"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 885-822
Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık ...’un TCK’nın 103/1-birinci cümle, 103/3-e, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.02.2017 tarihli ve 266-30 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 19.04.2017 tarih ve 885-822 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kararın da sanık müdafisi ve katılan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 27.09.2018 tarih ve 4586-5528 sayı ile onanmasına oy çokluğuyla karar verilmiş,
Daire Başkanı B. Şahin ve Daire Üyesi B. Aköz; "Katılan mağdurenin, kat hizmetleri müdür yardımcısı olan sanığın bulunduğu birimde staj yaptığı, ilk olay gününde, katılan mağdurenin havlu kabininin içinde bulunduğu sırada sanığın gelerek katılan mağdureye sarıldığı, bilahare başka bir günde de katılan mağdurenin depoda bulunduğu sırada sanığın onu yüzünden tutarak dudağından öptüğü ve aynı anda göğsüne dokunduğu, bunun dışında farklı zamanlar da dokunmalarının bulunduğu beyan ve kabul edilmiştir.
Sanığın eylemlerinin birden fazla olmasına rağmen istismar sayılamayacak kadar kısa, ani ve devam ettirilmeyen eylemler olduğu ortadadır. Yasa koyucu, çok uzun süren nitelikli boyuta ulaşmayan ancak ağır eylemleri, somut olaydaki kısa süreli ve basit eylemlerden ayırmak ve ceza adaletini sağlamak için sarkıntılık suçunu yasaya eklemiştir. Örneğin mağdureyi tamamen soyarak cinsel organını mağdura sürten sanığın eylemiyle, kısa bir süre devam eden sarılma, öpme, elleme gibi eylemleri aynı suç olarak kabul etmek ve buna göre cezalandırmak TCK'nın 3. maddesinde belirtilen 'suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur' ilkesine ters düşmektedir.
Bu sebeple sanığın eyleminin TCK'nın 103. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi kapsamında belirtilen sarkıntılık suçunu oluşturduğu," görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 13.11.2018 tarih ve 24868 sayı ile;
"...Katılan mağdurenin, kat hizmetleri müdür yardımcısı olan sanığın kendisine sessizce yaklaştığı, katılan mağdure havlu bölümünde çalışmaya başladıktan beş gün sonra katılan mağdureyi tutup kendine doğru sıkıca çekerek bütün vücudu katılan mağdurenin vücudu ile temas edecek şekilde onu tuttuğu, bu durumun bir dakika kadar sürdüğü, katılan mağdurenin, sanığın sürekli kendisine el şakaları yapıp dokunuyor olmasından rahatsız olması nedeniyle kendisini bir kez uyardığı, bundan iki gün sonra annesinin işi ile ilgili konuştukları sırada mağdura 'Türkiye'de dul bir kadının hayatını sürdürmesi çok zor. Cinsel ihtiyaçları mutlaka oluyordur. Gerçi benim de oluyor ama.' dediği, katılan mağdurenin bu konuyu geçiştirdiği, katılan mağdurenin bir gün rahatsızlanarak şefi olan sanığı cep telefonundan arayıp gelmesini istediği, kendisi gelince çok rahatsız olup eve gitmek istediğini söylediği, sanığın ise kendisini göndermeyeceğini ve içeride çalıştıracağını söylediği, sanığın katılan mağdureyi otelin depo kısmına götürdüğü, burada kendisini biraz çalıştırdığı, depoya yaklaşık beş kez kendisinin çalışıp çalışmadığını kontrol etmek için geldiği, sanık her geldiğinde mağdurun yüzüne dokunarak 