"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 148-113
Sanık ... hakkında kanunun ya da zaruretin tayin ettiği sınırı tecavüz etmek suretiyle adam öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Kara Kuvvetleri Komutanlığı İkinci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesince 30.12.2002 tarih ve 255-1248 sayı ile sanığın terhis olması nedeniyle Askeri Mahkemede yargılanmasını gerektiren ilginin kesilmiş olduğu gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesince 26.11.2008 tarih ve 191-256 sayı ile; sanığın eylemini meşru savunma sınırının mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş nedeniyle işlediği kabul edilerek 5237 sayılı TCK'nın 27/2 ile 5271 sayılı CMK'nın 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Hükmün katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.06.2010 tarih ve 5332-4528 sayı ile;
"...Oluşa ve dosya içeriğine göre; askerlik görevini yapan sanığın, olay günü arkadaşı..... ile birlikte nöbet yerinden karakola dönerken askeri yasak bölge içerisinde kaçak göçmenlerin bulunduğunun ihbar edilmesi ve tanık ..... tarafından bunların saklandığı yerin gösterildiği sırada, kaçak göçmenlerin sınırdan geçmesine aracılık eden maktul ...'un dövmek amacıyla tanık .....'un üzerine saldırdığı,.....'un arkasına saklandığı hâlde maktulün yeniden adı geçen tanığın üzerine yürüdüğü sırada, sanık ...'ın maktule tokat atarak yere düşürdüğü, maktulün düştüğü yerden kalkarak sanığa saldırması üzerine boğuşmaya başladıkları, sanığın elindeki tüfeğin kasaturası ile maktulü yaraladığı, sağ akciğer üst lobda meydana gelen kesi nedeniyle oluşan hemotoraks ve gelişen hipovolemik şok sonucu maktulün hayatını kaybettiği olayda; maktulde oluşan yaraların tek hamleyle meydana gelemeyecek nitelikte olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun raporu ve her iki yaranın da yukarıdan aşağı seyirli olması hususu gözetildiğinde, sanığın eyleminin tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşünülmeden, yazılı şekilde 5237 sayılı TCK'nın 27/2 ve CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesince 07.06.2013 tarih ve 148-113 sayı ile; sanığın kasten öldürme suçundan, lehe olduğu kabul edilen 5237 sayılı TCK'nın 81, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.02.2015 tarih ve 5794-972 sayı ile;
"...Oluşa ve dosya içeriğine göre; askerlik görevini yapan sanığın, olay günü arkadaşı..... ile birlikte nöbet yerinden karakola dönerken askeri yasak bölge içerisinde kaçak göçmenlerin bulunduğunun ihbar edilmesi ve tanık ..... tarafından bunların saklandığı yerin gösterildiği sırada, kaçak göçmenlerin sınırdan geçmesine aracılık eden maktul ...'un, dövmek amacıyla tanık .....'un üzerine saldırdığı,.....'un arkasına saklandığı hâlde maktulün yeniden adı geçen tanığın üzerine yürüdüğü sırada, sanık ...'ın maktule tokat atarak yere düşürdüğü, yere düşen maktulün saldırgan tavrını sürdürerek sanığa saldırması üzerine boğuşmaya başladıkları, sanığın elindeki tüfeğin kasaturası ile maktulü yaraladığı, sağ akciğer üst lobda meydana gelen kesi nedeniyle oluşan hemotoraks ve gelişen hipovolemik şok sonucu maktulün hayatını kaybettiği olayda; maktulden gelen ve haksız tahrik oluşturan davranışların niteliği ve sürekliliği göz önüne alınarak makul bir indirim yapılması, Yargıtay denetimine imkân verecek şekilde 765 sayılı TCK'nın ile 5237 sayılı TCK'nın tüm hükümlerinin olaya uygulanarak somut karşılaştırma yapıldıktan sonra karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı biçimde asgari düzeyde tahrik indirimi yapılmak suretiyle fazla ceza verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiş;
Daire Üyeleri D. Kahveci ve C. Topaktaş; "Göçmen kaçakçılığı yapan maktulün, olay günü yabancı uyruklu 26 mültecinin bir kamyonla olay yerine getirilmesini sağladığı, mültecileri kimsenin görmemesi için sazlıkların içine gizlediği, ancak, koyun otlatmakta olan tanıklar ..... ..... ve ..... .....'nin mültecileri gördükleri, çeltik tarlalarına zarar verileceğini düşünen tanıkların sınır devriyelerine haber vermek istedikleri, bu amaçla tanık .....'in askerlere haber vermek için gittiği, tanık .....'in 12. Hudut Tabur Komutanlığı emrinde sınır devriye görevini yapmakta olan sanık Piyade Er ... ve tanık Piyade Onbaşı..... İkizioğlu ile yolda karşılaştığı, durumu sanık ... ve tanık.....'a söylediği, askerlerin hemen olay yerine intikal ederek mültecileri yakaladıkları, mültecileri üçerli gruplar hâlinde sıraya dizdikleri, bu sırada tanıklardan .....'in koyunlarını köye götürmek üzere olay yerinden uzaklaştığı, tanık ..... .....'nin ise olay yerinde kaldığı, asker olan sanık ve asker olan tanığın mültecileri karakola doğru götürmek istedikleri sırada, çeltik tarlasının içindeki kulübenin yanından çıkan maktulün, kendilerini ihbar ettiğini düşünen tanık ..... .....'ye saldırdığı, tanık .....'un sanık Piyade Er ...'ye sığındığı, sanık ...'ın tanık .....'u kendisinden arkada olan tanık Piyade Onbaşı..... İkizoğlu'nun yanına gönderdiği, tanık .....'un, tanık.....'un yanına geldiği, sanık Piyade Er .....'ın maktule 'Dur' diye bağırdığı, buna rağmen maktulün saldırısını devam ettirdiği, sanığın sol elinde tüfek olduğu hâlde başlangıçta tüfeğini kullanmaksızın sağ elini yumruk yaparak maktulün ağzına bir kez vurduğu, maktulün bu darbe üzerine yere düştüğü, ancak tekrar yerden kalktığı, sanığın tekrar 'Dur, dur' diye bağırdığı, ancak maktulün bu ikazı dinlemeyerek saldırısını sürdürdüğü sırada, şarjör takılı ve içinde 30 adet dolu mermi bulunan, ucunda süngü takılı tüfeğini sağ koltuk altına alarak o anda oluşan kasıtla doğrultarak hareketli ortamda maktulün göğüs kısmına doğru vurduğu, bu sırada maktulün yere düştüğü, sanığın kan aktığını görmesi üzerine eylemine devam etmediği, asker olan sanık ve tanığın karakola gidip acil yardım getirmesi için tanık ..... .....'yi karakola gönderdikleri, maktulün hastaneye yetiştirilemeden hemotoraks nedeni ile gelişen hipovolemik şok sonucu öldüğü, maktulün bacağında sanık tarafından meydana getirilen basit nitelikteki yaralanmanın hangi aşamada meydana geldiğinin anlaşılamadığı olayda; sınır devriyesi olarak görev yapmakta olan ve yasal olarak silah kullanma yetkisine sahip olan sanığın, öncelikle tanık .....'a, daha sonra kendisine yapılan saldırı nedeniyle eylemini gerçekleştirdiği, sanıkta olay anına kadar bir kimseyi öldürme ve yaralama kastının bulunmadığı gibi, olay sırasındaki hareketinin de öldürme kastıyla yapılmadığı, olayın tamamen ani gelişen duruma göre meydana geldiği, sanığın daha önceden maktulü tanımadığı, olay anında sanığın yumruk darbesiyle yere düşen mağdurun yerden kalkarak saldırısını devam ettirmesinin olayın bu noktaya gelmesinde mutlak derecede etkili olduğu, sanığın hem yumrukla vurmadan önce, hem de yumruk vurması üzerine maktulün yere düşüp yerden kalkmasından sonra maktulü 'Dur' diyerek ikaz ettiği, sanığın ikazına rağmen maktulün aldırış etmediği, sanığın önce yumrukla vurmak suretiyle kademeli güç kullandığı olayda, eylemin doğrudan öldürme suçunu mu yoksa kastın aşılması suretiyle öldürme suçunu mu oluşturduğunun suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'daki düzenlemelere göre belirlenmesi gerektiği, 765 sayılı TCK'nın 452. maddesinin müessir fiil kastıyla yaralama sonucu ölüm neticesi meydana gelmesini müeyyideye bağladığı, 5237 sayılı TCK'nın 87/4 maddesinin kastın aşılması suretiyle öldürme suçunu müeyyideye bağladığı, hem 765 sayılı, hem de 5237 sayılı TCK'da kastın aşılması suretiyle öldürme suçlarında, 'Hayati tehlike geçirecek şekilde yaralama' sonucunda ölüm neticesinin meydana gelmesinin bu maddelerin uygulanmasını mümkün kıldığı hayati tehlike geçirecek şekilde yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse mutlak surette bunun doğrudan öldürme suçunu oluşturmayacağı, nitekim hayati tehlike geçirecek şekilde her yaralanmanın da öldürmeye teşebbüs suçu sayılmadığı, hayati tehlike oluşturacak şekilde yaralama ile neticelendiği hâlde eylemin öldürmeye teşebbüs ya da yaralama olarak nitelendirilmesinde gözetilen kriterlerin öldürme ile neticelenen ancak yaralama kastıyla gerçekleşitirilen eylemlerde de gözetilmesi gerektiği, bu açıklamalar ışığında olayımıza baktığımızda, sanığın görevine giren bir nedenden dolayı olay yerinde bulunması maktulü 'Dur' diye uyarmasına rağmen maktulün bunu dinlemeyerek saldırması, maktule yumrukla vuran sanığın maktulü yere düşürmesine rağmen maktulün tekrar yerden kalkarak yine 'Dur' uyarısını dinlemeyerek saldırısını devam ettirmesi sonucu, maktulün haksız saldırı karşısında, sanığın içinde 30 adet dolu mermi bulunan elindeki tüfeği bırakmasının başka bir tehlike yaratacağı da gözetildiğinde doğru olmayacağı, ayrıca sanığın 26 kaçak mültecinin bulunduğu yerdende bir saldırının gelebileceği endişesini taşıdığı olayda; sanığın saldırı ile orantılı olmayacak şekilde ve yaralama kastıyla hareket etmesi sonucu vurduğu darbe ile ölüm neticesinin meydana geldiğinin kabulü zorunludur. Bu nedenlerle, eylemin haksız tahrik altında gerçeleştirilen kasten yaralama sonucu ölüm olduğu düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun eylemin tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğuna yönelik kabulüne katılmıyoruz." şeklindeki düşünceyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 28.04.2015 tarih ve 351288 sayı ile;
"...Olay yerinin meydana geldiği alanın sınır boyu olduğu, sanık ...'ın yanında arkadaşı..... ile birlikte ilgili komutanlıkta olay günü itibarı ile saat 19.00-21.00 nöbetini yapan erler oldukları ve ilgili talimatlar yönetmelikler gereği sınırın korunması ile ilgili görevlerinin bulunduğu ve yine nöbet değişiminin akabinde göçmenlerin bulunduğu ifade olunmakla göçmenlerin bulunduğu yerde düzeni sağlamaya gittikleri esnada olayın meydana geldiği ve gerçekten de olay yerinde göçmenlerin bulunduğunun tutanakla tespit edildiği anlaşılmıştır.
Nöbeti bitiren sanıklar kendi yerlerine giderken çobanlar göçmen olduğunu söylemişler, tanık ..... ..... göçmenleri göstermek için öncülük yapmış, yakalanan göçmenler düzene sokulurken içlerinden birinin dövmek amacı ile bu şahsın üzerine yürümesinde sanık ...’ın engel olup çocuğu arkada duran.....'un yanına göndermiş, maktul üzerine gelince ona tepki gösterip yumrukla yere düşürdükten sonra yeniden üzerine yürüdüğünde olayın akşam saatinde olması, sınır bölgesinde ve maktul dışında başkaca göçmenlerin de bulunduğu ortamda konuşmadan başında şapka ile üzerine yürüdüğü sırada elindeki kasaturalı tüfeği hamle yapmaksızın tutarak 'Dur, dur' diye ikaz etmesine rağmen üzerine geldiğinde kasaturanın keskinliği itibarı ile göğüs bölgesine saplandığı, ayağındaki yaranın daha önceki aşamada yani, maktulün çocuğun üzerine yürümesi sırasında itme ya da vurma sırasında meydana gelmiş olmasının kuvvetle muhtemel olduğu, bu kabule göre asker olan ve sınır bölgesinde güvenliği sağlamak, kaçak geçişleri engellemek görevi tevdi edilen sanığın bu esnada yakalanan göçmen kaçakçısının ihbar yapan çocuğa olan saldırısını engellemek amacı ile davranıp önce itme veya yumruk atma sureti ile yere düşürmesine rağmen durmayıp kalkan ve üzerine hamle yapan maktulün üzerine gelmesini engellemek için 'Dur' dediği esnada silaha takılı süngüye saplanmasında sanığın kendisine ve ihbarcı çocuğa yönelik saldırıyı defetme sırasında 5237 sayılı TCK'nın 27. maddesinde getirilen düzenleme ile içinde bulunulan ortam, kalabalık göçmen grubu, içlerinden birinin vaki saldırısı, gece olması olguları dikkate alındığında mazur sayılabilecek bir korku ve telaştan ileri geldiği kabul edilmiştir.
Bu şekilde gelişen olay sonucunda,
Sanık ...'ın 26 kaçak göçmenin de bulunduğu bir ortamda geceye yakın bir vakitte maktulün kendisine yönelik haksız saldırısını 5237 sayılı TCK'nın 27/2. maddesinde ifadesini bulan meşru savunmada sınırın aşılmasını mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaştan ileri gelerek atılı suçu işlediği anlaşıldığından sanık hakkında Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet kararının bu sebeple bozulması gerektiği," düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.06.2015 tarih, 2684-4074 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık..... İkizoğlu hakkında yalan tanıklık suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 27/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de yapılan müzakere esnasında bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, sanığa atılı suçun kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun, bu bağlamda suç niteliğinin tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konuları bu doğrultuda değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
İpsala Cumhuriyet Başsavcılığının 16.08.2001 tarihli yazısı ve eklerinde; 15.08.2001 tarihinde saat 21.30 sıralarında, ikinci derece askeri yasak bölgede, sanık Piyade Er ... ile inceleme dışı davanın sanığı Piyade Onbaşı..... İkizoğlu'nun 19.00-21.00 saatleri arasındaki nöbet dönüşlerinde kendilerine sözlü olarak arazide mültecilerin bulunduğunun bildirilmesi üzerine olay yerine gittikleri, on ikisi Ermenistan Cumhuriyeti, on ikisi Pakistan İslam Cumhuriyeti, ikisi ise Hindistan Cumhuriyeti vatandaşı olmak üzere toplam 26 göçmenin olay yerinde bulunduğu, göçmenlere kılavuzluk yapan maktul ...'in kendilerini ihbar eden tanık ..... .....'yi darbetmek istediği esnada yaşanan olay sırasında maktulün göğsüne isabet eden süngü yaralanması sonucu öldüğünün İkinci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına bildirilerek ne tür bir işlem yapılması gerektiğine ilişkin acil bilgi talep edildiği,
Aynı tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağında; 170 cm boyunda, 65 kg ağırlığındaki erkek cesedin yapılan harici muayenesinde, ceset üzerinde para ve ziynet eşyasına rastlanılmadığı, baş bölgesinde, ağızda, dudaklarda ve her iki çenede, diş köklerinde, diş etlerinde muhtemelen küt darbeye bağlı kanamalı lezyonlar bulunduğu, sağ göğüs meme ucundan 4 cm iç yan yüzde 2 cm uzunluğunda ve 7-8 mm eninde delici kesici alet yarası, sağ bacak uyluk bölgesi orta hatta yaklaşık 2 cm uzunluğunda ve 7-8 mm eninde cilt altını ilgilendiren kesici delici alet yarası olduğu, ölümün tahminen saat 20.00-21.00 sıralarında meydana geldiği bilgilerine yer verildiği,
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan klasik otopsi sonrası düzenlenen 16.08.2001 tarihli otopsi tutanağında; 35 yaşlarında 173 cm boyunda ve 70 kg ağırlığındaki erkek cesedin dudaklarında kurumuş kan bulaşığı bulunduğu, dudaklarda ve dişlerde küt travma ile oluşmuş yumuşak doku yaralanmasına rastlanılmadığı, göğüs bölgesinde sağ meme başının 4 cm iç tarafında, yukarıdan aşağıya seyirli, bir açısı dar bir açısı geniş 2,5x1 cm ebadında kesici delici alet yarası, sağ uyluk 1/3 orta dış yanda yukarıdan aşağıya doğru seyirli bir açısı dar bir açısı geniş 2,5x1,5 cm ebadında kesici delici alet yarası bulunduğu, göğüs bölgesindeki yaranın cilt, cilt altı yumuşak dokuları geçerek 3. kaburgayı kestiği ve göğüs boşluğuna ulaştığı, sağ göğüs boşluğunda 1.900 cc serbest kan olduğu, sağ akciğer üst lob mediastinal kenarında 1,5x1 cm ebadında kesici delici alet yarası bulunduğu, sağ akciğerin havalanmasının azalmış ve kollabe görünümde olduğu, maktulün sağ göğüs bölgesindeki kesici delici alet yarasının neden olduğu göğüs içi kanama nedeni ile gelişen hipovolemik şok sonucu hayatını kaybettiği, sağ bacaktaki cilt kesisinin ölüme tesirinin bulunmadığının ifade edildiği,
