"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza (CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli)
Sanıklar ..., ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince 20.12.2006 tarih ve 211-350 sayı ile sanıkların eylemlerinin haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlardan olduğu gerekçesiyle ve 5271 sayılı CMK’nın 3, 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevsizlik kararı verilerek dosyanın gönderildiği CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 26.05.2008 tarih ve 240-153 sayı ile sanıklar ... ve ...'ın nitelikli yağma suçundan lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve mahsuba, sanık ...'nun ise nitelikli yağma suçuna yardımdan aynı Kanun'un 149/1-a-c-f-g, 39, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.06.2010 tarih ve 7383-4286 sayı ile;
"...Aynı olay nedeniyle aynı suçlama ve aynı sevk maddeleri uyarınca yargılanan ve aşamalarda değişiklik gösteren savunmalarda inkâra yönelen, bu nedenle de aralarında menfaat çatışması bulunan ve ayrıca getirtilen nüfus kayıtlarına göre kardeş oldukları anlaşılan sanıklar... ve...ile sanık ...’in aynı avukatla, sanıklar ..., ...ve ...’ın aynı avukatla, sanık ... ile sanık ...’nın aynı avukatla temsil ettirilmeleri suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 152/1 ve Avukatlık Yasası'nın 38. maddelerine aykırı davranılması;" isabetsizliğinden hukuki ve fiili irtibat nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan CMK'nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince 26.12.2012 tarih ve 237-395 sayı ile sanıkların lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g, 62, 53, 58/9 ve 63. maddelere uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba hükmedilmiştir.
Bu hükümlerin de sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.03.2015 tarih ve 4007-1208 sayı ile;
"...a) Mahkemenin 26.05.2008 tarihli ve 240/153 sayılı kararının sanık ... müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edildiği, Cumhuriyet savcısının 'Sanığın mağdur ...’a karşı yağmaya teşebbüs suçundan da cezalandırılması' istemiyle sadece bu suç yönünden aleyhe temyiz ettiği, mağdur ...’a karşı yağma suçundan kurulan hüküm yönünden aleyhe temyiz bulunmadığı, sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesinin gerektiği anlaşılmakla, sanık ... hakkında mağdur ...’a karşı yağma suçundan kurulan hükümde 5237 sayılı TCK’nın 149/1-a-c-f-g ve 62. maddelerinden sonra gelmek üzere 'Sanığın ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkı göz önüne alınarak, CMUK’nın 326/son maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına' ibaresinin eklenmesine,
b) Suç tarihinin 19.04.2005 ve öncesi olması nedeniyle sanıklar hakkında mağdur...’e karşı nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCK’nın 58/9. maddesinin uygulanmasına karar verilemeyeceğinden, sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdur...'e karşı nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinden TCK’nın 58/9. maddesinin uygulandığı bentlerin çıkartılmasına,
c) Hüküm fıkrasının (J) bendinde adli emanetin 2005/1950 sırasında kayıtlı bıçağın müsaderesine karar verilmiş ise de, bıçağın suçta kullanılmadığı ve bulundurulmasının bizahiti suç teşkil etmediği anlaşıldığından, ilgili bentteki 'Yine aynı emanette kayıtlı 9 mm’lik... seri numaralı tabanca, şarjör, 10 adet fişek, 1 adet şarjör, 9 adet fişek ve bıçağın suçta kullanıldıkları anlaşıldığından ve bulundurulmaları suç olduğundan TCK'nın 54/1 maddesi gereğince müsaderesine' ibaresinin, 'Yine aynı emanette kayıtlı 9 mm’lik... seri numaralı tabanca, şarjör, 10 adet fişek, 1 adet şarjör ve 9 adet fişeğin bulundurulması bizahiti suç teşkil ettiğinden 5237 sayılı TCK'nın 54/4. maddesi gereğince müsaderesine, bıçağın suçta kullanılmadığı ve bulundurulmasının bizahiti suç teşkil etmediği anlaşıldığından sahibine iadesine' olarak değiştirilmesine," karar verilmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına hükmedilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 29.09.2015 tarih ve 152259 sayı ile;
"...Hükümlü ... vekili Av. ... 29.03.2015 tarihli, Av. M. ... ise 22.06.2015 tarihli, hükümlü ... vekili Av. ... 29.03.2015 tarihli, hükümlü ... vekili Av. ... ise 25.03.2015 tarihli dilekçesinde, Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde dinlenen ... ve tanıklar..., ..., ..., ... ve ...'ün görevli 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dinlenilmeyerek sadece ifadelerinin okunulması ile yetinilmesinin CMK'nın 7. maddesine aykırı olduğunu, gerekçeli kararda sanığa verilen mahkûmiyet kararının gerekçesinin belirtilmediğini, mağdur ...'ın daha sonra geri aldığı ilk ifadesi dışında hükümlü aleyhine herhangi bir delil bulunmadığını ileri sürerek itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmasını talep etmişlerdir.
Dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gelmekle karara karşı, aşağıda arz ve izah olunan nedenle itiraz edilmesi gerektiği düşünülmüştür.
İtiraz Nedenleri : İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık;
1) Görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının,
2) Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yeterli olup olmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
1) Görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığı;
İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemeye bakıldığında;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Görevli olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri' başlıklı 7. maddesi;
'Yenilenmesi mümkün olmayanlar dışında, görevli olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler hükümsüzdür.',
Hükmünü içermektedir.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, görevsiz mahkemece yapılan işlemlerin, tekrarlanması olanağı bulunmayanlar dışındakilerin, görevli mahkemece yeniden usulüne uygun olarak yapılması zorunludur. Bir başka deyişle kural, görevsiz mahkemede yapılan işlemlerin tamamının yenilenmesidir. Kuralın istisnası ise, işlemin yenilenmesi mümkün değilse bu işlemin geçerliliğini muhafaza etmesidir. Örneğin; görevsiz mahkemede dinlenilen tanığın görevli mahkemede tekrar dinlenilmesi zorunludur. Ancak, bu tanığın ölmesi hâlinde, yeniden dinlenilmesi mümkün olmadığından önceki beyanı ile yetinilecektir.
Bu düzenlemenin diğer bir sonucu olarak, yeterli bir vicdani kanaatin oluşması için duruşmada edinilen izlenimi dikkate alması gereken görevli mahkemenin, yenilenmesi mümkün olduğu hâlde görevli olmayan mahkemede yapılan işlemlere dayanarak hüküm kuramayacağı da söylenebilir.
Bu açıklamalar doğrultusunda ve 5271 sayılı CMK'nın 7. maddesi hükmü karşısında, görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/211 esas ve 2006/350 karar sayılı dava dosyasında dinlenen ve yargılamaya konu olayların restoranda geçen kısmıyla ilgili görgüsü bulunan mağdur ..., olay sırasında iş yerinin dışında bulunan tanıklar... ve ..., olayın öncesine ait bilgileri bulunan tanıklar ... ve ... ile mağdur ...'ın kollukta verdiği ilk ifadeden sonra şikâyetten vazgeçmesiyle ilgili bilgisi bulunan tanık ...'ün, görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde hazır edilip usulüne uygun şekilde yeniden dinlenildikten ve tanık beyanları diğer delillerle birlikte tartışıldıktan sonra sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken, adı geçen kişiler dinlenilmeden ve görevsizlik kararı veren mahkemedeki ifadeleri de okunmadan eksik soruşturmayla hüküm kurulmasının isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır.
2) Yerel Mahkeme hükmünün gerekçesinin yeterli olup olmadığı;
İtiraz konusu uyuşmazlığın çözümü için konuya ilişkin yasal düzenlemelere bakıldığında;
1982 Anayasası'nın 'Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması' başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrası;
'Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.',
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Kararların gerekçeli olması' başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrası;
'Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir.',
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar' başlıklı 230. maddesinin 1. fıkrası;
'Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:
a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler.
b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.
c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.
d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar.',
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 'Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar' başlıklı 232. maddesinin 3. fıkrası;
'Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde dava dosyasına konulur.'
Hükmünü içermektedir.
Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, mahkeme kararlarının karşı oy da dâhil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Gerekçede, mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmelidir. Gerekçede, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, bunun nitelendirmesinin yapılması ve hüküm bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da, geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır. Ayrıca, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 308/7 ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1-g maddeleri uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır. Bu hususlar Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2014 tarihli, E.2014/1-441 ve K.2014/421 sayılı ve 18.11.2014 tarihli, E.2013/8-830 ve K.2014/502 sayılı kararlarında açıkça vurgulanmıştır.
Öte yandan, kararların gerekçeli olması, ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen 'Adil yargılanma hakkı'nın somut görünümlerinden birisi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Gerekçeli karar hakkı olarak adlandırılan bu hak, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla önüne gelen olaylarla ilgili verdiği bazı ihlal kararlarında da koruma altına alınmıştır (AYM, B. No: 2012/603, 20.02.2014; B. No: 2013/988, 10.03.2015; B. No: 2013/1213, 04.12.2013; B. No: 2013/4186, 15.10.2014; B. No: 2013/5459, 16.10.2014).
Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (AYM, B. No: 2013/1213, 04.12.2013, § 26).
Anayasa Mahkemesi, ... ve diğerlerinin yaptığı bireysel başvuruyla ilgili olarak verdiği 15.10.2014 tarihli ve B. No:2013/4186 sayılı kararında;
'...
60. Bir muhakemede usule ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 31).
...
62. Mahkemeler, 'kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme' yükümlülüğü altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (bkz. Hadjianastassiou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16.12.1992, § 33), tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 34).