'Ateşin var mı?' diye sorduğu, en son geldiğinde katılan mağdureyi depo kısmında rızası dışında alıkoyup, yine rızası hilafına iki eliyle yüzünü sıkıca tutup yüzünü çevirmesine izin vermeden dudağından bir kere uzun uzun öptüğü ve göğsüne dokunduğu, daha sonra depodan çıkıp gittiği, bu olaydan sonra mağdur ve sanık aynı servisi kullanmamasına rağmen sanığın mağdurun olduğu servise binip mağdurun yanına oturduğu ve kalkmasına izin vermeyerek bacağına elle dokunduğu sabit görülen bu hareketlerinin ani olduğu ve şehevi tatmini sağlayacak bir süre zarfında devam etmeyip kesiklik arzettiği, bu suretle gerçekleşen eylemlerin zincirleme sarkıntılık niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna müracaat etmiştir.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 28.02.2019 tarih, 10027-7722 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan Yerel Mahkemece kurulan mahkûmiyet hükmünün istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince bu suç yönünden ayırma kararı verilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin TCK'nın 103. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında kalan çocuğun basit cinsel istismarı suçunu mu yoksa aynı fıkranın ikinci cümlesinde yer alan sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan mağdure ...’ün olay tarihinde 16 yıl 11 aylık olduğu, anne ve babasının boşandığı, kız kardeşi ve annesiyle birlikte aynı evde yaşadığı, Tez-Tur Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde öğrenci olduğu ve sanığın çalıştığı otelde stajyer olarak bulunduğu,
Sanık ...’un olay tarihinde 50 yaşında olduğu, otelde kat hizmetleri müdür yardımcısı olarak görev yaptığı, yedi yıldır aynı otelde çalıştığı, eşinden 2001 yılında boşandığı, bir kızının olduğu,
23.06.2016 tarihinde saat 09.30’da sanık tarafından imzalanarak çalıştığı otelin müdürlüğüne verilen dilekçede; katılan mağdurenin otelin meydan bölümünde stajyer olarak çalıştığını, olay günü katılan mağdurenin başının ağrıdığını, migreninin olduğunu, güneşte kalmak istemediğini söylediğini, bunun üzerine onu deponun düzenlenmesi için meydan ofisine gönderdiğini ve onu motive etmek için boynuna kolunu attığını, sarılırken kendi yanağının katılan mağdurenin yanağına değdiğini ifade ettiği,
23.06.2016 tarihli CD inceleme tutanağına göre; 21.06.2016 tarihli olayı gösterir kamera kaydının olmadığı, mevcut kamera görüntülerinde ise katılan mağdurenin saat 13.45’te kameraların görmediği kısma girdiği, sanığın ise bu kısma sırasıyla saat 14.00’da, 14.05’te ve 14.09’da girdiği, 15.15’te iç kısımdan dışarı çıkıp yine içeri girdiği ve 15.33’te ise iç kısımdan tekrar çıkıp sonra buraya döndüğünün belirtildiği,
22.06.2016 tarihinde katılan mağdurenin öğretmeni tarafından tutulan ve 24.06.2016 tarihinde Tez-Tur Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Müdürlüğünce Antalya Emniyet Müdürlüğüne gönderilen tutanağa göre; 21.06.2016 tarihinde katılan mağdurenin annesinin aradığı, katılan mağdurenin sanık tarafından taciz edildiğini, katılan mağdurenin olayı kimseye anlatmayıp mesai bitiminde eve döndüğünü, ağladığını ve bir daha staj yaptığı otele gidemeyeceğini ifade ettiğini aktardığı, bunun