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 17.07.2002 tarihli raporda; kişide meydana gelen iki adet kesici delici alet yarasının tek hamleyle meydana gelemeyeceği, göğüste bulunan yaralanma göz önüne alındığında, yaranın konumu ve nitelikleri, sanık ve ölenin vücut yapıları birlikte değerlendirildiğinde ucunda kasatura bulunan silahın uygun pozisyonda tutulması hâlinde sanığın bir hamlesi bulunmaksızın kişinin karşı hamlesiyle yaralanma meydana gelebileceği gibi silahın doğrudan havalesiyle de meydana gelebileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağının belirtildiği,
Sanık Piyade Er ...'nin olay sırasında elinde bulunan G3 marka piyade tüfeği ve bu tüfeğe takılı 23,7 cm namlu uzunluğunda, her iki tarafında oluk bulunan, keskin uçlu kasatura ile ilgili olarak Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesince düzenlenen 29.05.2002 tarihli raporda; G3 marka piyade tüfeğinin sağlam ve kullanılmaya elverişli olduğu, kasaturanın namlu genişliğinin 1. cm'de 1,1 cm iken en geniş yerinin 5. cm'den başlayarak tüm namlu boyunca 2,5 cm olduğu bilgilerine yer verildiği,
Maktulün eniştesi olduğunu belirten Erdal Sarı 17.08.2001 tarihli dilekçesinde; olay günü saat 17.00 sıralarında görüştüğü maktulün yanında 900 Amerikan Doları ile 300 milyon TL bulunduğunu, söz konusu paranın akıbetinin araştırılmasını talep ettiği,
Kara Kuvvetleri Komutanlığı 2. Mekanize Piyade Tabur Karargâh ve Karagâh Bölük Komutanlığının 04.03.2002 tarihli yazısında; 1980/3 tertip olarak 19.10.2000 tarihinde kıtasına duhul eden sanık ...'nin 170 cm boyunda ve 72 kg ağırlığında olduğunun bildirildiği,
İbriktepe Jandarma Karakol Komutanı Jandarma Kıdemli Üstçavuş Latif Çevik tarafından düzenlenen 10.12.2001 tarihli bilirkişi raporunda; sanığa zimmetlenen süngünün Türk Silahlı Kuvvetlerinde deneme amacıyla ilk defa sanığın görev yaptığı 4. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına bağlı birliklerde kullanılmaya başlandığı, bu nedenle daha önce kullanılmayan bu yeni süngü uçlarının G3 piyade tüfeği kasaturasına göre daha sivri oldukları, şayet sanık süngüyü öldürme kastı ile maktule saplasa maktulün üzerindeki ince kıyafetler de göz önüne alındığında süngünün maktulün vücudunda daha derin bir yara açabileceği, mevcut yara derinliğine göre süngünün hatalı tepki veren maktulün vücuduna kaza sonucu isabet etmiş olabileceğinin belirtildiği,
Askeri Savcının talebi üzerine, sanığın görev yaptığı askeri birlik komutanlığınca olayın meydana geldiği yerin enlem ve boylam bilgileri verilerek, Edirne ili, İpsala ilçesi, Sarıcaali köyünün ikinci derece askeri yasak bölge içerisindeki kısmında yer aldığı, birlik komutanlığınca ikinci derece askeri yasak bölgede ele geçirilen mültecilere yapılacak işlemlerle ilgili er ve erbaşlara tebliğ edilen emir ve talimatlar ile ders içerikleri ve ders programlarına ilişkin belgelerin onaylı örneklerinin dosyaya sunulduğu,
Bu kapsamda sanık ...'nin tebellüğ eden sıfatı ile imzası bulunan “Tebliğ Tebellüğ” başlıklı belgede; aralarında askerin silah kullanma yetkileri, silah bakım ve kullanma talimatı, mermi emniyeti talimatı, illegal geçiş nöbet talimatı, devriye ve karakol komutanının hareket tarzı, pusu ve gözetleme nöbet talimatı, hamam talimatı, intikal emniyet talimatı da bulunan toplam 141 ayrı talimatın sanığa tebliğ edildiğinin belirtildiği,
“Hudut Hizmetleri Matrisi” başlıklı belgede; “Etki: Devriye nöbetiniz esnasında komşu ülke topraklarına doğru giden bir şahıs gördünüz, devriye komutanı olarak ne yaparsınız? Tepki: Şahsa Türkçe ve komşu ülke dili ile dur ikazında bulunurum, durmaz ise önce havaya ikaz ateşi açarım, yine durmaz ise kendisine ateş açarım, durumu rapor ederim” ibarelerinin yazılı olduğu,
12. Hudut Tabur Komutanının imzasını taşıyan “Sabit Nöbet Talimatı” başlıklı belgede yer alan 3 numaralı özel talimatta; en kıdemli personelin nöbet yerinin komutanı olduğu, telsiz ve yedek bataryasının mutlaka kıdemli personelin yanında bulunacağı, bu personelin telsizle konuşmayı öğreneceği, 6 numaralı talimatta; sivil vatandaşlarla kesinlikle bilgi alışverişi yapılmayacağı, 7 numaralı talimatta; tarlalarda çalışan sivil halkın gözetlenip takip edileceği, şüpheli şahısların not alınıp bölük komutanına bildirileceğine ilişkin emirlerin bulunduğu,
“İllegal Geçiş Yapmak İsterken Yakalanan Şahısların Nöbetini Tutan Erbaş ve Erler İçin Talimat” başlıklı belgede; nöbetçinin gösterilen yeri ve işaret edilen mevkiyi asla terk etmeyeceği, vazife başından ölmedikçe ayrılmayacağı, lüzumu hâlinde komşu nöbetçileri ve kıtasını düdük çalarak veya varsa telefonla haberdar edeceği, silahla şahısların üzerine yürümenin, İç Hizmet Kanunu'nda belirtilen yetkiler dışında silah kullanmanın yasak olduğunun belirtildiği,
Olay yeri krokisinde olay yerinin sanığın görev yaptığı Sarıcaali Karakoluna 1.500 metre, tanık ..... .....'nin babasına ait kulübeye ise 40 metre mesafede bulunduğu,
Sanık ... ile inceleme dışı davanın sanığı..... İkizoğlu'nun olay günü olan 15.08.2001 tarihinde 19.00 ile 21.00 saatleri arasında nöbetçi oldukları,
Olayın meydana geldiği tarih olan 15.08.2001'de Edirne ili, İpsala ilçesinde güneşin saat 20.17'de battığı,
Nüfus kayıt örneğinden; maktul ...'in olay tarihinde ... ile evli olduğu, 3 yaşında Aylin isimli bir kızı ile 8 yaşında Alpay isimli bir oğlunun bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılanlar vekili Mahkemede; müvekkillerinin olay nedeni ile maddi ve manevi büyük kayıplarının bulunduğunu, Milli Savunma Bakanlığı aleyhine Edirne İdare Mahkemesinde 2005/197 esas sayı ile görülen tazminat davasının lehlerine sonuçlandığını, Mahkemenin takdir ettiği tazminat miktarının taraflarına ödendiğini,
Tanık Mehmet Alver; maktulün amcasının oğlu olduğunu, olayın meydana geldiği Sarıcaali köyünden olan maktulün Çerkezköy'de bir fabrikada çalışırken işine son verildiğini, işsiz olan maktulün köye ara sıra geldiğini,
Hakkında yalan tanıklık suçundan verilen beraat kararı kesinleşen inceleme dışı davanın sanığı..... İkizoğlu 16.08.2001 tarihinde İpsala Cumhuriyet Başsavcılığında ve 04.09.2001 tarihinde Askeri Savcılıkta benzer şekilde; 4. Mekanize Piyade Tugayı 12. Hudut Tabur 1. Hudut Bölük Komutanlığında 1980/3 tertip Piyade Onbaşı olarak görev yaptığını, dokuz aydır karakolda görevli olduğunu, olay akşamı arkadaşı olan sanık ... ile 19.00-21.00 saatleri arasında Cemal 68 rumuzlu sabit nöbet noktasında nöbet tuttuklarını, yeterli görevli bulunmadığı için nöbet yerine giderlerken ve nöbetten dönerlerken başlarında nöbetçi onbaşı bulunmadığını, nöbet tuttukları nokta ile karakol arasının yürüyerek 20 dakika sürdüğünü, sanıkla birlikte nöbetlerini tamamladıktan sonra başlarında nöbetçi onbaşı olmaksızın kendi başlarına karakola dönmek için yürümeye başladıklarını, nöbet noktasından yaklaşık 100-150 metre kadar uzaklaştıkları sırada ..... isimli çocuğun yanlarına gelerek “Asker ağabey, bir kamyon mülteci bıraktılar.” dediğini, bunun üzerine sanık ... ile koşarak tanık çocuğun tarif ettiği yere gittiklerini, 200-250 metre ileride bir grup mülteciyi ovanın içerisinde otururken gördüklerini, .....'in ağabeyi .....'un yanlarına geldiğini, .....'in ise bu aşamada koyunlarını alarak köye döndüğünü, mültecileri sıraya sokup karakola götürmek maksadıyla hareket ettikleri esnada, tüfeklerini çapraz tutuşa yakın bir şekilde, ucunda kasatura takılı hâlde ellerinde tuttuklarını, mültecilerin içinden çıkan maktulün kendilerine yol gösteren çoban .....'un üzerine geldiğini, çocuğun "Asker ağabey” diyerek kendisinin arkasına saklandığını, sanık ... ile bu sırada aralarında 5-6 metre mesafe bulunduğunu, sanık ...'ın maktulü durdurmak için maktule hamle yapıp maktulün ağzına yumrukla vurduğunu, maktulün sendeleyerek yere düştüğünü, yerden kalkan maktulün sanık ...'a doğru hamle yaptığını, sanığın silahını maktule doğrultarak iki üç kez “Dur!” diye bağırdığını, bu andan sonra maktulün “Yandım anam” diyerek yere düştüğünü, o anda donakaldıklarını, sanığın da korktuğunu, yanlarında bulunan ..... isimli çocuğu karakola haber vermesi için gönderdiklerini, maktulün bacağında yara görmediğini, maktulün sadece göğsünde yara gördüğünü, sanığın kasaturayı maktule saplayıp saplamadığını görmediğini,
