"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza
Yalan tanıklık suçundan sanık ...'ın TCK'nun 272/2, 62/1 ve 51/1-3. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine ilişkin Mersin 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.04.2011 gün ve 1099-783 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.02.2014 gün ve 9997-1676 sayı ile;
"...İddianameye konu edilen ve sanığın tanık olarak beyanının alındığı Mersin 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/728 esas sayılı dava dosyası getirtilip varsa dosyadaki diğer tanık anlatımları incelenip tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 03.04.2014 gün ve 286501 sayı ile;
"...Yalan tanıklık suçu, tanıklık yapma konusunda görevlendirildiği sırada, bildiği ve gördüğü maddi olay ile durumu anlatmakla yükümlü olan failin gerçeğe aykırı olarak bildiği konuyu açıklamamak, eksik bildirmek, gerçeği başka şekilde göstermek ya da olmayan unsurlar ekleyerek açıklamada bulunmak suretiyle 'yalan söylemesi', 'gerçeği inkâr etmesi ya da saklaması' şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Yalan tanıklık suçuyla korunan hukuki yarar yargılamanın işleyişinde tarafların zarar görmemesi, yargılamada kullanılan ve hükme dayanak yapılan delillerin doğruluğu, içtenliği ve bütünlüğü gözetilerek adil yargılanma hakkının tesisidir.
Failin açıklamaları, uyuşmazlığın çözümü konusunda önemli ve kanıt değeri bulunan konulara yönelik olmalıdır. Yalan tanıklık suçunda failin beyanının maddi gerçeğe değil, objektif gerçeğe aykırılığı aranmalıdır.
Suçun oluşabilmesi için tanığın gerçeğe aykırı nitelikteki açıklamalarının hükme dayanak yapılması ya da bir zarara yol açması zorunlu değildir. Suçun oluşabilmesi için, somut bir tehlikenin veya zararın gerçekleşmesi koşulu aranmamıştır.
Maddi olayda, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sırasında 25.05.2008 tarihinde dinlenen görgü tanıkları ... ve ...’in sanıklar ...ve ...'ın olay yerinde bulunduklarını ve şikâyetçi ...'ın kullandığı araca silahla ateş ettiklerini gördüklerini beyan ettikleri,
Daha sonra sanıklar hakkında açılan kamu davası sonucunda Mersin 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/728 esas sayılı dava dosyasında, 26.09.2008 günlü duruşmada dinlenen ...'ın 'olayın şoku altındaydık, polisler ne yazdı ise okumadan imzaladık, hatta oradaki polisler 'yapanlar bunlardır çünkü kaçarken bunları yakaladık' dediler ve bizim de beyanımıza bunları yazdılar, bu nedenle biz de imzalamak durumunda kaldık' diyerek soruşturma aşamasındaki anlatımlarından döndüğü,
Sanık ...'in 24.10.2008 günlü duruşmada mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla yeminli olarak alınan ifadesinde, herhangi bir somut gerekçe göstermeden olayı görmediğini, tanık Vedat'ın anlatımlarıyla olay hakkında bilgi sahibi olduğunu, karakolda da o şekilde ifade verdiğini beyan ettiği,bu suretle sanıkların, soruşturma ve duruşma aşamalarında birbirine aykırı ve kendi içinde tamamen zıt anlatımlarda bulundukları,
Sanıklar ..., ...ve Muhsin Aydın hakkında şikâyetçi ...'a yönelik mala zarar verme, resmi belgede sahtecilik, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma ve silahla tehdit suçlarından açılan kamu davalarına ilişkin Mersin 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/728 esas sayılı dosyası derdest olup, daha sonra Mersin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/114 esas sayılı dava dosyasıyla devam edilen ve hâlen Yargıtayda temyiz aşamasında bulunan dava dosyasından getirtilen karar örneğinde yapılan incelemede, görgü tanığı olan sanıklar ... ve ...'in anlatımlarının hükme dayanak yapıldığı, sanıklar ...ve ... hakkında tanıklar Vedat ve İbrahim'in anlatımları göz önüne alınarak silahla tehdit suçundan mahkûmiyet kararı verildiği,
