"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Sincan İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 23.07.2013 tarihli ve 2012/364 E., 2013/260 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 04.02.2015 tarihli ve 2013/31444 E., 2015/2891 K. sayılı kararı ile;
"...Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait iş yerinde şoför olarak çalıştığını, iş yerinde hazır beton üretimi yapıldığını, iş sözleşmesinin fazla mesai ücreti, hafta ve genel tatil zamlı ücretlerinin ödenmediği gerekçesiyle feshedildiği 22.11.2011 tarihine kadar aralıksız olarak çalıştığını, davacının 08.00-18.30 arasında görev yaptığını, 18.30'da bitmesi gereken mesainin haftanın dört günü 21.00 'e kadar uzadığını, ayda iki hafta tatili çalıştığını, tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde de çalışmasının devam ettiğini ancak fazla mesai ücreti, hafta ve genel tatil zamlı ücretlerinin ödenmediğini, bu alacakların ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayalı olduğunu ve kıdem tazminatınında ödenmesi gerektiğini, kullanmadığı ücretli izin hakkının bulunduğunu, fazla mesai, ulusal bayram genel ve hafta tatili alacaklarının belirlenebilir olmadığından belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, yıllık izin ve kıdem tazminatının belirlenebilir olduğundan hesaplayarak buna göre talep edildiğini belirterek kıdem tazminatı ile birlikte bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının müvekkiline ait iş yerinde şoför olarak çalıştığını, davacının görevinin şoför olması sebebiyle hiç bir zaman fazla mesai yapmadığını, işyerinin pazar günleri ile genel tatil ulusal bayram günlerinde kapalı olduğunu, iş yerinde hazır beton üretimi yapıldığını, kışın iş yapılmadığından çalışanların çoğunlukla 14:00-15:00 saatlerinde iş yerinden ayrıldığını, davacının iş sözleşmesinin devamsızlığı nedeniyle feshedildiğini, feshin haklı nedene dayalı olduğunu ve kıdem tazminatı talep hakkının bulunmadığını, davacının tüm ücretli izin hakkını kullandığını ve izin ücreti alacağı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davanın belirsiz alacak davası olup olmadığı ve buna göre fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacaklarına hangi tarihten itibaren faiz uygulanacağı noktasındadır.
Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir.
Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn:6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51, 56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, iş hukuku uygulamasında, Yargıtayca, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yazılı belgelere ve işyeri kayıtlarına dayanmayıp, tanık anlatımlarına dayanması halinde, hesaba esas alınan süre ve alacağın miktarı nazara alınarak takdir edilecek uygun oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekliliği kabul edilmektedir. Bu halde, tanık anlatımlarına dayanılarak hesaplanan alacak miktarından hakimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, alacak belirsiz kabul edilmelidir.
Davacının fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacakları bakımından davayı belirsiz alacak davası olarak açtığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece hafta tatili, fazla mesai ve ulusal bayram genel tatil alacakları bakımından davacının ıslah dilekçesinde faiz talebinde bulunmadığı gerekçesi ıslah edilen miktar bakımından faizsiz hüküm altına alınmış ise de, bu alacaklar bakımından davanın belirsiz alacak davası olduğu anlaşılmakla bu alacaklara dava tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekmektedir.
3-Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda fazla mesai alacağı hesaplamasında kışın Aralık, Ocak, Şubat ve Mart aylarında fazla mesai yapılmadığı kabul edilmiş olmasına rağmen hafta tatili alacağı bakımından Aralık, Ocak ve Şubat aylarında hafta tatili çalışmasının bulunmadığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Davalı işyerinde fazla mesai yapılmadığı kabul edilen aylar dikkate alınarak bu aylarda hafta tatili çalışmasının da bulunmadığının anlaşılmasına göre, Mart ayında da hafta tatili çalışmasının bulunmadığı kabul edilerek hafta tatili alacağının hesaplanması gereklidir..."
gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesini fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ödenmemesi sebebiyle haklı sebeple feshettiğini ve anılan alacakların dava tarihi itibariyle belirlenebilmesi mümkün olmadığından bu talepler yönünden davalarını 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107’nci maddesi uyarınca belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, kıdem tazminatı ve yıllık izin alacaklarının ise belirlenebilir olduğunu ileri sürerek işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, iş sözleşmesinin davacının devamsızlığı sebebiyle haklı sebeple feshedildiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının bir kısım işçilik alacaklarının ödenmemesi sebebiyle iş sözleşmesini haklı sebeple feshettiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Mahkemece üçüncü bentte yer alan bozma gerekçesine uyulmuş, ikinci bentte yer alan bozma gerekçesi bakımından ise davacı tarafından artırım dilekçesi olarak sunulan dilekçenin ıslah dilekçesi kabul edildiği, talebin hukuki nitelendirilmesinin ve davanın niteliğinin belirlenmesinin mahkemeye ait olduğu, taleple bağlılık ilkesinin nazara alınması gerektiği, davacının dava dilekçesinde belirsiz alacak davası açtığını belirtmesinin mahkemeyi bağlamayacağı, dava dilekçesinde belirtildiği şekilde 100,00 TL miktar gösterilmek suretiyle tahsil talep edilerek açılan davanın tahsil talepli belirsiz alacak davası kabul edilemeyeceği, davanın kısmi eda külli tespit davası niteliğinde olduğu, bu davanın tahsil talepli belirsiz alacak davası ile tespit talepli belirsiz alacak davasından farklı olduğu, kısmi eda külli tespit davasında davanın açıldığı tarih itibariyle zamanaşımı kesilmekle birlikte faiz başlangıç tarihinin artırım dilekçesinin verildiği tarih olarak nazara alınması gerektiği, HMK'nın 26’ncı maddesi gereğince artırım dilekçesinde faiz talep edilmemiş ise faize de hükmedilmeyeceği, somut olayda dava dilekçesinde faiz talep edildiğinden temerrüt tarihinin dikkate alındığı, davacının artırım dilekçesi olarak ifade ettiği ancak mahkemece ıslah olarak değerlendirilen dilekçede faiz talep edilmediği için HMK'nın 26’ncı maddesi gereğince taleple bağlı kalındığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını taraf vekilleri temyiz etmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak ve dava konusu alacaklar ayrıştırılmak sureti ile fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları yönünden belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen, bilirkişi raporundan sonra talep artırım dilekçesi verilerek alacak miktarlarının arttırıldığı, ayrıca faiz talebinde bulunulmadığı eldeki davada, arttırılan miktarlar dâhil alacağın tümü bakımından faiz başlangıç tarihinin temerrüt tarihi mi olduğu yahut dava türünün kısmi eda külli tespit davası olduğundan bahisle dava ile istenen kısımlar için dava tarihinden faiz işletilip, arttırılan kısımlar için ise faiz işletilmemesi mi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
I-Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, bozma kararının iki numaralı bendinde fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacakları bakımından “dava tarihinden itibaren faiz uygulanması” gerektiği belirtilmiş ise de, Hukuk Genel Kurulu tarafından aynı gün incelemesi yapılan diğer emsal dosyalarda olduğu gibi bu dosya içerisinde de ihtarname bulunmakta olup, davacının temerrüt tarihinden itibaren faiz talep etmesine göre anılan ifadenin maddi hataya dayalı olarak yazıldığı anlaşıldığından bozma kararından çıkarılarak yerine “temerrüt tarihinden itibaren” sözcüklerinin yazılmasına ve maddi hatanın bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
II-Davalı temyizi yönünden;
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, esasa girilmeden önce, ilk hükmü temyiz eden ancak Özel Dairece sair temyiz itirazları reddedilen davalının direnme kararını temyizde hukuki yararının bulunup bulunmadığı hususu öncelikle incelenmiştir.
Bilindiği üzere, hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. İlk hükmü temyiz etmiş ancak sair temyiz itirazları reddedilmiş davalı lehine bozma konusu yapılan hususa ilişkin olarak mahkemece bozmaya uyulmuştur.
Bu durumda eldeki davada davalının direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
O hâlde davalı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin reddine oy birliği ile karar verilmiştir.
III-Davacı temyizi yönünden;
Uyuş
