Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1750 Esas 2019/321 Karar
Karar Dilini Çevir:
Hukuk Genel Kurulu         2017/1750 E.  ,  2019/321 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “tapu iptali tescil, intifa hakkının terkini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Menemen 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 27.09.2013 tarihli ve 2012/857 E., 2013/641 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 14.05.2014 tarihli ve 2014/2616 E., 2014/6369 K. sayılı kararı ile,
“…Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146. maddesi gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Davacı Almanya'dan davalı kardeşine para ve vekaletname göndererek kendisine taşınmaz almasını istediğini, davalı kardeşinin ise vekaletnameyi kullanmayarak gönderdiği para ile 963 parsel sayılı taşınmazı satın alarak kendi adına tescil ettirdiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir. HMK'nın 33. maddesi gereğince bir davada olayları anlatmak taraflara hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hakime ait bir görevdir. Açıklanan bu hali ile davanın hukuki niteliği inançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescildir. Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Burada önemli olan zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağının tespitidir. Türk Borçlar Kanununun 149. maddesi gereğince de zamanaşımı alacağın istenebilir hale geldiği, başka bir deyişle iddiada bulunanın ferağ umudunu yitirdiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Davacı, ferağ umudunu davanın açıldığı tarihte yitirmiş sayılacağından bu davalar için öngörülen on yıllık zamanaşımı süresi henüz dolmamıştır.
Bu durumda mahkemece işin esasına girilerek bir hüküm kurulması gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.


HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, tapu iptali ve tescil ile intifa hakkının terkini istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili ile davalının kardeş olduklarını, Almanya'da ikamet eden müvekkilinin emlakçılık yapan davalının önerisi üzerine kendi nam ve hesabına İzmir ili, Menemen İlçesi, Koyundere Köyünde bulunan 963 parsel numaralı tarla vasıflı taşınmazı satın alması için davalıya vekâletname ve banka aracığıyla 50.000.000ETL para gönderdiğini, davalının vekâletnameyi hiç işleme sokmadan müvekkilinin gönderdiği parayla söz konusu taşınmazda Selahattin Çelik ve Hatice Polat adına kayıtlı olan 4/12 payı 22.06.1992 tarihli 1828 yevmiye numaralı satış akdi ile, yine aynı taşınmazda Reyhan Arabacı'nın 2/12 payını 17.07.1992 tarihli ve 2013 yevmiyeli satış akdi ile alarak toplamda 6/12 payı kendi adına tapuda tescil ettirdiğini, davalının kısa bir süre sonra bu hissenin intifa hakkını üzerine bırakarak çıplak mülkiyetini 25.12.1992 tarihli ve 3614 yevmiyeli işlem ile eşinin amcasının oğlu olan Sadık Gönç'e tapuda muvazaalı şekilde satış göstererek devrettiğini; para ve vekâletname göndererek kendi adına alındığını sandığı gayrimenkulün aslında vekil kıldığı kardeşinin kendi adına aldığını öğrenen müvekkilinin gayrimenkulün kendi adına devrini istediğini, ancak davalının satın aldığı payları devredeceğini söyleyerek oyaladığını, müvekkilinin ısrarları sonucunda taşınmazın çıplak mülkiyetinin 3/12 payını 14.12.1995 tarihli ve 4551 yevmiyeli satış işlemi ile müvekkiline devrettiğini, dava konusu taşınmazın hisselerinin uygulanan imar sonucu çıplak mülkiyetlerinin davalı ... ve müvekkili ... adına yine bu çıplak mülkiyet hisselerinin toplamı olan 6/12 payın intifa hakkının davalı ... adına tescil edildiğini; davalının vekâlet görevini kötüye kullanarak kendine yarar sağladığını ileri sürerek İzmir ili, Menemen İlçesi, Koyundere Köyü, 963 parsel, 4101 ada 3 ve 4 numaralı parseller, 4220 ada 3 ve 4 numaralı parsellerde davalı ... adına kayıtlı 3/12'şer çıplak mülkiyet payları ile 6/12'şer payın intifa haklarının tamamının ve 4224 ada 1 parselde 46/2401 payın çıplak mülkiyeti ile 92/2401 payın intifa hakkının iptal edilerek müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili tarafından vekâlet görevinin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen işlemlerin hiç birinde muvazaa bulunmadığını, davacının tescil talep edemeyeceğini ancak alacak talep edebileceğini, dava konusu alacak iddialarının da zamanaşımına uğradığını, davacının kandırılması ve hataya düşürülmesi suretiyle tapunun tamamının değil yarı hissesinin devredilmesi ve tapu üzerinde intifa hakkı tesis edilmesine dair iddialarının da bir yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, tapunun alınıp tekrar davacıya verileceğine dair işlemin bir inançlı işlem olduğunu ve inançlı işlemin ancak yazılı bir sözleşme ile ispatlanabileceğini, davacının geçmiş yıllarda işlerinin takip edilmesi için müvekkiline verdiği genel vekâletnamenin dava konusu taşınmazların alımı için verildiğini davacının ispatlamak zorunda olduğunu, 1992 ve 1995 yıllarında yapılan tapu işlemlerinin hileli ve kendisini kandırmak amacıyla muvazaalı yapıldığını iddia eden davacının 1995 yılı sonrasında bile müvekkiline para gönderip işlerini takip ettirdiğini, vekil olduğu tarihten bugüne kadar davacı tarafından vekillikten azledilmemesinin açıklanmaya muhtaç olduğunu, taşınmazların alınmasıyla davacının müvekkiline verdiği vekâletnamenin bir bağlantısının olmadığını ve bu hâliyle vekâletin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davacının vekâlet sözleşmesine aykırı davranılarak 3/12 payın devredildiğini 14.12.1995 tarihinde öğrendiğini, davanın ise bu tarihten itibaren 818 sayılı Borçlar Kanununun 126. maddesinde vekâlet sözleşmeleri için öngörülen beş yıl içinde veya 818 sayılı Borçlar Kanununun 125. maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının ferağ umudunu, kısmi ifanın gerçekleştiği 14.12.1995 tarihinde mi yoksa dava tarihinde mi yitirmiş olacağı; burada varılacak sonuca göre davacının davasını zamanaşımı süresi içinde açıp açmadığı noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği gibi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereği hâkim, bir davada sadece tarafların ileri sürdüğü maddi vakıalar ve talep sonuçları ile bağlı olup, dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların hukuki nitelendirmeleriyle sınırlı olmaksızın, kanunları resen uygulayarak iddia ve savunmadaki talepleri karara bağlamakla yükümlüdür. Tabi olacakları kurallar ile etki ve sonuçlarının belirlenmesi yönünden, taraflarca dile getirilen taleplerin hukuki nitelendirmesi büyük önem arz etmektedir.
Bu doğrultuda öncelikle; inançlı işlem ve vekâlet sözleşmesi kavramları hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.
İnanç sözleşmeleri kaynağını 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararından almaktadır.
Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun’un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmıştır.
Anılan kararda; çeşitli sebep ve amaçlarla bir taşınmaz kaydına gerçek malik yerine başka bir nam ve bir sözleşmede akitlerden biri yerine üçüncü bir şahsın gösterilmesinin mümkün olduğu, bu gibi hâllerde vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına yaptığı tasarruflarda olduğu gibi hukuki bir durum veya herhangi bir maksatla üçüncü şahıslardan gerçeği gizleme gayesi güdülebileceği, "kötü niyetli ve haksız gizlemeler" dışında, belirtilen olasılıklara göre açılacak bir davanın, gerçekten, ya mevcut bir hakka dayanarak bir el değiştirme veya bir hakkın korunması niteliğini taşıyacağı; bu durumda, halefiyeti düzeltme amacıyla öncelikle mülkiyetin vekile aidiyeti düşünülse bile, temsil hükümlerine aykırı olduğundan bunun korunması ve devamına hükmolunamayacağı, zira Borçlar Kanunu’nun "müvekkil vekiline karşı muhtelif borçlarını ifa edince vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü şahıstaki alacağı müvekkilin olur" hükmünün bu düşünceyi doğruladığına değinildikten sonra sonuç olarak; nam-ı müstear davalarının dinlenebilir olduğuna ve yazılı delil ile ispatının mümkün bulunduğuna karar verilmiştir.
İnançlı işlem, inananın (itimat edenin) bir hakkını belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da inananın emir ve talimatlarına göre kullanıp amaç gerçekleşince veya süre dolunca hakkı tekrar inanana devretmeyi yüklendiği sözleşmeler olarak tanımlanabilir (Özkaya, E.: İnançlı İşlem ve Muvazaa Davaları, Ankara 2004, s. 25).
Yargısal kararlarda ise inançlı sözleşme, inanılan tarafın elde ettiği hakkı, taraflarca güdülen amaç sona erdikten veya belirli bir süre geçtikten sonra inanana veya üçüncü kişiye devretme taahhüdünü içeren bir anlaşma olarak tarif edilmiştir (HGK, 13.5.1992 tarihli ve 1992/14-249 E, 1992/323 K ).
İnançlı sözleşme ile inanan (itimat eden) bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana (mutemede) devretmekte, borçlandırıcı bir sözleşme ile de inanılan kişinin hak ve yetkilerini sınırlandırmaktır. İnanılan hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca tekrar hakkı inanana iade etmeyi yükümlenmektedir.
İnançlı işlemler gibi bu işlemlerin hangi zamanaşımına tabi tutulacakları da Kanunumuzda düzenlenmemiştir. Gerek bilimsel alanda gerekse uygulamada, inanç konusunun iadesine, inanç konusu üçüncü kişiye devredilmiş, inanılan elinden çıkmışsa tazminat talebine ilişkin dava hakkının 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 125. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu kabul edilmektedir.
Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zamanaşımının başlamasına imkân yoktur (Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2011 tarihli, 2011/13-14 E., 2011/189 K. ve 29.01.2014 tarihli, 2013/11-376 E., 2014/49 K. sayılı).
Vekâlet sözleşmesi ise mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 386. maddesinin 1. fıkrasında “Vekâlet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.” şeklinde tanımlanmıştır.
Vekâlet sözleşmesi ile vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer. Bu bir hizmet edimi, geniş anlamda iş edimi, bir başkası lehine faaliyet de olabilir. Hukuki fiillere ilişkin vekâlette vekil, müvekkilinin menfaatine olarak hukuki işlemler gerçekleştirmek, özellikle subjektif haklar iktisap etmek, kullanmak ve devretmeyi yükümlenir (Yalçınduran T.: Vekalet Sözleşmesinde Ücret, Ankara 2007, s. 35).
Bu tanımlamadan vekâlet sözleşmesinin unsurları: vekilin, bir iş görme borcunu üstlenmesi; iş gö