...
64. Ayrıca, ... mahkemelerin ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 36).
65. Makul gerekçe, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (bkz. B. No: 2013/1235, 13.06.2013, § 24). Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte, bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka detaylı olması şart değildir. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin reddedilmesi hususunda, makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak ölçü ve özene sahip olması gerekmektedir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 37).
66. Zira bir davada tarafların, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması 'gerekçeli karar hakkı' yönünden zorunludur (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 38).
67. Aksi bir tutumla, mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında 'ilgili ve yeterli bir yanıt' vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olabilecektir (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 39).70. Buna karşın tarafsızlığı, keyfiliği, denetimden kaçmayı ve perdelemeyi önlemek için mahkemeler, kararın verilmesine neden olan temelleri yeterince açık olarak belirtmekle yükümlüdürler. Mahkemelerin yargılama süresince kendilerine iletilen her iddia ve talebi gözetme zorunda olmadıkları biçimindeki serbesti, kararın verilmesine neden olan temellere asgari açıklıkta değinilmesi görevini ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz (B. No: 2013/7800, 18.06.2014, § 58).'
Şeklindeki tespitlerinden sonra, gerekçeli karar hakkı ve çelişmeli yargılama ilkesi açısından Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanıkların nitelikli yağma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin hükmün gerekçesinde, Yerel Mahkemece öncelikle iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin gösterildiği, 'deliller' bölümünde dosya arasında mevcut bilgi ve belgelerin listesi belirtildikten sonra tanıklar..., ... ve ...'in anlatımlarına yer verildiği, 'Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe' olarak belirtilen bölümde ise, 'Müşteki ve tanık beyanları, sanık savunmaları, ekpertiz raporları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde' denildikten sonra delillerin tartışılmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirlenmediği, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durulmadığı ve niçin bu sonuca ulaşıldığının anlatılmadığı, bu kapsamda; hangi tanıkların beyanlarına üstünlük tanındığı, mağdur ... ile babası ...'ın sonradan değiştirdikleri ifadelerinden hangisine neden itibar edildiği yasal gerekçeleriyle tartışılıp açıklanmadan kabul edilen oluşa göre suç nitelendirilmesi yapılarak cezaların belirlendiği anlaşıldığından, hükümlerin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde ve yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi kararlarında öngörülen şekilde kanuni ve yeterli gerekçeyi içermediği hâlde, söz konusu yasaya aykırılık nedenlerinden dolayı hükümlerin bozulmasına karar vermesi gerekirken, yukarıda yazılı şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermesinin isabetli olmadığı kanaatine varılmıştır.
Sonuç ve İstem : Yukarıda açıklanan nedenle;
Dairenizin, 04.03.2015 tarihli ve 2014/4007 Esas, 2015/1208 Karar sayılı ..., ... ve ... ile ilgili hükümlerin düzeltilerek onanmasına dair kararının kaldırılması,
İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2012 tarih, 2012/237 esas ve 2012/395 sayılı kararının, görevsizlik kararı veren mahkemece yapılan işlemlerin, görevli mahkemece tekrarlanması zorunluluğuna uyulmaması ve mahkeme hükmünün gerekçesinin Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şartları taşımaması nedenlerinden dolayı bozulmasına karar verilmesi,
İtirazın, Dairece yerinde görülmemesi hâlinde ise de, dosyanın, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi,” düşüncesi ile itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Dairesince 10.11.2015 tarih ve 4776-5350 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdur ...'a yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak, hukuki ve fiili bağlantı nedeniyle sanıklar ... ve ...hakkında aynı mağdura yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlere ilişkin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/1150 esas sayılı dosyası ile birlikte yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Yerel Mahkeme hükümlerinin Anayasa’nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediğinin,
2- Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan işlemlerin CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesince tekrarlanmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yakalama ve zapt etme, araç arama başlıklı tutanaklarda; Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne 19.04.2005 tarihinde 93 numara ile kayıtlı olarak yapılan ihbarda “Drej Ali lakaplı çete liderinin adamlarının... isimli bir şahsı rehin aldıkları ve Bakırköy deniz otobüsleri karşısında bulunan ... Restoran isimli iş yeri içerisinde darbettikleri, burada tutarak 500.000 Amerikan doları ile üzerine kayıtlı mal varlığını vermediği takdirde şahsı öldürüleceklerinin,” bildirilmesi üzerine nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü, şahısların yakalanması, iş yerinde ve varsa otomobillerinde arama yapılması talimatının alındığı, Sahil Kennedy Caddesi üzerinde bulunan ... Türkü Evine gidildiği, girişe göre sağ tarafta bulunan ve canlı müzik yapılan yerde sol köşedeki masada oturan üç şahsa kimliklerinin sorulduğu, Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi nüfusuna kayıtlı Halil oğlu 1974 doğumlu ...; Şanlıurfa ili, Merkez ilçesi nüfusuna kayıtlı, Nazif oğlu 1958 doğumlu ... ile birlikte ihbarda sözü edilen İstanbul ili, Şişli ilçesi nüfusuna kayıtlı ... oğlu 1974 doğumlu ... isimli şahıslar olduklarının öğrenildiği, iş yerinin diğer bölümünde bulunan ve Adana ili, Seyhan ilçesi nüfusuna kayıtlı... oğlu 1980 doğumlu ...isimli şahsın da bu kişilerle beraber olduğu düşünülerek bu şahsın üzerinin arandığı, şahsın nereden aldığını beyan edemediği 65 adet 100’lük, 50 adet 50'lik banknotlar hâlinde toplam 9.000 YTL nakit para ile Tekfen Banka ait 20.04.2005 keşide tarihli hamiline düzenlenmiş 17.000 YTL, Asya Finans Banka ait 30.06.2005 keşide tarihli 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek bulunduğu, iş yerinin girişe göre sol tarafındaki bölümde, sandalye üzerinde, şarjöründe 14 adet, namlusunda 1 adet olmak üzere toplam 15 adet 9 mm çaplı mermi bulunan Glock marka bir tabanca görülmesi üzerine tabancanın muhafaza altına alındığı, tabancayı sahiplenenin olmadığı, ancak görevliler gelmeden önce tabancanın bulunduğu sandalyede sanık ...’ın oturduğunun öğrenildiği, yine bu kişinin kullandığı tespit edilen... plaka sayılı Toyota marka cip içerisinde, aracın şoför koltuğunun yanında bulunan gözde, içinde 14 adet 9 mm çaplı fişek bulunan şarjör ve kılıfı içerisinde bir adet çelik avcı bıçağının bulunarak muhafaza altına alındığı bilgilerine yer verildiği,
Mağdur ... hakkında Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fatih Şube Müdürlüğünce düzenlenen 20.04.2005 tarihli raporda; kafatası sol tarafta kulak arkası bölgesinde 10x10 cm ebadında ödem, sol tarafta skapula altı bölgede 1x2 cm ebadında abrazyon, alın orta bölgesinde ekimotik alan bulunduğu bildirilen mağdurdaki yaralanmanın şahsın yaşamını tehlikeye maruz kılmadığı, 7 gün mutat iştigaline engel teşkil ettiğinin bildirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur ... 20.04.2005 tarihinde İstanbul Organize Şube Müdürlüğünde verdiği ilk ifadesinde; oto galericisi olduğunu, ortaokulu ve liseyi Drej Ali olarak bilinen ...’ın kardeşi ... ile birlikte okuduğunu, okuldan sonra da ... ile arkadaşlığının sürdüğünü, bu sırada Yasak ailesinin diğer fertleri ile de tanıştığını, ifade tarihinden 10 gün kadar önce Boğaziçi Köprüsünde aracıyla seyir hâlinde iken polislerin kendisini durdurduğunu, aracının plaka problemi nedeniyle karakola götürüldüğünü, açık kimliğini bilmediği Ramazan isimli bir kişiden para karşılığı aldığı polis muhabiri gazetesi kimliğinin yapılan üst araması sırasında üzerinde bulunduğunu, savcılık tarafından tutuklanması talebiyle Mahkemeye sevk edildiğini ancak serbest bırakıldığını, serbest bırakıldığı gün ...’ın kendisini telefonla arayıp ..., kat 1, Şişli adresindeki yazıhanesine çağırdığını, yazıhaneye gittiğinde ...’