"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki “muarazanın men’i ve istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 4. Tüketici Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 21.10.2015 gün ve 2014/1744 E., 2015/2378 K. sayılı kararın davalı Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.05.2016 gün ve 2016/1550 E., 2016/13293 K. sayılı kararı ile;
“...Davacı, oğlu Hüseyin'in Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 22.11.2011, 22.8.2012 ve 12.3.2012 tarihli sağlık raporlarından anlaşılacağı üzere bipolar duygulanım bozukluğu, İnsomnia, Irritabilite, yineleyen depresif ve manik epizodlar isimli ruhsal hastalığa tutularak Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 02.10.2013 tarihli ilamıyla sürekli olarak kısıtlanmasına ve kendisinin de oğluna vasi tayinine karar verildiğini, Bağkur emeklisi olan kısıtlının 2013 yılında kullandığı tüketici kredisinde temerrüde düşmesi üzerine davalı banka tarafından emekli maaşlarına bloke koyduğunu, icra takibi başlatılmadan ya da dava açılmadan, usulüne uygun muvafakat alınmadan emekli maaşının tamamına bloke konulmasının 5510 SY'nın 93. maddesine göre mümkün olmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla kısıtlının emekli maaşından tahsil edilen 15.000,00 TL nın kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, emekli maaşına konulan blokenin kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının oğlu Hüseyin'in 01.02.2013 tarihinde kredi çekmesinden sonra hakkında kısıtlama kararı verilmiş olmasının davalı bankaya karşı ileri sürülemeyeceği, ancak 5510 SY'nın 93. md gereği sadece nafaka alacakları ve SGK alacakları hariç olmak üzere emekli aylığından kesinti yapmanın yasak olduğu, öte yandan emeklinin bankayla imzaladığı sözleşmede yer alan veya ayrı taahhütname imzalayarak İİK 83 gereği hacizden önceki bir dönemde haczi mümkün olmayan bir mal veya hakkın haczedilemeyeceğine dair bankayla yapmış olduğu anlaşmanın geçersiz olduğu, sözleşmenin 11. maddesine yer alan düzenlemenin haksız şart oluşturduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 12.912,92 TL nın dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, vasisi olduğu oğlunun SGK maaşına, davalı bankadan kullandığı kredi borcunun ödenmemesi nedeniyle, konulan blokenin kaldırılmasını ve maaşından kesilmek suretiyle ödenen bedellerin iadesini talep etmiştir. Davalı banka hesaptaki blokenin, kredi kullanan Hüseyin'in muvafakatine dayandığını savunmuştur. Mahkemece, kredi sözleşmesi ve kredi sözleşmesi tarihinden sonra kısıtlanan Hüseyin'in muvafakatini içeren taahhütnamede yer alan hükümlerin haksız şart oluşturduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere 17.04.2008 tarih ve 5754 sayılı yasanın 56.maddesi ile değişik 5510 sayılı yasanın 93.maddesinde Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88.maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.” hükmü bulunmaktadır. İİK.nun 83/a maddesindeki ''İİK.nun 82 ve 83. maddelerinde yazılan mal ve hakların haczolunabileceğine dair önceden yapılan anlaşmalar muteber değildir" hükmüne karşın, 28.02.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5838 Sayılı Kanunun 32.maddesi ile değişik 5510 Sayılı SGK.nun 93/1 .maddesinde, "bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin taleplerin, borçlunun muvafakati yok ise, icra müdürü tarafından reddedileceği" düzenlemesine yer verilmiştir. Bu hükmün İİK.nun 83/a maddesine göre daha Özel düzenleme içerdiği ve takip hukukuna göre icra takibinin kesinleşmiş olması şartıyla haciz sırasında veya hacizden sonra 5510 Sayılı Yasanın 93.maddesi kapsamındaki gelir, aylık ve ödeneklerin haczine ilişkin verilen muvafakatin geçerli olacağı, bu durumda borçlunun haciz sırasında veya haciz işleminin gerçekleşmesinden sonraki dönemde borçlu haczedilmesi mümkün olmayan mal ve haklarla ilgili olarak bu hakkından vazgeçebileceği, sözleşme hukukuna göre bu yasağın kesin olmadığı, yasanın tarafların iradesine ağırlık vererek muvafakat yoluyla