"İçtihat Metni"
Tebliğname : 2011/373026
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi : SİVAS 1. Ağır Ceza
Günü : 06.09.2011
Sayısı : 224–225
Sanıklar M.K.., İ. D.. ve F. K.. hakkında, kasten öldürme ve kasten öldürme suçuna teşebbüsten açılan kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda; sanıklar M. K.. ve İ. D..’in kasten öldürme suçundan beraatlarına, kasten yaralama suçundan 5237 sayılı TCY’nın 86/1, 86/3–e, 87/1–d–son, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve mahsuba, sanık F.K..’ın ise kasten yaralama sonucu öldürme suçundan anılan Yasanın 86/3. maddesi yollaması ile anılan Yasanın 87/4, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 11 yıl 8 ay hapis, kasten yaralama suçundan aynı Yasanın 86/1, 86/3–e, 87/1–d–son, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, mahsuba, hak yoksunluğuna ve tutukluluk halinin devamına ilişkin, Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.09.2009 gün ve 166–98 sayılı hükmün sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.04.2011 gün ve 4632–2313 sayı ile;
“Yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,
1) Sanıklar İ.. ve M..in kasten insan öldürme suçu yönünden verilen beraat hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi onanmasına,
2– a) Olay günü maktul, mağdur ve tanıkların araçla gezdikleri sırada sanıkların, aracı durdurarak sigara istedikleri, sanıkların tehditkâr konuşmaları nedeniyle aralarında çıkan tartışmanın yakında bulunan polislerin müdahalesi ile kavgaya dönüşmeden sonlandırıldığı ve tarafların bulundukları yerden ayrıldıkları, maktul, mağdur ve tanıkların içinde bulunduğu aracı olay mahallinde park ederek araç içerisinde alkol aldıkları sırada, sanıkların, ellerinde bulunan demir boru veya 70–80 cm. uzunluğunda ve 3–4 cm. kalınlığında tahta sopalarla olay yerine geldikleri, araçtakilerin aşağı inmeleri üzerine sanık Fatih’in, maktule yönelerek kafasına şiddetli şekilde vurduğu, oksibital kemik orta hattan sol arka fosaysa ve oradan foramen magnuma uzanan ve çevresinde sonlanan kırık hattı oluşturacak şekilde yaralanmasına neden olduğu, maktulün yere düşmesi üzerine bu kez sanıklar F.., İ..ve M..’in, eylem ve irade birliği içerisinde mağdur–müdahil A..’ı frontal bölgede sağda ve solda yüzeysel sıyrık ve ekimoz, sağ ve sol alt ve üst göz kapağında ekimoz, şişlik ve sıyrık, burun proximalinde yüzeysel sıyrık, ekimoz ve şişlik, burun sol kanadında alın üzerinde yüzeysel sıyrık ve ekimoz, sağ dizde yüzeysel sıyrık, sol dizde ciltte laserasyon ve şişlik olacak şekilde demir boru, tahta sopa ve yumruklarla vurarak yaraladıkları, X–Rayda sağ frontal lineer kırık, sağ frontal EDH ve pnömosefaliye neden olan yaralanması nedeniyle mağdurun hayati tehlike geçirdiği, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin orta (2) derecede olduğu, maktulün mevcut yaralanma nedeniyle tedavi gördüğü hastanede 18.06.2007 tarihinde künt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğü olayda; kullanılan vasıta, maktul ve mağdur–müdahilin hayati bölgelerinin hedef alınması, darbe sayısının çokluğu dikkate alındığında sanıkların öldürme kastıyla darp ettikleri anlaşılmakla, sanık F..’in maktule yönelik eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nun 81, 62. maddeleri, sanıklar F.., İ.. ve M..in mağdur-müdahil A..’a yönelik eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK’nun 37/1. maddesi yollamasıyla 81, 35, 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiğinin düşünülmemesi,
b) Sanıklar İ.. ve M.. ile mağdur–müdahil A..’a CMK’nun 150 ve 234. maddeleri uyarınca mahkemenin talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen zorunlu müdafie 5320 sayılı CMK’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13. maddesi uyarınca tarifelerine göre ödenmesi gereken ve yargılama gideri sayılan avukatlık ücretinin kimlere yükletileceğinin kararda gösterilmesi gerektiğinin düşünülmemesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Sivas 1. Ağır Ceza Mahkemesi ise 06.09.2011 gün ve 224–225 sayı ile;
