Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/230 Esas 2020/449 Karar
Karar Dilini Çevir:
Ceza Genel Kurulu         2019/230 E.  ,  2020/449 K.
"İçtihat Metni"

Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Sayısı : 28-11

Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.12.2018 tarih ve 28-11 sayı ile; sanığın TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.04.2019 tarihli ve 43234 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI
Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:
Sanık müdafisinin duruşmalı inceleme isteminin, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunca yapılacak temyiz incelemesi; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince, Özel Dairece yapılan yargılama sırasında heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının mümkün olup olmadığının görüşülmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu husus öncelikle değerlendirilmiştir.
Özel Dairece yapılan yargılama sırasında heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasına ilişkin olarak;
İncelenen dosya kapsamından;
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2017/28 sayılı kararı ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 175. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.2017 tarihli ve 115-13 sayılı iddianamesinin kabulüne ve dosyanın ilk derece yargılaması esas defterine kayıt edilerek sanık ... hakkında kovuşturmaya başlanmasına karar verildiği,
Yargıtay 9. Ceza Dairesince 07.12.2017, 25.01.2018, 08.05.2018, 18.09.2018, 01.11.2018 tarihlerinde ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan duruşmalardan sonra 24.12.2018 tarihinde yapılan oturumda nihai hükmün verildiği,
07.12.2017 ve 25.01.2018 tarihli birinci ve ikinci oturumların Daire Başkanı .... başkanlığındaki heyet tarafından; 08.05.2018 tarihli üçüncü, 18.09.2018 tarihli dördüncü ve 24.12.2018 tarihli altıncı oturumların .... sicil numaralı Yargıtay üyesi .... başkanlığındaki heyet tarafından yapıldığı,
01.11.2018 tarihli beşinci oturumun ise .... sicil numaralı Yargıtay üyesi .... başkanlığındaki heyet tarafından yapıldığı, aynı oturumda heyete iştirak eden .... sicil numaralı Yargıtay üyesi ....’un Yargıtay kıdemi itibarıyla daha kıdemli olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Anayasa'nın "Yargıtay" başlıklı 154. maddesinin birinci fıkrası "Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar." şeklinde düzenlenmiştir.
Anayasa'da yer alan bu düzenleme doğrultusunda hazırlanıp 08.02.1983 tarihli ve 17953 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 1. maddesi "Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercii olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile bu Kanun ve diğer kanunların hükümlerine göre görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir." şeklinde düzenlenmiştir.
Gerek Anayasa'nın 154 gerekse 2797 sayılı Kanun'un 1. maddelerine göre bağımsız bir yüksek mahkeme olan Yargıtayın kuruluş amacı ve genel görevi, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisi olup bu bakımdan Yargıtay Dairelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapması tali bir görevdir.
2797 sayılı Kanun'un "Yargıtayın görevleri" başlıklı 13. maddesinin birinci bendinde yer alan "Adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri ilk ve son merci olarak inceleyip karara bağlamak," şeklindeki hüküm ile Yargıtayın temel görevi tanımlanırken aynı maddenin ikinci bendinde yer alan "Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak," şeklindeki hüküm ile de tali görevi tanımlanmıştır.
Aynı Kanun'un "Dairelerin çalışması" başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasında yer alan; "Daireler heyet hâlinde çalışır, heyet bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Heyetler işi müzakere eder ve salt çoğunlukla karar verirler. Müzakereler gizli cereyan eder." şeklindeki hüküm gereğince birden fazla heyet hâlinde çalışabilecek ve heyette yer alan en kıdemli üye heyete başkanlık edecektir.
Anılan Kanun'un "Daire Başkanlarının görevleri" başlıklı 24. maddesi;
"Daire başkanlarının görevleri şunlardır:
1. Dairelerinde ahenkli, verimli ve düzenli bir çalışmanın gerçekleşmesini ve işlerin mümkün olan süratle incelenip karara bağlanmasını sağlamak, dairenin kendi kararları arasında çelişkiyi önlemek amacıyla gerekli göreceği bütün tedbirleri almak, dosyaları takrir edecek kişileri, bu esaslar uyarınca tespit etmek ve kendi yazmayacağı kararların hangi üye tarafından yazılacağını belli etmek,
2. Kararların zamanında yazılıp dosyaların mahallerine iadesini sağlamak,
3. Büro görevlilerini denetlemek,
4. Büro personeli hakkında ilgili kanunda belirtilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme disiplin cezalarını vermek,
5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek.
Daire başkanına, gerektiğinde kıdemli üye vekillik eder.",
"Yargıtay üyelerinin görevleri" başlıklı 25. maddesi,
"Yargıtay üyelerinin görevleri şunlardır:
1. Kendilerine verilecek dosyaları gerekli şekilde ve zamanında inceleyip kurula takrir etmek ve kararları yazmak,
2. Üyesi bulundukları kurullarda görüşmelere katılmak ve oylarını vermek,
3. Dairenin ahenkli, verimli ve düzenli çalışmalarının sağlanmasında ve işlerin çabuklukla incelenip karara bağlanmasında başkana yardım etmek.",
Yargıtay İç Yönetmeliği'nin "Daire Başkanlarına vekillik ve bu sıfatla Genel Kurullara katılma" başlıklı 10. maddesi ise;
"Daire başkanlarına vekillik görevini yapmak koşullarından birinin gerçekleşmesi halinde kıdemli üye, genel kurullarda ve dairede başkana vekillik eder.
Ayrık hükümler saklıdır."
Şeklinde düzenlenmiştir.
Bu aşamada, 2797 sayılı Kanun'da ya da CMK'da tanımı yapılmayan, ancak dairelerin çalışma usullerinde bahsi geçen "kıdem" kavramı üzerinde durulmalıdır.
Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde "bir görevde geçirilen süre" olarak tanımlanan kıdem kavramına, 2797 sayılı Kanun'un farklı maddelerinde önem atfedilmektedir. Bu cümleden olarak, aynı Kanun'un "Başkanların seçimi" başlıklı 31. maddesinin on birinci fıkrasında birinci başkanvekilleri ile daire başkanlarının kıdeminin tespitinde, Yargıtay üyeliğindeki kıdemin esas alınacağı öngörülmüştür.
Kıdemle ilgili diğer bir düzenleme de 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda yer almaktadır. Bu Kanun'un "Sınıflar ve Kıdem" başlıklı 15. maddesinde;
Hâkim ve savcıların kıdemleri, bulundukları sınıf ve dereceye göre belirlenir ve o sınıf ve dereceye atandıkları tarihten itibaren hesaplanır. Bir üst sınıf veya derecede bulunanlar alt sınıf veya derecede bulunanlardan kıdemli sayılırlar.
Ancak, bu hesaplama yapılırken, 9 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre adaylığa diğer kamu görevlerinde iktisap ettikleri derece ve kademe üzerinden atananların, bu derece ve kademeleri ile o görevlerde geçen süreleri dikkate alınmaz.
Bulunulan sınıf ve derecenin aynı olması hâlinde sırasıyla, bu sınıf veya dereceye yükselme tarihi, adaylığa başlama tarihi, mesleğe başlama tarihi, meslek öncesi eğitim sonu yazılı sınav puanı dikkate alınarak kıdem durumu belirlenir.
Bunların da aynı olması hâlinde, doğum tarihi önce olan kıdemli sayılır." düzenlemesi yer almaktadır.
Bu genel açıklamaların ardından, ilk derece mahkemelerince ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay ilgili ceza dairelerince yargılama yapan heyetin hangi kurallar doğrultusunda oluşturulacağı hususunda ceza muhakemesine ilişkin kuralların ve bu sürece katılan kişilerin hak, yetki ve yükümlülüklerinin düzenlendiği 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye mahkemelerinin kuruluş, görev ve yetkilerini düzenlemek amacıyla yürürlüğe giren 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir.
5235 sayılı Kanun'un "Ceza mahkemelerinin kuruluşu" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrası "Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır." ve 5271 sayılı Kanun'un "Müzakerenin yönetimi" başlıklı 228. maddesi "Müzakereyi mahkeme başkanı yönetir." şeklinde olup bu düzenlemelerde, adli yargı ilk derece yargılamalarında mahkeme başkanının hazır bulunmadığı durumlarda heyete hangi üyenin, hangi kritere göre başkanlık edeceğine dair açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, 5235 sayılı Kanun'un bölge adliye mahkemelerince yapılan müzakerelere dair "Toplantı ve karar" başlıklı 46. maddesinin son fıkrasında yer alan "Daire başkanının hukukî veya fiilî nedenlerle bulunamaması halinde dairenin en kıdemli üyesi daireye başkanlık yapar." şeklindeki hükme nazaran 2797 sayılı Kanun'da Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapacağı yargılamalar bakımından bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Öte yandan, adli yargı ilk derece adalet komisyonlarının görevlerine ilişkin 2802 sayılı Kanun'un "Zorunlu hâllerde görevlendirme" başlıklı 115. maddesinde de; herhangi bir nedenle görevine gelemeyen hâkimin yerine, bu hâkim görevine başlayıncaya veya Hâkimler ve Savcılar Kurulunca yetkilendirme yapılıncaya kadar, o yerdeki hâkimler arasından, adalet komisyonu başkanınca görevlendirme yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Yine, mahkeme başkanı veya hâkimin duruşma sırasındaki görevlerine dair ilgili CMK hükümleri incelendiğinde;
5271 sayılı CMK'nın "Başkan veya hâkimin görevi" başlıklı 192. maddesinin birinci fıkrasında, mahkeme başkanının veya hâkimin, duruşmayı yöneteceği ve sanığı sorguya çekeceği, delillerin ikame edilmesini sağlayacağı; aynı Kanun'un "Duruşmanın düzen ve disiplini" başlıklı üçüncü bölümünde yer alan "hâkim veya başkanın yetkisi" başlıklı 203. maddesinde de, duruşmanın düzeninin hâkim veya mahkeme başkanı tarafından sağlanacağı öngörülmüştür.
Gelinen noktada, temyiz incelemesinde hukuka kesin aykırılık hâlleri arasında sayılan "mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması" durumuna da değinilmelidir.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasında temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmemiş olsa da, aynı maddede sayılan hâllerde hukuka kesin aykırılık hâllerinin var sayılacağı belirtildikten sonra, aynı fıkranın (a) bendinde, mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması bu hâllerden ilki olarak gösterilmiştir.
Belirtilen bu hukuka aykırılık, kovuşturma aşamasında mahkemece yapılan oturumda mutlaka bulunması veya bulunmaması gerektiği öngörülen muhakeme süjelerine ve bu süjeler için öngörülen koşulların taşınmasına dair bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin, CMK'nın "Duruşmada hazır bulunacaklar" başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanun'un zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafinin duruşmada hazır bulunmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır. Bu durumda, maddede sayılan kişilerden birinin oturumda hazır bulunmadan karar verilmesi ya da hazır bulunmakla birlikte, yine örneğin müdafi olduğundan bahisle hazır bulunan kişinin gerçekte avukat olmaması gibi durumlarda bu hukuka aykırılıktan söz edilecektir.