üzerine kendisinin katılan mağdureyi cep telefonuyla olayı konuşmak için arayıp yaşadıklarını anlatmasını istediğini, katılan mağdurenin; sanıkla birlikte depoya mal çekmek için indikleri esnada sanığın kendisini dudağından öptüğünü, hiçbir şey yapamadığını, neye uğradığını şaşırdığını, kimseyle paylaşmadan eve gittiğini ifade ettiğini, bunun üzerine katılan mağdurenin staj yaptığı otelin insan kaynaları müdürü Kadir Bey’i telefonla aradığını, ona durumu anlattığını, ertesi gün katılan mağdurenin otelde izinli sayılmasını istediğini ve kendisinin otele giderek konuyu yüz yüze konuşmak istediğini bildirdiğini, daha sonra katılan mağdureyi telefonla aradığını ve olay çözülene kadar ondan otele gitmemesini istediğini, katılan mağdurenin "Hocam lütfen bu olay duyulmasın. Sadece siz, Kadir Bey ve koordinatör müdür yardımcısı Hilal Hanım arasında kalsın. Kimsenin yüzüne bakamam." dediğini, katılan mağdureyi teskin edip en kısa zamanda olayı çözeceklerini söylediğini, ertesi gün okula giderek Hilal Hanım’ı konu hakkında bilgilendirdiğini, sonra otele Kadir Bey’in yanına geçtiğini, otelde görevli diğer müdür...Hanım’la konuştuğunu, Öznur Hanım’ın da katılan mağdureyi telefonla aradığını, gerekenin yapılacağını söylediğini, Kadir Bey’in ise sanığın Perşembe günü işe geleceğini, ifadesinin alınacağını ve olayın katılan mağdurenin en az zarar göreceği şekilde çözüleceğini ifade ettiğini belirttiği,
Sanığın 23.06.2016 tarihinde saat 10.35’te çalıştığı otelde yakalandığı,
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen 23.06.2016 tarihli rapora göre; sanıkta herhangi bir darp, cebir, yara veya bere izinin bulunmadığı,
23.06.2016 tarihinde otelin insan kaynakları, kat hizmetleri ve güvenlik müdürlerince tutulan tutanağa göre; temizlik malzemelerinin toplu hâlde tutulduğu "Meydan" isimli ofisin içerisinde herhangi bir kamera kaydının bulunmadığının belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdure kollukta; anne ve babasının ayrı yaşadıklarını, turizm meslek lisesi onuncu sınıf öğrencisi olduğunu, 09.05.2016 tarihinde otelde stajyer olarak çalışmaya başladığını, oteldeki görevinin otelin dış ve iç temizliğini yapmak olduğunu, üç hafta önce müşterilere plaj ve temizlik havlusu verilen bölüme geçtiğini, sanığın bu bölümde şef olarak çalıştığını, 50-55 yaşlarında ve otelde çok saygı duyulan ancak agresif yapıda birisi olduğunu, yeni bölümde çalışmaya başladıktan sonra sanığın kendisine samimi ve babacan bir şekilde davranmaya başladığını, aralarındaki yaş farkı nedeniyle sanığın kendisine kötü gözle bakmadığını düşündüğünü, aynı bölümde çalışmaya başladıktan beş gün sonra saat 11.00 sıralarında havlu kabininin içinde bulunduğu esnada sanığın arkasından sessizce geldiğini, o esnada kendisinin havluyu kirli sepetine atmak için döndüğünü ve sanığı fark ettiğini, çarpıştıklarını, sanığın kendisini tuttuğunu ve tüm vücudunu kendisine doğru çektiğini, bütün cinsel uzuvlarının yani göğüslerinin sanığa, sanığın da cinsel uzuvlarının kendisine değdiğini, bu durumun yaklaşık bir dakika sürdüğünü, sanığı itmek istediğinde sanığın sürekli "İyi misin güzelim?" diyerek kendisine doğru çekmeye devam