"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 4. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 03.07.2014 tarihli ve 2010/239 E., 2014/298 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davalı ... Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 24.11.2014 tarihli ve 2014/19456 E., 2014/24621 K. sayılı kararı ile;
“...Davacı, 13.10.2008-15.6.2009 tarihler arasında 1200 TL ücret karşılığında tır şoförü olarak çalıştığının tespitini istemiştir. Hizmet cetvelinde, davacının davalı işyeri tarafından 25.10.2008-16.6.2009 tarihleri arasında asgari ücret karşılığı çalışmalarının bildirildiği sabittir. Mahkemece, davacının tır şöforu olarak asgari ücretten çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, taraflar arasında görülen alacak davasında brüt 1676.21 TL ücretle çalıştığının kesinleştiği ve verilen hüküm güçlü delil oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının davalı işyerinde geçen çalışma döneminde prime esas kazancının asgari ücretin 2.51 katı olduğunun tespitine hükmedilmiştir. Uyuşmazlık konusu husus, davacının çalıştığı dönemde prime esas kazancının gerçek ücretten tespiti konusunda yeterli araştırma yapılıp yapılmadığı noktasında toplanmaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağını, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesi teşkil etmektedir. Anılan maddede “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” hükmü yer almaktadır. Bilindiği üzere, belli bir dönemdeki çalışmaların tespiti istemini içeren hizmet tespiti davası, dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olmasa da, 506 sayılı Kanun’un 79/10. maddesinde de düzenlendiği üzere, özünde prime esas kazançlarının ve prim ödeme gün sayılarının tespiti talebini de içerir. Mahkemenin hizmet tespitine ilişkin ilamı ise, işverenin Kuruma vermediği bildirgeler yerine geçecek belge niteliğindedir. Bu nedenle mahkeme dava sonunda vereceği kararda, tespit edilen dönem için aylar itibariyle prim ödeme gün sayıları ile 506 sayılı Kanun’un 77.maddesine göre hesaplanacak olan ‘o dönemdeki’ bir günlük ücreti de belirtecektir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bununla birlikte hizmet tespitine yönelik davalarda, davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliği dikkate alınarak, ücretinin ve davalı ..., davalı işveren tarafından ödenen ve ödenmesi gereken primlerin miktarının belirlenebilmesi amacıyla, prime esas kazancın tespitinde, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 Esas, 2005/413 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. HMK 200. maddesi, Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar ve değerleri iki bin beş yüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar ve değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle iki bin beş yüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz, demekle, Kanunda ispat sınırı olarak gösterilen belli tutarı aşan hukuki işlemler ve senede karşı olan iddialar kural olarak yalnız senetle ispat edilebilir. Bu kaidenin istisnaları bulunmakta olup somut olayda ise bir istisna bulunmamakla birlikte senetle ispat şartı geçerlidir. Bir hukuki işlemin senetle ispatının gerekip gerekmediği o hukuki işlemin tümünün değerine göre belirlenir. Buna göre de, Ücret miktarı HMK’nun Geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK 288. maddesinde (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 200.maddesi) belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtlar, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür. Yazılı delille ispat sınırın altında kalan miktar içinse tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa da tanık dinletilmesi mümkündür. 506 sayılı Kanun’un 78.maddesinde prime esas günlük kazançların alt ve üst sınırlarının ne olacağı gösterilmiştir. Günlük kazancın alt sınırı HUMK’nun 288. (HMK m. 200) maddesinde belirtilen sınırı aşıyorsa, ücretin yazılı delille saptanması gereğinin pratikte bir önemi kalmayacaktır. Zira 506 sayılı Kanun’un 78.maddesine göre, “....günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır” ücretin alt sınırla tespit edilen miktardan fazla olması halinde ise, günlük kazancın hesaplanmasında asgari ücret esas alınır.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; prime esas kazancın tespiti istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkete ait işyerinde 13.10.2008-15.06.2009 tarihleri arasında tır şoförü olarak çalıştığını, aylık ücretinin 1.200,00TL olduğunu, buna rağmen kayıtlarda asgari ücret olarak gösterildiğini, eksik bildirilen ücretinin tespiti ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ...Tur. San. Tic. Ltd. Şti. cevap dilekçesi vermemiş, 20.05.2010 tarihli celsede vekili, davayı kabul etmediklerini, davacının asgari ücretle çalıştığını ve primlerinin buna göre yatırıldığını beyan etmiştir.