ın kendisine “..., senin bu olayınla ilgili rezillik oldu, bu iş bizim aileye dokundu, bunun diyeti olarak 250.000 Amerikan doları getireceksin” dediğini, kendisinin ise ...’a neden kendisinden para istediklerini, yaptığı işin Yasak ailesi ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını söylemesi üzerine ...’un “Bu iş benden çıktı, Ali Ağabeyim bu şekilde istiyor, sen parayı nasıl hazırlayacaksın, onu söyle” dediğini, Yasak ailesinin içinde büyüdüğü ve aileyi tanıdığı için korktuğunu, itiraz edemediğini, hiç nakit parasının olmadığını, otomobilini ve hissedarı olduğu telefon dükkânındaki hissesini satarak parayı ödeyebileceğini söylediğini, bu tarihten önce de Yasak ailesine borç para verdiğini ancak borç verdiği bu paraları geri alamadığı gibi isteyemediğini, ...’ın yazıhanesinden ayrıldıktan bir saat kadar sonra bu kez ...’ın kendisini telefonla arayıp bürosuna çağırdığını, ...’ın bürosunun ...’ın yazıhanesi ile aynı binada 5. katta olduğunu, ...’ın yanına gitmeden önce binanın 1. katında yazıhanesi bulunan ...’un yanına tekrar uğradığını, ...’un kendisine “...’ın kendisini Boğaziçi Köprüsündeki olayla ilgili çağırdığını ve çok sinirli olduğunu” söylediğini, ...’ın bürosuna gittiğinde ...’ın kendisine “... bak, ... bundan sonra senin muhatabın değil, senin muhatabın bundan sonra benim, oturmuş olduğun evin tapusunu benim istediğim şahsa devredeceksin, istediğim parayı getirdiğin takdirde, evi geri alacaksın” dediğini, ...’a evin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu söyleyince, ...’ın “O vakit gidip hanımınla görüşeceksin, tapuyu benim istediğim kişinin üzerine devredecek” dediğini, bu sırada, silahlı olduklarını bildiği ...’ın korumalığını yapan sanıklar ... ve ...’nun sağına ve soluna geçerek kendisini ...’a ait Seat marka, lacivert renkli bir otomobile bindirmeye çalıştıklarını, karşı koyunca ...’nun belinden beyaz renkli bir tabanca çıkararak kendisine doğrulttuğunu ve araca binmesini istediğini, ...’ın kullandığı aracın arka koltuğuna bu şekilde binmek zorunda kaldığını, yanına ...’nun oturduğunu, evine gittiğini, şahısların dışarıda beklediklerini, durumu eşine anlattığını, eşinin evi kimseye devretmeyeceğini söylemesi üzerine telefonla ...’ı aradığını ve eşinin evi devretmeye yanaşmadığını söylediğini, bunun üzerine ...’ın ikametine geldiğini, eşinin çocuklarla beraber üst kata çıktığını, ...’un kendisine “Bu evi muhakkak vermeniz lazım, yoksa benim de yapacak bir şeyim yok, sen ve ailenden de zarar gören olur” dediğini, evin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu, ev alınırken kayınpederinin de katkısının bulunduğunu söylemesine karşın ...’un anlayış göstermediğini, ailesine ve kendisine zarar gelebileceğini ihtar ederek, eşini ikna etmesi gerektiğini, bir gün sonrası için ... plaka sayılı Toyota marka, Land Cruiser model cipi ile ortağı olduğu telefon dükkânındaki hissesinin satılmasını, teminat olarak da tapu verilmesini istediğini, söylenenleri kabul ettiğini, ...’un kapıda ... ve ...’nun bekleyeceklerini söylemesi üzerine, çevredekilerin rahatsız olacağını, ...ve ...’nın da kendisi ile birlikte gitmesini ...’tan istediğini, ...’un kabul etmesi ile tüm bu şahısların gittiklerini, ertesi gün ortağı olduğu telefon dükkânına gittiğini, hissesine karşılık gelen telefon cihazlarını almak istediğini ortağına söylediğini, ortağının şaşırdığını, ancak kendisi için önemli bir durum olduğunu söyleyince telefonları aldığını, aracın bagajına koyduğu telefonlarla Toyata marka cipini, aracın satışına ilişkin vekâletname ile birlikte Kadıköy’de ...’a teslim ettiğini, bu olaydan bir gün sonra ...’ın kendisi telefonla arayarak Mecidiyeköy’deki bürosuna çağırdığını, yanına gittiğinde ...’ın kendisine hakaret ederek tokat atmaya başladığını, aracın kredi ile alındığı için satışının yapılamadığını söyleyerek telefon cihazlarını satıp bir gün sonrası için bulabildiği kadar para getirmesini kendisinden istediğini, aracı ve telefonları alarak ...’ın yanından ayrıldığını, eniştesi...’dan 17.000 YTL ve 14.864 Amerikan doları tutarında iki adet çek aldığını, ortaklıktan ayrılırken aldığı telefon cihazlarını KVK ve GENPA bayilerine satarak 9.000 YTL nakit para temin ettiğini, tüm bunları toparlayarak ...’ın bürosuna gittiğini, ...’