ettiğini, sanığı hızlıca ittirerek geri çekildiğini, bu olayı gören olup olmadığını hatırlamadığını ancak kameraların görmüş olabileceğini düşündüğünü, sanığın sürekli kendisine dokunarak el şakaları yaptığını, bu durumdan çok rahatsız olduğunu, sanığı bir kez uyardığını, uyarıdan iki gün sonra sanıkla annesinin işiyle alakalı konuştukları esnada "Türkiye’de dul bir kadının hayatını sürdürmesi çok zor. Cinsel ihtiyaçları mutlaka oluyordur. Gerçi benim de oluyor ama." demesi üzerine konuyu geçiştirdiğini, 21.06.2016 tarihinde 12.00 ile 13.30 saatleri arasında rahatsızlandığını, sanığı telefonla arayıp bu durumu bildirdiğini ve sanıktan gelmesini istediğini, sanık geldikten sonra çok kötü hissettiği için eve gitmek istediğini ona söylediğini, sanığın ise kendisini eve göndermeyeceğini, içeride çalıştıracağını belirttiğini, mal kabulünün yapıldığı otele giriş çıkışların olduğu bölüme gittiklerini, daha sonra sanığın, ofisin yanında bulunan depo kısmına kendisini götürdüğünü, depoda kendisini biraz çalıştırdığını, yaklaşık beş kez çalışıp çalışmadığını kontrol etmek için sanığın depoya geldiğini, depoya her gelmesinde yüzüne dokunduğunu, ateşinin olup olmadığını kontrol ettiğini, tam olarak bilmemekle birlikte 14.00-15.30 saatleri arasında son kez geldiğinde sanığın iki eliyle yüzünü sıkıca tuttuğunu, çevirmesine izin vermeden bir kez dudağından uzun uzun öptüğünü, göğsüne dokunduğunu, sonra hiçbir şey olmamış gibi depodan çıkıp gittiğini, sanığa karşılık veremediğini, ne olduğunu anlamaya çalıştığını, şok geçirdiğini, olaydan sonra saat 16.30 sıralarında eve gitmek için servise bindiğini, bu servisi kullanmıyor olmasına rağmen sanığın da servise binerek yanına oturduğunu, kalkmasına izin vermediğini, eliyle bacağına dokunup sıktığını, serviste sanığın sürekli kendisiyle konuşmaya çalıştığını ancak kendisinin sanıkla konuşmadığını, eve gittiğinde olayı annesi katılan ...’ye anlattığını, hiçbir zaman sanığın kendisine bu şekilde davranmasına sebep olacak hâl ve tavır içine girmediğini, konuyu öğretmeni...’a telefonda anlattığını, öğretmeninin konuyu dallandırıp budaklandırmanın anlamı olmadığını, bu işi konuşarak hâlledeceğini söylediğini, ancak daha sonra öğretmenini beklemekten vazgeçip şikâyetçi olmaya karar verdiklerini,
Mahkemede önceki beyanlarına ek olarak; sanıkla birlikte çalıştıkları bölümün küçük bir alan olduğunu, sanığın zaman zaman kasıtlı bir şekilde vücuduna sürtündüğünü, kendisine saldırıp dudaklarından öptüğü gün olayı ablasına anlattığını, öğretmeninin "Bu olayı kendi içimizde çözümleyelim." demesi nedeniyle olaydan iki gün sonra emniyete başvurduklarını, tanık Meryem’i hatırlamadığını, otel işiyle ilgili serviste veya başka bir yerde serzenişte de bulunmadığını,
Katılan ... kollukta; kızı olan katılan mağdurenin 21.06.2016 tarihinde saat 17.30 sıralarında staj yaptığı otelin servisiyle geldiğini, sanığın kendisini zorla depoda öptüğünü, göğüslerini ellediğini söylediğini, katılan mağdurenin öğretmeni...’ı telefonla arayıp konuyu ona anlattığını, ...’ın ise konuyu otel müdürü...Hanım ile görüşüp bilgi vereceğini söylediğini, 22.06.2016 tarihinde saat 17.00 sıralarında...’ı telefonla aradığını, ...’ın kendisine katılan mağdureyle konuştuğunu, otelden izinli sayıldığını, otel görevlileri ve sanıkla irtibat kurup gerektiği takdirde sanıkla katılan mağdureyi yüzleştireceklerini, böyle bir olayın kabul edilemez olduğunu ifade ettiğini, bu nedenlerle şikâyette bulunmadan önce bir gün daha beklediğini ancak daha sonra şikâyetçi olmaya karar verdiğini,