Davalı ... Başkanlığı (SGK/Kurum) vekili; dâhili dava dilekçesine istinaden Kurum aleyhine hüküm kurulamayacağını, kayıtlara göre davacının 25.10.2008-16.06.2009 tarihleri arasında davalı yanında asgari ücretle çalıştığını, aksinin resmi belgeler ile ispatlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; tespit ve alacak davalarının farklı yargılama usullerine tabi olduğu belirtilerek alacak talebinin terfikine karar verilerek tespit istemine ilişkin yargılama sonucunda, davalıya ait iş yerinde tır şoförü olarak çalışan davacının asgari ücret ile çalışmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, taraflar arasında mahkemenin 2009/942 Esas sayılı dosyasında görülen alacak davasında, davacının 1.200,00TL net, 1.676,21TL brüt ücret ile çalıştığının kabul edildiği, bu dava sonucunda verilen kararın temyiz incelemesinden geçmek sureti ile onandığı, kesinleşen alacak davasında verilen hükmün güçlü delil oluşturduğu ve ücret miktarı yönünden kabulün bu dosya için hükme esas alındığı, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin Kurum taraf olmadığından bahisle alacak davasında kabul edilen ücretin prime esas kazancın tespiti davasında hükme esas alınamayacağı görüşünde olduğu bilinmekle beraber hukuken ve vicdanen bu görüşe katılma imkânı bulunmadığı, bu kabul esas alınırsa alacak dava dosyasında verilen hükmün güçlü delil olma niteliğinin sözden ibaret kalacağı, öte yandan prim borçlusunun işveren olduğu, işverenin alacak dosyasında da taraf olduğu, davanın resen araştırma ilkesine tabi olup, belirli miktarı aşan ücret iddiasının yazılı belge ile kanıtlanmasına ilişkin daire görüşüne uymak olanağı bulunmadığı, bu nedenle mahkemece verilmiş direnme kararları bulunduğu belirtilmiş, mahkemenin 2014/262 Esas sayılı dosyasında verilen direme kararının gerekçesine yer verilerek, hizmet sözleşmesi bakımından 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 288. maddesinde düzenlenen kuraldan ayrılmak mümkün iken, ücret miktarının ispatında da tanıkla ispat esasının yönteminin benimsenmesi gerektiği, aksi yöndeki kabulün iş hukukuna hâkim işçi lehine yorum ve işçiyi koruma prensibine aykırı olduğu, resen araştırma ilkesine tabi hizmet tespiti davasında belirli miktarı geçen gerçek ücretin yazılı belge ile kanıtlanması aranırken, taraflarca hazırlama ilkesinin uyguladığı davalarda yazılı belge aranmadığı, iş hayatında daha az vergi ve sigorta primi ödemek maksadı ile çalışanların gerçek ücretin altında bir ücret ile çalışıyormuş gibi gösterildiğinin herkes tarafından bilindiği, hal böyle iken işverence düzenlenmesi gereken bir belgeyi işçiden beklemenin hakkaniyetle bağdaşmayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı ... Başkanlığı vekilinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece, önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı ... Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda, tır şoförü olarak çalışan davacının, 13.10.2008-15.06.2009 tarihleri arasında davalı işverene ait iş yerinde geçen çalışmalarına ilişkin prime esas kazancının tespitine dair talebi yönünden, mahkemece 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesi (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. maddesi) kapsamında inceleme yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Davanın yasal dayanağını, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun (5510 sayılı Kanun) 86. maddesinin sekizinci fıkrası teşkil etmektedir. Anılan maddede “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” hükmüne yer verilmiştir.
Bilindiği üzere, belli bir dönemdeki çalışmaların tespiti istemini içeren hizmet tespiti davası, dava dilekçesinde açıkça belirtilmiş olmasa da, 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin sekizinci fıkrasında da düzenlendiği üzere, özünde prime esas kazançlarının ve prim ödeme gün sayılarının tespiti talebini de içermektedir. Mahkemenin hizmet tespitine ilişkin ilamı ise işverenin Kuruma vermediği bildirgeler yerine geçecek belge niteliğindedir. Bu nedenle mahkeme dava sonunda vereceği kararda tespit edilen dönem için aylar itibariyle prim ödeme gün sayıları ile 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesine göre hesaplanacak olan “o dönemdeki” bir günlük ücreti de belirtecektir.
Mülga 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ifade edildiği üzere sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.
Sosyal güvenlik hakkı kamu düzenine ilişkin olduğundan bu hakka ilişkin davalarda kendiliğinden araştırma ilkesi uygulanır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalar daha çok tarafların dava konusu üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri davalardır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda hâkimin kararını (hükmünü) tarafların bildirmiş oldukları vakıalara dayandırabilmesi için onların varlığına kanaat getirmiş olması gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olmayan vakıaları da hâkim kendiliğinden inceleme konusu yapar. Bundan başka hâkim tarafların ileri sürmedikleri vakıaları da kendiliğinden araştırıp kararını bu vakıalara dayandırabilir ve davanın ispatı için bütün delillere kendiliğinden başvurabilir.
Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Hizmet tespitine yönelik davalarda davacı işçinin çalışmasının gerçekliği, işin ve iş yerinin kapsam ve niteliği dikkate alınarak, ücretinin ve davalı ... Kurumuna (Devredilen SSK) davalı işveren tarafından ödenen ve ödenmesi gereken primlerin miktarının belirlenebilmesi amacıyla prime esas kazancın tespitinde, gerçek ücretin esas alınması koşuldur.
Davanın niteliği gereği çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık, ücretin ispatında bu denli serbestlik söz konusu değildir. Ücretin ispatında Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2005/21-409 E., 2005/413 K.; 19.06.2013 tarihli ve 2012/10-1617 E. 2013/850 K. sayılı; 07.02.2018 tarihli ve 2015/10-843 E., 2018/126 K.; 21.05.2019 tarihli ve 2016/10-2554 E., 2019/582 K.; 09.05.2019 tarihli ve 2015/10-3339 E., 2019/542 K. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesinde (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 200. maddesi) yazılı sınırları aşan, ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Ücret miktarı HUMK’un 288. (HMK m.200) maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmak kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür.
Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için veya bu miktar üzerinde olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin bulunması hâlinde tanık dinletilmesi mümkündür (1086 sayılı HUMK m. 292 (HMK m. 202).
5510 sayılı Kanun'un 82. maddesinde prime esas günlük kazançların alt ve üst sınırlarının ne olacağı gösterilmiştir. Günlük kazancın alt sınırı HUMK’nın 288'inci (HMK m. 200) maddesinde belirtilen sınırı aşıyorsa, ücretin yazılı delille saptanması gereğinin pratikte bir önemi kalmayacaktır. Zira 5510 sayılı Kanun'un 82. maddesinin ikinci fıkrasına göre, “...günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden” hesaplanacağı düzenlenmiştir. Ücretin alt sınırla tespit edilen miktardan fazla olması hâlinde ise, günlük kazancın hesaplanmasında asgari ücret esas alınır.
Hâl böyle olunca, ücret miktarı HMK’nın geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK’un 288. maddesinde (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. maddesi) belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmak kaydıyla işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkün olduğundan, buna göre araştırma yapılması gerekmektedir.
Diğer taraftan, iş hukukunda işçi lehine yorum yapılabilirse de, bu tür bir yorum sadece maddî hukuk hükümlerinin uygulanması sırasında söz konusu olabilir. Buna karşılık usûl hükümleri işçi, memur veya işadamı hakkında eşit olarak uygulanır. Başka bir ifade ile usûl hukukunda işçi lehine yorum yapılamaz (Pekcanıtez, H.: Belirsiz Alacak Davasının İş Hukukunda Uygulanması, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 15, Özel Sayı, 2013 (Basım Yılı:2014), s. 951). Bu itibarla, prime esas kazancın ispatı noktasında yazılı delille ispat yönünden işçi lehine yorum ilkesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Davacının, tır şoförü olarak aylık net 1.200,00TL ücretle çalıştığının tespitini talep ettiği somut olayda mahkemece, Yargıtay tarafından onanmakla kesinleşen işçilik alacakları dosyasında net 1.200,00TL olarak kabul edilen ücret esas alınarak hüküm kurulmuştur. Dosya içerisine alınan işçilik alacakları dosyasında ise davacının ücretinin tanık beyanlarına itibar edilerek net 1.200,00TL olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan bu maddi ve hukuki olgular uyarınca, prime esas kazancın miktarı dikkate alındığında bu konudaki talebin 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. ve 292. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. ve 202.) maddelerindeki hükümler çerçevesinde ispatının gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Sadece tanık beyanları ile sonuca gidilmesi hukuka uygun olmadığından, davacının iddiasını ancak yazılı belgelerle kanıtlanması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında Anayasa'nın 60. maddesinde herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ve Devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağının belirtildiği, bu hâliyle Devlet tarafından güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı ve ona bağlı olan prime esas kazancın tespitinde ispatı zorlaştıracak şekilde yazılı delil aranmasının sosyal güvenlik hakkını zedeleyerek sigortalılar aleyhine bir sonuç doğuracağı, prime esas kazancın tespitinde sigortalı için senetle ispat kuralını aramanın isabetli olmadığı, karşı tarafın düzenlemesine bağlı belgeyi davacı sigortalıdan beklemenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, kamu düzenine ilişkin bu davalarda ispat konusunda serbestlik olması gerektiği, bu nedenle Özel Dairenin bozma kararında belirtildiği şekilde prime esas kazancı