Yalan tanıklık suçundan tutuklanması talebiyle sevk edildiği Askere Mahkemede; nöbet tuttukları bölgenin ikinci derece askeri yasak bölge olduğunu, bu yüzden tarım araçlarının bu bölgeye girip çıkabildiğini, olay günü mültecileri getiren kamyonu gördüklerini ancak şüphelenmediklerini, yanlarına gelen çocuğun kamyonla mülteci getirildiğini söylemesi üzerine karakola veya nöbetçilere haber vermeden sanıkla doğrudan olay yerine gittiklerini, arazide otururken gördükleri mültecileri ayağa kaldırdıklarını, sıraya soktukları sırada maktulün bulunduğu yerden fırlayarak tanık .....'un üzerine yürüdüğünü, .....'un “Asker ağabey” diyerek arkasına saklandığını, sanığın maktule yumruk attığını, yere düşen maktulün sanığın üzerine yürümesi üzerine sanığın kasatura takılı tüfeğini ayakta nişan pozisyonunda tuttuğunu, kendisine yumruk atılmasına sinirlenen maktulün sinirli bir şekilde sanığa doğru hamle yaptığını, ancak “Yandım anam” diyerek yere yığıldığını, sanığın maktule kasaturayı dürtüp dürtmediğinin ısrarla sorulması üzerine; kendisini yakmak istemediğini, sanığın kasaturayı maktulün göğsüne veya bacağına dürttüğünü görseydi söyleyeceğini,
26.09.2001 tarihinde İpsala Asliye Ceza Mahkemesinde; Tim Komutanı olduğunu, Yunanistan sınırına yönelmiş şekilde yere çömelerek oturan 27 kadar mülteciyi olay yerinde görünce “Durun kıpırdamayın!” diye bağırdıktan sonra mültecileri ayağa kaldırdığını, mültecilerle ilgilenirken olayın meydana geldiğini, maktulün ölümüne ilişkin olayı net olarak göremediğini, sesleri ise işittiğini,
19.09.2003 tarihinde istinabe olunan Ümraniye 1. Asliye Ceza Mahkemesinde; sanığın dur ihtarına rağmen maktulün durmadığını, sanığın elindeki süngüye maktulün göğsünün saplandığını,
Tanık ..... ..... 16.08.2001 tarihinde Jandarma Karakolunda ve İpsala Cumhuriyet Başsavcılığında; olay tarihinde 14 yaşında olduğunu, Sarıcaali köyünde çobanlık yaptığını, olay günü ağabeyi ..... ile birlikte kendilerine ait koyunları köye götürdükleri sırada bir kamyon gördüklerini, kamyondan 25-30 kadar kişinin indiğini, ağabeyi .....'un "Askerlere haber" ver demesiyle koşarak giderken yolda sanık ... ve..... isimli askerlere rastladığını, “Asker ağabey bir kamyondan mülteciler indi, az ilerideler” dediğini, sanığı ve.....'u olay yerine götürdüğünü, ağabeyinin demesi üzerine koyunları alarak olay yerinden ayrıldığını,
İstinabe olunan Amasya Asliye Ceza Mahkemesinde 28.11.2001 tarihli ifadesinde; köyleri Sarıcaali'nin Yunanistan sınırına yakın olduğunu, olay günü akşam olunca ağabeyi ..... ile beraber güttükleri koyunlarını köye götürmek için yola çıktıklarını, bir askerin yanlarına gelerek ağabeyi .....'u çağırdığını, askerlerin yanına gidip gelen ağabeyinin kendisini koyunlarla beraber eve gönderdiğini, ağabeyinin gece olmasına rağmen eve dönmemesi üzerine merak ederek karakola gittiğini, kendisine karakolda kalmasının söylendiğini, korktuğunu, karakoldakilerin “Bir adam öldü, olayı gördüğünü söyle” şeklinde kendisine telkinde bulunduklarını, telkini kabul etmediğini, eline yazılı bir kâğıt verip “Bunun aynısını söyle” dediklerini, okuduklarını ifadesinde tekrarladığını, aslında olaya ilişkin hiçbir şey görmediğini, ağabeyi .....'un da olayla ilgili bir şey bilmediğini zira o gün akşama kadar beraber koyun otlattıklarını, korktuğu için önceki ifadesindeki hususları söylediğini; 20.10.2003 tarihli ifadesinde, olayı görmediğini,
Tanık ..... ..... 16.08.2001 tarihinde Jandarma Karakolunda; 18 yaşında olduğunu, Sarıcaali köyünde ikamet ettiğini, olay günü kardeşi ..... ile birlikte çobanlığını yaptıkları kendi koyunlarını köye götürdükleri sırada kırmızı renkli bir kamyon gördüklerini, kamyondan 20-25 kişinin indiğini, sazlıkların arasına girerek gizlendiklerini, kardeşi .....'e “Askerlere haber verelim, bunlar bizim çeltiği ezmesinler” diyerek .....'i askerlere haber vermeye gönderdiğini, .....'in iki, üç dakika sonra iki askerle beraber döndüğünü, .....'i koyunları eve götürmesi için yolladığını, kendisinin ise askerlere mültecilerin yerlerini göstermek için olay yerine