emekli aylıklarına bloke konulmasına, borcun başka teminatlara başvurulmadan ödenmesine imkan sağladığı, böylece tarafların sözleşme ile belirledikleri hükmü ortadan kaldırmadığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacının vasisi olduğu kısıtlı Hüseyin Uzel, az yukarıda zikredilen yasal düzenlemeler yürürlükte iken ve kısıtlanmadan önce kredi sözleşmesini imzalamıştır. Taraflarca imzalanan sözleşmenin 11. maddesi ve taahhütname (muvafakat) ile Hüseyin Uzel'in, borcun ödenmemesi halinde banka nezdinde bulunan tüm alacakları, mevduat ve hesapları üzerinde bloke, hapis, mahsup ve takas etme yetkisini davalı bankaya verdiği, kredi geri ödemelerinin maaş hesabından yapılmasına muvafakat ettiği açıktır. Hüseyin Uzel'in, bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödememesi halinde sözleşme gereğince kullandırılan kredinin teminatı olarak maaşından kesinti yapılmasını kabul etmesi ve diğer teminat öngören hükümlerinin sözleşmeye konulmasına rıza göstermesinin haksız şart olarak kabulü mümkün değildir. Zira Hüseyin Uzel sözleşmenin her sayfasını ayrı ayrı imzalamış olup, serbest iradesi ile sözleşme şartlarına uygun olarak kredi borcu taksitlerinin bankadan aldığı maaşından kesilmesi için talimat verdiğine göre artık sözleşmenin söz konusu hükmünün müzakere edilmediği söylenemez. Bankanın sözleşme hükümlerine göre yaptığı işlemin sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerin dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olduğu kabul edilemez. Davacının vasisi olduğu Hüseyin Uzel'in, bankadan aldığı kredi borcunu sözleşme şartlarına uygun olarak ödemesi gerekir. Kaldı ki, davacının, taksitlerin ödenmesine ihtirazı kayıt koymaksızın kesintiye muvafakat edip, onbeş ay boyunca borç ödendikten sonra ödenen kredi bedellerinin iadesini doğuracak şekilde bir hakkın kullanılması iyiniyet kurallarıyla bağdaşmaz. (TMK m.2) Tüketici haklı bir sebep olmadan sözleşmeyi tek taraflı feshedemez, ifası yapılmış bedellerin iadesini isteyemez, bu şekilde edimini tek taraflı geri istenmesi de hukuken himaye göremez. Aksi halde; kredi isteyen kişinin mali durumu ve maaş gelirine göre borcunun ödenebileceği güvencesiyle kredi veren bankanın alacağının imkansızlaşması, kötü niyetli bir kredi borçlusunun borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğacaktır. Hal böyle olunca mahkemece uyuşmazlığın 5510 sayılı kanunun diğer hükümleri, sözleşmede ahde vefa ilkesi ve tarafları bağlayan sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir...”
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava muarazanın men’i ve istirdat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin 02.10.2013 tarihli mahkeme kararı ile ruhsal bozukluk nedeniyle kısıtlanan oğlu Hüseyin Uzel’in vasisi olduğunu, kısıtlı Hüseyin Uzel’in SGK emeklisi olup 01.02.2013 tarihinde davalı bankadan tüketici kredisi kullandığını, kredi borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesi üzerine herhangi bir icra takibi yapmaksızın maaşının tamamı bloke edilerek emekli aylıklarına el konulduğunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93’üncü maddesine göre ancak usulüne uygun şekilde başlatılan ve kesinleşen bir icra takibinde borçlu müvekkilinin muvafakati ile ve maaşın yalnızca dörtte biri üzerinden haciz işlemi yapılabileceğini, davalı bankanın uygulamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek emekli maaşı üzerindeki blokenin kaldırılmasına ve kesilen tutardan fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000 TL’nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Hüseyin Uzel’in müvekkili bankadan 01.02.2013 tarihinde 60 ay vadeli 35.000 TL limitli ihtiyaç kredisi kullandığını, sözleşme imzalandığında bu kişi hakkında kısıtlılık kararının mevcut olmadığını, kredinin teminatı olarak emekli maaşının gösterildiğini, ilk taksitte temerrüde düşüldüğünü, kredi taksitleri ödemelerinin aksaması üzerine virman talimatı gereği 2013 yılının 6. ayından itibaren taksitlerin maaş hesabından tahsil edilmeye