ın umduğu parayı göremeyince bürosunda bulunan sopalarla kafasına ve vücudunun çeşitli yerlerine vurarak kendisini darbettiğini, aldığı darbeler sonucu yere yığıldığını, dövüldüğü sırada büroda ...'ın kardeşi ...’ın da bulunduğunu, ...’ın adamlarının ise büronun kapısında beklediklerini, ...’ın kendisine “..., artık 250.000 Amerikan doları vermeyeceksin, bu saatten sonra borcun 500.000 Amerikan doları oldu, babanın dükkânını, evini, çeklerini, her şeyini bana vereceksin” dediğini, ...’a verdiği talimat doğrultusunda ...’ın adamlarından ..., ...ve ...’la beraber iki araca binerek babasına ait ... Restoran isimli iş yerine gittiklerini, ...’ın kendisinin ...’ın yanına gelirken kullandığı araçla, ..., ...’nun ise kendisi ile birlikte... plaka sayılı Toyota marka siyah renkli araçla restorana gittiklerini, hep beraber restorana girdiklerini, Volkan’ın ayrı bir masaya oturduğunu, ..., ... ve kendisinin ise başka bir masaya oturduklarını, ...’un telefon ederek babası ...’ı restorana çağırdığını, restorana gelen babasına, kendisinden 500.000 Amerikan doları alacakları olduğunu, bu paranın ödenmemesi hâlinde kendisine ve ailesine zarar verileceğini söylediğini, babasının Yasak ailesi ile herhangi bir iş ilişkilerini olmadığını söyleyip borcun neden kaynaklandığını sorması üzerine ...’ın “Sen orasını karıştırma amca” dediğini, babasının hisselerin eşinin üzerine kayıtlı olduğunu, mesai saatinin geçmesi nedeniyle bir gün sonra hisseleri devredeceğini söylediğini, kendisinin ise “Hisseleri vermeyelim para bulalım” diye karşı çıkması üzerine ...’un kendisine “Bu saatten sonra artık para olmaz, restorandaki hisseyi vereceksiniz” dediğini, bu sırada eniştesinden aldığı 14.684 Amerikan doları ve 17.000 YTL bedelli çekler ile 50 ve 100 YTL’lik banknotlardan oluşan 9.000 YTL’yi ...’a verdiğini, ...’un da bunları yan masada oturan...’a verdiğini, bir süre sonra sivil kıyafetli polislerin gelerek ihbar olduğunu, kimlik kontrolü yapacaklarını söyleyip kimliklerine baktıkları ..., ... ve...’ı gözaltına aldıklarını, ...’ın oturduğu sandalyenin altında bir tabanca bulunduğunu, herhangi bir ticari ilişkisi bulunmayan, işlediği başka bir suçu bahane ederek kendisinden tehditle para isteyen, kendisini darbeden ve zorla alıkoyan sanıklar ..., ..., ..., ... ve...’dan şikâyetçi olduğunu,
Beyan etmiştir.
Bu ifade tarihinden iki gün sonra mağdur ..., vekili Av. ...’ün imzasını da taşıyan 22.04.2005 havale tarihli dilekçesinde; ...’ı 15 yıldır tanıdığını, ailece dost olduklarını, dilekçe tarihinden yaklaşık 10 gün kadar önce Boğaziçi Köprüsünde emniyet şeridinde seyir hâlinde iken polisler tarafından yakalandığını, bu olayın basında ve televizyonlarda “Drej Ali’nin adamı yakalandı” şeklinde haberleştirildiğini, bu olaydan birkaç gün sonra ...’la buluştuklarını, Ömer’in kendisine “Hiç ilgimiz yokken senin yüzünden gazete ve televizyonlarda adımız çıktı” şeklinde sözlerle kızdığını, Ömer ile bu durumu konuşmak maksadıyla yine birkaç gün sonra ... Restoranda buluşmak için sözleştiklerini, ...’ın yanında ... olduğu hâlde restoranın otoparkına geldiğini, basında çıkan haberler nedeniyle kendisine yeniden kızarak birkaç kez vurduğunu, korktuğu için restorana geçmeyi teklif ettiğini, bu sırada kendi şoförü olan Volkan Yağız’ın yanlarına geldiğini, Volkan’a arabasının anahtarını ve arabanın torpido gözünde bulunan çeklerle parayı verdiğini, restorana geçip oturduktan bir süre sonra polislerin geldiğini, ...’tan korktuğu için olayı büyüttüğünü, ...’un kendisinden para istediği, ...’ın kendisini dövdüğü, zorla evini, dükkânının hisselerini istediği şeklinde ifade verdiğini, ancak bunları korkusundan uydurduğunu, babasına da kendisini yalancı çıkarmayacak şekilde ifade vermesini tembihlediğini, ...’ın üzerinden çıkan çek ve paranın kendisine ait olduğunu, olayları sakin şekilde düşününce yaptığının yanlış olduğunu anladığını ve avukatı ile gelerek bu dilekçeyi sunduğunu belirttiği,
Komiserler İbrahim Emre ve Şenol İleri ile polis memuru Atalay Olgun’un imzalarını taşıyan ancak mağdur ...’ın imzası bulunmayan 22.04.2005 tarihli tutanakta; şikâyetten vazgeçme dilekçesi sunan mağdur ... ile yapılan şifahi görüşmede, sanıklardan ve Yasak ailesinden korktuğu, ailesine bir zarar verilmemesi için şikâyetini geri aldığını beyan ettiğine ilişkin ibarelerin bulunduğu,
Görülmüştür.
