"İçtihat Metni"
Mahkemesi : ... Ağır Ceza
Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nun 158/1-f, 168/1, 51, 52/2 ve 62. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 3.420 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin, ... Ağır Ceza Mahkemesince verilen ... gün ve ... sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay ... Ceza Dairesince ... gün ve ... sayı ile;
“Sanığın şikayetçinin akrabası olduğu, şikayetçiye ait ... Bankasına yatırılan parayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanıklardan ...'ı şikayetçi ... olarak tanıtarak, şikayetçinin bir şekilde ele geçirdiği nüfus cüzdanını ibraz etmek suretiyle banka görevlisine ... olduğunu inandırarak, parayı çekmek suretiyle menfaat temin ettiği olayda,
Sanığın eyleminde bankanın ödeme aracı olarak kullanıldığı, şikayetçiye ait nüfus cüzdanının kullanılması suretiyle eylemin TCK’nun 158/1-d maddesinde düzenlenen 'kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık' suçunun oluştuğu gözetilmeden, aynı Kanunun 158/1-f maddesi gereğince sanık hakkında yazılı şekilde fazla ceza tayini” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise ... gün ve ... sayı ile;
"Sanığın eyleminin şikayetçiye ait nüfus cüzdanının kullanılması suretiyle TCK’nun 158/1-d maddesinde düzenlenen 'kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık' suçunu mu yoksa, aynı Kanunun 158/1-f maddesinde düzenlenen 'bankanın araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık' suçunu mu oluşturacağı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.
5237 sayılı TCK'nun 158/1-d maddesinde, dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi, bu suçun bir nitelikli unsuru olarak tanımlanmıştır.
5237 sayılı TCK'nun 158/1-d maddesinde tanımlanan nitelikli dolandırıcılık halinin gerçekleşebilmesi için bentte sayılan kuruluşların, yani bunların tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması yeterli olup bu kuruluşların ayrıca işlenen suçtan zarar görmüş olmaları zorunlu değildir. Diğer yandan bu kurum ve kuruluşların veya bunların üst birliklerinin suçta araç olarak kullanılmaları arasında suçun oluşması bakımından bir fark gözetilmemiştir. Bu kuruluşların ve üst birliklerinin, isim, kayıt, belge, flama, rozet gibi alametlerinin kullanılarak suçun işlenmesi mümkündür.
5237 sayılı TCK'nun 158/1-f maddesinde, bilişim sistemlerinin ya da birer güven kurumu olan banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasının dolandırıcılık suçunun işlenmesi açısından önemli bir kolaylık sağlaması nedeniyle bu durumlar suçun nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun 158 1-f maddesindeki banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık fiilleri 765 sayılı TCK'nun 504/3. maddesinin karşılığı olarak aynen yeni kanun metnine alınmıştır. Burada araç olarak kullanılan kurumlar, işlenen dolandırıcılık suçundan dolayı zarar gören konumda değildirler. Banka faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlemleri yapan, kasalarında değerli belge, eşya saklayan ve daha başka ekonomik etkinliklerde bulunan kuruluştur...