Ancak, hem 2797 sayılı Kanun'da daire başkanının, hem de CMK'da, HSYK tarafından görevlendirme yapılan hâller dışında mahkeme başkanının hazır bulunmadığı durumlarda yargılamayı yapmakla görevli heyete kimin başkanlık edeceğine, heyette yer alan hâkimler arasındaki kıdem sıralamasının heyet oluşumuna etki edip etmeyeceğine dair açık bir düzenleme yer almamakta olup adli yargı ilk derece mahkemelerinde bu husus idari bir düzenleme kapsamında adalet komisyonlarınca belirlenmektedir. Bu bağlamda, ilk derece yargılamaları açısından, Yargıtay ilgili ceza dairesinde daire başkanı dışında oluşturulan yargılama heyetleri bakımından da üyelerin kıdemlerinin heyet oluşumuna herhangi bir etkisinin bulunmadığı gibi, niteliği itibarıyla bu durum yalnızca CMK'nın 192 ve 203. maddeleri uyarınca duruşmayı yönetecek kişinin belirlenmesine yönelik idari bir tasarruf niteliğindedir. Dolayısıyla, üyelik niteliklerini taşımak kaydıyla, ilk derece yargılaması bağlamında ilgili ceza dairesi üyelerinin daire başkanı olmaksızın oluşturulacak heyete kimin başkanlık edeceğine, bu hususun tespitinde kıdemin esas alınıp alınmayacağına dair tasarrufların CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen hukuka kesin aykırılık hâliyle bir bağlantısı olmadığı gibi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin, kişilerin tabii hâkim ilkesine göre kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkını güvence altına alan 6. maddesinde öngörülen ilkeleri ihlâl eden bir yanı da bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu değerlendirildiğinde;
Yargıtay ilgili ceza dairesince ilk derece yargılaması yapıldığı ve bu nedenle CMK hükümlerinin uygulandığı hâllerde, işin müzakeresinin yapıldığı temyiz incelemesinden farklı olarak sanığın sorguya çekilmesi, tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi yaptırılması gibi yargılama faaliyetinin yapılması ve hüküm kurulması esnasında görev alan heyetlerin oluşumunda 2797 sayılı Kanun'un 40. maddesinin uygulanamayacağı, böylelikle, açık bir Kanun hükmü bulunmayan bu durumla ilgili olarak, daire başkanının hazır bulunmadığı oturumlarda üyeler arasında kıdem esası gözetilmeksizin bir üyenin başkan olarak duruşmaları yönetmesinin usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Özel Dairece yapılan yargılama sırasında esaslı işlemlerin yapıldığı 01.11.2018 tarihli beşinci celsede seçilmiş daire başkanı veya kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin yargılamayı yapan heyete başkanlık etmesi, aşağıda açıklanan gerekçelerle sonuca etkili usul hatası olduğundan bozma nedeni yapılmalıdır. Şöyle ki;
2797 Sayılı Yargıtay Kanunu'nun 'Daire Başkanlarının görevleri', 'Başkanların...nitelikleri', 'Başkanların Seçimi' ve 'Dairelerin Çalışması' başlıklı 24, 30, 31/1 ve 40. maddelerine göre Yargıtay Büyük Genel Kurulu; daire başkanlarını en az üç yıl Yargıtay üyeliği yapmış kendi üyeleri arasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçer. Heyet bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır. Daire Başkanına, gerektiğinde kıdemli üye vekillik eder. Üye sayısının yeterli olması hâlinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Bu durumda oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık eder. Bu düzenlemelere göre daire başkanını belirlemek Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun yetkisindedir, bir üyenin kendiliğinden veya mevcut başkanın görevlendirmesi üzerine başkanlık yapmasına yasal olanak yoktur. Yine başkanın mazeretinin bulunması hâlinde kıdemli üyenin vekillik etmesi ve üye sayısının müsait olmasına bağlı olarak ikinci heyet oluşturulması durumunda da kıdemli üyenin başkanlık etmesi öngörülmüş, başkan vekilliği yapacak ve ikinci heyete başkanlık edecek üyenin kıdemli olması şartı getirilmiştir.
Anılan düzenlemelere nazaran yasa koyucunun, daire başkanlığına ve vekilliğine ayrı bir önem verdiği, belirli nitelikler aradığı, seçimini ve görevlendirilmesini özel olarak düzenlediği, idari kararlara veya takdire bırakmadığı açıktır. Buna rağmen yasal ve açıklanabilir bir neden yokken, Yargıtay Büyük Genel Kurulunca seçilmiş başkanın veya kıdemli üyenin heyete başkanlık etmemesi Yargıtay Kanunu'nun açık ve emredici düzenlemelerine aykırıdır.
Konuyla yakından ilgili diğer düzenleme CMK'nın 'Oyların toplanması' başlıklı 229/1. maddesidir. Bu madde 'Mahkeme başkanı, kıdemsiz üyeden başlayarak oyları ayrı ayrı toplar ve en sonra kendi oyunu verir' hükmünü içermektedir. Bu düzenlemenin amacı, kıdemsiz üyenin mahkeme başkanından ve kendisinden kıdemli bulunan üyenin oyundan etkilenmemesini sağlamaktır. Hukuk eğitimi almış ve önemli tecrübeye sahip hâkimlerin, başkanın veya kendisinden kıdemli üyenin oyundan etkilenmesinin pratikte olanaklı olmadığı ileri sürülerek anılan hüküm görmezlikten gelinemez. Çünkü yasa koyucu bu olasılığın varlığını kabul edip açıkça oylama biçimini belirlemiş, heyete katılanların rastgele ve düzensiz oy kullanmalarını yasaklamıştır. Somut olayda seçilmiş başkan veya kıdemli üye yerine, kıdemsiz üyenin başkanlık yapması oylama sırasını tamamen değiştirmekte ve anılan düzenlemeye aykırılık oluşturmaktadır. Bu aykırılığın oylama sonucuna etkisinin olduğu yasa koyucu tarafından kabul edilmiş, uygulayıcının takdir ve değerlendirmesine bırakılmamıştır.
Açıklanan nedenlerle Özel Dairece yapılan yargılama sırasında Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından seçilmiş daire başkanı veya kıdemli üye yerine, kabul edilebilir yasal bir neden yokken kıdemsiz üyenin yargılamayı yapan heyete başkanlık etmesinin 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24, 30, 31 ve 40. maddeleri ile 5271 sayılı CMK'nın 229/1. maddesine aykırı olduğu, bu aykırılığın sonuca etkisinin bulunduğu ve CMK'nın 289/1-a maddesinde belirtilen hukuka kesin aykırılık hâlini oluşturduğu nazara alınarak bozma nedeni yapılması gerektiği," açıklamasıyla,
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Özel Dairece yapılan yargılama sırasında heyetteki en kıdemli üye yerine kıdemsiz üyenin heyet başkanlığı yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğu" düşüncesiyle,
Karşı oy kullanmışlardır.
Ön sorun hakkında karar verildikten sonra sanık hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararının tüm yönleriyle incelenmesi için dosyanın esasına geçilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık ...’ın, .... sicil numarasıyla sırasıyla; ...., ...., .... ve .... hâkimi olarak çalıştığı, 2011 yılında .... hâkimi olarak CMK’nın 250. maddesiyle görevlendirilen özel yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde üye ve daha sonra yine özel yetkili İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinde başkan olarak yetkilendirildikten sonra 16.12.2013 tarihinde Yargıtay üyeliğine seçildiği,
15.07.2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen darbe girişimi sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bağlantılı olduğu değerlendirilen çok sayıda kişi hakkında Türkiye genelinde soruşturma başlatıldığı,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca ağır cezalık suçüstü hâli doğrultusunda ve 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına uygun olarak genel hükümlere göre yürütülen soruşturma kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğüne yazılan 16.07.2016 tarihli yazıda; Türkiye genelinde hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimallerinin bulunduğu ve ülke genelinde bu örgüte mensup Yargıtay, Danıştay ve HSYK Üyeleri hakkında soruşturma yürütüldüğü belirtilerek aralarında sanığın da bulunduğu listede adları geçen yüksek mahkeme üyelerinin gözaltına alınmaları, ikametlerinde, çalışma odalarında ve araçlarında CMK'nın 116. maddesi uyarınca arama yapılması talimatı verildiği,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 17.07.2016 tarihli ve 2016/103566 soruşturma sayılı yazısı ile; sanık hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla hakkında soruşturma başlatıldığının Yargıtay Birinci Başkanlığına bildirilmesi üzerine, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 17.07.2016 tarihli ve 244/a sayılı kararıyla; aralarında sanığın da bulunduğu bazı Yargıtay eski üyelerinin göreve devamlarının soruşturmanın selameti ve yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceği gerekçesiyle Yargıtay Kanunu'nun 18. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları ile 46. maddesi gereğince mevcut yetkilerinin kaldırılmasına karar verilerek Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edildikleri,
23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı ikinci mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un geçici 15. maddesi uyarınca Yargıtay üyeliği sona eren sanığın Yargıtay tetkik hâkimi olarak görevlendirilmesinin ardından, HSYK Genel Kurulunca 24.08.2016 tarih ve 426 sayı ile; FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisak ve irtibatının sabit görüldüğünden bahisle meslekten çıkarılmasına karar verildiği,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanığa atılı ağır cezalık suç niteliğindeki silahlı terör örgütüne üye olma suçunun suçüstü hâlinde işlendiği değerlendirilerek genel hükümlere göre ve 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin sekizinci fıkrasına uygun olarak başlatılıp yürütülen soruşturma sırasında düzenlenen fezlekenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame üzerine sanık hakkında aynı suçtan cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesine kamu davası açıldığı,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma ve Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan kovuşturma sırasında elde edilen delillerin incelenmesinde;
Ev arama ve yakalama tutanağında; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103606 sayılı soruşturma dosyası kapsamında olmak üzere, gecikmesinde sakınca bulunması ve delillerin toplanmasındaki güçlük de dikkate alınarak suç delili niteliğindeki eşyanın ve dijital materyallerin ele geçirilebilmesi amacıyla ekli listede adı geçen sanığın üstünde, adresinde ve aracında arama yapılmasına ilişkin yazılarına istinaden 18.07.2016 tarihinde saat 02.40 sıralarında sanığın ikametgâh adresi olan .... Mahallesi .... Caddesi .... Sitesi No:62/C Daire:17 sayılı yere gidildiği, sanığın ve komşuları olan .... ve ....’ın huzurunda yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı, sanığın kendi isteği ile .... marka .... imei numaralı cep telefonunu teslim ettiği, devamında lojmanın otoparkında bulunan sanığa ait .... plakalı araçta arama yapıldığı ve yapılan aramada herhangi bir suç ve suç unsuru bulunmadığı bilgilerine yer verildiği,
İş yeri arama ve el koyma tutanağında; Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.07.2016 tarihli ve 2016/3656 sayılı değişik iş kararı uyarınca sanığın Yargıtay Ek Ceza Binası 2. katta bulunan odasına gelindiği, kurum çalışanları huzurunda yapılan aramada, dolaptaki çekmeceden “...., .... şartlarında iyileştirme olabilir” başlıklı, devamında bazı yargı mensuplarınca yapılmış yorumları içeren internet çıktısı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü .... ....’a ait kartvizit ile .... marka.... seri numaralı bilgisayarın ele geçirildiğini, imkân olmaması nedeniyle imaj ve kopyalama işleminin yapılamadığı, etkin inceleme amacıyla şarj cihazı ile birlikte el konulan bilgisayarın hazır bulunanlar huzurunda delil poşetine konulup mühür altına alındığının belirtildiği,
Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 16.07.2016 tarihli ve 3938 değişik iş sayılı kararı uyarınca, sanıktan ele geçirilen dijital materyaller hakkında CMK’nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılması ve kayıtların çıkartılarak metin hâline getirilmesine izin verildiği,
Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesince 19.07.2016 tarih ve 3656 sayı ile, yapılmakta olan soruşturmaya esas olmak üzere, sanık hakkında CMK’nın 116. maddesi uyarınca arama kararı ve aramayı yapacak personel sayısının yetersiz olması, ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı ve olağanüstü durum nedeniyle sanıkla ilgili olarak tüm dijital materyallere (eş ve çocuklarının GSM telefonları dahil) bu materyallerin mühürlü çuval, delil poşeti, koli vb. eşyaların içinde muhafaza altına alınarak el konulması, bu muhafaza kaplarının mühürlenmesi, akabinde dijital materyallerin incelenmesi hususuyla ilgili olarak arama, el koyma ve inceleme işlemlerinin karar tarihinden itibaren 27.07.2016 tarihine kadar uzatılmasına,
Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.07.2016 tarih ve 3779 sayı ile, sanığın ikametinde yapılan aramada ele geçirilen dijital materyallere yönelik CMK’nın 127. maddesi uyarınca el koymanın onanmasına,
Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesince 20.07.2016 tarih ve 3865 sayı ile, sanığın iş yerinde yapılan aramada ele geçirilen internet çıktısı, kartvizit ve dijital materyallere yönelik CMK’nın 127. maddesi uyarınca el koymanın onanmasına,
Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesince 20.07.2016 tarih ve 439 sayı ile, sanık ...’ın tutuklanmasına,
Ankara 7. Sulh Ceza Mahkemesince 22.09.2016 tarih ve 2262 sayı ile, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçundan sanığın kullanmış olduğu .... ve.... numaralı cep telefonlarının 01.06.2014 ile 20.07.2016 tarihleri arasındaki gelen-giden arama, sms, baz istasyonları ve kullanıcı bilgilerini içerir HTS raporlarının temini için CMK’nın 135/6. maddesi gereğince izin verilmesine,
Karar verildiği,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103606 sayılı soruşturma evrakı ve Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.08.2017 tarihli ve 6304 sayılı kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Adli Bilişim Şube Müdürlüğü Delil Kabul ve Hazırlık Büro Amirliğince, sanıkta ele geçen dijital materyallerin konulduğu ağzı mühürlü delil torbalarının 06.08.2017 tarihinde usulüne uygun şekilde açılarak yapılan işleme ilişkin aynı tarihli mühür açma, tespit ve teslim-tesellüm tutanağı düzenlendiği,
21.08.2017 tarihli eksport raporunda; sanık ...’a ait olduğu bildirilen .... marka dizüstü bilgisayar içinden çıkan .... marka.... seri numaralı 500 GB kapasiteli harddisk ile .... ibareli SIM kartın imaj alma işleminin yapıldığı, ancak .... marka .... imei numaralı telefonun ise ekranının kilitli olması nedeniyle imaj alma işlemine başlanılamadığı belirtilerek dijital materyal asılları ve yedek kopyaların 24.08.2017 tarihli mühür kapatma ve teslim-tesellüm tutanağı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim edildiği,
Sanıktan ele geçirilen dijital materyallerle ilgili düzenlenen 27.11.2017 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; arama sonucu el konulan telefonun ekran kilidi nedeniyle incelenemediği, bilgisayarda ise “Materyal 1” olarak belirtilen .... marka ....’ye ait export incelemesinde, “subfolder 11” isimli dosyada örgüt lideri ....’in resimlerinin bulunduğu, resimlerden bir tanesinin başlığında “Bamteli-Tiranlar ve Adanmışlar” ibaresinin yer aldığı ve hemen altında örgüt liderinin “İaşemi kitaplardan gelen telif ücretiyle karşılıyorum, aleyhime açılan bir dava için avukat ücretini borç alıp ödedim. ....” yazılarının bulunduğu, “subfolder 41” adlı klasörde ise yine örgüt liderinin iki adet fotoğrafının olduğu, ayrıca 2015 ve 2016 yıllarında Türkiye'nin çeşitli yerlerinde meydana gelen terör olaylarındaki ölü ve yaralı sayılarının listesi, cezaevindeki kimliği belirsiz bir hükümlü tarafından içerikten eski hâkim olduğu anlaşılan bir tutukluya el yazısı ile yazılmış mektup, Yargıtay Başkanına sanık tarafından yazılmış, 6723 sayılı Kanun ile yapılmak istenen değişikliklere engel olunması talepli yazı olduğunun bildirildiği,
11.05.2017 tarihli tespit ve değerlendirme tutanağında; .... numaralı kullanıcının sanık ... olduğu, ByLock abone listesinin 7009. satırında kaydının bulunduğu, kullanıcı adının, ....; şifresinin, ....; son online tarihinin, 15.01.2015 tarihi saat 14:48:42; tespit edilen GSM/ADSL hattının ....; tespit edilen ilk log tarihinin 10.11.2014 tarihi olduğu, 10.11.2014 ile 10.01.2015 tarihleri arasında 27 log kaydının bulunduğu, .... kullanıcısı olan Yargıtay eski üyesi ... tarafından eklendiği, kendisinin de ...’yu eklediği,
07.09.2017 tarihli tespit ve değerlendirme tutanağında; .... numaralı kullanıcının sanık ... olduğu, kullanıcı adının, ....; şifresinin, ....; son online tarihinin, 18.02.2016 günü saat 18.57.51 olduğu, 16.06.2015 ile 18-02.2016 tarihleri arasında 31 adet log kaydının bulunduğu, 276 adet mail aldığı, 33 adet mesaj gönderdiği, ID’yi ekleyenlerin verdikleri isim (Roster) kayıtlarında ...., .... ve .... kullanıcılarının sanığı .... ismi ile kaydettiği, .... ve .... kullanıcılarının da sanık tarafından eklendiği, yapılan tespitler karşısında, .... kullanıcı isminin isim ve soy isim baş harfleri ile memleket plaka kodunu içeren bir birleşim olduğu, sanığın Kırıkkale nüfusuna kayıtlı olmasına karşın anne ve babasının .... doğumlu oldukları, ayrıca ....’den (Yargıtay eski üyesi ...)....’ye (Yargıtay eski üyesi ....) gönderilen 17.12.2015 tarihli “arkadaş sen bana gönderdiklerini ....e attinmi”, ....’den (Yargıtay eski üyesi ...) ....’ye (Yargıtay eski üyesi ....) gönderilen 19.12.2015 tarihli “... abinin .... bildirmemi istemiştiniz” şeklindeki mesaj içerikleri de dikkate alındığında .... numaralı ByLock hesabının kullanıcısının ... olduğu kanaatine varıldığı,
...’ye bağlı ByLock yazışmalarında;
...’den (sanık) ...’ye (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen grup üyelerinden para (himmet) toplanmasına ilişkin 11.07.2015 tarihli mesajlar,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, grup üyelerine dağıtılan tabletlerin kolaylıklarının ve güvenlik risklerinin anlatıldığı “tablet ve güvenlik” başlıklı 27.12.2015 tarihli mesajlar,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Asya hakkında bize emanet edilenler için isim ve miktarları salıya kadar bildirebilir misiniz (yakınları vasıtasıyla yatıranları sormuyoruz) sormadığımız arkadaş kalmamalı.” şeklindeki “Asya” başlıklı 27.12.2015 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “6 cd ve 9 hd seçimleri hakkında arkadaşların fikrini alıp dönebilirmiyiz” şeklindeki “seçim” başlıklı 06.01.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Değerli abiler başta YSK olmak üzere yaklaşan seçimler ve dahi her türlü konuda, kırıntı bile olsa, saha bilgisine şiddetli şekilde ihtihaç var. Değerli abiler akşam eve gidince ilk işleri, hafızayı yoklayıp bildiklerini ve duyduklarını silsileyle hemen aktarsalar...” şeklindeki “SB” başlıklı 11.01.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “21 hd kendiliğinden oluşan boş verme içtihadını yarında devam ettireceğiz. Ysk seçimlerinde akşam yazdığımız şekilde devam edilecek.” şeklindeki “seçim” başlıklı 25.01.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “kıymetli abiler; herkes sadece ve sadece görevli olduğu arkadaşı ile irtibatlı olup görüşmelidir. Notlar tek merkezden demin edilecek. Bize ait viber, tango, twitter, whatsap iletişim araçları muhabbet maksatlı kullanılmayacak, buna muhalefet eden istişaresiz hareket etmiş olur. Herkes irtibatlarına bu gözle bir daha baksın, izinsiz olan varsa irtibatı koparsın listeden silsin? Tereddüdü varsa sorup izin alsın? Enerjimizi, mesaimizi, duamızı vazifeli olduğumuz alana teksif edelim? Allah Yar ve yardımcınız olsun? Kimi zaman farklı kanallardan ve rafine edilmeyen bilgiler ortada dolaşıyor. Zihinler karışmaması için lütfen farklı kanallardan bilgi transferi yapmayalım. İrtibatta sağlamayalım...” şeklindeki “önemli” başlıklı 16.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Kıymetli abiler Divan üyelerinden herhangi biri ile irtibatı olan ve divanda konuşulanları bu vesile ile öğrenebilen ve Divan üyelerini etkileyebilen arkadaşlarımızı lütfen tespit edelim. Bize yapabileceği katkıyı da öğrenelim ... önemli bir konu....(devamında Divan üyelerinin isimleri yer alıyor)” şeklindeki “DİVAN ÜYELERİ İLE İRTİBAT” başlıklı 18.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “temyiz aşamasında geçen sürenin tutukluluktan sayılmayacağına ilişkin Ceza Genel Kurulu'nun görüşünün aksine oy kullanılması gerektiğine ilişkin talimat” niteliğindeki “.... nin görüşü” başlıklı 18.02.2016 ve 15.02.2016 tarihli mesajlar,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “lütfen sizde kalsın. Ama usulüyle nabız alabilirsiniz. Sonuçları dönersenuz (....) KIYMETLİ ABİLER; ÜLKÜCÜ VE SOSYAL DEMOKRAT OLAN DANIŞTAY VE Yargıtay üye LERİNİN ÖZELLİKLE AKADEMİDE DERS VERME VE KADRO GİBİ AKADEMİNİN NİMETLERİNDEN YARARLANAMAMADAN DOLAYI BİR RAHATSIZLIKLARI VAR MI? VARSA BU KONU USULÜNCE NASIL KAŞINABİLİR? TAVSİYELERİNİZ LÜTFEN.” şeklindeki “GÜNDEM” başlıklı 08.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Değerli abiler Allah aşkına...12.02.2016 18:01, Bir kez daha arz. Abi selam. Bir arkadaşımın söylediği bir hususu aktarmakta çok yarar olduğunu düşünüyorum. Dün bir abinin gözaltına alınma ve evinde arama yapılması ihtimali sebebiyle arkadaşlar abinin evini kontrol etmişler. Abinin evinde beş poşet kitap vs çıkmış. Daha öncede yazdım. Evlerde temizlik konusu yeniden gündeme getirilse, bilgisayar, e-posta, tablet, akla gelen her şeyde temizliğin nasıl yapılacağı çok ayrıntılı olarak yazılsa, arkasından kontrol edilse. Takdir sizin.” şeklindeki “Bir hatırlatma” başlıklı 13.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Kıymetli abiler bir süredir devam etirdiğimiz görüşme usulünü Şubat sonuna kadar devam edilim...” şeklindeki “Görüşme Usulü” başlıklı 15.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Saygıdeğer abiler; .... tarafından yazılan Darbe Oyunu kitabının alınması ve okunmasında fayda var. Bu kitapta, 17 Aralık 2013 ten bu yana Türkiye’de yaşanan olayların bilinmeyen yönlerine ışık tutuluyor. Dershanelerin kapatılmasındaki asıl amaç neydi? 17 Aralık bir yolsuzluk operasyonu muydu? Yoksa bir darbe miydi? Dışişleri dinlemelerini cemaat mi yaptı? Tahşiye operasyonunun aslı nedir? Birilerinin üniversite diploması sahte mi? Söz konusu kitap dost kitapevinden temin edilebiliyor. Tedbir amacıyla internetten alınmaması, kitapçılardan nakit olarak alınması, kredi kartı kullanılmamasına dikkat edilmelidir...” şeklindeki “Kitap” başlıklı 18.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “seçimde bşk olarak .... yrd olarak .... abi usulü dairesinde desteklenecek. Karşı tarafında yön. de olması engellenmeyecek mülameyetle kavga gürültü çıkarmadan toz kaldırmadan hareket edilecek bu iş için onlarla kavga etmeye değmez kavga olacaksa bir iki kişi yönetime sokup onların iradesini kabul edebiliriz deniyor. Son dönemde en önemli strateji birlikte hareket ediyor görüntüsü vermemek” şeklindeki “lojman yön seçimi” başlıklı 18.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Değerli abiler; 1) CGK gündemiyle alakalı mevzuda, adı geçen arkadaşı yakından tanıyan bir abimizin notu: “Bu adam sapına kadar bizimle... Dokuzun herkese uyguladığı bir uygulama... Dava dilekçesinde yazdığı konular nedeniyle davayı devam ettirmek istiyorlar. Bundan daha ilerileri için 6352 sk göre erteleme sayıldı... Arkadaşlara ulaşıp yarın ret denmesi gerekir” 2) Anlaşılan suç unsuru, dava dilekçesinde yazılan hususlar. Dava ve dilekçe hakkı gibi kavramlar düşünülünce aslında tartışılacak bir konu bile yok. Ama karşı cephenin şirretliği var anlaşılan. Bu nedenle usulünce ortamın gerilmesine sebebiyet vermeden ret reyimizi arkadaşlara duyuralım acilen” şeklindeki “yarınki CGK” başlıklı 16.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Bugün CGK da akafemi bşk yrd nın dosyasında “kabul” diyen yoktur umarım. Haftaya sekme olmasın abiler. Önemli. İtiraz ret” şeklindeki “CGK” başlıklı 18.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Bu gün geçmedi mi? Haftaya kaldıysa herkese mutlaka duyuralım... abi cgk gündemindeki akademi genel sekreteri .... Ankara Hukuk mezunu bizim arkadaş, Konyada bizimle kalırdı. Çizgisi değişmez bu nedenle haftaya gidecek olanlar itiraz ret demeli.” şeklindeki “seçim” başlıklı 18.02.2016 tarihli mesaj,