Mağdur ..., sanıkların tutuklanmaları talebiyle sevk edildikleri Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgu sırasında müşteki olarak verdiği beyanında; emniyette verdiği ifadenin gerçeği yansıtmadığını, dilekçesinin doğru olduğunu, dilekçesini verirken Emniyet görevlileri ile görüşmediğini, polis tarafından tutulan 22.04.2005 tarihli tutanak içeriğini kabul etmediğini,
Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ve dosyanın görevsizlikle gönderildiği CMK’nın mülga 250. maddesi ile görevli İstanbul (Kapatılan) 11. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; Boğaziçi Köprüsünde seyir hâlinde iken polisler tarafından yakalandığını, araçtan telsiz, üzerinden de sahte polis kimliği çıkması üzerine polislerin hakkında işlem yaptıklarını, polislere ...’ın adamı olduğunu söylemediğini, basına olayın farklı yansıtıldığını, bu olaydan sonra ...’ın kendisini Mecidiyeköy’deki bürosuna çağırıp birkaç kez kendisine vurduğunu ancak kendisinden herhangi bir maddi talepte bulunulmadığını, silah çekilmediğini, söz konusu çekleri ve 9.000 YTL’yi eşine Zülfü isimli bir galericiden araba almak için denkleştirdiğini, ...’ın kendisinin şoförü olduğunu, bu çek ve paraları Volkan’a muhafaza etmesi için verdiğini, olay günü de eşi ile olan sorunlarında yardımcı olmadığı için ve yine kendisine vurması nedeniyle ...’la tartıştığını, ...’un... plakalı araç içerisinde kendisine kızarak vurduğunu, başını araca çarptığını, ... ve ... ile diğer sanıkların kendisini tehdit etmediğini, parasını almadıklarını, restoranda bulunan tabancanın şoförü olan...’a ait olduğunu düşündüğünü,
İnceleme dışı davanın mağduru ... 20.04.2005 tarihinde Kollukta; mağdur ...’ın babası olduğunu, İstanbul ili, Bakırköy ilçesi, Sahil Kennedy Caddesinde bulunan ... Restoran isimli iş yerini 27 yıldır işlettiğini, olay günü oğlu ...’ın kendisini telefonla arayarak telefonu ...’a verdiğini, bu şahsın da kendisine iş yerinde buluşmak istediğini söylediğini, bunun üzerine iş yerine gittiğini, oğlu ..., ... ve isminin sonradan ... olduğunu öğrendiği şahsın bir masada oturduğunu yine ...’ın şoförü olarak bildiği ancak soyadını bilmediği Volkan isimli şahsın da ayrı bir masada tek başına oturduğunu gördüğünü, oğlu..., ... ve ...’nın bulunduğu masaya giderek yanlarına oturduktan sonra ...’ın kendisine, restoranın hisselerini devretmesini söylediğini, nedenini sorduğunda ...’un kendisine “... Amca, bunları soracak durumda değilsin, böyle bir şansın yok, benim dediğim şahısların üzerine hisseni devredeceksin” dediğini, iş yerindeki hisselerin eşinin üzerine olduğunu, ayrıca iş yerinde çalışan Halis Bal ve Murat isimli şahısların da hissesinin olduğunu, bu şahısların hisselerinin de kendilerine güvenmelerinden dolayı eşinin üzerine kayıtlı olduğunu söylediğini, ...’ın da, bu şahısları mağdur etmeyeceğini, hisseleri gösterecekleri şahsın üzerine devretmesini söylediğini, ...’nun telefon numarası vererek bir gün sonra bu telefondan arayıp noterde buluşmalarını söylediğini, ...’un bu arada kendisine muhasebeciyi arattığını ancak saatin geç olması nedeniyle muhasebecisine ulaşamadığını, oğlu...’in o sırada masadan uzaklaşarak telefon görüşmesi yaptığını, ...’un bu telefon görüşmesinden şüphelenip, biraz telaşlanarak belinden siyah renkli bir tabanca çıkartarak oturduğu sandalyenin kılıfının altına koyduğunu ve yerinden kalkarak lavabonun olduğu yere doğru gittiğini, bu sırada iş yerine gelen sivil polislerin kimlik kontrolü yaparak ..., ... ve Volkan isimli şahısları gözaltına aldıklarını,
20.04.2005 tarihli ifadeli teşhis tutanağında; birinci sırada bulunan ve isminin ... olduğunu öğrendiği şahsı, iş yerinde ... ve oğlu... ile aynı masada oturan, kendisine cep telefonu numarası yazdırtan ve bir gün sonra kendisine telefon açıp iş yeri hisselerinin devri için noterde buluşacağını söyleyen kişi olarak teşhis ettiğini, ikinci sırada bulunan ...isimli şahsı, ...’ın şoförü olarak ve iş yerine geldiğinde ayrı bir masada oturan şahıs olarak teşhis ettiğini, altıncı sırada bulunan ...’ı da kendisini cep telefonu ile arayarak iş yerine çağıran ve hisselerini devretmesini isteyen, tabancasını sandalyenin kılıfının altına bırakan kişi olarak teşhis ettiğini,