“Mahkememizin olayın gerçekleşme şekline dair kabulünü dikkate aldığımızda sanıkla maktul arasında olay tarihi öncesinde hiçbir husumet ve hatta tanışıklığın dahi bulunmadığı, olay günü anlık gelişen hadise sırasında sanık F..’in, arkadaşları olan sanıklar M..ve İ.. ile birlikte topluluk psikolojisi içerisinde hareket etmek sureti ile maktul ve katılana saldırdıkları, sanık F..’in inşaat alanından ele geçirdiği sopa ile gerek savunması, gerekse tanık Y..’un anlatımına göre maktulün ensesine bir kez vurduğu, bunun üzerine maktulün yere düştüğü, kalkmak isterken sanık Fatih’in olay yerinden kaçarak uzaklaştığı, olayda sanık ile maktul arasında öldürmeyi gerektiren bir husumet bulunmayışı, ölü muayene işlemi ve otopsi raporuna göre sanığın, maktulün kafasına kafatası kırığı oluşturacak şekilde sopa ile bir kez vurduğu, eylemine devam etme imkânı varken tek bir darbe ile yetindiği, darbe sonucu maktul yere düşmüş ise de tekrar ayağa kalkabildiği ve sarhoş olan maktulün yürüyerek kendi evine gidip yattığı, sabahleyin fenalaşması üzerine yakınları tarafından hastaneye kaldırıldığı ve eylemden 17 gün sonra beyin kanaması sonucu hayatını kaybettiği, bu şekilde gerçekleşen olayda sanığın maktule yönelik kastının öldürme olduğundan bahsedilemeyeceği ve sanığın yaralama kastı ile hareket ettiğini kabulde zorunluluk bulunduğu, bunun sonucunda maktulün öldüğü ve sanığın eyleminin TCK’nın 86/3. maddesi delaleti ile 87/4. maddesinde düzenlenen kasten yaralama sonucu öldürme suçunu oluşturduğu, zira suçta kullanıldığı kabul edilen tahta sopanın ele geçirilememekle birlikte, sanığın tarifine göre bile değerlendirildiğinde, TCK uygulamasında silahtan sayıldığı kabul edilmiş; sanık TCK’nın 87/4. maddesinin 86/3. maddesine yaptığı atıf doğrultusunda cezalandırılmış, ceza tayin edilirken suçun işleniş şekli, sanığın kastı ve kastının yoğunluğu dikkate alınarak teşdit hükümleri uygulanmıştır.
Bozma ilamını tesis eden yüksek daire; vasıtayı, hedef alınan bölgeyi ve darbe sayısının çokluğunu nazara almış ise de; yukarıda belirtildiği üzere vasıta ele geçirilmemekle birlikte tahta sopadan ibarettir. Yine sopa ile maktulun ensesine vurulmakla birlikte, bu bölgenin baş ve yüz gibi hayati bölgeler yanında daha hayati bir bölge olduğundan bahsetmenin mümkün olmadığı, darbe sayısının çokluğundan bahsedilmişse de aksi sabit olmayan ve tanık Y..tarafından da doğrulanan savunma ve otopsi bulgularına göre tek darbe yapıldığı, bunun üzerine maktulun yere düştüğü, kalkarken sanık F..in ciddi bir engel bulunmadığı halde eylemine devam etmeyerek olay yerinden uzaklaştığı, maktulün polise ve hastaneye müracaat etmeksizin evine gittiği, sabah fenalaşması üzerine hastaneye kaldırıldığı ve olaydan onyedi gün sonra yaşamını kaybettiği, yaralama–öldürme konusunda kastın belirlenmesine yönelik Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 1. Ceza Dairesinin yerleşmiş içtihatlarında belirtilen kriterler dikkate alındığında taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumetin bulunmayışı da değerlendirildiğinde, mahkememiz sanığın kastının öldürmeye yönelik olmadığını kabul etmiş ve buna aykırı bozma ilamına uymamıştır.
Katılan A..’a yönelik eylemi ise, katılanın Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede; üç sanığın da demir borularla kendisine vurduklarına ilişkin iddiası, gerçekleştirilen canlı teşhis işlemleri, sanık İ..’in mahkememizdeki savunmasında katılan A..’a elindeki değnek ile vurduğuna ilişkin ikrar içeren beyanı, tanık Y..’un, sanık F..’in katılana vurmuş olabileceğine ilişkin beyanı, sanık İ..’in 02.06.2007 tarihinde Sivas 1. SCM’deki ifadesinde sanık M..’in katılanın omuz bölgesine vurduğuna ilişkin beyanı, sanık İ..’in 02.06.2007 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği ifadesinde sanık M..’in katılanın omuz bölgesine vurduğuna ilişkin beyanı ile K..diye hitap ettiği sanık F..’in de katılanın tam olarak göremediği bir yerine vurduğuna ilişkin beyanı birlikte değerlendirildiğinde, katılana yönelik eylemin üç sanık tarafından birlikte gerçekleştirildiği, sanıkların ellerindeki sopalarla katılanın vücudunun çeşitli yerlerine vurdukları, bunun sonucunda katılanın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, bu eylemden her üç sanığın da sorumlu tutulması gerektiği yönünde de tam bir kanuni ve vicdani kanaate varılmıştır.