...’ye (sanık ...) ... tarafından (Yargıtay eski üyesi ...) gönderilen, “Kıymetli abiler bu akşam olan kahredici patlamadan sonra Ankara genelinde sıkı aramalar olacaktır... Bu nedenle önlem olarak tüm arkadaşlar Cuma akşamına kadar zaruri değilse arabalar içinde ve yanında bilgisayar, usb, tablet vs gibi malzeme varken hareket halinde olmamalıdır. Ayrıca hafta sonu dahil kalabalık yerlerde bulunmamalıdır...” şeklindeki “önemli duyuru” başlıklı 18.02.2016 tarihli mesaj,
Ayrıca çeşitli ByLock kullanıcısı kişiler tarafından sanık ...’a (...) gönderildiği anlaşılan örgütsel bağlılığı artırmaya ve hiyerarşik düzen dışına çıkmayı önlemeye yönelik propaganda ve örgütsel motivasyonu artırıcı nitelikteki, yazı içeriklerine göre örgüt mensuplarının rüyalarının ve hayat hikayelerinden kesitlerin anlatıldığı çok sayıda mesaj,
Tespit edildiğinin bildirildiği,
Bilgi Teknolojileri Kurumu tarafından sanığın adına kayıtlı ve bizzat kendisinin kullandığını beyan ettiği .... nolu GSM hattından ByLock serverine .... nolu hedef IP üzerinden ilk tespitin yapıldığı 17.10.2014 ile son tespitin yapıldığı 14.12.2014 tarihleri arasında bağlantıyı gösterir 414 sinyal tespit edildiği ve .... imei nolu .... marka telefon cihazının kullanıldığı; ayrıca ses ve veri şebekeleri benzerlik gösterseler dahi kullandıkları teknoloji farklı olduğundan .... ve .... loglarının oluşturulma sürecinin de birbirinden bağımsız ve farklı olması sebebiyle .... ve .... loglarında bulunan lokasyon verilerinin farklılık gösterebildiği, .... üretimi mekanizmasının yapısı gereğince kullanım başladığında açılıp kullanım bittiğinde tamamlanan bir mekanizma olduğu, ses ....'leri her çağrı başladığında çağrının başladığı baz bilgisi kullanılarak oluşturulduğu, diğer taraftan .... logları ise veri bağlantısı başladığı anda abonenin bağlı olduğu baz bilgisini içerecek şekilde oluşturulmaya başlandığını ve veri bağlantısı kesilene kadar veya sistemlerde tanımlanan süre kadar devam ettiğini, açıklanan teknik nedenler çerçevesinde .... logları ile .... loglarından elde edilen lokasyon bilgilerinin farklı olmasında teknik anlamda bir problem görülmediğinin ifade edildiği,
22.12.2017 tarihli Mali Analiz Raporunda: sanığın, 08.03.2012 ve 16.03.2012 tarihlerinde 1000 TL havale aldığı ..., 12.09.2012 tarihinde 400 TL havale aldığı ...., 29.05.2014 tarihinde 750 TL EFT alıp 2013-2014 yıllarında 1750 TL para gönderdiği .... hakkında FETÖ/PDY örgüt üyeliğinden soruşturma/kovuşturma bulunduğu, sanık ...'ın, vekili sıfatıyla emekli maaşını ve ikramiye bedelini çeken ....'in kardeşi olan ....'ten 07.05.2012 tarihinde 4000 TL havale aldığı, bu kişinin 2014 yılı Ocak ayında Asya Katılım Bankasına 230.000 USD para yatırdığı, sanığın kendisinin ve aile üyelerinin ise Bank Asya’da hesabının olmadığının bildirildiği,
15.01.2017 tarihli HTS analiz raporunda; sanığın adına kayıtlı ve kendisinin kullandığı .... numaralı GSM hattının 01.06.2014 ile 16.07.2016 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının incelenmesinde; 15.07.2016-16.07.2016 tarihlerinde Ankara'da olduğu, en çok görüşme yaptığı kişilerden haklarında FETÖ/PDY üyeliği/yöneticiliği nedeniyle işlem yapılanların tablo hâlinde gösterildiği, bu dönemde uluslararası numaralardan 13 kez mesaj aldığı, uluslararası numaralara 10 kez mesaj attığı, 4 kez arandığı ve 2 kez aradığı, FETÖ/PDY şüphelilerinden eski savcı ....’e 23.09.2015 tarihinde saat 16.00'da 1 kez mesaj attığının tespit edildiği,
Sanık adına kayıtlı olup da eşi tarafından kullanılan .... numaralı GSM hattından 03.12.2010 tarihinde sivil imam .... kod adlı ....’ya bir adet SMS gönderildiği, yine sanık adına kayıtlı ve sanık tarafından kullanılan .... numaralı GSM hattından 29.08.2011 tarihinde sivil imam .... kod adlı ....’e iki adet SMS gönderildiğinin bildirildiği,
Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce hazırlanan 03.05.2018 tarihli raporda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturma yürütülen eski yüksek yargı üyesi ...'a ait ByLock hesabı içerikleri incelendiğinde, kişi listesindeki diğer kullanıcıların belli bir sistematik içerisinde gruplandırıldığı, bu gruplandırmanın kişilerin çalıştıkları Yargıtay Dairesinin niteliğine göre (Ceza/Hukuk) yapıldığı, bu şekilde ceza ve hukuk dairelerinde çalışan örgüt üyesi diğer kişilerin gruplara ayrılarak içlerinden birisinin grup sorumlusu olduğu, bu gruplara üye olan örgüt mensuplarının taleplerini grup sorumluları üzerinden ...'a ulaştırdıkları, ...'ın da bu talepleri .... kod adlı ....' a ulaştırdığı, ''Danışma Heyeti'' adı altında bir yapı oluşturulduğu, bu yapının Yargıtay içerisindeki yargısal faaliyetlerde örgüt üyelerinin izleyeceği yolu belirlemede rol aldığı, ... tarafından ''....'' kodu ile isimlendirilen kişilerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev aldıkları, Ceza Dairelerinde görev yapan eski Yargıtay üyesi kişilerin 4 grup hâlinde (C1,C2,C3,C4) şeklinde tasnif edildiği belirtilerek, ... tarafından (-...) olarak kodlanan kişinin sanık ... olduğu ve hiyerarşik yapıyı gösterir ''Ceza Daireleri Danışma Heyeti Organizasyon Şemasında'' ...'a bağlı .... grubunda, ..., .... ile birlikte ...'ın da yer aldığı tespitinde bulunulduğu,
Açık kaynak araştırma raporunda, sanık ...’ın herkese açık kendisinin kullandığı değerlendirilen facebook ve twitter hesabının tespit edilemediğinin bildirildiği,
Mozaik İletişim Hizmetleri A.Ş. (D-SMART) Doğan TV Digital Platform İşletmeciliği A.Ş. tarafından gönderilen cevabi yazıda, sanığın D-Smart abonelik kaydının olmadığının belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne mensup oldukları iddiasıyla haklarında ayrı soruşturma yürütülen bazı kişilerin kendi dosyalarında alınan savunmaları, ilgileri nedeniyle sanık hakkındaki dosyaya da gönderildiği gibi, kovuşturma aşamasında bu kişilerin bazılarının tanık sıfatıyla ifadelerinin de alındığı, bu kişilerden;
Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; 2010 yılında HSYK Üyesi seçildiğini ve bir yıl görev yaptıktan sonra Adalet Bakanlığı Müsteşarlığına atandığını, HSYK 2. Dairesinde üye olarak görev yapmaktayken Yargıtay'da 160, Danıştay'da 50 civarında yeni üye seçilmesi gündeme geldiğinde dönemin HSYK Genel Sekreteri olan ...'nın kendisini arayarak seçimlerle ilgili bir ön görüşme yapmak için akşama kendi evinde yapılacak olan yemekli toplantıya davet ettiğini, bu toplantıya geç bir saatte katıldığını, geldiğinde evde bulunanların bir yansıtma cihazıyla duvara yansıttıkları isimleri değerlendirdiklerini, hatırladığı kadarıyla evde örgüt mensubu olan dönemin HSYK üyeleri, ... ve ...'nin, dönemin Genel Sekreteri ... ile Genel Sekreter Yardımcısı ... ve genel sekreterlikten bir iki kişinin daha olduğunu, ...'nın “Üyelik için düşündüğümüz arkadaşlara geçelim mi ?” diye sorduğunu, ...'un önce itiraz ettiğini, ancak daha sonra tahminen kimleri öne süreceklerini öğrenmek istediğinden “Geçelim ama herhangi bir sayı vs. konuşmayalım.” dediğini, bunun üzerine daha önceden hazırlamış oldukları anlaşılan listeyi yansıtmaya başladıklarını, ...'un notlar aldığını, adli yargı için hazırladıkları liste bitince listede kaç kişinin olduğu üzerine konuşma yapıldığını, ...'un listeyi saydıktan sonra “Bu gösterdiğiniz isimlerin içinden benim olabileceğini düşündüğüm 80 kişi var. Bunları da daha sonra birlikte değerlendiririz.” dediğini, bunun üzerine orada bulunanların bundan rahatsız olduklarını, sonradan onların niyetinin farklı olduğunu ve örgüt lideri ...'den örgüt mensubu olan en az 140 kişinin seçilmesi gerektiği yönünde talimat aldıklarını anladığını, orada bulunanlara “İdari Yargıya da çalıştınız mı ?” diye sorup listeyi görmek istediğini, önce ....ve.... sicillilerden başladıklarını, .... ve .... sicilli çok fazla örgüt mensubu olmadığını, o yüzden idari yargıda kolay uzlaşılacağını, sıkıntı çıkacağını düşünmediğini, fakat ... ve .... sicilliler bitince birden 37000 sicilli kişilere geçtiklerini, böyle olunca “....'liler nereden çıktı ?” diye itiraz ettiğini, Danıştaya üye seçileceklerin sicilleriyle ilgili görüşmelerin uzadığını, konuyu görüşmek amacıyla sonradan ....'ın evinde buluşmayı kararlaştırdıklarını, ancak evde ... haricinde kimsenin olmadığını, ...'