Sanığın şikayetçiye ait ... Bankasına yatırılan parayı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanıklardan ...'ı şikayetçi ... olarak tanıtarak, şikayetçinin bir şekilde ele geçirdiği nüfus cüzdanını ibraz etmek suretiyle banka görevlisine ... olduğunu inandırarak, parayı çekmek suretiyle menfaat temin ettiği olayda, banka kayıtlarından yararlanılması ve nüfus cüzdanının kullanılması nedeniyle hem banka aracı kılarak dolandırıcılık, hem de kamu kurumu aracı kılarak dolandırıcılık suçunun oluştuğu, sanığın 5237 sayılı TCK'nun 158/1-d-f bentleri uyarınca cezalandırılması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 28.04.2014 gün ve 8136-8236 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar ... ve ... hakkında bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık ...’ın eylemi ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı nitelikli dolandırıcılık eyleminin 5237 sayılı TCK’nun 158/1-d mi, yoksa hem 158/1-d hem de 158/1-f maddesi kapsamında mı kaldığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...'ın mağdure ...'in akrabası olduğu, mağdurenin 15 yıl önce Tarlabaşı Köyünde oturduğu ve terör olayları nedeni ile köyünden ayrılarak Aralık İlçesine taşındığı, bu nedenle zarara uğrayan mağdurenin 5233 sayılı Kanun hükümleri uyarınca zararının giderilmesi için ... İdaresine başvurduğu, ... İdaresince mağdure ile 6.200 Lira tazminat konusunda anlaşmaya varıldığı, 03.03.2007 tarihinde ... İdaresince mağdurenin tazminat parası olan 6.200 Lirayı alması için ... Bankası ... şubesine yazı yazıldığı, belgenin mağdure tarafından parmak izi ile imzalandığı ve komisyon başkanının imzası için valiliğe gönderildiği, yazının imzadan dönüşünü beklemeden mağdurenin ... İdaresinden ayrıldığı, sanığın ise bu durumu öğrenip bir şekilde mağdurenin kimliğini ele geçirip inceleme dışı sanıklar ... ve ...’ı da yanına alarak 10.04.2007 günü ... İdaresine gelerek mağdureye ait paranın ödenmesini içeren yazıyı istediği, mağdureye ait kimliğinin fotokopisini alan görevlinin yazı üzerindeki tarihi düzelterek sanıklara ilgili yazıyı verdiği, yazıyı alan sanıkların bankaya gidip mağdurenin kimliğini ibraz edip sanık ...’ı hak sahibi mağdure olarak tanıtarak 6.200 Lira parayı çektikleri, mağdurenin kendi adına ödenmesine karar verilen tazminatı almak üzere 19.04.2007 tarihinde ... İdaresine başvurduğunda tazminatın 10.04.2007 tarihinde ... Bankası ... şubesinden çekilmiş olduğunu öğrendiği,
Türkiye ... Bankası ... şubesince yapılan ödeme ile ilgili gönderilen dekont ve evrakta; ... adına 5233 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ... Valiliğince verilen ödeme emri üzerine mağdure ... olduğunu beyan eden bir bayana ... İdaresinin 2011... nolu “Terörden Zarar Görenler” hesabından 10.04.2007 tarihinde 6.200 Liranın ödendiğinin belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdure aşamalarda; 15 yıl önce terör nedeniyle köyden taşınmak zorunda kaldığını, bu nedenle tazminat almak için ... İdaresine başvurduğunu, hak ettiği parayı almak için 19.04.2007 tarihinde ... İdaresine gittiğinde paranın çekildiğini öğrendiğini, bankadaki kamera kayıtlarından parayı çekenin akrabası ... olduğunu anladığını, kimliğini bir ara oğlu Necmettin’e verdiğini, sanığın eline nasıl geçtiğini bilmediğini, paranın dört ay sonra tamamının ödendiğini, kimseden şikayetçi olmadığını beyan etmiş,
... İdaresinde çalışan tanık ...; ... isimli yaşlı kadının zarar tazmini için valiliğe müracaat ettiğini, zarar tespit komisyonu tarafından kendisine ödeme yapılmasına karar verildiğini, bu sebeple mağdureye ödeme yapılmasına ilişkin tanzim edilen çekin 03.03.2007 tarihinde mağdure tarafından parmak izi ile imzalandığını, çekin komisyon başkanı vali yardımcısı tarafından imzalanması için valiliğe gönderildiğini ancak mağdurenin çekin dönüşünü beklemeden gittiğini, 10.04.2007 günü iki genç erkek şahıs ve yaşlı bayanın birlikte gelerek ...’e ait çeki istediklerini, kendisinin de orada olduğunu, ancak asıl ilgilenenin ... isimli arkadaşı olduğunu ifade etmiş,
... İdaresinde çalışan tanık ...; 10.04.2007 tarihinde iki genç erkek şahıs ile bir yaşlı bayanın geldiğini, yaşlı bayanın ... olduğunu söyleyerek kendisi için tanzim edilen çeki istediğini, kimlik kartını sorduğunda ... adına tanzim edilen kimliği gösterdiğini, kimliğin fotokopisini aldığını, bayanın kimlikteki resme benzediğini, çekin yazılıp imzalandığı tarihten bir aydan fazla süre geçtiği için çek üzerindeki tarihi eliyle düzeltip kaşe ve imzası ile onayladığını, bu şekilde çeki ... olduğunu söyleyen bayana teslim ettiğini söylemiş,
İnceleme dışı sanık ...; üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, olay günü rahatsız olan annesi ...’ı bankaya götürdüğünü, ilaç almak için yanından ayrıldığında sanık ...’ın annesini kandırıp banka görevlilerini yanıltarak mağdurenin parasını çektiğini sonradan öğrendiğini beyan etmiş,
İnceleme dışı sanık ...; bankadan üç aylık maaş aldığını, yanlışlıkla mağdurenin maaşını aldığını, sonradan durumu öğrenince parayı mağdureye iade ettiğini, suçlamayı kabul etmediğini ifade etmiş,
Sanık ...; mağdurenin yaşlı ve hasta olduğunu, bankadaki parasını çekmeye gidemediğini, kendisinin de ona yardım etmek amacı ile mağdurenin bilgisi dahilinde kimliğini aldığını, sanıklardan ...’ı mağdure ... gibi göstererek parayı çektiğini, parayı mağdureye vermek istediğini ancak evde bulamayınca parayı çocuklarına vermek istemediğini, bankadan 6.200 Lira çektiğini, parayı çektikten 2-3 gün sonra mağdureye verdiğini, ...’ı bankaya götürürken yanlarında bulunan ...’a da konudan bahsettiğini, suç işleme kastının olmadığını, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur.
