"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 16.07.2013 gün ve 2013/140 E. 2013/469 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09.06.2014 gün ve 2013/15545 E., 2014/9484 K. sayılı kararı ile,
"...Dava, basın yoluyla kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı tarafından yapılan basın açıklaması sırasında davalının kendisi hakkında ''....ağzından salyalar akarak koşan kim...'' şeklinde hakaret içeren sözler kullandığını belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili, insanların da hayvanlar gibi salyalarının bulunduğu, müvekkilinin heyecan ve panik halini anlatmak için bu tabirleri kullandığını, hakaret kastının bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının konumu itibariyle sert eleştirilere katlanması gerektiği ve davalının tahkir kastının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu basın açıklamasında kullanılan ifadeler değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece, davalının sarfettiği ifadelerin sert eleştiri niteliğinde olduğu gerekçesiyle davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı benimsenmiş ise de; davalı tarafından kullanılan ''....ağzından salyalar akarak koşan kim...'' şeklindeki sözlerin davalının kişisel değer yargısı niteliğinde olmayıp, eleştiri sınırlarını aşan küçültücü ve hakaret niteliğinde olduğu, davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşıdığı, eleştiri sınırlarını aştığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan gerekçelerle uygun bir manevi tazminata karar verilmesi gerekirken istemin tümden reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir..."
gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili müvekkilinin Cumhuriyet Halk Partisi Malatya Milletvekili, davalının ise Adalet ve Kalkınma Partisi Adıyaman Milletvekili olduğunu, davalının 30.03.2012 tarihinde gerek yazılı, gerek görsel basın yayın organlarında yer alan açıklamalarında müvekkili hakkında aynen; ''ağzından salyalar akarak koşan kim, görüntülerde var'' şeklinde sözler sarf ettiğini, davalının bu beyanının müvekkilinin siyasetçi kimliğini, onur ve haysiyetini aşağılayıcı ve tezyif edici mahiyette olduğunu; hiçbir siyasi, fikirsel eleştiri gayesi taşımayan ve ağır hakaret olan sözlerin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini ileri sürerek 7.500,00 TL manevi tazminatın 30.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili insanların da hayvanlar gibi salyalarının bulunduğunu, müvekkilinin heyecan ve panik halini anlatmak için bu tabirleri kullandığını, hakaret kastının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece AİHM kararlarında siyasetçilerin, başbakanın, bakanların ve milletvekillerin normal insanlara göre daha fazla eleştirilebileceği, çünkü toplumun önüne çıkarken bunu göze almış olacaklarının genel kabul gördüğü, davalının yapmış olduğu konuşmada davacının söz ve tavırlarını eleştirdiği, davacının konumu itibariyle davaya konu sert eleştirilere katlanması gerekeceği, tahkir kastının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki karardaki gerekçeler tekrar edilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davalının yaptığı basın açıklaması sırasında davacı hakkında ''....ağzından salyalar akarak koşan kim...'' şeklindeki sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken kişisel değer yargısı niteliği taşıyıp taşımadığı, eleştiri sınırlarını aşıp aşmadığı ve davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği, buradan varılacak sonuca göre davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir.
Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi (TMK m.24), isme saldırı (TMK m.26), nişan bozulması (TMK m.121), evlenmenin butlanı (TMK m.158/2), boşanma (TMK m.174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma (6098 sayılı TBK m.58) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (TBK m.58) olarak sıralanabilir.
TMK’nın 24. maddesi ile 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nın 24. maddesinde;
“Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelik
