"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza
Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanık ...'ın TCK'nun 188/3, 188/4-a, 62, 52/2, 53, 54, 55 ve 63. maddeleri gereğince 12 yıl 6 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.09.2015 gün ve 287-125 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 20. Ceza Dairesince 07.03.2016 gün ve 16362-1335 sayı ile;
"1- Olay tutanağının içeriğine göre, hakkında daha önceden işlem yapılması nedeniyle tanınan sanığın görülmesi üzerine takip edildiği soruşturma aşamasında hakkında ayırma kararı verilen ...'ye ait araca binip bir süre sonra park halinde bulunan aracın yanına gidildiğinde araç içerisinde suça konu maddelerin ele geçirildiği anlaşılmaktadır.
CMK'nın 116 ve 119. maddelerine göre 'adli arama', şüphelinin veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi için yapılan aramadır. Somut bir suçun işlendiği şüphesi varsa adli arama yapılabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/610, 2014/512, 2013/841, 2014/513 ve 2014/166-514 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; adli arama kararı gerektiren olayda arama kararı alınmadan arama yapılması hukuka aykırıdır. Böyle bir arama sonucu bulunan deliller ya da suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca hükme esas alınamaz.
Somut olayda sanık hakkında daha önce işlem yapılması ve uyuşturucunun bulunduğu umulan paketin görülmesi nedeniyle, faili belli olan bir suçun işlendiği konusunda şüphe oluşmuştur. CMK'nın 116, 117 ve 119. maddelerine uygun şekilde 'adli arama kararı' alınmadan, sanığın da içerisinde bulunduğu tanık ...'ye ait araçta arama yapılması hukuka aykırıdır. Bu arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin ise hem 'suçun maddi konusu' hem de 'suçun delili' olup 'hukuka aykırı yöntemle elde edildiğinden hükme esas alınamaz.'
Sanık açısından hukuka uygun olarak elde edilmiş bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığından, suçun maddi konusunun da bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu durumlara bağlı olarak, dosyada bulunan diğer deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule göre :
2- Mahkemenin gerekçesinin oluş ve kabulüne göre araç içerisinde hukuka aykırı yöntemle ele geçirildiği belirlenen uyuşturucu madde dışında sanık tarafından aracın dışına 1 adet fişek halinde uyuşturucu maddenin atıldığı kabul edilmekle, aracın dışında olduğu kabul edilen maddenin ele geçip geçmediğinin belirlenmesi, ele geçmiş ise madde üzerinde uzmanlık raporu alınarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği halde eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
3- Ankara adli emanetinin 2015/7545 sırasında kayıtlı paranın 20 TL'sinin suçtan elde edildiği belirtilerek müsaderesine karar verilmiş ise de olay tutanağının içeriğine göre 20 TL'nin ...'nün elinde olduğunun yazıldığı, emanet makbuzunda da diğer sanık ...'dan zaptedildiğinin yazılmış olması, Anıl hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan evrakın tefrik edildiğinin anlaşılması karşısında sözü edilen 20 TL paranın sanık ...'tan müsadere edilemeyeceğinin gözetilmemesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.04.2016 gün ve 358766 sayı ile;
"Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Yargıtay 20. Ceza Dairesi arasındaki uyuşmazlık; tanık ...'ye ait aracın dışarıdan yapılan kontrolünde; görünür şekilde iki koltuk arasında bulunan suç konusu eroinin, hukuka aykırı yöntemle elde edilip edilmediği, buna bağlı olarak hükme esas alınıp alınmayacağı ve atılı suçun unsurlarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.
18.05.2015 tarihli olay tutanağına göre somut olay şu şekilde meydana gelmiştir. 18.05.2015 tarihinde saat 12.15 sıralarında Karapürçek Caddesi üzerinde devriye görevi yapan kolluk görevlilerinin, daha önceden hakkında işlem yapılması nedeniyle tanınan sanığı, soruşturma evresinde hakkında ayırma kararı verilen tanık ...'ye ait araca bindiğini ve aracın hareket edip 1655. Sokağa girdiğini görmeleri üzerine, aracı takibe aldıkları, söz konusu sokağa gelen görevlilerin burada park halinde olan aracın yanına yaklaştıklarında, sürücü koltuğunda tanığın elinde 20 TL bulunduğunun, sağ ön yolcu koltuğunda oturan sanığın ise tedirgin davranışlar sergilediğini gördükleri, bunun üzerine her iki şahsı da araçtan indirdikleri, görevlilerce araç dışarıdan kontrol edildiğinde, sanık ile tanığın oturduğu koltuklar arasında, görünür şekilde, açıkta duran beyaz renkli küçük paket içinde eroin olduğunu değerlendirilen suç konusu uyuşturucu maddenin farkedildiği, sanığın ve tanığın rızasıyla uyuşturucu madde ile 20 TL'nin muhafaza altına alındığı anlaşılmıştır.
Ceza muhakemesinin amacı; hukuken geçerli kanıtlarla hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ceza muhakemesi 'delil serbestliği' ilkesini benimsemiş, delilleri değerlendirmede de hâkime tam bir serbestlik tanımıştır. Delillerin hukuka uygun yöntemlerle toplanması zorunludur. Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK'nun 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağında şüphe yoktur. Ancak, somut olayda kolluk görevlilerinin, şüphelendikleri aracı dışarıdan kontrol ettiklerinde görünür şekilde açıkta duran bir paket halindeki eroini bulunduğu yerden almadan önce, emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhal bilgi vermeleri ve CMK'nun 116, 117 ve 119. maddelerine uygun 'adli arama kararı veya yazılı arama emri' almaları gerekli midir? Bir başka deyişle Yargıtay 20. Ceza Dairesinin bozma ilamındaki; somut olayda 'adli arama kararı veya yazılı adli arama emri' alınması gerekli olduğundan, böyle bir karar veya yazılı arama emri olmaksızın yapılan arama sonucu elde edilen, suçun maddi konusu ve delili olan uyuşturucu madde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olup hükme esas alınamaz şeklindeki gerekçe yerinde midir?
Aşağıda arz etmeye çalıştığımız nedenlerle suçun konusu ve delili olan uyuşturucu maddenin, hukuka uygun yöntemlerle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve suçun unsurlarının oluştuğu değerlendirilmiştir.
1- Kolluğun bir arama emri veya kararı gerekmeden arama yapabileceği hâller bulunmaktadır. Bunlar, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 8, 9, 25 ve 27. maddelerinde sayılmıştır. Suçüstü hâlinde yapılan aramalarda, suç işlenen yerlerdeki delillerin bulunması ve el konulması için yapılan aramalarda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 24. maddesindeki kanunun hükmü ve amirin emrini yerine getirme, 25 inci maddesindeki meşru savunma ve zorunluluk hâli ve 26 ıncı maddesindeki hakkın kullanılması ile diğer kanunların öngördüğü hukuka uygunluk sebepleri hâlinde yapılan aramalarda, toplum için veya kişiler bakımından hayati tehlikeyi ortadan kaldırmak amacıyla veya kapalı yerlerden gelen yardım çağrıları üzerine, konut, işyeri ve yerleşim yeri ile eklentilerine girmek için hâkim veya savcı kararı alınmasına gerek bulunmamaktadır.
5271 sayılı CMK'nun m.2/1-j bendi; suçüstü hâlini, işlenmekte olan suçla sınırlı tutmamış ayrıca, suçüstü sayılan hâlleri de tanımlamıstır. Bu maddeye göre suçüstü hâli; işlenmekte olan suç yanında, henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra takip edilen veya suçun az önce işlendiğine dair eşya ya da delille yakalanan kimsenin işlediği suçu da içermektedir. CMK'nun 90/1-2 maddeleri ve aynı Kanunun 2/1-(j) bendi birlikte değerlendirildiğinde, bu gibi hâllerde herhangi bir kişi veya makamın yazılı emrine gerek bulunmamaktadır.
Nitekim bozma kararına konu somut olayda, uyuşturucu madde alışverişinin gerçekleştiğini anlayan kolluk görevlilerinin, tanık ...'ye ait araçtan sanık ve tanığı indirip aracı dışarıdan kontrol ettiklerinde, iki koltuk arasında görünür şekilde duran suç konusu eroini, sanık ve tanığın rızalarıyla muhafaza altına aldıkları, bu hâliyle sanık ile tanığın suçüstü yakalandıkları ve yapılan kontrolün de suçüstü hükümlerine göre yapıldığının kabulünde zorunluluk bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre; kolluk görevlilerince deliller tespit edilip muhafaza altına alındıktan sonra, Cumhuriyet savcısına bilgi verilmiştir. Bu nedenle yapılan işlemler hukuka uygun olup, elde edilen delilin hükme esas alınmasında bir engel bulunmamaktadır.
2- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, sunulan kanıtların kabul edilebilir olup olmadığına karar verme usulünü gösteren ve hangi kanıtların kabul edilebilir olduğunu, hangilerinin kabul edilemez olduğunu belirleyen bir kural olmadığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de 'İç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması kural olarak, başvurucuya gerekli usulü güvencelerin sağlanmış olması ve materyelin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı olmaması şartıyla, sözleşmenin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz' (Chalkley/ Birleşik Krallık [kk] B.No: 6383/100, 26.09.2002) ve 'Bir delilin, diğer yan delillerle desteklenmemiş olması, mutlak suretle adil yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturmaz. Mahkemece hükme esas alınan bir delilin çok kuvvetli olması ve güvenilirliği konusunda herhangi bir risk bulunmaması, destekleyici delillere olan ihtiyacın yoğunluğunu azaltır. Buna karşılık gücü ve güvenilirliği konusunda bir takım şüpheler bulunan bir delilin, suçun sübutu konusunda ulaşılan vicdani kanaat bakımından belirleyici olması halinde, bu durum hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabilir' (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542 04.11.2014) şeklinde kararlar vermiştir.
Bu kararlar ışığında somut olaya baktığımızda; suç konusu uyuşturucu maddenin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikli ve kaynaklı yöntemlerle elde edilmediği ve güvenilirliği konusunda herhangi bir risk ve şüphe bulunmadığı dikkate alındığında, hükme esas alınmasında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
3- 5271 sayılı CMK'nun 230/1-b maddesinde; 'mahkumiyet hükmünün gerekçesinde dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller ayrıca ve açıkça gösterilir.' denilmek suretiyle, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen diğer delillerin geçerliliğini koruyacağı benimsenmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 gün ve 144-150 sayılı kararında; usulüne göre alınmış bir arama kararı olmadan yapılan arama hukuka aykırı olduğundan, arama işleminde elde edilen maddi delilin hükme esas alınamayacağı belirtilmesine karşın, sanığın özgür iradesine dayalı ve ihbarla uyumlu ikrarı nedeniyle suçun sübuta erdiği kabul edilmiştir.
Yargıtay 20. Ceza Dairesinin bozma ilamında belirtildiği gibi, dışarıdan yapılan kontrol işleminin hukuka aykırı olduğu kabul edilse dahi, sanığın bu işlemin içeriğine herhangi bir itirazının bulunmaması, suç konusu maddenin sanık ve tanığın rızalarıyla araçtan alınıp muhafaza altına alınması, sanık ve tanığın aşamalarda değişmeyen beyanlarından suç konusu maddenin sanığa ait olduğunun anlaşılması, sanığın ve tanığın yakalanış şekli, suç konusu uyuşturucu maddenin bulunduğu yer, hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması birlikte değerlendirildiğinde; suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, somut olayda ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddenin, hukuka uygun yöntemle elde edildiği, buna bağlı olarak hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, hukuka aykırı yöntemle elde edildiği kabul edilse dahi, sanık ve tanığın kontrol ve muhafaza altına alma işleminin içeriğine yönelik bir itirazlarının bulunmaması, elde edilen delilin sıhhatini şüpheli hale getiren bir durumun söz konusu olmaması, sanık ve tanığın aşamalarda değişmeyen beyanlarından suç konusu maddenin sahibinin sanık olduğunun anlaşılması, sanığın ve tanığın yakalanış şekli, suç yeri, suç konusu uyuşturucu maddenin bulunduğu yer, hükmün münhasıran arama sonucu elde edilen delile dayanmaması karşısında, suçun sübutuna ilişkin yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu itibarla Yargıtay 20. Ceza Dairesinin, (1) numaralı bozma gerekçesinin yerinde olmadığı, olay tutanağı ve dosya içeriğinden, yerel mahkemenin sanığın aracın dışına içinde uyuşturucu madde olan paket attığına ilişkin kabulünün, olayın oluşuna uygun düşmediğinin anlaşılması ve ayrıca böyle bir husus olmuş olsa dahi, bunun sonuca etkisinin bulunmaması karşısında, Özel Dairenin (2) numaralı bozma gerekçesinin de yerinde olmadığı, (3) numaralı bozma gerekçesinin ise, düzeltilerek onanması gereken bir husus olduğu anlaşıldığından, yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 20. Ceza Dairesince 18.04.2016 gün ve 1394-2160 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılğı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin olarak yapılan arama işleminin hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Araştırma, yakalama, üst arama geçici muhafaza altına alma tutanağına göre; suç Araştırma ve Soruşturma Bürosu görevlilerince 18.05.2015 tarihinde saat 12.15 sıralarında Karapürçek Caddesi üzerinde gerçekleştirilen devriye görevi esnasında; uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan daha önceden hakkında işlem yapılması nedeniyle tanınan sanık ...'ın, 1690. Sokakta bekleyen 06 .... plakalı, beyaz renkli Renault Clio marka bir aracın ön yolcu koltuğuna bindiğinin ve söz konusu aracın cadde üzerinden dönüş yapıp 1655. Sokağa girdiğinin anlaşılması üzerine, görevlilerce söz konusu sokağa gidilip park hâlindeki araca yaklaşıldığında, sürücü koltuğunda oturan tanık Anıl Gurur'un elinde 20 TL bulunduğunun, sağ ön yolcu koltuğunda oturan sanığın ise tedirgin davranışlar sergilediğinin görüldüğü, ardından görevlilerce sanık ile tanığın araçtan indirildiği, aracın içine bakıldığında sürücü koltuğu ile sağ ön koltuk arasında görünür şekilde, beyaz renkli, içerisinde eroin olduğu değerlendirilen bir paket bulunduğunun tespit edildiği, görevlilerce tanığa sorulduğunda; uyuşturucu maddenin sanık tarafından getirildiğini söylediği, yapılan üst yoklamalarında herhangi bir suç unsuruna rastlanılmayan tanık ile sanığa, 20 TL ile suç konusu uyuşturucu maddeye el konulmasında sakınca bulunup bulunmadığı sorulduğunda; “yoktur” şeklinde cevap vermeleri üzerine, 20 TL ile bir paket uyuşturucu maddenin görevlilerce muhafaza altına alındığı ve konu hakkında Cumhuriyet savcısına bilgi verildiği,
Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığınca düzenlenen 06.08.2015 tarihli uzmanlık raporuna göre; ele geçirilen toplam net 0.064 gram ağırlığındaki maddenin eroin, 6-MAM ve morfin içerdiği,
Tanık Anıl hakkında soruşturma evresinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan ayırma kararı verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Tanık Anıl Gurur kollukta; uyuşturucu madde kullandığını, kendisine daha önceden de esrar satan sanığı tanıdğını, uyuşturucu madde satın almak için sanık ile buluştuğunu, aracına binen sanığa cebinden çıkardığı 20 TL'yi vereceği sırada polislerin geldiğini, görevlileri gören sanığın elindeki uyuşturucu paketlerinden bir tanesini camdan dışarıya, diğerini ise aracın içine attığını, sanığın aracın içine attığı paketin polislerce ele geçirildiğini,
Mahkemede ise farklı olarak; emniyetteki beyanlarını kabul etmediğini, sanığı daha önce birlikte eroin kullandıkları için tanıdığını, olay günü tesadüfen karşılaştığı sanığı eroin bulabileceği düşüncesiyle arabasına aldığını, hatırladığı kadarıyla iki paket eroin bulunduğunu, uyuşturucu madde satın almak için sanığa para uzatmadığını, sanıktan uyuşturucu madde satın almadığını,
İfade etmiştir.