Sanıkların katılan A..’a yönelik eylemi yönünden öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmaları istenilmiş ise de, mahkememiz yukarıda sanık F..’in maktule yönelik eylemindeki kastı değerlendirme konusundaki kabullerini, sanıkların katılana yönelik kastları yönünden de kabul etmiştir.
Sanıklar ile katılan arasında öldürmeyi gerektiren bir husumetin bulunmadığı, anlık gelişen olayda ellerindeki sopalarla katılanın çeşitli yerlerine vurdukları, vücudun hayati bölgelerini özellikle hedef almalarının söz konusu olmadığı, anlık gelişen olay sırasında darbeleri rasgele gerçekleştirdikleri, zira katılanın adli raporu da incelendiğinde frontal bölgede yüzeysel sıyrık ve ekimozlar, göz kapağı ve burunda şişlik ve sıyrıklar yanında sağ ve sol dizde laserasyon, şişlik ve sıyrıkların mevcudiyetinin tespit edildiği, hayati tehlikeye sebebiyet veren yaralanmanın sağ frontal bölgedeki lineer kırık olduğu, diğer yaralanmaların hayati tehlikeye sebebiyet vermediği, dolayısıyla darbe sayısı çok olmakla birlikte meydana getirdikleri yaralanmaların öldürme kastını ortaya koyacak nitelik göstermediği, darbe sayısının çokluğunun da mağdura üç sanık tarafından ayrı ayrı vurulması karşısında doğal olduğu, kullanılan vasıtanın yumruk ve sopadan ibaret olup, yine öldürme neticesini elde etmeye yönelik özel bir silah niteliği arz etmedikleri, katılanın yere düşmesi üzerine olay yerinden kaçarak ayrıldıkları, eylemlerine devam etmeleri için hiçbir engel bulunmadığı, buna rağmen eylemlerini tamamlamadıkları ve katılanın da olay yerinden kalkarak yürüyerek kardeşi maktul ile birlikte eve gittiği, polise ve hastaneye dahi müracaat etmediği, sopanın kafasına isabet etmesi nedeni ile hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, bu şekilde gerçekleşen olayda, sanıkların katılana yönelik kastlarının da öldürmeye yönelik olmadığı, yaralama kastı ile hareket ettikleri kabul edilmiş ve sanıklar ek savunma alınmak sureti ile katılana yönelik eylemlerinden dolayı kasten yaralama suçundan cezalandırılmışlardır” şeklindeki gerekçe ile ilk hükmünde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar Muhlis Kargavuş ve İsmail Demir müdafileri ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının “bozma” istemli 16.09.2012 gün ve 373026 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Direnme hükmünün ve temyizin kapsamına göre inceleme, sanıklar M.K.. ve İ. D.. hakkında kasten yaralama, sanık F. K..hakkında da kasten yaralama ve kasten yaralama sonucu öldürme suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1) Sanık F. K..’ın maktul M. İ..’e yönelik eyleminin kasten öldürme suçunu mu, yoksa kasten yaralama sonucu öldürme suçunu mu,
2) Sanıklar M.K.., İ.D.. ve F. K..’ın katılan A.İ..’e yönelik eylemlerinin kasten yaralama suçunu mu, yoksa kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü,
Oluşturacağı noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğinden;
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 09.01.2008 ve 07.04.2008 tarihli raporlarında, M.İ..’in yapılan ölü muayene ve otopsisinde; parietooksipital bölgede saçlı deri altının yaygın kanamalı olduğu, beyin sol yarısında parietalde subaraknoidal kanamayla uyumlu alan bulunduğu, kafatası iç yüzeyinde oksipital kemik orta hattan sol arka fosaysa ve oradan foramen magnuma uzanan ve çevresinde sonlanan kırık hattının bulunduğu, ölümün künt kafa travmasına bağlı kafatası kırığı ile birlikte beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti ile gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu ve olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu,
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesinin 26.11.2007 tarihli raporuna göre katılan A.İ..’de sağ frontal lineer kırık tespit edildiği, yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olmadığı, kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, meydana gelen kemik kırığının yaşam fonksiyonlarını orta ikinci derece etkileyecek nitelikte olduğu,
20.02.2008 tarihli dosya inceleme tutanağına göre; sanık savunmalarında belirtilen Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/847 sayılı dosyasının, şikayetçi sanıklar S. Y.., Ö. G.., M. K.. ve S. A.. hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasına ilişkin olduğu ve belirtilen dosyaya yansıyan olayla maktul ve mağdurun bir ilgilerinin bulunmadığı,
Anlaşılamaktadır.