Mahkemede; katılan mağdurenin olayları kendisine duruşmadaki gibi anlattığını, öğretmenlerden bir haber çıkmaması üzerine emniyete başvurduklarını,
Tanık ...mahkemede; sanığın katılan mağdureye yönelik herhangi bir cinsel taciz ya da saldırısını görmediğini, cinsel içerikli konuşmasını duymadığını, katılan mağdurenin sanığa iftira atıp atmadığını bilmediğini, katılan mağdurenin çalıştığı bölümde hoşnutsuz olduğunu, bölümü küçük gördüğünü, normal prosedürde bölüm değişikliğine sanığın bir üstü olan...Hanım’ın karar verdiğini, katılan mağdurenin yer değiştirmek isteyip sanığın ise buna izin vermediği yönünde katılan mağdureden herhangi bir şey duymadığını,
Tanık ... mahkemede; sanığın katılan mağdureye yönelik herhangi bir cinsel söz, hareket veya tacizini görmediğini, katılan mağdurenin de diğer stajyerler gibi temizlik işlerinin ortalıkta ve güneşte yapılması nedeniyle o bölümde çalışmak istemediğini, bölüm değişikliğinde katılan mağdurenin önce sanığa talebini iletmesi gerektiğini, sanığın da bu talebi üstlerine iletmesinin zorunlu olduğunu, katılan mağdureden bölüm değiştirmek istediğine yönelik herhangi bir şey duymadığını
Beyan etmişlerdir.
Sanık kollukta; müdür yardımcısı olarak çalıştığını, katılan mağdurenin Mayıs ayında staja başladığını, temizlik işlerini yaptığını, daha sonra kendisine bağlı olarak havlu kabinlerinin sorumluluğunu aldığını, katılan mağdureye cinsel tacizde bulunmadığını, otele servis aracıyla gidip geldiğini, katılan mağdurenin de bu servisi kullandığını, otelin idari personelinin kullandığı servisi kullanmadığını, 21.06.2016 tarihinde servise bindiğinde katılan mağdurenin yanına oturduğunu, servis aracına ilaç almaya gitmek için bindiğini, 21.06.2016 tarihinde katılan mağdurenin rahatsızlanması sebebiyle omzundan tutarak alnına ateşinin olup olmadığını anlamak için dokunduğunu, birkaç kez nasıl olduğunu sorduğunu, katılan mağdurenin iyi olduğunu söylemesi üzerine çalıştıkları yerde bulunan doktora ve revire göndermediğini,
Mahkemede; yedi yıldır otelde çalıştığını, katılan mağdureye karşı rızası ile ya da rızası dışında öpmek, saldırmak, bacağını sıkmak gibi bir eylemi, cinsel içerikli bir sözünün olmadığını, aralarında husumet de bulunmadığını, katılan mağdurenin iftira atmasına yönelik bir sebep de düşünemediğini, katılan mağdurenin annesi katılan ...’nin dul oluşu veya cinsel ihtiyaçlarına ilişkin bir konuşma yapmadıklarını, 23.06.2016 tarihinde saat 09.30’da imzalayıp çalıştığı otelin müdürlüğüne verilen dilekçeyi polisler tarafından arabada dövüldüğü için baskı altında imzaladığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılması bakımından "sarkıntılık" kavramının önce 765 sayılı TCK daha sonra ise 5237 sayılı TCK döneminde yer alan görünümüne ayrıntılarıyla değinilmesine fayda bulunmaktadır.