ın kendisine hiç kimsenin gelmeyeceğini, arkadaşlarıyla aralarında görüştüklerini, bu konunun tartışma dışı olduğunu, “Eğer.... sicilliler olmayacaksa biz bu işte yokuz, konu beni aşıyor, diğer arkadaşlar gelmeyecekler.” diye söylediğini, durumu önce ... ve...'a söylediğini, hafta içi dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile bir araya gelerek bu kişilerin tavırlarını ve yaşadıklarını kendisine anlattığını, Müsteşarın da çok şaşırıp kızdığını, sonra da kendilerine “Bu kurulda yalnızca bu arkadaşlar yok, mutlaka herkesin seçtirmek istediği adaylar olacak, gidin diğer arkadaşlarla da konuşun, herkes önereceği isimleri belirlesin, sonra da gidin bu arkadaşları ikna edin. Bu işi kırıp dökmeden hâlletmemiz gerekir.” dediğini, bu tablo üzerine HSYK'da uzun süre hem diğer kişilerle hem de örgüt mensupları olan bu kişilerle görüşmeler yaptıklarını, belli bir sayı dayatmasını kabul etmeyeceklerini onlara söylediklerini, herkesin adaylarını belirlemesini ve tartışarak bir noktada buluşmaları gerektiğini ifade ettiklerini, fakat örgüt mensuplarının .... sicilli ısrarından vazgeçmediklerini, “Bizim fazla .... - .... sicilli arkadaşımız yok, mecburen .... sicillilerden seçeceğiz.” dediklerini, tahminen seçtirmek istedikleri adayları aralarında paylaştıklarını, HSYK'ya yeni gelen bu yapıya mensup kişiler dışındakilerin onlar gibi geniş bir listesinin olmadığını, her birinin öncelikle seçilmesini istediği üçer beşer isim olduğunu, bu sefer yoğun bir şekilde özellikle onların da makul bildiği isimleri kendilerinden olmayan kişilere de pazarlamaya başladıklarını, dışarıdan etkileyebildikleri siyasilere, bürokratlara, Yargıtay ve Danıştay Üyelerine, bu kişilerin tanıdığı kendi arkadaşlarını refere ettirmeye başladıklarını, bu şekilde sayı üzerinden yapılan tartışmanın sona erdiğini, bütün Kurul Üyelerinin bu şekilde oluşturulmuş listeye kendi önerilerini kısmen aktarmış olduklarını ve zımni bir uzlaşmayla seçimleri yaptıklarını, sonradan saydıklarında adli yargıda ilk etapta 100 - 110 arası cemaat mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısının seçilmiş olduğunu gördüklerini, rakamı o zaman için çok net olarak vermemesinin nedeninin, sonradan örgütle beraber hareket ettiğini gördükleri 10-15 hâkim ve Cumhuriyet savcısı üzerinde kendi aralarında da bu kişilerin örgütten olup olmadıkları hususunda ihtilaf olduğunu, çünkü bazı kişilerin örgüt mensuplarıyla çok kısmi ve sınırlı ilişkileri olduğunu, ancak Yargıtay'a geldikten sonra özellikle “Sizi biz seçtirdik.” kozunu kullanarak bu ilişkilerini sıklaştırdıklarını ve onlarla beraber hareket etmelerini sağladıklarını anladıklarını, cemaat mensuplarının uyguladıkları baskıları görünce artık bunların gerçek yüzlerini ve niyetlerini büyük ölçüde anladığını, bu kişilerle olan ilişkilerinin 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını, 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü, özellikle 2011 yılındaki Yargıtay ve Danıştay Üyeliği seçimlerinde bu iş bir pazarlığa dönüştüğü için daha önce tanımadığı birçok örgüt mensubunu da bu vesileyle tanıdığını, bu kapsamda tanıdığı veya bu seçimler nedeniyle kendi ifadeleriyle bu yapıya mensup olduğunu öğrendiği Yargıtay üyelerinden birinin de sanık ... olduğunu,
Kovuşturmada tanık sıfatıyla dinlenmesinde; cemaat mensubu olan kişilerle ilişkisinin 2010 yılından sonra farklı bir boyuta geçtiğini ve azaldığını, 2012 yılından sonra da bir mücadeleye dönüştüğünü, eski personelci olması nedeniyle sanığı sicilinden tanıdığını, 2013 yılında yapılan Yargıtay üyeliği seçimlerinden önce sanığın cemaatle bağlantısına dair bilgi sahibi olmadığını, seçim sırasında sanığın isminin cemaat mensubu üyeleri tarafından, özel yetkili mahkemede çalıştığı ve büyük emek harcadığı söylenerek gündeme getirildiğini, sicili de uygun olduğundan cemaat kontenjanından seçildiğini, ancak Yargıtayda yapı ile birlikte hareket ettiğine dair bir duyumu olmadığını, onlar tarafından ismi önerildiği için Yargıtay ve Danıştay'da yaşanan sıkıntılar, buralardaki seçimlerde yaşanan dayatmalar ve cemaat mensuplarının idari işlerde kendileri dışındakileri yok saymaları şeklinde tezahür eden uygulamalar nedeniyle hazırlayıp 10 ayrı kanaldan ilgili makamlara ulaştırdığı listeye sanığı da eklediğini,
Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; 2008 yılında Danıştay üyesi seçildiğini, 2011 yılında yapılan HSYK üyeliği seçimlerinde Adalet Akademisi kontenjanından asıl üye seçildikten sonra HSYK Başkan Vekilliği ve 3. Daire Başkanlığı yaptığını, 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Kurulu belirlendikten sonra dönemin Adalet Bakanı .... ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı ...'ın kendisine yeni kanun hazırlığı olduğunu, en az 50 Danıştay üyesi ile 150 Yargıtay üyesi seçiminin yapılacağını söyleyip hazırlık yapmalarını istediğini, bu hususu HSYK Genel Kurulunda dile getirdikten sonra dönemin HSYK Genel Sekreteri ...'nın kendilerini evine yemeğe çağırdığını, bu yemekte Yargıtay ve Danıştay üyesi seçilecek kişilerin belirlenmesi için çalışma yapılacağını bildiklerini, bu amaçla o dönem HSYK üyeleri olan..., ..., ..., ..., ... ...., ..., ..., ..., ..., ... ve kendisinin, ...'nın evine gittiklerini, evde kendileri dışında o dönem tetkik hâkimi ve ... cemaati mensubu olduklarını bildiği ..., ..., ... ve .... ile Genel Sekreter Yardımcıları ... ve....'ün de olduğunu gördüklerini, konu itibarıyla tetkik hâkimlerinin bu evde bulunmalarının uygun olmadığını söylediğini, hatta... ile ...'in de bu konuyu dile getirdiklerini, bu konuşmalardan sonra ...'nin “Bu arkadaşlar Yargıtay'ı en iyi bilen arkadaşlar, bu nedenle çağırdık.” dediğini, ancak ... cemaatinin bu durumu kendilerine emrivaki olarak yaptıklarını anladıklarını, bu evde aslında ... cemaati mensubu olan HSYK üyeleri ve o yemeğe katılan diğer hâkimlerin belirleyeceği isimler için toplandıklarını, daha doğrusu cemaat mensuplarının kimleri istediğini bu şekilde öğreneceklerini, yemek yendikten sonra ...'nın evinde kurulan projektör ile Yargıtay ve Danıştay üyesi olabilecek kanuni şartlara sahip hâkim ve Cumhuriyet savcılarının listesinin yansıtıldığını, bu yansıtmadan önce...'un söz alarak “Arkadaşlar isimler belirlendikten sonra kesinlikle sayılmayacak, bu belirleyeceğiniz isimleri ben Bakan Bey ve Müsteşar Bey karşısında savunacağız.” dediğini, hatta Yargıtay tetkik hâkimlerinin isimleri geçtiğinde kendilerinin ve ...'in hiç konuşmayacağını, ancak sakıncalı olanları da belirteceğini ifade ettiğini, Yargıtay tetkik hâkimlerinin ismi geçince evde bulunan cemaat mensubu tetkik hâkimleri ile HSYK üyelerinin bu kişi hakkında olumlu veya olumsuz görüş belirttiklerini, ancak olumlu görüş belirttiklerinin hep cemaat mensubu olduklarını gördüğünü, cemaat mensubu olmayan ancak seçtirmek istediklerini anladığı tetkik hâkimleri hakkında da olumlu konuştuklarını, bu şekilde hâkim ve Cumhuriyet savcıları belirledikten sonra, cemaat mensubu olan üyelerinin belirlenen kişilerin kaç kişi olduğunu saymak istediklerini, ancak..., kendisi ve ...'in sayılmaması gerektiğini ve bu şekilde anlaştıklarını belirttiklerini, belirlenen isimlerin ... cemaatinin istediği isimler olduğunu bu şekilde öğrendiklerini, karşı çıkmalarına rağmen belirlenen kişilerin sayıldığında sayının 80 civarında olduğunun anlaşıldığını, bunun üzerine toplantıda bulunan ve cemaat mensubu olan ..., ... ve ... ile HSYK üyesi ...'nun evin holüne doğru gidip yaklaşık 3-4 dakika sonra geri geldiklerini, ...'nun kendilerine "Hoca efendiye danışılmış, arkadaşların 140'tan aşağı razı olmaması gerekiyor.” şeklinde söylediğini, ..., ... ve kendisinin buna karşı çıktıklarını ve “Hoca efendi bu sayıya niye karışıyor, okullara baksın.” dediğini, ancak bu sözüne ...'nun sert bir şekilde cevap verdiğini ve tartışma başladığını, hatta ...'in kapıyı çarparak evi terk ettiğini, belirlenen kişilerin listesinin...'da kaldığını, bunun üzerine evden ayrıldıklarını, bu toplantıda anlaşma sağlanamayınca Yargıtay tetkik hâkimleri olmaksızın aynı ekiple yaklaşık iki ay boyunca bu isimleri belirlemek için bir araya geldiklerini, bu toplantılara ... cemaati mensubu olmayan ...., ....,...., ...., ...., ...., ..., .... ve ...'nu çağırmadıklarını, iki ay boyunca yaptıkları toplantılardan sonuç alamayınca... ve ...'le birlikte Müsteşar ...'ın yanına gittiklerini, ona cemaatten en az 140 kişinin Yargıtay üyesi olmasını istediklerini, Danıştay'a ise .... sicillilerin üye yapılmasını istediklerini belirtip cemaat mensubu olmayan HSYK üyeleri ile ...'nu yanlarına alarak kendi istedikleri kişileri seçebileceklerini ve bu şekilde objektif bir seçim yapabileceklerini, onlara da makul bir sayı vereceklerini belirttiklerini, ...'ın kendilerine “Anlaşın.” demesi üzerine ... cemaatinin Yargıtay'da 80 kişiye bile razı olmadığını, en az 140 kişi istediğini ifade ettiklerini, ...'ın bu konuşmalara rağmen “Ortaklığı baştan bozamayız, önümüzde dört yıl var, anlaşın.” dediğini, bu konuşma üzerine zor durumda kaldıklarını, hatta ... cemaati mensubu HSYK üyelerinin de toplantıya çağrılmayan diğer HSYK üyelerini yakın markaja alıp bu şekilde istedikleri kişileri seçtirmek gayretinde olduklarını öğrendiklerini, bu görüşmelerden sonra ... cemaati mensubu HSYK üyeleriyle tekrar bir araya geldiklerini, yaptıkları konuşmalar sonucu onların 108 üyeye razı olduklarını, bu konuşmadan sonra aralarında dönemin cemaat mensubu olmayan diğer HSYK üyeleri ..., ..., ..., ...'in de bulunduğu üyelerle birlikte hâkimevinde bir araya geldiklerini, üç defa yapılan bu toplantılarda ..., ..., ... ve ...'ın, Yargıtay ve Danıştay üyesi olmasını istedikleri isimlerin bir çoğunun ... cemaatinin çok istediği isimlerle örtüştüğünü, cemaat mensuplarının bu kişilerle temasa geçip kendi isimlerini buraya da yazdırdıklarını hayretle gördüğünü, bu toplantılarda da sayıyı Yargıtay için 160'a, Danıştay için 54'e indiremediklerini, cemaatin belirlediği isimlerde Yargıtay için 108 kişinin aynen kaldığını, kendileri ve diğer üyelerin belirlediği bazı isimler de listeye girince sayının 180'e çıktığını, ancak resmi seçim sonucu cemaatin daha önce belirlediği 108 adaydan 107 kişinin Yargıtay üyesi seçildiğini, Danıştay'da ise cemaatin belirlediği tüm adaylar seçildiğini, Danıştay'ın sayısını tam hatırlamadığını, sanığın da 2013 yılında cemaat mensuplarının isteği üzerine İstanbul’dan seçildiğini,
Kovuşturmada tanık sıfatıyla dinlenmesinde; daha önceden ismen bildiği sanığı, birlikte iki ay kadar aynı koğuşta kalmaları üzerine tanıdığını, 16 Aralık 2013 tarihinde 16 kişi içerisinde HSYK’nın cemaatçi olarak bildiği üyeleri ..., ... ...., ..., ..., ... ve ...’nin talebiyle sanığı Yargıtay üyesi seçtiklerini,
Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta alınan ifadesinde; örgüt ile hâkimlik stajını yaptığı sırada eğitim merkezinde tanıştığını, ... isimli arkadaşının kendisini sohbet evine götürdüğünü, sonradan bu evin bir dönem HSYK Genel Sekreter Yardımcılığı yapan ...e ait olduğunu öğrendiğini, 1996 yılında Adıyaman ili ... ilçesine kura çektiğini, başlangıcını yaptıktan sonra askere gittiğini, askerliğini Elazığ’da yaptığını, askerlik yaptığı dönemde cemaat mensubu olduğunu bildiği Elazığ Cumhuriyet savcısı ...’ün ziyaretine gelerek kendisine ...’nun selamını getirdiğini, ayrıca kendisi gibi ...’da görev yapan ... ile ...’ın kendilerinden olduğunu söylediğini, ...’in daha sonra Ankara savcısı olduğunu, ...’ın ise Yargıtay üyeliğine seçildiğini, askerlik hizmetini tamamladıktan sonra ...’a geri döndüğünü, lojmanda kaldıkları süre boyunca ... ve ...’ın kendisine yakın davrandıklarını, birlikte Malatya’daki bir eve cemaat toplantılarına gittiklerini, toplantılara Doğanşehir’de çalışan ... ve ....’ın da katıldıklarını, ...’ün bu toplantılarda himmet topladığını, kendisinin durumu iyi olmadığından himmet vermediğini, 2000 yılında Kırşehir ili ... ilçesine atandığını, göreve başladıktan bir ay kadar sonra öncesinden tanımadığı sanık ...’