Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2018/4041 Esas 2019/3578 Karar

Yargıtay Karar Tarihi: 26.06.2019Orjinal Dili: TR
Yargıtay
Dairesi: 4. Hukuk Dairesi
Esas No: 2018/4041
Karar No: 2019/3578
Karar Tarihi: 26.06.2019


4. Hukuk Dairesi 2018/4041 E. , 2019/3578 K.

    "İçtihat Metni"

    MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

    Taraflar arasındaki 6183 sayılı Yasadan kaynaklanan menfi tespit davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 18/04/2018 gün ve 2016/8699-2018/3133 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK’un 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
    Dava, 6183 sayılı Yasadan kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin kabulüne dair kurulan hüküm davalının temyizi üzerine onanmıştır. Davalı kararın düzeltilmesini istenmiştir.
    Davacı, davalı ...Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından 6183 Sayılı Kanunu'nun 79. maddesi uyarınca dava dışı ... 'ın vergi borcu nedeniyle tarafına haciz ihbarnamesi gönderildiğini, ihbarnamenin tarafına usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğini, bu nedenle süresinde itiraz edemediğini, kendisinin 11/04/2014 tarihinde itiraz süresinin dolmasından sonra tebligattan haberdar olduğunu, kurum tarafından itirazının süresinde kabul edilmemesi nedeniyle davalı idareye borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Davalı, davacı tarafa yapılan tebliğin usulüne uygun olduğunu ve itirazın süresinde olmaması nedeniyle haciz ihbarnamesinin kesinleştiğini beyan ederek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
    Mahkemece, davacıya haciz ihbarnamesi tebliğinin usulüne uygun olmadığı, bu nedenle davacıya haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihin öğrendiği tarih olarak kabulünün zorunlu olduğu, davacıya usulüne uygun tebliğ edilmiş haciz ihbarnamesi bulunmadığı ve ihbarnamenin varlığının öğrenilmesinden sonra davacı tarafından itiraz edildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
    Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden göz önünde tutulur. Dava, borçlu olmadığının tespiti istemidir. Dava hakkı hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacı, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır. Bu bağlamda, hukuki korunmada, (davada) zorunluluk olmalıdır. İdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir. Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlülüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, ‘hemen’ tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır:
    a)Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;
    b)Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı;
    c)Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
    Davaya konu olayda mahkemece; gerçek kişiye iş yerinde tebligatın muhataba bizzat teslim edilmek suretiyle yapılması gerektiği, davacıya haciz ihbarnamesinin tebliğine ilişkin tebligat evrakında iş yerinde tebligat yapılmasına rağmen davalının çalışanı olmayan dava dışı İlhan Dülger adına aynı konutta oturan sıfatıyla tebliğ edildiği, bu nedenle evrak üzerinde kaşede yazan hususların inandırıcılığı ve geçerliliğinin bulunmadığı, yapılan tebligatın usulsüz olduğu ve itirazın süresinde kabul edilmesi gerektiğinin kabul ve tespit edildiği anlaşılmaktadır.
    Şu durumda; mahkemece haciz ihbarnamesi tebliğinin usulsüzlüğünün tespit edilerek itirazın süresinde kabul edildiği nazara alındığında davacı hakkında kesinleşmiş haciz ihbarnamesi ve borç bulunduğundan bahsedilemez. Mahkemece dava açılmasında hukuki yarar olmadığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
    Davalı yönünden yukarıda gösterilen gerekçelerle kararın bozulması gerekirken, karar onanmış olduğundan, davalı vekilinin karar düzeltme istemi kabul edilmeli, Dairemizin 18/04/2018 tarih, 2016/8699 esas, 2018/3133 karar sayılı sayılı onama kararı kaldırılmalı ve yerel mahkeme kararı açıklanan nedenle bozulmalıdır.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle; davalının karar düzeltme isteminin HUMK’un 440-442 maddeleri uyarınca kabulüne, Dairemizin 18/04/2018 tarih, 2016/8699 esas, 2018/3133 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 26/06/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.



    Full & Egal Universal Law Academy

    Yorumlar (0)

    Bu karar hakkında ne düşündüğünüzü yazın!


    Bu karar hakkında yorum yapmak için lütfen giriş yapın