Katılan A. İ.. duruşmada tekrarladığı soruşturma aşamasındaki beyanında; “Olay gecesi ortağı olduğum kuruyemiş dükkânını kapatmak üzere etrafı topluyordum. Yanımda ağabeyim vardı. Y.. arayarak dükkânı kapatıp kapatmadığımı sordu ve gelip içki alacağını söyledi. İki dakika sonra bir araçla geldi. Yanında M.K.. isimli bir şahıs daha vardı. İkisi de biraz alkollü idiler. Y.. bira aldı. Daha sonra bana, ‘ben alkollüyüm aracı sen kullan, sizi de evinize bırakırız‘ dedi. Ağabeyimle birlikte araca bindik. Direksiyona ben geçtim. Y.. yolda aracı pazarın üst tarafına doğru sürmemi, birisinde köpek olduğunu ve köpeğe bakacağımızı söyledi. Aracı söylediği yere sürdüm. Pazarın üst tarafında lisenin alt sokağında durdum. Y..ve M..araçtan inerek apartmanın önüne gidip bir şahısla onbeş dakika kadar konuştular ve ardından tekrar araca bindiler. Y..’tan direksiyona geçmesini ve bizi eve bırakmasını istedim. Y..direksiyona geçti. O sırada beş dakika arayla iki ya da üç telefon geldi. Y.., ‘mahalledeyim, geliyorum’ şeklinde sözler söylüyordu. Ne kadar ısrar ettiysem de bir yere uğrayalım diyerek evimizin aksi istikamete gitti ve aracı olayın meydana geldiği mahalleye sürdü ve bir inşaatın yanında durdu. O sırada yine telefon geldi. Anladığım kadarıyla telefondaki şahıs nerede olduğunu soruyordu. Y.. yukarıdayım dedi. İki dakika sonra üç kişi geldi. Gelenlerden biri daha önce şahsen tanıdığım M.. idi. Diğer iki şahsı tanımıyordum. Şahıslardan biri iri yarı ve sakallı, diğeri ise zayıf, benden biraz uzun boylu idi. Üçünün elinde de iskele borusuna benzer demir borular vardı. Y..aracın önünde idi. Biz aracın içindeydik. Şahıslar beni araçtan çıkardılar. Üçü de ellerindeki demir borularla kafama vurmaya başladılar. Aldığım darbelerin etkisiyle dizlerimin üzerine çöktüm. Y..ve M..in ne yaptıklarını ve ağabeyim M..’nın nerede olduğunu fark edemedim. Şahıslar bir süre bana vurduktan sonra öldü diye bıraktılar. Ben yüzükoyun yere düştüm. O aşamadan itibaren sadece seslerini duymaya başladım. ‘Bunlar A....lı, vurun, öldürün’ şeklinde sözler söylüyor ve vuruyorlardı. Ancak kime vurduklarını bilmiyorum. A...lı ağabeyim ve ben idik. Tahminen ağabeyime vuruyorlardı. Daha sonra ben bilincimi kaybettim. Kendime geldiğimde hastanedeydim. Bizi önce eve, oradan da hastaneye götürmüşler. Bizi eve kimin götürdüğünü bilemiyorum. Bu şahıslarla herhangi bir husumetimiz yoktu. Yalnız olaydan bir buçuk ay önce işyerimin üçyüz metre ilerisinde M..’i dükkânıma gelen şahıslar bıçakla yaralamışlardı. Ancak benim bu olayla bir ilgim yoktu. M..’i bıçaklayan şahıslar Aydoğan Mahallesi’nden olduğu için aynı mahalleli olmamız nedeniyle bize saldırmış olabilirler. Olay nedeniyle her üç şahıstan da şikâyetçiyim, kamu davasına katılmak istiyorum”,
Tanık Y. M..aşamalarda; “Olay günü saat 23.00–23.30 sularında Metin ile bir arsada alkol aldık. Daha sonra bana ait araçla dolaşmaya başladık. Abdullah telefonla aradı. Dükkânı kapattığını, yanına gidip birlikte alkol almamızı söyledi. M..bunu bana aktarınca kuruyemiş dükkânına gittik. A.. dükkânı kapatıyordu. Yanında ağabeyi olduğunu bildiğim, ancak ismini bilmediğim birisi daha vardı. Daha