ın kendisini telefonla arayarak hemşehrisi olduğunu ve tanışmak istediğini söyleyip, kendisini Kırşehir’e davet ettiğini, telefon görüşmesi sırasında sanığın cemaat mensubu olduğunu anladığını, Kırşehir’de çoğu zaman sanığın evinde ayda bir yapılan toplantılara kendisi ile birlikte yine Kırşehir’de görev yapan ... cemaati mensubu hâkimler ... ve ...’nın da katıldığını, sohbetin abiliğini o dönemde Yargıtayda tetkik hâkimi olarak görev yapan daha sonra da Yargıtay üyesi seçilen ... isimli bir şahsın yaptığını, ...’in sohbet toplantılarında ... ile ilgili mesajlar verdiğini, bu kişiye ait kitaplar ile risale-i nur kitapları okuduğunu, herkesin çıkarken himmet parası verdiğini, kendisinin durumu iyi olmadığı için himmet vermediğini, ancak kurban bayramlarında keseceği kurbanın parasını himmet olarak verdiğini, bu toplantıların yaklaşık iki yıl sürdüğünü, 2002 yılından sonra sanıkla bir daha görüşmediğini, daha sonra Akpınarlı olduğunu bildiği ....’un yardımıyla Yargıtay tetkik hâkimliğine atandığını, 9. Hukuk Dairesinde görev yaptığını, burada ... ile tanıştıklarını, 10. Hukuk Dairesinden gelen tetkik hâkimleri ile sohbetlere katıldıklarını, himmeti ilk kez bu toplantılar zamanında verdiğini, toplantılarda kendilerine önemli şahısların kararlarının fotokopilerinin çekilerek üzerlerine notlar düşülüp sohbet abisine teslim edilmesi talimatı verildiğini, 2010 yılında yapılan seçimlerinden önce yapılan Anayasa referandumunda cemaatin talimatları doğrultusunda hareket ettiklerini, seçimleri öncesinde ...’in kendilerine liste getirip yemin ettirerek bakanlık listesinde olan ancak cemaatin desteklediği adaylara oy verilmesini istediğini, daha sonra Yargıtay tetkik hâkimliğinden Sincan Adliyesine geçtiğini, sohbetlerin Sincan Adliyesinde görev yapan cemaat mensubu hâkim ve savcılarla devam ettiğini, daha sonra Ankara Adliyesine atandığını, 17-25 Aralık ve Mit tırlarının durdurulması operasyonlarını gerçekleştiren hâkim ve savcıların dönem arkadaşları olması nedeniyle açıkça zikredilmese de cemaat mensubu olduklarını bildiği, 17-25 Aralıktan sonra cemaatin gizliliğe önem vermeye başladığını, kendini .... olarak tanıtan ismini sonradan .... olarak öğrendiği ve sohbetlerde öğretmenlik yapan şahsın bundan sonra gizli bir program ile haberleşeceklerini söyleyerek telefonuna ByLock yüklediğini, 2014 HSYK seçimlerinden sonra sohbetlere gitmediğini ve örgütten uzaklaşmaya başladığını,
Kovuşturmada tanık sıfatıyla dinlenmesinde; örgüt ile staj döneminde tanıştığını, 2000 yılında Adıyaman'ın ... ilçesinden Kırşehir'in ... ilçesine atandığını, göreve başladıktan bir ay kadar sonra Kırşehir Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi olan ve daha önceden tanımadığı sanığın kendisini iş yerinden telefonla arayarak hemşehrisi olduğunu ve tanışmak istediğini söyleyip, kendisini Kırşehir’e davet ettiğini, telefon görüşmesi sırasında sanığın cemaat mensubu olduğunu anladığını, Kırşehir’de çoğu zaman sanığın evinde ayda bir yapılan toplantılara kendisi ile birlikte yine Kırşehir’de görev yapan ... cemaati mensubu hâkimler ... ve ...’nın da katıldığını, sohbetin abiliğini o dönemde Yargıtayda tetkik hâkimi olarak görev yapan daha sonra da Yargıtay üyesi seçilen .... isimli kişinin yaptığını, ...’in sohbet toplantılarında ...’le ilgili mesajlar verdiğini, bu kişiye ait kitaplar ile risale-i nur kitapları okuduğunu, herkesin çıkarken himmet parası verdiğini, 2002 yılından sonra sanıkla bir daha görüşmediğini,
Tanık ... kendisi hakkında yürütülen soruşturma kapsamında alınan ifadesinde; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1987 yılında mezun olduğunu, üniversitedeyken .... talebeleri olarak bilinen gruba yakın birkaç arkadaş edindiğini, bu şahısların ..., .... ve .... olduğunu, ancak bu grubun sohbetlerine katılmadığını, hâkimlik stajı yaptığı dönemde ismini verdiği şahısların kendisini ..., ...., ...., ..., ...,...., ...., .... ve .... ile tanıştırdıklarını, adaylık döneminde de yapının toplantılarına çok katılmadığını, 1992 yılında Siirt merkeze kura çektiğini, burada görev yapan ve bu yapıya mensup olduklarını bildiği .... ve .... ile yakınlık kurduğunu, daha sonra tayininin Rize İkizdere’ye çıktığını, burada da ..., .... ve .... ile tanıştığını, cemaat yapılanmasına bu şekilde dahil olduğunu, 2011 yılında Yargıtay üyeliğine seçildiğini, içinde bulunduğu ilk grupta...., ..., ... ve ...’ın olduğunu, daha sonra ...,.... ve ....’in yer aldığı ikinci gruba geçtiğini, gruplarda Yargıtay seçimlerinde hangi adaylara oy verecekleri hususunda talimatlar geldiğini, bir dönem kendisini grup sorumlusu yaptıklarını, sorumlusu olduğu grupta ..., ..., ... ve....’in bulunduğunu, bu sırada 17-25 Aralık sürecinin yaşandığını, kendisinin grup sorumluluğundan ayrıldığını, bunun üzerine ..., ..., .... ve sanık ...’ın bulunduğu yeni gruba verildiğini, sanık ...’ın grup sorumlusu olduğunu, grupların iki haftada ya da ayda bir toplandığını, ...’in CD’lerinin izlendiğini, kitaplarının okunduğunu, kendisinin darbe teşebbüsü oluncaya kadarki toplantılara katılmadığını, görüntü vermek amacıyla toplantıların başında bulunup himmetini vererek toplantı yerinden ayrıldığını,
Kovuşturmada tanık sıfatıyla dinlenmesinde; hâkimlik stajı yaptığı dönemde cemaat mensubu olarak bildiği kişilerden birinin de sanık olduğunu, 1999 ya da 2000 yılında yaz aylarında Ankara ....’de bulunan .... okullarının üst katında Türkiye genelinden 150-200 hâkim ve savcının katılımıyla bir toplantı yapıldığını, örgütteki yargı biriminin sorumlusu olan İlhan isimli kişinin de bu toplantıya katılıp, oldukça tedirgin hâlde bir konuşma yaptığını, “Ciddi bir şeyler var, siz hala bu tedbiri algılayamamışsınız, buraya nasıl geldiğinizi bile öğrenememişsiniz, buraya gelirken hiç hissettirmeyeceksiniz.” deyip bir yere gidip gelirken ve sohbetlerde nelere dikkat edileceği hususunda katılanları uyardığını, bu toplantıya katılanlardan birinin de sanık ... olduğunu, kendisi de örgüt içinde grup sorumlusu iken 17/25 Aralık süreci sonrasında bu sorumluluğu bıraktığını, bu nedenle kendisini Yargıtay üyeleri arasında lojman bazında oluşturulan gruba verdiklerini, grupta ..., ..., ..., ... ve ...’ın bulunduğunu, grubun sorumlusunun ... olduğunu, aidat adı altında himmet paralarını grup sorumlusu olduğundan ...’a verdiklerini, ancak onun kime verdiğini bilmediğini, en son aidat olarak aylık 200-250 TL verdiğini, darbe girişiminden önceki son iki yıllık süreçte toplantılara katılmayı bıraktığını,
Tanık ... kovuşturma aşamasında talimat mahkemesinde tanık sıfatıyla dinlenmesinde; sanığı 2009 yılı Haziran ayında eski futbolcularla yaptıkları maçlarda ... aracılığı ile tanıdığını, 2011 yılında kendisinin özel yetkili İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine, sanığın ise özel yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine üye olarak yetkilendirildiğini, bu süreçte sanığın talebiyle birlikte cemaatin sohbetine gittiklerini, sohbetin sorumlusunun Cemil Gedikli isimli hâkim olduğunu, Mart-Temmuz ayları arasında bu şekilde 3-4 kez sohbete gittiklerini, sonra sanığın İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olup kendi sohbet gruplarından ayrıldığını,
Beyan etmişler,
Sanık Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında müdafisi huzurunda dinlenmesinde; .... numaralı cep telefonunu kullandığını, .... ve .... hesaplarının bulunduğunu, facebook ve twiter hesabının olmadığını, kendisinin ve ailesinin örgütün ev, yurt, dershane gibi faaliyetlerinden faydalanmadığını, himmet ya da yardım adı altında hiçbir şekilde para vermediğini ya da para toplamadığını, Bank Asya’ya para yatırmadığını, bu banka nezdinde ailesinin de hesabının olmadığını, yurt dışına hiç çıkmadığı gibi sınav komisyonlarında da görev almadığını, 15 Temmuz akşamı Baş Müfettiş ....’ün evinde olduğunu, olayları televizyondan öğrendiğini, daha sonra evine geçtiğini, kimse ile görüşmediğini, suçlamayı kabul etmediğini,
Sorgu hâkimliğinde; soruşturma usulünün yasaya uygun olmadığını, gece vakti evinde arama yapılarak gözaltına alındığını, insan onuruna yakışmayacak muameleye tabi tutulduğunu, ters kelepçe takılarak adliyeye getirildiğini, kendisine isnat edilen suçlamayla ilgili olarak herhangi bir delilin ortaya konulmadığını,
Kovuşturmada ise; soruşturma aşamasında kendisine suçlama ile ilgili somut bir soru sorulmadığını, tutuklandıktan 16 ay sonra iddianame hazırlandığını, yüksek yargı üyesi olup yargı dokunulmazlığının bulunduğunu, işlemlerin hepsinin Yargıtayın yetkili kurullarınca yapılması gerektiğini, suç üstü hâli olmadığını, yasal eksikliğin hissedilerek 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 46. maddesinin değiştirildiğini, mahkemelerin görev ve yetkilerinin kanunla düzenlenmesi gerektiği hâlde bu değişikliğin KHK'lar ile yapıldığını,
HSYK'nın 24.08.2016 tarihli ve 2016/426 sayılı 2847 hâkim ve savcının ihracına dair oy birliğiyle verdiği karar gerekçelerinin terör örgütü üyeliği için bir kıstas olamayacağını, bunların ölçü kabul edilse bile bu kriterlerin kendisinde olmadığını,
Evinde yapılan aramada sadece cep telefonuna el konulduğunu, tutuklandıktan sonra Yargıtaydaki odasında yokluğunda arama yapıldığını, arama ve el koyma işlemlerinin usule uygun olmadığını, el konulan cep telefonu ve bilgisayarının kopyasının çıkarılmadığını, yedekleme yapılmadığını, bu yedeğin bir kopyasının kendisine verilmediğini,
İsnat edilen terör örgütü üyeliği suçunun özel kastla ve belirli bir plan ve hiyerarşik ilişki içerisinde işlenebileceğini, suçun oluşması için gerekli olan süreklilik, düzenli ve planlı ortaklık, yönetim ve hiyerarşik yapının varlığı, eylem çeşitliliği, önceden anlaşma hâli, üyeler arasında iş bölümü, suç işleme amacı etrafında birleşme, üyeler arasında dayanışma bulunması ve disiplin içinde hareket etme ve örgütle organik bağ kurma şartlarının gerçekleşmediğini, görevinin ne olduğunun, hangi suçları işlediğinin, kimden emir aldığının, kimlerle görüştüğünün, hiyerarşik yapının neresinde olduğunun ortaya konulamadığını, yine örgüte bilerek ve isteyerek katılma, katıldığı örgütün niteliği ve amaçlarını bilme, onun bir parçası olmayı isteme, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi, örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kasıt ve iradesi ile hareket etme şartlarının da gerçekleşmediğini,
Hiçbir zaman Bank Asya’da hesap açtırmadığını ve para yatırmadığını, eşinin ve çocukları adına da hesap bulunmadığını, dolayısıyla bu iddianın doğru olmadığını,
ByLock kullandığı iddiasının, yasal olarak delil toplama görevi olmayan MİT’in tespitine dayandırıldığını, bu tespitlere ilişkin verilerin MİT tarafından hukuka aykırı olarak elde edildiğini, yasak delil olduğunu, ayrıca bu bilgilerin istihbarî bilgi niteliğinde olması nedeniyle delil olarak kullanılamayacağını, yargılama aşamasında bu konuda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılması yönündeki talebinin gerekçesiz olarak reddedildiğini,
Sincan T Tipi Kapalı Cezaevinde aynı koğuşta birlikte kaldığı tanık ...’nin 78 günün ardından tekli koğuşa alınmasından sonra itirafçı olduğunu, tanıklara kanuna aykırı vaatlerde bulunulduğunu, 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan hâkim ve savcıların itirafçı olmaya zorlandığını, itirafçılığa zorlanan ve hukuka aykırı vaatlerle aldatılan, kendileri de şüpheli olan tanıkların beyanları hukuka aykırılık teşkil ettiğinden hükme esas alınamayacağını, itirafçıların beyanlarının başka delillerle desteklenmesinin zorunlu olduğunu,
İddianamede, atılı suçu işlediğine, atılı suçun maddi ve manevi unsurunun oluştuğuna dair delil gösterilmediğini, bu hususlara dair açıklamanın da bulunmadığını, kullandığı telefon numarasının 0 505 544 25 64 olduğunu, tespit edilen 403483 nolu ID’nin kendisine ait olmadığını, ByLock kullandığı iddialarını ve ByLock'a dair tespitleri kabul etmediğini, ... ve ... ile bir grup oluşturup birbirleriyle mesajlaştıklarının doğru olmadığını,
Beyanla beraatini talep etmiştir.
