyeti bulunmamaktadır. Şayet dava konusu taşınmaz bölümleri satış, bağış veya terekenin paylaşımı sonucu davacıya düşmüş ise, davanın bulunduğu bu haliyle yürütülmesi ve aşağıda belirtilecek eksikliklerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Aksi halde, davacı dava dilekçesinde; sadece kendi adına iptal ve tescil isteğinde bulunduğundan ve üçüncü kişilere karşı tek başına dava açma sıfatı ve hukuki ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi düşünülmelidir.
Uyuşmazlık konusu taşınmaz yapılan tapulama çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılan bir yerdir. Mahkemece, davaya konu taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakılma nedeni, tarihi ve niteliği sorulmadığı gibi çifte tapunun önlenmesi açısından dava konusu yapılan taşınmazın tapuda kayıtlı olan yerlerden olup olmadığı da sorulmamıştır. Bundan ayrı yapılan keşi