Sanık ...; uyuşturucu madde kullandığını, tanığı daha önce birlikte uyuşturucu madde kullandıkları için tanıdığını, olay günü açık kimlik bilgilerini bilmediği bir bayandan üç paket eroin satın aldığını, bunlardan iki tanesini metruk bir binada içip evine gittiğini, bir süre sonra kullanmadığı paket hâlindeki eroini yanına alıp dışarı çıktığında aracı ile dolaşmakta olan tanığı gördüğünü, tanığın da kendisini görüp yanında durması üzerine aracına bindiğini, tanık ile sohbet ettikleri sırada üzerindeki eroini birlikte kullanmaya karar verdiklerini, bunun için uygun bir yer aradıkları esnada polislerin aracı durdurduklarını, görevlilerce yapılan kontrolde vites kolunun yanında bulunan eroinin ele geçirildiğini, tanığa uyuşturucu madde satmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının isabetli bir biçimde çözümlenmesi için "arama" tedbirinin hukuki niteliği ile bu tedbire hakim olan genel ilkelere değindikten sonra konuya ilişkin anayasal ve kanuni düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
A- Genel Olarak Koruma Tedbiri:
Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kağıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere "koruma tedbiri" denir. (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013, 1. Bası, s.1)
Koruma tedbirleri genel itibarıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiştir. Ceza Muhakemesi Kanununun Birinci Kitabının Dördüncü Kısmı “Koruma Tedbirleri” başlığını taşımakta olup arama ve yakalama tedbirine de bu kısımda yer verilmiştir. Kanunun bu açık düzenlemesine göre arama ve yakalama birer koruma tedbiridir.
Koruma tedbirleriyle çoğu zaman henüz gerçekten bir suçun işlenip işlenmediği ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiği yargı kararı ile sabit olmadığı hâlde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek gerek şüphelinin gerekse şüpheli statüsünde olmayan üçüncü kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmektedir. Bu nedenle koruma tedbirlerine ölçülü bir şekilde, görünüşte haklı olan ve gecikmesinde sakınca ya da tehlike bulunan hâllerde başvurulmalıdır.
Yakalama ve tutuklamanın esasları, Anayasamızın 19. maddesinde “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlığı ile;
"Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir…” şeklinde düzenlenmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanununun 2. maddesinde ise suçüstünün tanımına yer verilmiş, koruma tedbirleri başlığı altında aynı Kanunun 90. maddesinde yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler düzenlenmiştir.
"Madde 2: …j) Suçüstü:
1. İşlenmekte olan suçu,
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve delille yakalanan kimsenin işlediği suçu…ifade eder"
Maddedeki tanım doğrultusunda; örneğin failin mağduru bıçaklaması durumunda CMK'nun 2/j-1; failin mağduru bıçakladıktan sonra takip üzerine yakalanması durumunda CMK'nun 2/j-2; failin bıçaklama eyleminden hemen sonra elinde kanlı bıçakla yakalanması durumunda ise CMK'nun 2/j-3 maddesindeki suçüstü hâlleri söz konusu olacaktır.
"Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler
Madde 90: (1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir:
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması.
(2) Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler.
(3) Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir.
(4) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.
(5) Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek, emri doğrultusunda işlem yapılır.
(6) Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesi istenir" şeklindedir. Madde gereğince; kişiye bir suç işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçmasının önlenmesi veya kimliğinin hemen belirlenmesinin mümkün olmaması hâllerinde herkesin geçici olarak yakalama yetkisi bulunmaktadır. Kolluk görevlileri, hakkında tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya amirlerine ulaşma imkânlarının bulunmaması durumunda yakalama yetkisine sahiptirler. Kolluk, yakaladığı kişinin kaçmasını, kendisine ya da başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri almalı, hemen Cumhuriyet savcısına haber vermeli ve emirleri doğrultusunda işlem yapmalıdır.
2559 sayılı PVSK'nun 13. maddesinde de polise, suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri yakalama yetkisi verilmiştir.
PVSK'nun suç tarihinde yürürlükte bulunan 13. maddesi;
"Polis,
A) Suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri,
B) Haklarında yetkili mercilerce verilen yakalama veya tutuklama kararı bulunanları,
C) Halkın rahatını bozacak veya rezalet çıkaracak derecede sarhoş olanları veya sarhoşluk hâlinde başkalarına saldıranları, yapılan uyarılara rağmen bu hareketlerine devam edenler ile başkalarına saldırmaya yeltenenleri ve kavga edenleri,
D) Usulüne aykırı şekilde ülkeye giren ya da haklarında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınanları,
E) Polisin kanunlara uygun olarak aldığı tedbirlere karşı gelenleri, direnenleri ve görev yapmasını engelleyenleri,
F) Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulanmasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, toplum için tehlike teşkil eden akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol bağımlısı serseri veya hastalık bulaştırabilecek kişileri,
G) Haklarında gözetim altında ıslahına veya yetkili merci önüne çıkarılmasına karar verilen küçükleri,
H) (Ek: 27/3/2015-6638/2 md.) Başkalarının can güvenliğini tehlikeye düşürenleri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar.
Yakalanması belirli bir usule bağlanmış kişilerle ilgili kanun hükümleri saklıdır. Yakalanan kişilerin kaçması veya saldırıda bulunmasının önlenmesi bakımından kişinin sağlığına zarar vermeyecek şekilde her türlü tedbir alınabilir.
Yakalanan kişilere, yakalama sebebi herhalde yazılı ve bunun mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhal; toplu suçlarda ise en geç bu kişiler hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.
Kişinin yakalandığı, istediği kanunî yakınlarına derhal bildirilir.
Yakalananlardan,
A) Uyuşturucu madde kullanmış olanlar ile sarhoş olanların,
B) Zor kullanılarak yakalananların,
C) Haklarında suç soruşturması yapılacak olan şüpheli ve sanıkların,
Yakalanma anındaki sağlık durumları tabip raporuyla tespit edilir.
Yakalanan kişilerden suç işlediği şüphesi altında olanlar adlî mercilere sevk edilir. Haklarında ıslah veya tedavi tedbiri alınması gerekenler, ilgili kurum yetkilileri tarafından teslim alınır. Yakalama sebebi ortadan kalkanlar derhal serbest bırakılır..." şeklinde düzenlenmiştir.
Arama ve elkoymanın esasları; Anayasamızın 20. maddesinde "Özel hayatın gizliliği", 21. maddesinde ise "Konut dokunulmazlığı" başlıkları altında düzenlenmiştir.
Anayasamızın 20. maddesi;
"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar...”
21. maddesi ise;
“Kimsenin konutuna dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar” hükümlerini amirdir.
Anayasamızın 13. maddesindeki düzenleme ile temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması anayasal güvence altına