Sarkıntılık suçu 765 sayılı TCK'nın 1926 tarihli ilk hâlinde yer almamaktaydı. Bu nedenle sarkıntılık eylemi ya hiç cezalandırılmamakta ya da alenen hayasızca hareket olarak değerlendirilerek cezalandırılmaktaydı (M. Emin Artuk-M. Emin Alşahin, Sarkıntılık Fiili, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016, Cilt 65, Sayı 4, s. 3243.). Ancak "Adabı Umumiye ve Nizamı Aile Aleyhinde Cürümler" başlıklı sekizinci babın, ''Cebren Irza Geçen, Küçükleri Baştan Çıkaran ve İffete Taarruz Edenler''e ilişkin birinci fasılda bulunup "Kız ve erkek genç kimselere söz atanlar üç aydan altı aya kadar hapsolunur." şeklinde düzenlenen 421. madde, 08.06.1933 tarihli ve 2275 sayılı Kanun ile "Kadınlara ve genç erkeklere söz atanlar on beş günden üç aya kadar ve sarkıntılık edenler bir aydan altı aya kadar hapsolunur." biçiminde değişikliğe uğrayarak 765 sayılı Ceza Kanunu'nda sarkıntılık suçu hüküm altına alınmıştır. 09.07.1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun ile anılan maddede ön görülen cezalar arttırılmış, Anayasa Mahkemesinin 20.03.2002 tarihli ve 39-35 sayılı kararı ile madde metninde bulunan "genç" sözcüğünün, Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.
Sarkıntılık suçu 765 sayılı TCK'da bu şekilde yerini almış ise de Kanun'da sarkıntılık eyleminin ne olduğu hususunda bir açıklama yapılmamış, yargısal içtihatlar ve öğretideki görüşler vasıtasıyla tanımı yapılarak uygulamaya yön verilmiştir. Bu bağlamda sarkıntılık suçu, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun; 16.09.1963 tarihli ve 47-47 sayılı, 06.12.1979 tarihli ve 432-459 sayılı, 26.12.1988 tarihli ve 287-557 sayılı, 19.02.2002 tarihli ve 44-175 sayılı kararlarında; "belirli bir kimseye karşı işlenen ve o kişinin edep ve iffetine dokunan ani ve hareketler yönünden kesiklik gösteren edepsizce davranışlar", 10.10.1988 tarihli ve 329-344 sayılı kararında "şehvet hissi ile başkalarını rahatsız edecek davranışların sürdürülmesi", 03.02.1998 tarihli ve 344-10 sayılı kararında ise; "belirli bir kimseye karşı şehvet amacıyla işlenen, edep ve iffete saldırı teşkil eden ani hareketler yönünden kesiklik gösteren edepsizce davranışlardır. Her biri söz atma niteliğinde olan eylemlerin, sırnaşıkca bir hâl alması hâlinde eylemlerin tümü sarkıntılık suçunu oluşturmaktadır." şeklinde açıklanmıştır.
Öğretide ise sarkıntılık; "Bir erkek tarafından, kadın, kız veya genç erkeğe karşı aleniyet şartı aranmaksızın, ırza geçme veya tasaddi suçlarının teşebbüs derecesini de teşkil etmeyen, mağdur üzerinde devamlılık arz etmeyen ve fakat vücutta temasın da şart olmadığı, söz, yazı veya diğer hareketlerle gerçekleştirilen temelinde cinsel dürtünün bulunduğu fiiller" (Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 3. Bası, Beta Yayınevi, 1991, s. 382.), "Bir şahsa karşı, onun rızası hilafına olarak şehvet maksadile, söz, fiil ve hareketle, edep ve iffete tecavüz teşkil edecek surette ve fakat ırza tecavüz ve tasaddi cürümlerine veya bunların teşebbüsüne varmıyacak şekilde yönelen tecavüzler" (Sulhi Dönmezer, Ceza Hukuku Hususi Kısım. Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler, 5. Bası, 1983, s. 190.) biçimdeki görüşler ile tanımlanmaya çalışılmıştır.