Sanık müdafileri ise ilaveten ve özetle;
Soruşturma aşamasında müvekkilin insan onuruna aykırı olacak şekilde katı güvenlik önlemlerine tabi tutulduğunu, dışarısı ile olan irtibatının kısıtlandığını, kendileriyle olan görüşmelerin sesli ve görüntülü olarak kayıt altına alındığını, sonraki aşamalarda da savunma, tutukluluğa itiraz ve reddi hâkim taleplerine ilişkin dilekçelerinin okunmadığını ve gereğinin yapılmadığını, suçüstü hâli bulunmadığından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ve Ankara Sulh Ceza Mahkemelerinin görevli ve yetkili olmadıklarını, Yargıtay üyesi olup Yargıtay Kanunu’na tabi olan sanık hakkında genel hükümlere göre soruşturma yapılamayacağını, sanık hakkında son soruşturma açılmasına ilişkin karar verme yetkisinin Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna ait olup Yargıtay Kanunu’nun 27 ve 28. maddelerine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, ilgili ceza dairesine iddianame düzenleme şeklinde bir görev ve yetkisinin bulunmadığını, yargılama görevi daha güvenceli olan Yargıtay Ceza Genel Kuruluna ait olmasına rağmen suç tarihinden sonra yürürlüğe giren KHK ile bu görevin Yargıtay 9. Ceza Dairesine verilmesinin tabii hâkim ve adil yargılanma ilkelerine aykırılık oluşturduğunu, bağlantı nedeniyle Yargıtay üyeleri hakkında açılan tüm davaların birleştirilmesi gerektiğini, yargılama aşamasında tutukluluğun devamı kararlarına ilişkin olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesi başkan ve üyeleri hakkında reddi hâkim talebinde bulunduklarını, taleplerinin Yargıtay 10. Ceza Dairesince reddedildiğini, aynı şekilde red talebini inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesi başkan ve üyeleri hakkındaki red taleplerinin de Yargıtay 11. Ceza Dairesi tarafından reddedildiğini, hâkimin reddi konusunda karar verme yetkisinin Yargıtay Ceza Genel Kuruluna ait olduğunu,
Tanıkların büyük çoğunluğunun aynı suçlama kapsamında şüpheli durumunda olduklarını, beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, kaldı ki, hepsinin yeminli dinlendiklerini,
Arama ve el koyma işlemlerinin hukuka aykırı şekilde gerçekleştirildiğini, dijital verilerin hukuka aykırı olarak elde edildiğini, el konulan materyallerden kendilerine kopya verilmediğini, bu nedenle bu materyallere dayanarak hazırlanan teknik analiz raporu ve ByLock listelerinin hükme esas alınamayacağını, bu konuda yeniden bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, ayrıca doğruluğu hiçbir şekilde sorgulanamamış ve denetime tabi tutulmamış istihbarî nitelikteki bilgilerin delil olarak kabul edilemeyeceğini,
15 Temmuz öncesinde PDY/FETÖ’nün silahlı terör örgütü olarak nitelendirilmediğini, sanığın, bu yapının suç işlemek amacıyla kurulduğunu bilmediğini ve bilebilecek durumda olmadığını, sanığın bu yapı ile ilişkisinin yapının terör örgütü olarak kabul edilmediği döneme ait olduğunu, dolayısıyla hata hükümlerinden faydalanması gerektiğini,
Sanığın ByLock haberleşme programını kullanmadığını, başka dosyalar kapsamında yargılanmakta olan şahısların ByLock yazışmalarında sanığın da adının geçtiğinin iddia edildiğini, bahse konu yazışmalar incelendiğinde silahlı terör örgütü kapsamında bir yazışma olmadığını, bu yazışmaların içeriğinde herhangi bir suç unsurunun da bulunmadığını,
Tanık beyanlarının bir çoğu sanığın lehine olduğu hâlde mahkemece aleyhe yorumlandığını, tanık ...’ın talimat duruşmasına sanığın iştirakinin sağlanmadığı, soru sorma ve çapraz sorgu hakkının elinden alındığını,
Sanığın yüklenen suçu işlediğine dair hiçbir yasal delil bulunmadığını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde güvenceye bağlanan bir çok hakkının ihlâl edilerek elde edilen delillerin mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağını,
Beyanla müvekkillerinin beraatini talep etmişlerdir.
I- SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇU
1- Terör Kavramı, Suç Örgütü, Terör Örgütü ve Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme ve Üye Olma Suçları
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında; 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.
TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir.
TCK'nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde;
“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...” hükmüne yer verilmiştir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir.
Bu suçun mağduru ise; öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir.
TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir.
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arz eden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur.
Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için,
a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir.
b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır.
c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır.
d) Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi hâlinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir.
e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir.
Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir.
Bununla birlikte, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu tamamlayıcı bir suçtur. Bu nedenle bazı suçları işlemek için örgüt kurmanın başka ceza normları tarafından ayrıca özel olarak düzenlenmesi durumunda, ilgili suç tipinde öngörülen hükümlerin uygulanması gerekir. Buna göre soykırım ve insanlığa karşı suç için kurulmuş örgütleri kuran, yöneten ve üye olanlar hakkında TCK'nın 78. maddesi, devletin güvenliğine, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla terör örgütü kuranlar, yönetenler ve üye olanlar hakkında ise TCK'nın 314. maddesi uygulanacaktır.
3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.
TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise;
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü Bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile Beşinci Bölümünde yer alan Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir.
3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçları işlemek için örgüt kurulması hâlinde ortada bir terör örgütünün varlığı söz konusudur. TCK'nın 314. maddesinde hüküm bulunmayan hâllerde, TCK'nın 220. maddesindeki koşullar göz önünde bulundurulacaktır (Feridun Yenisey Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 46).
Buna göre TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda gerekli koşulların yanında aşağıda gösterilen şartlar da aranmaktadır:
a) Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir. Buradaki cebir ve şiddet kullanma tabirini doğrudan kullanma şeklinde anlamlandırmak doğru olmayacaktır. Bu kavramın içine cebir veya şiddet kullanılacağına ilişkin güncel tehdidin bulunması da dahildir.
b) Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve devletin Anayasal düzeni veya devletin güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.
c) Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının, Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise, silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.
Belirsiz sayıda suç işleme hedefi doğrultusunda kurulan silahlı terör örgütünün, 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde belirtilen amaca yönelik faaliyet göstermesi örgütün varlığı için yeterli olup ayrıca amaçlanan suçları işlemesi gerekmez.
d) Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması, silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkan ve olanağına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.
2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü “gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek” üzerine kuruludur.
Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksiyle hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisiyle illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensuplarıyla devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri ... tarafından;
"Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!”
“Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.”
“Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.”
“Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım…”
“Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. (…) bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. (…) sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”
“Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; ....’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız …”
“Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.” şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir.
Örgüt, kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirdiği personelin aile yaşamlarına dahi müdahale ederek şahısların kiminle evleneceğine de karar vermektedir.
Örgüt, kamu kurumlarında sayısı beş kişiyi geçmeyen bir örgüt abisine bağlı hücreler şeklinde yapılanmıştır. Hücreler birbirinden haberdar değildir. Bu şekilde bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetlerine devam ederek deşifre olmaları engellenmektedir. İçlerinde katı bir askeri disiplin hâkimdir.
Örgütün bütünlüğü üzerinde tek hâkim ve önder ... olup örgüt içerisinde kainat imamı olarak görülmektedir. Diğer yöneticiler onun verdiği yetkiyle onun adına görev yaparlar.
Kainat imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanmaya sahip FETÖ/PDY silahlı terör örgütünde, örgüt içi hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet hem örgüte hem de liderin emrine ona atfen verilen göreve adanmışlıktır.
Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de, dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu şekildedir:
a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve gönül bağı ile bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur. Bunların bir çoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmayan, bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir.
b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. Bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.
c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası): Gayri resmi faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona bağlı, çevresine propaganda yapan kişilerdir.
d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası): Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgüte çocuk yaşta kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve daha üst katlarda görev alamazlar.
e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir.
f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri ... tarafından bizzat atanan ve lider ile alt tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere bakan kişilerdir.
g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en seçkin kesimidir.
Örgütün deşifre olmaması ve Devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için örgüt hücre tipinde yatay yapılanmaya özen göstermiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşan ve bir abla veya abiye bağlı birimlerdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlarda üç, TSK gibi bazı kurumlarda ise birebirdir. Her hücreden sorumlu bir imam vardır.
FETÖ/PDY'nin asli unsuru müntesipler, ışık evi, yurtlar, okullar, dershaneler olan hizmet birimlerinde yetiştirilmektedir. Bu kurumların temel amacı bu örgüte müntesip yetiştirmektir. İlk ve öncelikli kuruluş gayesi eğitim değil, insan kaynağı sağlamaktır. Örgüte ait özel okul ve yurt gibi yerler toplantı ve himmet toplama amaçlı da kullanılmaktadır. Örgüt, elemanlarını genel olarak genç yaştaki öğrencilerden seçmekte ise de, kamu personelini de sonradan örgüte kazandırabilmektedir.
Bütün terör örgütleri gibi FETÖ/PDY de eleman bulma, buldukları elemanları örgüt amacına göre eğitme, örgütsel olarak onlara nasıl davranılması gerektiğini öğretip uygulatma üzerine kuruludur. Örgütsel bağlılığın temini bakımından; kod adı kullanma, gizlilik ve tedbir uygulanması, kişiler hakkında istihbarat toplayıp özel bilgi edinmek, sorunsuz işleyen bir emir ve rapor zincirinin varlığı, devletten ve aileden önde gelen örgüt aidiyeti, devlet hiyerarşisinde daha üstte olsa bile örgüt hiyerarşisi asıl olduğundan daha ast birinden emir alınması, hizmet kardeşliği ve örgüt içi dayanışma nedeniyle illegal olsa dahi talimatın sorgulanmaması, psikolojik tehdidin etkisiyle özgür iradenin kaybedilmesi hususları önem taşımaktadır.
Örgütten ayrılmak kural olarak mümkün değildir. Örgütsel disipline uymayan kişiler örgütten kovulma yerine pasifize edilmektedir. Bu düşüncede olan kişiler önce korkutulur, manevi baskının yanında maddi yaptırımlar da uygulanır. Tüm yaptırımlara rağmen ayrılmakta ısrar eden, itaatsizlikte devam eden kişinin örgütle ilişkisi kesilir. Örgüt bu kişiyi hain ilan ettiğinden her türlü cezalandırma metodu uygulanır.
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de, bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY’nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY’nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY’deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Bu durum, örgüt lideri tarafından hizmet insanı başlığı altında “örgüte bağlı kişinin azimli, kararlı, hizmete karşı itaatkar, her şeyin sorumluluğunu alması gereken, darbe yediğinde azmi bozulmayan, yüksek rütbelere geldiğinde kendi rütbesi değil de hizmetin rütbesini ön planda tutan, hizmet içerisinde yapacağı görevlerin zor olabileceğine inanan ve bütün varlığını, canını, sevdiklerini hizmet için feda etmeye hazır olması” şeklinde açıklanmaktadır.
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkanının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi şehit edilmiştir.
Söz konusu terör örgütü, nihai amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihai hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliği bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi, üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla, Emniyet, Jandarma teşkilatı, MİT ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirildiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında; tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.
Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanan kararlarında da belirtildiği üzere; terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri de dikkate alındığında, bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 350).
a) ByLock İletişim Sistemi
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;
ByLock iletişim sistemi global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti, kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacaktır.
Kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren ByLock iletişim sistemi, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir. 2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşılmıştır.
ByLock iletişim sistemi .... adresine (Internet ağına doğrudan bağlanan her cihaza verilen, numaralardan oluşan benzersiz adres) sahip sunucu üzerinde hizmet sunmaktadır. Sunucu yöneticisi, uygulamayı kullananların tespitini zorlaştırmak amacıyla ayrıca ...., ...., ...., ...., .... IP adreslerini de kiralamıştır.
ByLock iletişim sisteminin akıllı telefonlara yüklendikten sonra kullanılabilmesi için kullanıcı adı/kodu ve parolanın, akabinde cihaz üzerinde rastgele el hareketleriyle oluşturulan kullanıcıya özel güçlü bir kriptografik şifrenin belirlenmesi ve bu bilgilerin uygulama sunucusuna kriptolu olarak iletilmesi gerekmektedir. Bu şekilde ByLock iletişim sistemine dahil olan kullanıcıya sistem tarafından otomatik olarak bir kullanıcı kodu (... numarası) atanmaktadır.
Global ve ticari uygulamaların aksine, kullanıcıların tespitini zorlaştırmak için ByLock iletişim sistemine kayıt esnasında kullanıcıdan telefon numarası, kimlik numarası, e-posta adresi gibi kişiye ait özel bir bilgi talep edilmemekte, SMS şifre veya e-posta yoluyla doğrulama işleyişi bulunmamaktadır.
ByLock iletişim sistemi üzerinde telefon numarası veya ad-soyad bilgileri ile arama yapılarak kullanıcı eklenmesine imkân bulunmamaktadır. Diğer taraftan ByLock iletişim sisteminde benzer uygulamalarda bulunan telefon rehberindeki kişilerin uygulamaya otomatik olarak eklenmesi özelliği de bulunmamaktadır.
ByLock iletişim sisteminde kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını birbirlerine eklemeleri gerekmekte, ancak bu aşamadan sonra taraflar arasında mesajlaşma başlayabilmektedir. Bu bakımdan kullanıcıların dahi istediği zaman bu sistemi kullanma imkânı bulunmamaktadır. Bu kurgu sayesinde uygulama, sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân vermektedir.
ByLock iletişim sisteminde, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunmaktadır. Böylece kullanıcıların, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlanmıştır. Kullanıcıların tüm iletişimlerinin ByLock sunucusu üzerinden yapılması, buradaki grupların ve haberleşme içeriklerinin uygulama yöneticisinin denetim ve kontrolünde olmasını da mümkün hâle getirmiştir.