başlandığını, aylarca bu şekilde kredi ödenmeye devam ettikten sonra açılan iş bu dava ile maaşından tahsil edilen kredi tutarının fazlasını da kapsar şekilde talepte bulunmasının iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağını, şahsın maaşından yapılan kesintinin hukuki dayanağı mevcut olduğu gibi, yapılan kesintinin kendisini geçim sıkıntısına düşürecek bir tutar da olmadığını, maaştan kesintinin dayanağının sözleşmenin 11’inci maddesi ile sözleşme eki olan rehin sözleşmesi, taahhütname ve virman-takas mahsup talimatı olup, hukuka ve hakkaniyete aykırı bir uygulamanın bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece davalı bankanın iyi niyetli olmadığı ispat edilemediğinden Hüseyin Uzel’ in 01.02.2013 tarihinde kredi çekmesinden sonra hakkında kısıtlama kararı verilmiş olmasının kredi verene karşı ileri sürülemeyeceği, kısıtlının kullandığı kredilerin aylık taksit ödemelerinin aynı banka nezdindeki maaş hesabından 25.06.2013 tarihinden 25.08.2014 dava tarihine kadar toplam 12.912,92 TL tahsil edildiği, 5510 sayılı Kanun’un 93'üncü maddesi gereğince nafaka ve SGK alacakları hariç olmak üzere emekli aylığından kesinti yapmanın yasak olduğu, bu maddeye göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin taleplerin, borçlunun muvafakati bulunmaması hâlinde, icra müdürü tarafından reddedileceği, ayrıca 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 83’üncü maddesi gereğince hacizden önceki bir dönemde haczi mümkün olmayan bir mal veya hakkın haczedilebileceğine dair bankayla yapmış olduğu anlaşma veya temlik belgesinin maaşta tasarrufu engelleyici nitelikte bir sözleşme olarak kabul edilmesi gerektiği ve Borçlar Kanunu’nun 26 ve 27. maddeleri uyarınca geçersiz sayılacağı, davaya konu tüketici kredisi sözleşmesinin müşterinin banka nezdinde bulunan ve ileride vadeleri dolmuş ya da dolmamış tüm alacakları, mevduat ve bloke hesapları, nakdi bankaya rehnedilerek bankanın bunlara ilişkin hapis, mahsup ve takas etme yetkisi veren 11’inci maddesinde yer alan düzenlemenin 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanun ile değişik 6’ncı maddesi, Haksız Şartlar Hakkında Yönetmeliği’nin 7’inci maddesi hükümleri ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 5’inci maddesi çerçevesinde haksız sözleşme koşulu olarak kabul edilmesi gerektiği, açıklanan yasal düzenlemeler ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre kredi taksit ödemelerinin davacı emekli maaşına bloke koymak suretiyle toplam 12.912,92 TL tahsil edilmesinin hukuka aykırı olduğunu mütalaa eden bilirkişi raporunun benimsendiği gerekçesi ile davanın bu tutar üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçeler ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece ilk karardaki gerekçelerin yanında ilgili yasal düzenlemelere yer verilmek ve konu hakkında Yargıtay daireleri arasında farklı görüşler bulunduğundan bahisle konunun Hukuk Genel Kurulunda tartışılması gereğine değinilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici kredisinin imzalanması sırasında, kredi borcunun teminatı olarak banka nezdindeki emekli maaşı hesabından virman/takas/mahsup suretiyle ödeme yapılmasının borçlu tüketici tarafından kabul edildiği düzenlemesini içeren sözleşme hükümlerinin geçerli ve bağlayıcı sayılmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü yolunda öncelikle sözleşme hukukunun temel prensiplerinden olan sözleşme serbestisi ilkesine değinilmesi fayda bulunmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 26’ncı maddesinde “Sözleşme özgürlüğü” başlığı altında bir sözleşmenin içeriğinin, bu sözleşmenin taraflarınca kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirlenebileceği düzenlemesi yer almaktadır. Bu temel kuralın istisnası ise 27’nci maddenin birinci fıkrasında ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu belirtilmek suretiyle açıklanmıştır.
Sözleşme serbestisi kavramının temeli irade özgürlüğüne dayalıdır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın irade özg