Üyelik Paketleri

Dünyanın en kapsamlı hukuk programları için hazır mısınız? Tüm dünyanın hukuk verilerine 9 adet programla tek bir yerden sınırsız ulaş!

Paket Özellikleri

Programların tamamı sınırsız olarak açılır. Toplam 9 program ve Fullegal AI Yapay Zekalı Hukukçu dahildir. Herhangi bir ek ücret gerektirmez.
7 gün boyunca herhangi bir ücret alınmaz ve sınırsız olarak kullanılabilir.
Veri tabanı yeni özellik güncellemeleri otomatik olarak yüklenir ve işlem gerektirmez. Tüm güncellemeler pakete dahildir.
Ek kullanıcılarda paket fiyatı üzerinden % 30 indirim sağlanır. Çalışanların hesaplarına tanımlanabilir ve kullanıcısı değiştirilebilir.
Sınırsız Destek Talebine anlık olarak dönüş sağlanır.
Paket otomatik olarak aylık yenilenir. Otomatik yenilenme özelliğinin iptal işlemi tek butonla istenilen zamanda yapılabilir. İptalden sonra kalan zaman kullanılabilir.
Sadece kredi kartları ile işlem yapılabilir. Banka kartı (debit kart) kullanılamaz.

Tüm Programlar Aylık Paket

9 Program + Full&Egal AI
Ek Kullanıcılarda %30 İndirim
Sınırsız Destek
350 TL
199 TL/AY
Kazancınız ₺151
Ücretsiz Aboneliği Başlat