Dolandırıcılık suçunun basit şekli 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise bu suçun nitelikli halleri sayılmıştır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık suçu 5237 sayılı TCK’nun 158/1-d maddesinde;
"Dolandırıcılık suçunun; ...d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,… işlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile toplumda yaşayan insanlar üzerinde güven etkisi oluşturan kurum, kuruluş ve tüzel kişiler aracı kullanılmak suretiyle kişilerin istismar edilmesinin önlenmesi amaçlanmış ve maddenin bu bölümüne ilişkin gerekçesinde de; "Birinci fıkranın (d) bendinde, dolandırıcılık suçunun kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi, bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Çünkü, kamu kurum veya kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişilikleri toplumda güven beslenen müesseseler olarak kabul edilmişlerdir" şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Bu aşamada kamu kurumu ve kuruluşları, siyasi parti, vakıf ve dernek sözcükleri üzerinde durulmasında da yarar bulunmaktadır.
Kamu kurum ve kuruluşları, genel, katma ve özel bütçeli kurumlar, belediyeler ve bu kurumların kurdukları döner sermayeli kuruluşlar, kamu iktisadi teşekkül ve teşebbüsleri, özel kanunlarla kurulan diğer devlet teşekkülleridir. Kamu kurumu; belirli bir ya da birkaç kamu hizmetini ya da faaliyetini yürütmekle görevli, tüzelkişiliğe sahip idare teşkilatı birimidir. Kamu kurumu deyince akla; devlet tüzel kişiliği, ... idareleri, belediyeler, üniversiteler, Yüksek Öğretim Kurumu, ... ve Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu ve katma bütçeli kuruluşlar gelmektedir.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Anayasanın 135. maddesiyle tanımlanmıştır. Anılan maddeye göre, belli mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen hükümlere göre yargı gözetimi altında gizli oyla seçilen kamu tüzel kişileridir. Örneğin, Barolar, Noterler Birliği, Ticaret ve Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları gibi kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır.
Siyasi partiler, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununa göre faaliyetlerini sürdürmektedirler. 2820 sayılı Kanunda siyasi partiler tanımlanmış olup, anılan kanunun 3. maddesine göre; “Siyasi partiler, Anayasa ve kanunlara uygun olarak; milletvekili ve mahalli idareler seçimleri yoluyla, tüzük ve programlarında belirlenen görüşleri doğrultusunda çalışmaları ve açık propagandaları ile milli iradenin oluşmasını sağlayarak demokratik bir Devlet ve toplum düzeni içinde ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşması amacını güden ve ülke çapında faaliyet göstermek üzere teşkilatlanan tüzel kişiliğe sahip” kuruluşlardır. Öğretide de siyasi parti, belirli bir ilkeyle programını belirleyip seçmenin desteğini almak suretiyle, yönetime gelmeyi amaçlayan sürekli ve düzenli etkinliği olan, siyasi bir topluluğun örgütü olarak tanımlanmıştır.
Dernek; kazanç paylaşma dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarını,
Vakıf i