gittiğini, askerlerle birlikte, mültecileri gizlendikleri yerden ayağa kaldırdıklarını, askerlerden birinin “Bize yolu göster, karakola gidelim” demesi üzerine, önden yürümeye başladığını, bu sırada olay yerinin yakınında bulunan kendilerine ait kulübenin yanından maktulün çıktığını, maktulün eliyle gel işareti yapmasına rağmen maktulün yanına gitmediğini, bunun üzerine maktulün kendisini kovalamaya başladığını, askerlerin yanına kaçtığını, askerin maktulü tuttuğunu ve kendisine ne olduğunu sorduğunu, durumu anlatınca arkadaki askerin yanına gitmesini söylediğini, bunun üzerine arkadaki askerin yanına gittiğini, bu sırada öndeki askerle maktulün itişmeye başladıklarını, arkadaki askere “Asker ağabey beni bırakın gideyim başım belaya girmesin” şeklinde sözler söylediğini, öndeki askerin iki kez “Dur!” diye bağırdığını, daha sonra “Kan geliyor” dediğini, yanında bulunan askerin öndeki askerin yanına giderek “Kasaturayı saplamışsın” dediğini, "Karakola git araç getirsinler" denmesi üzerine karakola gittiğini,
08.10.2001 tarihinde İpsala Asliye Ceza Mahkemesinde; olay günü havanın yeni kararmaya başladığını, kardeşi ..... ile birlikte koyunlarını eve götürdükleri sırada bir askerin koşarak yanlarına geldiğini, “Karakola git, bir mülteci yaralandı haber ver, araç yollasınlar” dediğini, koşarak karakola gidip haber verdiğini, olayı hiç görmediğini, karakoldaki askerlerin kendisine baskı yaptıklarını, “Sen olayı gördün, bunu da böyle söyleyeceksin” dediklerini, önceki ifadesini kabul etmediğini,
Mahkemece olay mahallinde gerçekleştirilen keşifte ise; olayı Jandarma Karakolunda verdiği ifadesindeki gibi anlatarak kendisini kovalayan maktulün ne olduğunu soran askerlere kendisini dövmek için kovaladığını söylediğini, sanık askerin maktule yumruk attığını, boyun hizasına dipçik ile bir kez vurduğunu, maktulün yere düştüğünü, ayağa kalkan maktulün sanık askere saldırması üzerine sanıkla arasında 50-100 cm mesafe bulunan maktulün dizlerinin üzerine düştüğünü, elini göğsüne götürüp kanlı elini görünce maktulün “Kanıyor” dediğini, olay öncesinde ve sırasında maktulün askerlere yönelik hiçbir şey söylemediğini, hakaret de etmediğini,
İstinabe olunan Mahkemedeki ifadesi ile oluşan çelişkinin sorulması üzerine; kendisini ve kardeşini maktulün korkutması nedeniyle o şekilde ifade verdiğini,
Tanık Mher Mkrtchyan Jandarma Karakolunda ve İpsala Cumhuriyet Başsavcılığında Ermenice bilen bir Rus göçmene anlattıklarının Rusça bilen tercümana aktarılması, tercümanın da söylenenleri Türkçe'ye çevirmesi şeklinde tespit edilen ifadelerinde benzer şekilde; Ermenistan Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, 14.08.2001 tarihine usulüne uygun olarak pasaportla Sarp sınır kapısından Türkiye'ye giriş yaptığını, beraberindeki grupla Yunanistan'a gitmek için otobüsle İstanbul'a geldiklerini, İstanbul'dan bir kamyonla Tekirdağ ilinin Muratlı ilçesine getirildiklerini, buradaki bir kahvehanede maktul ile karşılaştıklarını, maktulün kendisini ve içinde bulunduğu grubu Yunanistan'a geçirmeyi kabul ettiğini, parayı maktule değil kendilerini Muratlı'ya getiren kamyon şoförüne verdiklerini, maktulün kendilerini kırmızı renkli bir kamyona bindirerek olay yerine getirdiğini, kamyonu bir başkasının kullandığını, saat 21.30 sıralarında kamyondan inerek Türkiye-Yunanistan sınırına doğru yürümeye başladıklarını, bu sırada yoldan geçen iki çobanın kendilerini gördüğünü, el ve kol hareketleri ile anlaştıkları maktulün kendilerine hemen çökmelerini söylediğini, maktulün telefonunun çaldığını, maktulün telefonla konuşarak yanlarından ayrıldığını, kısa süre sonra iki askerin olay yerine geldiğini, tüfeklerini doğrultup kendilerini bir yerde toplamak maksadıyla bağırmaya başladıklarını, elleriyle kendilerini iteklediklerini, tüfeklerden birinin ucunda kasatura gördüğünü, askerlerin ellerini boyunlarına kenetleyerek yere çökmelerini istediklerini, zaten içgüdüsel olarak bu hareketi yaptıklarını, bu sırada maktulün bağırarak askerlerin üzerine koştuğunu, geride duran askere iki defa