Görevsizlik kararı veren Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde, 18.07.2005 tarihinde; oğlu...’in kendisini iş yerine çağırdığını, iş yerine gittiğinde ..., ... ve oğlunu bir masada, oğlu...’in şoförlüğünü yapan...’ı da başka bir masada gördüğünü, kendisinin bu sırada... ile ... arasında gergin bir durum olduğunu sezdiğini, oğlu ve ...’un dışarıya çıkıp tartıştıktan sonra yeniden masaya oturduklarını, geldiğinde oğlunun kafasında hafif bir çizik gördüğünü, ...’ın ... Restoranın mülkiyetini kendisinden istemediğini, ...’nun kendisine telefon numarası vermediğini ve noterde buluşmak için çağırmadığını, sandalyenin kılıfının altında bulunan tabancanın kime ait olduğunu bilmediğini, emniyetteki ifadesinin doğru olmadığını, oğlu...’in yönlendirmesi ile bu şekilde beyanda bulunduğunu, Mahkemedeki ifadesinin doğru olduğunu,
Tanık ... Kollukta; mağdur ...’ın avukatı olduğunu, müvekkilinin Boğaziçi Köprüsündeki olay nedeniyle gözaltına alınmasından sonra tahliye olması için ...’ın yardımcı olduğunu; sanıkların sorgusunda müşteki vekili olarak verdiği beyanında; mağdur... ile kendisinin imzalarını içeren 22.04.2005 tarihli dilekçeyi kendisinin Cumhuriyet savcısına havale ettirdiğini, mağdurla beraber Organize Suçlar Şube Müdürlüğüne giderek dilekçeyi birlikte verdiklerini, mağdurun polis memurları ile tutanakta belirtildiği şekilde bir görüşmesinin olmadığını; Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde 14.09.2005 tarihinde; ...’ın kefaletle tahliye edilmesine ...’ın yardımcı olduğunu, ...’ın ...’ın şoförü olduğunu, ...’in kendisini telefonla arayarak “Ben ... ve arkadaşları hakkında şikâyette bulundum, yanlış ifadeler kullandım, şimdi vicdanen rahatsızım, şikâyetimden vazgeçmek istiyorum” demesi üzerine...’in yazdığı şikâyetten vazgeçme dilekçesini gözden geçirip imzaladığını ve mağdur...’le birlikte dilekçeyi Cumhuriyet savcısına havale ettirip emniyete verdiklerini, polis tutanağında belirtildiği gibi bir görüşmenin gerçekleşmediğini,
Tanık ... Kollukta ve 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde benzer şekilde; ... Türkü Evi Restoran isimli iş yerinde otopark görevlisi olarak çalıştığını, olay akşamı Toyota marka, siyah renkli bir cipten mağdur ... ile bir kişinin inerek restorana girdiklerini, bir kişiyi de aracın sürücü koltuğunda gördüğünü, ...’i daha önceden bu aracı kullanırken gördüğünü; 20.04.2005 tarihli teşhis tutanağında birinci sırada bulunan ve ismini ... olarak öğrendiği şahsın olay akşamı siyah renkli Toyota marka cipin arka koltuğundan inen şahıs olduğunu, ...’ın bu aracın sağ ön koltuğundan inerek restorana girdiğini, ...ve ...’u ise daha önceden görmediğini ve tanımadığını; Mahkemede; kolluktaki beyanından farklı olarak Volkan isimli şahsın...’in şoförü olduğunu, teşhis tutanağındaki beyanlarını kabul etmediğini, tutanağı polislerin imzalattığını,
Tanık... Kollukta; olay tarihinde ... Restoranın otoparkında çalıştığını, siyah renkli arazi taşıtının mağdur ...’a ait olduğunu, 20.04.2005 tarihli teşhis tutanağında beşinci sırada bulunan ve ismini ...olarak öğrendiği şahsın olay sırasında restoranda cam kenarındaki masada oturan şahıs olduğunu; 14.09.2005 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde ise; ...’ın ...’ın şöförü olduğunu, teşhis tutanağındaki beyanlarını kabul etmediğini, tutanağı polislerin imzalattığını,
Tanık ... Kollukta; İstanbul ili, Kadıköy ilçesinde 13 yıldır cep telefonu alım satım işi yaptığını, mağdur ... ile 4-5 yıldır arkadaş olduklarını, ifade tarihinden iki ay kadar önce...’e ortaklık teklif ettiğini, ...’in kendisine verdiği 30.000 YTL ile kâr ortağı olduğunu, yaklaşık bir hafta önce ise...’in özel bir neden dolayısıyla paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek verdiği parayı geri istediğini, bu miktarda nakit parası olmadığı için...’e 30.000 YTL değerinde cep telefonu cihazı verdiğini; 29.05.2006 tarihinde Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesinde; mağdurun paraya neden ihtiyaç duyduğunu sorduğunda, mağdurun eşine araba almak için paraya ihtiyacı olduğunu söylediğini, bu hususu polisteki