Görgü tanığı olan sanıkların anlatımlarının diğer dosyada dinlenen tanık anlatımlarıyla karşılaştırılmasının suçun oluşması açısından herhangi bir öneminin bulunmadığı, suçun oluşması için tanık anlatımlarının hükme dayanak yapılmasının zorunlu olmadığı, sanıkların maddi gerçeği saklamış olmasının yeterli olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yüksek Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.02.2014 tarih ve 9997-1676 sayılı ilamıyla verilen bozma kararının hukuka aykırı olduğu kabul edilerek bozma kararının kaldırılması ve Mersin 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.04.2011 gün ve 1099-783 sayılı ilamının onanması gerektiği" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 06.05.2014 gün ve 4146-5646 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık ... hakkında yalan tanıklık suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı itiraz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında aynı suçtan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı yalan tanıklık suçundan eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Sanık ...'ın, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şikâyetçi ...'ın otomobil kullanırken silahla saldırıya uğradığı iddiası ile ilgili yürütülen soruşturmada, 25.05.2008 günü kollukta; "Bugün yani 25.05.2008 günü saat 14.00 sıralarında arkadaşım ...'ın kullandığı 33 B 7476 plakalı Tempra model otomobil ile yanımızda arkadaşım ... ile birlikte 205. Cadde üzerinde gitmekteyken ...'a bizi bırakmasını söyledik. Ben ve İbrahim otomobilden indik. Bu esnada ... da aracını hareket ettirmişti, biz yaklaşık on beş adım kadar yürüdükten sonra yol üzerinde kaldırımda çökmüş vaziyette bulunan daha önceden tanıdığım ..., yanında bulunan dört beş kişiye 'bu ...'in arabası' diyerek belindeki tabancayı çekerek eline aldı. Bu esnada yanında bulunan ismini karakolda ... olduğunu öğrendiğim şahsın elinde tabanca vardı. ...'sıkın' diye bağırdı. ...ve ... ellerindeki tabancalar ile ...'ın kullandığı araca doğru silahla tahminen altı el ateş etmeye başladılar. Ben ve İbrahim ordan ayrıldık, kenara saklandık. Bu esnada ...'ın aracıyla geri kaçtığını gördük. Bu şahıslar da arkasından koşarak gidiyordu. Bir el silah sesi daha duydum, ancak kimin ateş ettiğini görmedim. Bu esnada sokak üzerinde motosikletli polislerin geldiğini gördüm. ...ve ... ile yanlarında bulunan diğer şahıslar koşarak kaçtılar. Ben de arkadaşım İbrahim ile birlikte dolmuşa binerek kendisine bir şey oldu mu diye bakmak için ...'ın evine gittik. Evine gittiğimizde ...'in polis karakolunda olduğunu öğrenince ben de, İbrahim ile birlikte Osmaniye karakoluna gittim. Oradan da sivil polislerle birlikte karakolunuza geldik. Bildiğim kadarı ile iki, üç yıl önce arkadaşım ..., ...'yi ayağından vurmuştu. Bu şahıslar tahminen bu sebepten dolayı ...'a saldırmıştır" şeklinde beyanda bulunduğu,
Aynı olayla ilgili kovuşturma aşamasında alınan 26.09.2008 tarihli ifadesinde ise; "Olay tarihinde işyerimden bir arkadaşımın düğünü vardı. Daha önceden tanıdığım ve mahalleden arkadaşım olan ...'dan rica ettik. Olay günü ..., ben ve yanımızda ... isimli arkadaşımızla düğüne gittik. Sonra on beş, yirmi adım yürümüştük, üç, dört el silah sesi duyduk. Kaç kişi olduğunu net olarak hatırlamıyorum. Olay yeri kalabalık olduğu için olay yerinden kaçıştık. Sanıkları da olay yerinde görmedim, önceden tanımıyorum. ... ile aralarında neler olduğunu da bilemiyorum. Görgüye dayalı başkaca bir bilgim yoktur, bildiklerim bundan ibarettir" şeklinde beyanda bulunduğu, kolluktaki ifadesi hatırlatılarak çelişki üzerine tekrar sorulduğunda; "Olaydan sonra biz durumu öğrenme