Sarkıntılık suçundan daha ağır nitelikteki ırza tasaddi suçu anılan Kanun'un 415. maddesinde "Her kim 15 yaşını bitirmiyen bir küçüğün ırz ve namusuna tasaddiyi mutazammın bir fiil ve harekette bulunursa iki seneden dört seneye ve bu fiil ve hareket yukarki maddenin ikinci fıkrasında yazılı şartlar içinde olursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur." 416. maddesinin ikinci fıkrasında ise "Yine bu suretle ırz ve namusa tasaddiyi tazammun eden diğer bir fiil ve harekette bulunursa üç seneden beş seneye kadar hapsolunur." şeklinde düzenlenmiş olup Yargıtay Ceza Genel Kurulunun; 13.05.1963 tarihli ve 30-29 sayılı kararında; "Irz ve namusa tasaddiyi meydana getiren hareketler cinsel birleşme kastını ve amacını gütmeyen ve mağdur üzerinde doğrudan doğruya işlenip nitelikleri bakımından şehvete ilişkin türlü davranışlardır.", 19.02.2002 tarihli ve 44-175 sayılı kararında; "Şehevi duyguların cinsel birleşme dışında tatminine yönelik, sarkıntılık boyutunu aşan ve devamlılık gösteren davranışlar", 24.05.2005 tarihli ve 34-54 sayılı kararında; "Cinsel ilişki derecesine varmayan, mutlaka mağdurla bedeni teması gerektiren ve devamlılık gösteren şehevi hareketler" olarak tanımlanmıştır.
Bu suç öğretide de; "Tasaddide kast; şehevi ihtirasın, cinsi münasebet derecesine varmayan iptidaî şekillerde fiilen teskin ve tatmin kastıdır. Binaenaleyh, bu maksatla başlayan tasaddiler mesela maksadına meyil ve rıza uyandıracak telkinatta bulunmak, resimler göstermek, sözler söylemekten başlayarak şehvet tahrik edici yerlerini tutmak, tutturmak, açmak, açtırmak, öpmek, sıkmak, istimna yapmak veya yaptırmak ve nihayet badana yapmak gibi mütedariç ve müteselsil fiil ve hareketlerin bir kaçını ihtiva edebilir. Ve mâniaya uğramadıkça şehvetini teskine kadar devam eyler. Zaman bakımından sürekli ve hareketler yönünden zincirleme şehvet davranışları vardır. Suçlunun mağdur üzerinde şehvet hareketleri yapması ile suç tamam olur." şeklinde açıklanmış, sarkıntılık suçundan farkı da "sarkıntılıkta ise şehevi hareketlerin fiili şekli öpme, sıkma gibi mücerret ve müntaki gibi bir hareket olması lazımdır. Sarkıntılıkta zaman bakımından ani, eylemler yönünden kesik hareketler söz konusudur." düşünceleriyle izah edilmiştir (Vural Savaş, Sadık Mollamahmutoğlu, Türk Ceza Kanununun Yorumu, Seçkin Yayınevi 1. Bası, 1995, 3. Cilt s. 3664.).
5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği ilk hâlinde "sarkıntılık" kavramına yer verilmemiş olup 6545 sayılı Kanun öncesi TCK'nın "Cinsel saldırı" başlıklı 102. maddesi;
"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
...." şeklinde düzenlenmiş iken 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu madde;
"(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
..." biçiminde son hâlini almıştır.
Kanun'un "Çocukların cinsel istismarı" başlığını taşıyan 103. maddesinin uyuşmazlık konusuna ilişkin kısmı ;
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
Anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
..." şeklinde iken,
6545 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile;
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.
..." biçiminde değişikliğe uğramış,
02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile de;
"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
...." şeklinde yeniden düzenlenerek son hâlini almıştır.
TCK'nın 102. ve 103. maddelerinde değişiklik öngören 6545 sayılı Kanun'a ilişkin Hükumet Tasarısının 42 ve 43. maddelerde sarkıntılık ibaresi kullanılmamış, her iki madde için de "Fiilin ani hareketle işlenmesi hâlinde" faile daha az ceza verileceği belirtilmiştir.
Anılan 42. maddeye ilişkin olarak Tasarı'nın gerekçesinde; "Türk Ceza Kanununun 102 ve 103 üncü maddelerinde tanımlanan suçların temel şekli ile 105 inci maddesinde tanımlanan cinsel taciz suçu arasındaki ayırım ölçütü, fiziksel te