Kullanıcı tespitinin önlenmesi ve haberleşme güvenliği için alınan bir diğer güvenlik tedbiri ise, ByLock'a ait sunucu ve iletişim verilerinin, uygulama veri tabanında da kriptolu olarak saklanmasıdır.
ByLock kurgusunun aldığı önlemlerin yanı sıra, kullanıcılar da kendilerini gizlemek amacıyla birtakım önlemler almış, bu çerçevede haberleşme içeriklerinde ve uygulamadaki arkadaş listelerinde, kişilerin gerçek bilgileri yerine örgüt içindeki "kod adlarına" yer verip çok haneli parolalar belirlemişlerdir.
Türkiye’den ByLock'a erişim sağlayan kullanıcılar, kimlik bilgilerinin ve iletişimin gizlenmesi amacıyla VPN (Sanal Özel Ağ) kullanmaya zorlanmıştır.
Büyük bir kullanıcı kitlesine sahip ByLock iletişim sistemi, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi öncesinde Türk ve yabancı kamuoyu tarafından bilinmemektedir.
ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakını FETÖ/PDY mensuplarına ait örgütsel temas ve faaliyetlere ilişkindir. Bu kapsamda buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, ...'in talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ/PDY'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafii temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ/PDY aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği ve Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği anlaşılmıştır.
MİT'in yasal yetkisi çerçevesinde temin ettiği ByLock veri tabanı üzerindeki incelemeler sonucunda, ByLock sunucusunun IP'lerine bağlanmaları nedeniyle sunucunun log kayıtlarında tutulan IP adreslerine ait abone bilgileri belirlenebildiği gibi ByLock sunucusunda kaydı olan kullanıcıların ... numaraları, kullanıcı adı ve şifre bilgileri, sisteme bağlantı tarihleri (log kayıtları), ... ekleyen diğer kullanıcılara ait bilgiler (roster kayıtları), ByLock kullanıcısının kurduğu ya da katıldığı gruplar, mesaj içerikleri gibi verilerin bir kısmı ya da tümünün tespiti ve çözümü de gerçekleştirilebilmektedir. Dolayısıyla, KOM Daire Başkanlığınca yürütülen çalışmalarla bir kısmı ya da tümü tespit edilen bu verilerin değerlendirilmesi sonucunda, sistem tarafından atanan ... numarasının gerçekte hangi kullanıcıyla eşleştirildiği ve bu kabulü sağlayan verilerin neler olduğu hususunda düzenlenen ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan bilgiler, sisteme dahil olduğu anlaşılan ByLock kullanıcısının gerçekte kim olduğuna ve bu kişinin terör örgütü içerisindeki hiyerarşik konumuna yönelik önemli bilgiler içerebilmektedir.
Bununla birlikte, ByLock sistemine dair yukarıda belirtilen teknik analizler ve kronolojik rapor dikkate alındığında; gerçekte ByLock sistemine (ağına) dahil olan kişinin, Türkiye'ye ait olmayan IP'ler üzerinden ByLock sistemine bağlanması nedeniyle, ByLock IP'lerine bağlantı yaptığına dair ... kayıtlarına ulaşılamayabileceği gibi, KOM birimlerince ByLock sunucu verileri üzerinde yapılan incelemenin henüz sonuçlanmaması veya bu incelemelere rağmen bu kişiye ait olan verilerin kurtarılamaması - çözümlenememesi nedenleriyle ... numarası, kullanıcı adı, şifre, log kayıtları, roster bilgileri veya mesaj içerikleri gibi verilerin henüz tespit edilememiş olması ya da incelemeye rağmen tespit edilememesi de söz konusu olabilmektedir. Ancak bu durumda dahi, başka kullanıcılara ait kurtarılan - çözümlenen roster kayıtları, mesajlar vb. verilerin içeriğinin değerlendirilmesi sonucunda, ByLock programını kullandığı hâlde kendisine ait veriler henüz bulunamayan ya da çözümlenemeyen diğer kullanıcıların da kim oldukları tespit edilebilmekte, böylelikle başta kullanıcısı belli olmayan bir ... numarasının gerçekte kime ait olduğu da belirlenebilmektedir. Gerçek kullanıcısı bu şekilde belirlenen ... numaralarına ilişkin olarak da Bylock tespit ve değerlendirme tutanakları düzenlenebilmektedir.
Öte yandan, Bylock tespit ve değerlendirme tutanağının düzenlenmesinden önceki bir tarihte, failin abonesi olduğu bir ADSL ya da GSM aboneliği üzerinden ByLock sistemine bağlantı yapıldığı ve sisteme kayıt yapılarak ... numarası alındığı belirlenerek bir ... numarasının faille (abone) eşleştirilmesi de mümkündür. Kural olarak bu yöndeki tutanağa istinaden de ilgili abonenin ByLock ... numarası alarak sisteme dahil olduğu anlaşılabilmektedir.
ByLock sunucusuna ait 9 adet IP adresine Türkiye IP'lerinden bağlanan abonelerin bu bağlantılarına dair internet trafik kayıtlarını içeren ve operatörler tarafından tutulan ... (HIS) kayıtları ise bir çeşit üst veridir. Bu veriler; aboneye ait IP adresinin ByLock sunucusuna ait IP adreslerine bağlandığını belirlediğinden, kişinin ByLock sistemine dahil olmuş olabileceği konusunda önemli bir emare olmakla birlikte, IP adreslerine bağlantı yapmanın ötesinde ilgili aboneye sisteme dahil olması için ... numarası atanıp atanmadığı ve atanmışsa bu numaranın ne olduğu konusunda bilgi içermemektedir.
Dolayısıyla, KOM'un ByLock sunucu verileri üzerinde devam eden incelemelerinin henüz tamamlanmaması ya da incelemeye rağmen verinin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedeniyle kişinin herhangi bir ... numarasıyla eşleştirilemediği hâllerde de, ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı yaptığının ... kayıtları doğrultusunda tespit edilmesi mümkündür. Bu durumda kişinin, ByLock sistemine bağlanma yönünde bir hareketi olmakla birlikte henüz kullanıcı adı ve şifre oluşturmak suretiyle ... numarası almadığı, bu nedenle sisteme dahil olmadığı ya da gerçekte ... numarası alıp henüz veriler üzerindeki incelemenin devam etmesi veya verilerin kurtarılamaması – çözümlenememesi nedenleriyle bu ... numarasının kendisiyle eşleştirilemediği anlaşılabileceği gibi, ByLock sunucularına tuzak yöntemlerle (Morbeyin vb.) yönlendirilmiş olabileceği sonucuna da ulaşılabilmektedir. Bununla birlikte, ByLock kronoloji raporundan; ... kayıtlarına göre ByLock sunucusuna ait IP'lere bağlantı sağladığı belirlenen GSM abonelerinden 11.480 GSM abonesinin, ByLock IP'lerine olan bağlantılarının Morbeyin uygulamalarıyla gerçekleştirildiğinin tespitine ilişkin bilgilendirme yazılarının ilgililerin soruşturma ve kovuşturma dosyalarına gönderilmiş olduğu da dikkate alınmalıdır.
Gelinen noktada, tek başına delil olarak kullanılması gerektiğinde, kişinin ByLock sistemine (ağına) dahil olduğunun belirlenebilmesi açısından, öncelikle ByLock sunucusunda kayıtlı bir ... numarasının kişiyle eşleştirilmesine dair veriler içeren ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının; bu belgenin bulunmaması hâlinde de varsa sanığa ait olduğu belirlenen ByLock ... numarasını içerir tutanağın getirtilerek tutanaklarda yer alan veriler usulünce sanığa anlatıldıktan sonra sanık ve varsa müdafisinden diyeceklerinin sorulması gerekmektedir.
Bu itibarla, failin bilerek ve isteyerek ByLock sunucusunda kayıtlı bir .... aldığının belirlenmesi; ByLock sistemine dahil olup ancak bir örgüt üyesinin sahip olabileceği gizli haberleşme imkânına kavuştuğunun, dolayısıyla en azından FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğunun kabulü için gerekli ve yeterli olacaktır. Ayrıca bu ağa dahil olan kişilerin ağ içerisinde başka kişi ya da kişilerle yaptıkları görüşme içeriklerinin olması da aranmayacaktır. ByLock sistemine dahil olan failler yönünden sistem içerisindeki haberleşmelerin kimlerle yapıldığının ve içeriklerinin tespiti ise ancak fail hakkında örgüt yöneticiliğinden dava açılmış olması ve failin örgüt yöneticisi olduğunun belirlenmesi açısından mevcut delillerin yetersiz görülmesi hâlinde yol gösterici olacaktır.
b) Genel Olarak Örgütün Yargı Yapılanması, HSYK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri
FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak ülke sathında yürütülen soruşturmalarda elde edilen dijital veriler, tanık beyanları, haklarında soruşturma yürütülen kişilerin etkin pişmanlık hükümleri kapsamında verdikleri ifadelerle, örgüte ilişkin açık kaynaklara da yansıyan bilgiler doğrultusunda ve Anayasal düzende devletin üç kuvvetinden biri olan yargının işlevinden ileri gelen önemi karşısında; bu örgütün, yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetlerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak olarak gördüğü anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, örgüt lideri ...'in açık kaynaklara da yansıyan “Orada icabında mahkemenin altını üstüne getireceksin, avucuna alacaksın, arkadaşlara diyorum ki ben 'Belki bin döktüreceksin, geriye biri dönecek, 1 milyar vereceksiniz, 10 milyonluk tazminat davası alacaksınız, önemli olan mahkum etmektir yani, avukat da kiralayacaksınız, hâkim de kiralayacaksınız... Dünyada satın alınmayacak adam yoktur. Sadece fiyatları farklıdır. Birini az fiyata birini çok fiyata alırsın.” şeklindeki beyanı, yargıda kanun dışı kadrolaşma ve bu erke egemen olma hususlarında verdiği örgütsel talimatlardan biridir.
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına, fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları,
Bununla birlikte, örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajında adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yüksek yargı içerisinde de benzer şekilde bir yapılanma içerisinde hareket ettiği, bu durumun Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.05.2018 tarihli rapordan da anlaşıldığı, söz konusu rapora göre; örgüt mensubu Yargıtay eski üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, yüksek yargı eski üyelerini aldıkları kod isimler dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, Yargıtay eski üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda, "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu, "D" harfi ile yapılan gruplandırmanın "Danışma Heyetinde" bulunanları gösterdiği, Yargıtay Hukuk ve Ceza Daireleri genel sorumlusunun "...." numaralı ByLock hesabı kullanıcısı Yargıtay eski üyesi ... olduğu ve bu kişinin "Danışma Heyeti" ile diğer gruplarda bulunanların irtibatını sağladığının belirtildiği,
Yine, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin bir bölümünün hâkim ve Cumhuriyet savcıları arasından yapılacak seçimle belirlenmesi öngörüldüğünden, örgüt tarafından öncelikle bu seçimlerdeki, ardından da bu Kurul tarafından üyeleri belirlenen yüksek mahkemelerdeki kadrolaşmaya önem verildiği, bu doğrultuda 2010 yılındaki HSYK üyeliği seçimleri sürecinde örgüt mensuplarınca toplantı ve diğer organizasyonlar düzenlenerek hem HSYK üyeliği, hem de ardından yüksek mahkeme üyeliklerinin belirlenmesi hususunda çalışmalar yapıldığı,
Örgüts

Üyelik Paketleri

Dünyanın en kapsamlı hukuk programları için hazır mısınız? Tüm dünyanın hukuk verilerine 9 adet programla tek bir yerden sınırsız ulaş!

Paket Özellikleri

Programların tamamı sınırsız olarak açılır. Toplam 9 program ve Fullegal AI Yapay Zekalı Hukukçu dahildir. Herhangi bir ek ücret gerektirmez.
7 gün boyunca herhangi bir ücret alınmaz ve sınırsız olarak kullanılabilir.
Veri tabanı yeni özellik güncellemeleri otomatik olarak yüklenir ve işlem gerektirmez. Tüm güncellemeler pakete dahildir.
Ek kullanıcılarda paket fiyatı üzerinden % 30 indirim sağlanır. Çalışanların hesaplarına tanımlanabilir ve kullanıcısı değiştirilebilir.
Sınırsız Destek Talebine anlık olarak dönüş sağlanır.
Paket otomatik olarak aylık yenilenir. Otomatik yenilenme özelliğinin iptal işlemi tek butonla istenilen zamanda yapılabilir. İptalden sonra kalan zaman kullanılabilir.
Sadece kredi kartları ile işlem yapılabilir. Banka kartı (debit kart) kullanılamaz.

Tüm Programlar Aylık Paket

9 Program + Full&Egal AI
Ek Kullanıcılarda %30 İndirim
Sınırsız Destek
350 TL
199 TL/AY
Kazancınız ₺151
Ücretsiz Aboneliği Başlat